Kudüs Haberleri Latin Amerika’dan Kudüs’e tam destek



ID:23674
Yayınlanma:
18 Ara 17

Latin Amerika ülkeleri açık bir konsensüs çerçevesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin Tel aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma ve bu kenti çakma rejim İsrail’in beşkenti olarak kabul etme kararına tepki göstererek bu kararı şiddetle kınadılar.

Venezüella Cumhurbaşkanı Nikolas Madoro resmi bir bildiri yayımlayarak Trump’ın Kudüs kararını kınadı ve kararın uluslararası hukukun açık ihlali ilan etti. Venezüella Dışişleri Bakanı Horhe Arza da twitter hesabında Bolivari milletlerin Filistin meselesinin adil ve insaflı bir şekilde çözüme kavuşturulmasına karşı sorumluluk içinde olduklarını ve Venezüella yönetimi de İsrail rejiminin Filistin milletine ait olan topraklarda illegal varlığını takviye ederek her türlü tek yanlı girişime şiddetle karşı olduğunu vurguladı.

Bolivya’nın solcu Cumhurbaşkanı İvo Morales de ABD Başkanı Trump’ın kararını ve Ortadoğu bölgesinde istikrarın üzerindeki olumsuz etkilerini sert bir dille eleştirerek Trump’ın Kudüs’le ilgili tek yanlı kararından derin kaygılarını dile getirmek istediğini ve bu kararı şiddetle kınadığını belirtti. Morales ayrıca Bolivya milleti ve devletinin Filistin milleti ile dayanışmasına ve Filistin meselesinin adil bir şekilde çözüme kavuşturulmasına destek verdiklerini vurguladı.

Küba yönetimi de ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararını uluslararası hukukun açık ihlali ve Filistin milletinin meşru çıkarlarını çiğneyen ve Ortadoğu bölgesinin istikrarı ve güvenliği için vahim sonuçları olabilecek bir karar niteledi.

Şili’nin ılımlı yönetimi de latin Amerika bölgesinde yer alan diğer ülkelerle koordineli bir şekilde hareket ederek Kudüs’ün korsan İsrail’in başkenti ilan edilmesini kınadı. Twitter hesabında bir açıklama yapan Şili Dışişleri Bakanı İraldo Muniz de Şili yönetimi Kudüs kentinin çok özel bir statüsü bulunduğuna inandığını ve bu yüzden Kudüs’ün illegal işgalini tanımadıklarını vurguladı.

Latin Amerika bölgesinde hatta Amerika ile iyi ilişkileri olan sağcı yönetimi bile ABD Başkanı Trump’ın bu kararını talihsizlik niteleyerek BM genel kurulunun 1947 yılında onayladığı 181 sayılı kararnameye istinaden Kudüs İsrail rejimine ait olmadığını açıkladı.

Arjantin yönetimi her üç semavi din olan İslam, Hristiyan ve Yahudi inançlarına mensup olan insanların kayıtsız şartsız ve özgürce Kudüs’te yaşamalarını istedi.

Brezilya, Nikaragua, Elsalvador ve latin Amerika bölgesinde yer alan diğer ülkeler de ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararını kınadı.

Ancak bu süreçte akla gelen soru, latin Amerika ülkelerinin neden Kudüs’e yönelik bu şekilde ortak ve uyumlu bir tepki vermelerinin nedenidir.

Gerçekte latin Amerika ülkeleri 1948 yılında çakma İsrail rejiminin kuruluşunda kendilerini suçlu hissediyor. 1947 yılında yeni yeni kurulan BM’de 20 latin Amerika ülkesi 181 sayılı kararnamede İsrail lehine oy kullandı. O günlerde latin Amerika ülkelerinde siyonist lobiler çok aktifti ve bu yüzden de 1973 yılına kadar ve ekim savaşı başladığı güne dek latin Amerika ülkeleri sürekli siyonist rejimi destekledi.

1967 savaşı bir çok sebepten ötürü latin Amerika ülkeleri arasında saflaşmaya ve çatlakların oluşmasına sebep oldu. Bu arada latin Amerika kamuoyu bu bölgede yaşanan konuların hakkında bilgilenmeye başladı ve bu bölgede yer alan ülkelerin siyaset çevreleri Filistin milletinin hakkaniyetine anlayınca Kudüs meselesi de bu bölgede önemli bir konum kazandı.

Öte yandan latin Amerika’da yaşayan Arap kökenli kuşak da o tarihten itibaren bu bölgede Filistin davasını anlatmaya başlattı ve sonuçta kamuoyunun bilgilenmesinde etkili rol ifa etti. Bu kesim Filistin meselesi sadece bir Arap veya İslam meselesi olmadığını ve Hristiyanların da bu meselede payı bulunduğunu ve Kudüs’ün bir tek dine ait olması öteki iki semavi dine zulüm olduğunu açıklamaya başladı.

