Röportaj Terörizmin Destekleyicilerine Suriye’nin Geleceğinde Yer yok



ID:17124
Yayınlanma:
23 Tem 17

"Kesin olarak söyleyebileceğim şu var ki Suriye savaşı, özünde Filistin’den Beyrut’a, Şam’dan Tahran’a uzanan direniş kuvvetlerinin aleyhinde olan bir savaştı. Son yıllarda ortaya çıkan bazı deliller ve gizli bağlar şüphesiz Suriye savaşındaki asıl hedefin işgalci İsrail rejimine ve Birleşik Devletlere hizmet etmek ve direniş hattına büyük bir darbe vurmak olduğunu ortaya koyuyor."

Geçtiğimiz yıl Haziran Ayında Hediye Abbas Deyrezzor’dan Suriye parlamentosuna girmişti, parlamento başkanı olarak seçilerek, tüm Arap ülkeleri arasında ilk defa bir kadın meclis başkanı koltuğuna gelmişti. 

Tesnim Haber Şam Muhabiri Fethi Nizam Suriye Parlamento Başkanı Hediye Abbas ile bir röportaj  gerçekleştirdi.

İşte o röportajın detayları:

S-Geçtiğimiz son iki yıl içinde birçok ülkeden parlamento üyelerinin Suriye’yi ziyaret ettiğine şahit olduk ve siz de El Şa’ab Meclisinde bu misafirlerin birçoğuyla görüşmelerde bulundunuz. Bu ziyaretçilerin size getirdikleri en önemli mesajlar nelerdi? Suriye’nin diğer ülkelerle diplomatik ilişkilerinin devamı gibi alenen dile getirilmemiş olan mesajlar mıydı yoksa başka mesajları da var mıydı?

C-İlk olarak size hoş geldiniz diyorum ve sizin aracılığınızla İran İslam Cumhuriyeti’ne, halkına ve yöneticilerine, özellikle de hepsinin başında İnkılap Rehberi Seyyid Ali Hamaney’e, Suriye’ye ve halkına bu yedi yıl içinde verdikleri destekten dolayı selam ederim.
Sorunuz hakkında öncelikle şunu söylemeliyim ki biz El Şa’ab Meclisinde, dünyanın farklı yerlerindeki parlamentolar ile irtibat sağlamak adına kanallar açarak Suriye’nin hakiki durumunu yakından görebilmeleri için meclisin kapılarını diğer parlamentolara açtık. Birçok yabancı parlamentolara davetname göndererek, Suriye’de gerçekte neler olup bittiğini kendi gözleriyle yakından müşahede etmeleri için ve teröristlerin ve silahlı grupların önceden planlanmış hamlelerini görebilmeleri için heyetler göndermelerini istedik. Şam’a ziyaret düzenleyen bu heyetlerin birçoğu batı medyasının ve siyasetçilerinin insanların görmesini istediği şeyin aslında tam tersi olduğu düşüncesi ile buradan ayrıldılar.

Bu ziyaretlerin Suriye için çok faydalı sonuçları vardı. Bu heyetleri Suriye’de olan biten şeylerin hakikatinden haberdar ederek Suriye halkının mesajlarını onlara ilettik. Onların terörizme karşı devletlerinin yanında durmalarının gerekçelerini bildirdik. Bazı ülkelerin, ülkemizin ve milletimizin aleyhine, tek taraflı şekilde uyguladıkları iktisadi ambargonun iptalinin önemini ve terörizm ve aşırıcılık ile savaşmada birliğin gerekliliğini vurguladık. Zira bu gruplar yalnızca bölge ülkelerinin geleceğini değil, tüm dünya ülkelerinin geleceğini tehdit etmekteler. Eğer bugün birbirimizle işbirliği yapmazsak, bir daha asla bu anormal grup ile mücadele etmeye gücümüz olmayacak ve Avrupa ülkeleri de gelecekte bizim bugün yaşadığımız facialarla karşı karşıya kalacaklar. Bu heyetlerin büyük çoğunluğu bildirdiğimiz şeylere görüp kabul ederek ayrıldılar.

