Arap ulusçuluğunun sonu



ID:18178
Yayınlanma:
12 Ağu 17

"Irkçı, Şoven gruplar dışında coğrafyamızda farklı ulus ve inançların ortak yaşayabileceklerine hatta zenginlik olduğuna dair bir kanaat oluşmuş durumdadır. Ortadoğu’yu temel alırsak işgalci ve sömürgeciler dışındaki haklar arasında bir sorun olacağını düşünmüyoruz. Tek eksiklik bunun projelendirilmemiş olmasıdır. Sömürgeciliği, Suriye savaşında yenersek yeni ufuklar ve umutlar için saha açılmış olacak."

             Arapçada Al Uruba olarak ifade edilen Arap Milli hareketi, Türkçülük gibi tarihsel miadını doldurmuş durumdadır. Coğrafya içerisinde birliği değil, parçalanmayı, iç savaşları sağlayan bir yük konumundadır. 1789 Fransız Devrimi dünyadaki ve özelikle batı aristokrat topluluklarını sarsmış yeni sınıfların oluşumuna neden oluşturmuştu. 

           1916 sonrası Batı Sömürgeciliğinin inisiyatifinde, Arap coğrafyasının gerici Arap Monarşileri ve aşiretleri arasında bölünmesi sonucunda tek etken olmazsa da batıdaki anlamda ciddi bir ulus devlet mefhumu ortaya çıkmasına engel oluşturmuştur.  Bugünkü Arap gericiliğine rağmen, Arap olarak ifade edilen coğrafyada sömürgeciliğe karşı Dünyada ender yaşanan mücadeleler de verilmiştir. Cezayir’in, Fransızlara karşı direnişi, Libya’nın, İtalya sömürgeciliğine karşı, Mağribî’n, Abdül kerim Al Khattbi önderliğinde İspanya, İngiliz, Fransa sömürgeciliğine karşı direnişi destansı direnişlerdir. Keza Irak’ın, İngilizlere karşı, Filistin’in yarım asrı aşan mücadeleleri dışında, Suriye’nin tüm Dünya emperyalizmine karşı efsanevi direnişini de bugün yaşamaktayız.

           Bütün bu mücadeleler Arapları bir ulus devlet çatısında birleştirememiştir. Meselenin içindeki cevheri, gizemi ortaya çıkarmaya çalışırsak,  Arap Coğrafyasına giydirilen Araplık elbisesi kapsayıcı, toparlayıcı olmaktan ne yazık ki uzaktır.  Bunu paralel olarak bu coğrafyada ciddi ulusal hareketlerde gelişmemiştir.  1940’ların başında Baas hareketi ve 1950’lerin başında Cemal Abdulnasır dışında dikkate değer bir hareket gelişmemiştir.  Nedenlerini sorgulamaya çalışırsak Serbon üniversitesi öğrencileri Zeki Al Arsuzi, Micahel Eflak ve Salah Bitar, batı endeksli Arap ulusçuluğunu  Baas (diriliş/rönesans) adı altında teorize etmeye çalıştılar. Fakat Arap coğrafyası İslam ümmeti döneminde Araplaşan çok farklı kültür ve toplumlardan oluşuyordu. Zamanla bu kültürler ve toplumlar kendi özgünlüklerini ifade edeceklerdi.  Araplığı en çok savunan Suriye’nin, tüm Arap ülkeleri tarafından saldırıya uğramasının nedenlerinden en önemlisini burada görmek lazım.  Bugün Sömürge Arap devletçikleri, Suriye’yi ne Arap ne de Müslüman görmektedir.

           Diğer önemli Arap Ulusal hareketi C. Abdulnasır hareketidir. Nasırın ölümüyle bir efsane olarak Arap tarihinde yerini aldı. Günümüzde bu hareketin etkilerinden varlığından söz etmek mümkün değildir. Farklı Arap ülkelerinde nostalji parti ve dernekler şeklinde varlığını sürdürmektedirler.

           Ortadoğu coğrafyasının, ekonomik, güvenlik dışında insanı temel alan ortak yaşamı hedefleyen çoğulcu demokratik kimliğinin oluşturulması konusu ciddi bir sorun olarak durmaktadır. Tüm inançların ve halkların kendilerine ifade edebildikleri üst-alt kimliğinin olmadığı herkesin kendini ifade edebildiği kapsayıcı bir kimlik olmak zorundadır. Ne İnançları ne de etnik ve kültürleri tek tipleştiremeyiz. Tüm soykırım ve savaşlar bize bunun mümkün olmadığını,  ortak yaşamın düşmana ve özelde sömürgeciliği karşı en güçlü silah olduğunu bilmekte yarar var.

           Irkçı, Şoven gruplar dışında coğrafyamızda farklı ulus ve inançların ortak yaşayabileceklerine hatta zenginlik olduğuna dair bir kanaat oluşmuş durumdadır. Ortadoğu’yu temel alırsak işgalci ve sömürgeciler dışındaki haklar arasında bir sorun olacağını düşünmüyoruz. Tek eksiklik bunun projelendirilmemiş olmasıdır. Sömürgeciliği, Suriye savaşında yenersek yeni ufuklar ve umutlar için saha açılmış olacak.