Röportaj İyi Parti kurucularından Aydın Sezgin: Demokratik dünyayı ve kamuoyunu kaybettik; savrulduk, yalnızlaştık



ID:24627
Yayınlanma:
08 Oca 18

"Suriye'deki iç savaşın Türkiye için yaratacağı riskleri baştan sona yanlış okumakta ısrar ettik"

İyi Parti kurucusu, emekli büyükelçi Aydın Sezgin, Türkiye’nin dış politikasının ulusal çıkarların terk edilmesiyle çıkmaza girdiğini söyledi. Sezgin, “Demokratik dünyayı ve kamuoylarını kaybettik” dedi.

İYİ Parti’nin kurucu üyesi, emekli Büyükelçi Aydın Sezgin, Türkiye demokrasinin kaybettiği zemini “Eğri oturup doğru konuşalım, biz bugün Kopenhag kriterlerine riayet eden bir noktada değiliz. 2005’in gerisine düştüğümüze hiç şüphe yok” sözleriyle anlattı.

Cumhuriyet'ten Duygu Güvenç'in sorularını yanıtlayan Aydın Sezgin'in açıklamaları şöyle:

- Hariciyedeki değişimi resmeder misiniz?

Türkiye, hep ulusal çıkarlarını esas alan bir dış politika izlemiştir. Dış politika tatlı masallar alemi, hayaller iklimi değildir. Maalesef son yıllarda dış politikamız ulusal çıkar esasından uzaklaştı. Nesnel çıkarlar yerine belirli bir ideoloji, bazı hayaller; kişisel hezeyanIar, ihvan gibi bazı dış bağlantılar, özellikle iç siyasi saikler ve Tanpınar’ın tabiriyle ‘müphem bir mazi hasreti’ ağırlık kazandı. Bunlar öne çıktıkça Türk dış politikasının yönetimi ve uygulaması ciddi zorluklarla karşılaştı, ulusal çıkarIardan uzaklaşma bizi savrulmalara ve yalnızlığa yönlendirdi. İtibarımızda, güvenilirliğimizde aşınmalar oldu.

- Ulusal çıkarların terk edilmesine örnek verir misiniz?

Aklın yolu, bizim Mısır’la ilişkilerimizi muhafaza etmemizi gerektirirdi. Oysa biz, İhvan’a yakınlığı öne koyduk. Darbe oldu diye bilinen noktaya sürüklememiz; siyasi, stratejik ve ekonomik çıkarlarımıza aykırıydı. Ayrıca zaman zaman İslam ümmetini bir dış politika aktörü gibi görüyoruz ve takdim ediyoruz. Bu hem yanlıştır hem de yanıltıcıdır. Ümmetin yeknesak çıkarları, siyaseti olmadığı, apaçık ortada.

"Kaybımız büyük"
- Kimleri kaybettik biz?

Demokrasi olarak adlandırılan dünyayı ve kamuoylarını kaybettik. Arap aleminin önemli bir kısmını kaybettik. AB içinde bize en yakın ülkelerden biri olan İtalya kamuoyunda ülkeme yönelik tereddüt ve şüpheleri çok derinden hissettim. İtalyan kamuoyu; Türkiye’nin demokrasisine, hukuk düzenine, insan hakları uygulamalarına, aidiyet yalpalamalarına ve dış alemle ilişkilerindeki yanlış hamlelere eleştirel yaklaşıyor.

- Ne zamandan beri ?

Bizim ilk başlarda IŞİD ile mücadeledeki mütereddit tutumumuz, tek adam yönetimine doğru gidişat izlenimi, basın ve ifade özgürlüğü üzerinde baskıların yoğunlaşması, inatla Merkez Bankası politikalarına müdahale girişimleriyle birlikte, 2015 Nisan ayından itibaren görüntümüz daha da zedelendi. Bu imaj yıpranmasına karşı gerçekten mücadele verdik. Ama olumlu olmayan bir gerçeklik karşısında alabileceğiniz sonuçlar sınırlı.