Ama alenen açıklanmamış mesajlar hakkında, şunu söylemeliyim ki böyle mesajlar hiç bulunmadı. Her ne kadar Tunuslu kardeşlerimiz ve bazı Mısırlı şahsiyetler gibi bu heyetlerden bazıları Suriye ile normalleşmekten yana olduklarını açıkça dile getirmiş olsalar da, biz inanıyoruz ki bizimle ilişkisini kesen ülkelerin bizimle ilişkileri devam ettirmek istemelerinin nedeni, Suriye’nin iyiliğinden de öte kendi çıkar ve menfaatleridir. Zira bunun en iyi yolu terörizmle mücadele alanında bilgi ve tecrübe alış verişidir. Biz bugün bu alanda birçok tecrübeler edinmiş bir ülke olarak, terörizm faciaları ile karşı karşıya kalan bu ülkelere yardımlarda bulunabiliriz.

Bu nedenden dolayıdır ki biz ülkemize gelen heyetlerden geçici çıkarlardan ve gerginlik doğuran dar görüşlü siyasetlerden uzak, gerçekçi tavır alarak karar almalarını istiyoruz. Biz teröristleri himaye eden ve onlara maddi yardımlarda bulunan tarafları rüsva etme niyetindeyiz. Bu konuda elde ettiğimiz tüm bilgi ve delilleri de kendi meclislerinde açıklamaları için gelen heyetlere bildiriyoruz.

S-Dr Hediye Abbas 1919 yılında kurulan Suriye El Şa’ab parlamentosunun, o zamandan bu yana ilk kadın meclis başkanı oldu. Suriye’de bir kadının bu görevi üstlenmesi hangi manaya geliyor? Günümüzde Arabistan gibi ülkelerde kadınların tahkir edildiğine ve en sade haklarından dahi mahrum edildiğine şahit oluyoruz. Ancak bizzat bu ülkeler, Suriye’yi vatandaşlarının haklarını çiğnemekle ve özgürlüğünü kısıtlamakla itham ediyorlar. Bu konudaki görüşünüz nedir?

C-Gerçek şu ki Suriyeli kadınlar tarih boyunca birçok alanda, erkeklerin yanında görev alma liyakatine sahip olduklarını ispat etmişlerdir. Ve günümüz Suriye devleti zamanında da kadınlar siyaset ve iktisat gibi alanlarda ortaklık etmiş ve büyük adımlar atmışlardır. Suriyeli kadınlar yetmişli yılların başından beri büyük makamlarda görev almışlar ve bakanlık gibi konumlarda da kendilerini göstermişlerdir. Aynı şekilde Cumhurbaşkanı Yardımcılığı, El Şa’ab Meclisi Başkanlığı ve Parti Başkanlığı gibi makamlarda da bulunmuşlardır. Ülkemiz gelişmeye müsait bir ülke olup, ülke nüfusunun yarısını teşkil eden kadınların da faydalanabileceği ve büyük roller üstlenebileceği bir ülkedir.

Biz tüm dünya ülkeleri arasında kadınların da siyasi alanda boy göstermesini destekleyen ilk ve öncü ülkelerden biriyiz. Ben Suriye’nin yasama kurumunun başına bir kadının gelmesinin, kadının konumunu düşüren ve ülkelerindeki haklarından yararlanmalarını kısıtlayan dünya ülkeleri için şaşırtıcı olduğu kanaatindeyim. Dünyanın birçok meclisi bu duruma ihtiram ile bakarak takdir ettiler. Suriye Arabistan ile mukayese edilemez. Zira Suudi Arabistan, “devlet”in manası açısından, devlet değil. Tersine kabile taassubuna ve görüşüne sahip bir hanedan tarafından yönetilmekteler ve kadınların bu hükümette hiçbir rolü ve hukuku bulunmamaktadır. Halbuki kadınlar 1919 yılından itibaren mecliste rol almaktadırlar. Arabistan’da gerçek bir parlamento bile bulunmuyor. Aksine, hakim olan hanedanın meclisi bulunuyor sadece. Biz Suriye’de, bölgede uygar ve öncü bir ülke olmaktan gurur duyuyoruz. Vatandaşlarımız eşit bir şekilde haklarından faydalanıyorlar ve haklarını anayasaya ve uygar kanunlara uygun biçimde muhterem sayıyoruz. Bu, Fars Körfezi çevresindeki padişahların ve onların başında da Âli Suud’un kesinlikle aşina olmadığı bir şeydir. Âli Suud’un kanunları, IŞİD’in uygulamak için uğraştığı kanunlardır.