Dünyada Arap dünyasından sonra Araplar en çok latin Amerika bölgesinde yaşıyor. Latin Amerika’da Brezilya 12.5 milyon Arap nüfusu ile bölgede en büyük Arap azınlığı barındırıyor. Brezilya’dan sonra Arjantin 4.5 milyon Arap nüfusu ile latin Amerika’da ikinci sırada yer alıyor. Venezüella 1.6 milyon Arap nüfusu ile üçüncü ve daha sonra Kolombiya ve Meksika da 1.5 milyon nüfusları ve Şili 800 bin nüfusu ile bir sonraki sıralarda bulunuyor.

Latin Amerika bölgesinde toplam 35 milyon Arap nüfus yaşıyor. Oysa Amerika’da sadece 3.7 milyon Arap yaşıyor. Latin Amerika’da Müslümanlar iyi konumda bulunuyor ve 10 milyonluk bir nüfusu oluşturuyor.

Latin Amerika bölgesinde yirmi yıl önce yeni sol akımları yeniden güç kazanmaya başladıktan sonra da işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan Filistinlilerin haklarının tanınması yönünde yeni bir dalga yükselmeye başladı. Bu sürecin doruk noktası bölge halkının Kudüs’e verdikleri destekle yaşandı.  Brezilya Da Silva cumhurbaşkanlığı döneminde Filistin’e büyükelçi açma hakkı tanıdı. Bu karar siyonistlerin ve korsan İsrail’in taraftarı olan Brezilyalı Yahudilerin tepkisine neden oldu. Brezilya’da Filistin milletine destek süreci Dilma Rosef’in cumhurbaşkanlığı döneminde de devam etti. Ancak bu destek sonunda Yahudileri ve Amerika ve korsan İsrail taraftarı olan radikal sağcıları Rosef iktidarını devirmeye yöneltti.

Öte yandan latin Amerika genelinde Filistin milletine destek veren STK’ların faaliyetleri de bölge halkının Filistin milletinin çiğnenen haklarıyla tanışmalarında büyük etkisi oldu. Bu etkiyi latin Amerika’nın insani derneklerinin bildirilerinde görmek mümkün. Örneğin bu bildirilerden birinde Filistin topraklarının dünyanın öbür ucunda yer aldığı, fakat latin Amerika ile benzer tarihi paylaştıkları ve bu yüzden Filistin halkının isteklerine saygı göstermek gerektiği belirtiliyor. Gerçekte latin Amerika milletleri ile Filistin milleti arasındaki tarihi benzerliklerden biri her iki bölgenin sömürülmesi ve işgale uğramasıydı.

Latin Amerika devletlerinin ortak bir tepkide Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs kararını kınama amacı, latin Amerika bölgesinde güçlü sosyal tabanı bulunan Hristiyanların ve Müslümanların çiğnenen haklarına dikkat çekmektir. Nitekim siyonistler ve korsan İsrail de latin Amerika halkının tarihi hafızasında parlak bir mazileri bulunmuyor. İsrail rejimi Arjantin’de kirli savaşta önemli rol ifa etti. CIA ve Mossad’ın işbirlği ile bir çok latin Amerika ülkesine dayatılan bu kirli savaşta bölgenin bir çok özgürlükçü genci öldürüldü, işkence edildi veya ortadan kayboldu. Latin Amerika halkı bu kurbanlarına büyük saygı duyuyor ve siyonist rejimin suçunu asla affetmiyor.

Korsan İsrail’in latin Amerika ülkelerinde siyasi, istihbarat ve medya faaliyetlerinin yanı sıra bu rejim bölgede kanlı darbeler yapan sağcıların desteklenmesi ve sağcı milis grupların kurulmasında da önemli rol ifa etmiştir. Üstelik en son da siyonist rejimin Şili’de eli kanlı diktatör Pinoşe’ye silah temin eden taraf olduğu ifşa edilmiştir. Siyonist rejim ayrıca latin Amerika bölgesinde özgürlükçü gruplarla mücadele için milis grupları kurmakta da kirli mazisi bulunuyor. Bu örgütlere Kolombiya’da AUC adında silahlı bir örgütü örnek vermek mümkün. Bu örgüt Lübnan’da 1980’li yıllarda faaliyet yürüten Hristiyan Falanjist örgütlere benzer bir yapısı bulunuyor. Hayatını anlattığı bir kitap yayımlayan örgütün lideri Karlos Kastao açıkça İsrail’de askeri eğitim aldığını ve örgütünü örgütlediğini itiraf ediyor.

Her halükarda siyonist rejim İsrail latin Amerika’nın özgürlükçü halkı tarafından işgal, gasp ve cinayet simgesi olarak biliniyor ve bu yüzden bu bölgede Filistin milletine yönelik destek her geçen gün daha da derinleşiyor.