- Almanya ve Hollanda ile yaşanan krizler de buna örnek mi?

İç siyaset, dış politika üzerinde her zaman etkili olmuştur ama iç siyasetin dış politikayı tamamen rehin alması zehirli bir olaydır ve hiçbir zaman dış politikamız üzerinde bugünkü kadar etkili olmadı. Hollanda ve Almanya da iç siyasete malzeme yapıldı. Avrupa’da yabancı düşmanlığı yükseliyor ve Türkiye karşıtlığı mevcut; bunu seslendiren de genelde radikal partiler. O ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızı korumak istiyorsak, radikal partilere karşı büyük geleneksel partilerle işbirliği yöntemleri geliştirebilirdik. Yapmadık. Aksine AKP, o ülkelerdeki yabancı düşmanlığıyla beslenmeyi tercih etti.

- ABD ile ilişkileri nasıl görüyorsunuz?

Trump’a, hükümet niye ilk başlarda umutla bağlandı, anlamakta güçlük çekiyorum. Vize uygulamasının savunulacak hiçbir tarafı yok. Trump ile birlikte ABD’de tek bir yönetimden söz etmek zor. Ancak, ilişkilerimizin altyapısına da işlemiş gözüken bir kriz durumu söz konusu. Zarar bilançosu büyümeden tedavi edilmeli.

"2005’in gerisindeyiz"
- AB ile müzakere sürecinin sonlanmasından endişe ediyor musunuz?

Türkiye’nin adaylığı ve müzakere süreci AB müktesebatının parçasıdır. AB’nin, Türkiye’ye rağmen müzakere sürecini sonlandırması hukuken mümkün değil. Bu, AB açısından siyaseten de zor bir karardır. Madem ki kendimizi Avrupalı olarak addediyoruz, biz de bu konularda görüş üretebilmeliyiz. Fakat bu anlayıştan çok uzak bir politika izliyoruz ve müzakereleri hızlandırma yönünde samimi bir niyet ortaya koymuyoruz. Eğri oturup doğru konuşalım, biz bugün Kopenhag kriterlerine riayet eden bir noktada değiliz. 2005’in gerisine düştüğümüze hiç şüphe yok.

"Suriye’yi tamamen yanlış okuduk"
- Suriye politikamız nasıldı?

Baştan sona hatalıdır. Suriye realitesini, Suriye rejiminin ittifaklar oluşturma yeteneğini, direnme gücünü, Rusya’nın bu konudaki kararlılığını, İran’ın tutumunu ve içsavaşın Türkiye için yaratacağı riskleri baştan sona yanlış okumakta ısrar ettik. Bunu birçok uyarıya rağmen yaptık. Türkiye, Suriye’de işbirliği yaptığı grupların gücünü çok abarttı. Kendi rolunü, etki kapasitesini mübalağa etti. Türkiye’yi Suriye’ye müdahil olmaya teşvik eden ülkelerin, hatalarımıza ilişkin eleştirilerini gözardı etti ve siyasetlerindeki değişiklikleri görmezden geldi. Bu yanlış tutum ve tavırlar da ulusal çıkar kavramının kaybolmasından kaynaklandı.

- Türkiye’de çözüm süreci başlarsa PYD isim değiştirerek kabul görebilir mi?

Türkiye IŞİD’e karşı başlangıçtan itibaren daha kararlı olsaydı, ABD’nin PYD’ye bu denli ihtiyacı olmazdı. IŞİD’e karşı çok daha net tutum alabilirdik. İran’ın Suriye’deki nüfuzunu da sınırlayabilirdik. Ayrıca, IŞİD’in Türkiye açısından bir tehdit oluşturduğu ilk andan görülmeliydi.

- İyi Parti’ye göre Kürt sorunu nasıl çözülür?