S-Suriye ordusu savaş alanında büyük başarılar elde etmiş ve ülke topraklarının büyük bölümünü özgür kılmıştır. Şimdi de (henüz IŞİD’in kontrolünde olan) Deyrezzor şehrine, yani sonuç olarak IŞİD’in Suriye topraklarındaki varlığının da sonuna yaklaşmış bulunuyorlar. Dr Hediye Abbas Suriye’nin tamamen özgürlük ilanından sonraki geleceğine nasıl bakıyor? Ve ondan sonra Suriye’ye düşman ülkelerin ve batılı ülkelerin tavrının ne olacağı konusunda ne düşünüyor?

C-Şüphesiz ki cesur ordumuzun, farklı isim ve unvanlara sahip terörist gruplar karşısında aldığı büyük zaferler ve teröristlerin elinden büyük oranda bölgeleri kurtarmaları, IŞİD teröristlerinin elinden stratejik adımların atılması ve bunların sonucunda da tekfiri teröristlere ve onlara mali destek sağlayanlara karşı zafer elde edildiğinin ilan edilmesi ve Suriye’nin kazanması düşünülmektedir.
Ben Suriye’nin zaferinin ardından, hizmetlerden, kanunlardan ve eğitimden faydalanan modern bir ülke oluşturmak için, ülkenin tüm noktalarında yenileme çalışmalarının başlayacağına inanıyorum. Suriye’ye düşman devletler bugünden itibaren şunu bilsinler ve öğrensinler ki Suriye devleti haklıyla, ordusuyla ve müttefikleriyle zafer elde etti.

Suriye düşmanları şimdiden, fırsatı kaybetmeden, olumsuz düşüncelerini değiştirsinler. Suriye’nin diğer dünya ülkeleriyle olan ilişkisinin, bu ülkelerin terörizme karşı takındıkları tavra bağlı olduğunu düşünüyorum. Suriye hükümetinin ve halkının yanında yer alan ülkeler, Suriye’nin irtibat kurmada, yatırım yapmada ve işbirliği yapmada öncelikliğinde olacaklar. Ancak Suriye’ye düşmanlık edenler, teröristleri besleyenler ve Suriyelilerin kanının dökülmesinde ortaklık edenlerin, Suriye’nin geleceğinde hiçbir yeri olmayacak.

S-Amerika, İsrail ve müttefiklerinin Suriye aleyhinde başlattıkları bu siyasi ve askeri yedi yıllık savaşın ardından şuanda direniş gücü hangi durumda? Eskisinden de mi zayıfladı yoksa gücü eskisinden daha mı arttı? Eğer arttıysa buna neden olan faktörler nelerdir?

C-Kesin olarak söyleyebileceğim şu var ki Suriye savaşı, özünde Filistin’den Beyrut’a, Şam’dan Tahran’a uzanan direniş kuvvetlerinin aleyhinde olan bir savaştı. Son yıllarda ortaya çıkan bazı deliller ve gizli bağlar şüphesiz Suriye savaşındaki asıl hedefin işgalci İsrail rejimine ve Birleşik Devletlere hizmet etmek ve direniş hattına büyük bir darbe vurmak olduğunu ortaya koyuyor. Direniş kuvvetlerinin, terör unsurlarının kullanıldığı bu savaşın asıl hedefini çabuk anlayıp derk etmeleri, savaşın mesajları açısından ve aynı şekilde bu mesajlara karşı gösterilen tepki açısından ki bunun fazları daha önceden planlanmıştı, önemli rol oynadı. Yedi yıllık bu yıkım savaşının ardından ki terörist unsurlar İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Fransa ve Amerika’nın mali ve silahlanma açısından eşi görülmemiş şekilde destek gördüler. Rusya’nın da desteklediği direniş hattı, bunca üzücü yıkıma rağmen -ki biz bunu zaferin bir bedeli olarak görüyoruz- direnç, direniş ve zafer elde etmede ne kadar güçlü olduğunu ispatladı.