Çözüm süreci çözüm getirmedi, vahim sonuçlar yarattı. Türkiye’nin tüm vatandaşları için gerçek sorun olan demokrasi, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü konularını ele almamız lazım. Demokrasiler sorunlarını bu şekilde, bireysel hak ve özgürlüklerin olabildiğince genişletilmesiyle çözümlüyorlar.

- Biz Avrasyalılaşıyor muyuz?

Türkiye, dış politikada vizyona sahip değil. ‘Türkiye Avrasyacılığa kayıyor’ tespitini yapabilmek için Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde, dış politikada sağlam ve net bir vizyon, tutarlı politikalar çerçevesi belirlediğini varsaymak gerekir. Türkiye günü kurtarmaya, hata onarmaya çalışıyor, yalpalıyor.

"Rusya öngör ülebilir Türkiye ister"
- Rusya ile Suriye konusunda aynı kampta mıyız?

Türkiye elbette Rusya ile dengeli ve istikrarlı ilişkiler geliştirecektir. Önemli olan, bunu iki eşit devlet arasında karşılıklı nesnel çıkarlara dayalı bir çerçevede gerçekleştirmek ve sürdürmektir. Ancak yine iç siyasetin ve özellikle Suriye politikasında yapılan vahim hataların etkisiyle Türkiye

- Rusya ilişkilerindeki dengede bazı kaymalar olmuştur. Rusya, dış politikası istikrarlı ve öngörülebilir bir Türkiye’yi tercih eder. - S-400’leri alacağımıza inanıyor musunuz?

Türkiye’nin füze savunma sistemine ihtiyacı var. Ama bütün hava savunma sistemi, erken uyarı sistemi tamamen NATO ağına entegre şekilde çalışıyor. S-400’leri NATO’ya entegre edemeyeceğiz dolayısıyla, bundan verim almamız mümkün görünmüyor. Asansör fobisi olan 80 yaşında bir insanın 25. katta ev alması gibi. Bazı hesaplara göre de, Rusya’nın Suriye’de savaşa doğrudan müdahil olduğu 2015 Eylül ayından 2017 Temmuz ayına kadar geçen sürede katlandığı maliyet yaklaşık 2,5 milyar Dolar. Bu, S-400’lerin maliyetine denk bir rakam.

- Rusya hala vizeleri kaldırmadı, neden?

Rusya, IŞİD’le bağlantılı bazı riskleri göz önünde bulunduruyor olabilir. Emniyet her hafta IŞİD mensubu onlarca Türk vatandaşını tutukluyor. Ayrıca Rus yönetiminde tüm açıklamalara rağmen, Türkiye’ye karşı güven eksikliği devam ediyor olabilir.

- İran’daki gösterilere Türkiye’nin tepkisini nasıl okuyorsunuz?

Doğrudan dış güçlerin müdahalesine bağlamak kolaycı bir yorum. Tepkinin dip dalgalara bağlı olduğu kesin. İran’da iç mücadelenin derinleşmesi ve keskinleşmesi, İran’ın geniş çaplı bir istikrarsızlığa sürüklenmesi bölge açısından daha büyük risklere yol açabilir.

Aydın Sezgin kimdir?

35 yıllık kariyerine emeklilik yaşını doldurmadan ekim ayında nokta koyan ve İYİ Parti’nin kurucuları arasına katılan Sezgin, siyasete ilk olarak Adalet Partisi’ne üye olarak atıldı. 2002 seçimlerinde aday olduğu DYP’nin barajı aşamaması nedeniyle Meclis’e giremedi. Kasım 2016’ya kadar Roma Büyükelçisi olarak görev yapan Sezgin, 2014 yılına kadar da Türkiye - Rusya ilişkilerinin geliştirilmesinde kritik rol oynadı. Sezgin, Dışişleri’ndeki kariyeri sırasında Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Demirel’in Cumhurbaşkanlığı sırasında Özel Kalem’de görev yaptı.