Ancak bu uzun savaşın ardından milletimize şu güvenceyi veriyoruz ki direniş çemberinin gücü ve birlikteliği ve aynı zamanda askeri tecrübelerimiz çok daha arttı. Bu yüzden işgalci İsrail rejiminin bu açıdan gücünün zayıfladığını ve sarsıldığını görüyoruz ve korku ve vahşet içerisinde hayatta kalabilmeleri için Suriye güneyindeki teröristlere alenen nizami açıdan da yardım ediyorlar artık. Ancak biz bu rejime ve diğer destekçilerine şunu söylüyoruz; bu rejim ve müttefikleri, halkımızın ve ordumuzun iradesi ve direniş çemberinin birlikteliği ve birbirine bağlılığı karşısında yenilgiye uğradılar. Direniş çemberi bugün çok daha büyük bir kudret ve iktidar ile düşmanın bu yenilgisini kendilerine gösteriyorlar.

S-Suriye’nin dostu ve kardeşi olan birçok ülke bu savaşta Suriye’nin ve halkının yanında olarak terörizmle mücadelede ona destek verdiler. Ama bu yedi yıl içerisinde İran İslam Cumhuriyeti’nin Suriye Arap Cumhuriyeti’ne ve milletine verdiği destek diğer ülkelerin desteğinden nasıl bir farka sahip?

C-Hiç şüphesiz bu savaşta birçok devlet, Suriye hükümetinin ve halkının yanında yer aldılar ve iktisadi, siyasi ve askeri alanda teröristler ile savaşımızda yedi yıl boyunca bize destek verdiler. Bize her ne şekilde olursa olsun desten veren herkese teşekkür ediyoruz. Milletimiz asla, gördüğü bu acı ve mihnetler karşısında yanında yer alanları unutmayacak ve bu ülkelerin başında da İran İslam Cumhuriyeti, Rusya ve Lübnan İslami Direnişinden kardeşlerimiz bulunuyorlar. Ama kardeşimiz İran İslam Cumhuriyeti’nin Suriye milletine cömertçe desteği, destek ve koruma mantığının da ötesindeydi. “Ortaklık” anlamına ulaşıyordu, yani kendi kanları da bizim kanlarımız yanında dökülmesine rağmen ülkemizin topraklarını ve hâkimiyetini korumada Suriye milleti ile ortaklık ettiler. Üzüntüde ve mutlulukta ortak olduk ve hatta ekmeklerimizi birbirimizle paylaştık. Bu yüzden biz İranlıları ekmek, buğday ve yiyeceklerini bizimle paylaşan; birçok yiyecek, ilaç ve iktisadi ihtiyaçlarımızı temin eden kardeşlerimiz olarak görüyoruz ve bu, devletimizin ayakta kalmasına ve düşmana karşı direnişine büyük yardımda bulundu. Biz bu birliktelik ruhu ve irade ile ve Allah’ın da yardımıyla kazanan taraf olduk.

S-Cumhurbaşkanı Beşar Esad Milli İdari Islahatlar planını tüm şekilleriyle fesat ile mücadelede, yöneticilere sorumluluk vermek ve Suriyeli vatandaşların önerilerine önem verdiği için açıkladı. Suriye aleyhindeki yedi yıllık bu savaşın ardından bu planın önemi nedir?

C-Milli İdari Islahatlar planının böyle bir zamanda bizzat Cumhurbaşkanı Beşar Esad tarafından ilan edilmesinin, Suriye’nin teröristler karşısında zaferinin ilanı olduğuna inanıyorum. Savaş zamanında devletin tüm kadrolarının ve müesseselerinin yoğun olmasından dolayı ortaya çıkan kargaşa ve fesat ortamının savaşı körüklediğini biliyoruz. Bu açıdan şu zamanda böyle bir planın ilan edilmesi, zafer ilanı ve yenilenme aşamasının başladığının bildirilmesi ile eşdeğerdir. Bu plan genel anlamda devletin savaş sonrası aşamasına geçtiğini yani tüm alanlarda yenilenmeye gidildiğini açılıyor. Cumhurbaşkanı’nın hedefi, devletin ve bakanların bu plan dahilinde kendi sorumluluk ve mesuliyetlerini yerine getirmeleri için iyi bir motivasyon oluşturmaktır ve bu kurumların altyapısının yenilenmesi ve idari faaliyet alanlarının genişletilmesinin esasına dayanıyor. Böylelikle zayıflık, başarısızlık ve fesadın önü alınmış olup, tüm insani kadroların gücünü arttırarak devletin geliştirilmesi ve tüm kurumların güçlendirilmesini amaçlayan plana, gelecekte devletin alt yapılanmalarının ve onların faaliyetlerinin geliştirilmesine ve yenilenmesine en iyi şekilde yardım edecek.