Filistin ve Kudüs için bedel ödeyen, İsrail ve ABD'nin kâbusu olan İran'a yar olmak kolay mı?



ID:24770
Yayınlanma:
11 Oca 18

"Siyonist akıl tarafından tezgahlanan Suriye isyan tuzağında bile, nice "haddı imamcı, İran ve Hizbullah hayranı İslamcının" dökülüp çark ettiği ve hatta bunların içinden İran'ı İsrail'den daha tehlikeli gören, Kudüs’e sahip çıkmanın ilk şartının da İran’a nefret beslemekten geçtiğine inanan zillet ehli bir güruhun çıktığına dair acı gerçek, sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlatacaktır."

Hepimizin malumu. Zaman çarkı hızlı dönüyor. Yaşanan gelişmeler ve olaylar da, neredeyse bu çarkın dönme hızıyla orantılı bir seyir izliyor.

Kim nasıl bir bir plan ve program yaparsa yapsın, yaptığı planlar hangi sosyal mühendislik dehasının ürünü olursan olsun süreç, önceden planlanan her şeyi anlamsız kılmaya ayarlanmış gibi bir hal arzediyor.

Bu yüzden umduğunu bulamayanlar, bu süreçte uzun vadeli planlar yapmak yerine kısa vadeli planlar yaparak anlık kazanımlarla tatmin olmayı, bu tatmini de uzun vadeli kazanımların ön hazırlığı babından bir motivasyon aracı olarak kullanmayı tercih ediyor.

Özellikle İslam alemindeki değişim ve gelişimin takip ettiği hızlı seyre ayak uyduramayan ve sahip oldukları onca imkana rağmen emellerine ulaşamayan şer odakları açısından başka da bir seçenek bulunmamaktadır aslında.

Emellerinden vazgeçmeye niyetli olmadıklarına göre, mevcut şartlara uygun bir konumlanma içinde faaliyet yapmak bu odaklar için elbette en makul seçenektir. 

Ancak seçenekleri ne olursa olsun bu odaklar için korku ve panik, yenilgi ve mağlubiyet, zillet ve acziyet dönemi başlamıştır. Görünen o ki söz konusu süreç, bunları tarih çöplüğüne atana kadar da inkıtaya uğramayacaktır.   

•••••

Tüm şer güçleri tarih çöplüğüne atma liyakatine sahip olanlar ise onların tam zıddı bir istikamette ilerlemektedir. 

Bu lütfu hepimize bağışlayan rabbimize sonsuz şükürler olsun... 

Ödediği çok ağır bedellere rağmen bütün badirelerden güçlenerek çıkan, bu yüzden de şer odakların kâbusu haline gelen İran İslam Devleti, ümmete ve insanlığa umut veren iyi bir noktada durmayı başarmıştır. 

Elbette bu başarı kolay elde edilen bir başarı değildir. Hem içerde hem de dışarıda “fitne ve fesadın her türlüsüne, kaos ve kargaşaya, hatta sekiz yıl süren Irak'la savaşa mahkum edilmesi” gibi çok fazla engelleme ve blokaja karşı verilen mücadeleler dikkate alınırsa, başarı sürecinin İran için çok da kolay olmadığı anlaşılacaktır.

Allaha güvenip O'ndan yardım dileyen ve bütün zorluklar karşısında sadece O'na sığınanlar için; "her zorluk ve badireden sonra kolaylık vardır" ilkesinin doğal tezahürleri üzerine kafa yormak meseleyi daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah'ın da ifade ettiği gibi süreç, "yenilgi döneminin sona erip zaferler dönemine geçildiğine" işaret etmektedir. Her geçen gün, bu yöndeki emareler daha belirgin ve görülebilir hal almaktadır.

•••••

“Arap Baharı”ndan sonra tezgâhlanan Suriye isyan süreci ile bu sürecin geldiği son noktayı doğru analiz edenler için, bu emarelerin somutlaşmış halini sahada görmek hiç de zor olmayacaktır.

Siyonist devletin güvenliğini garanti altına almak için, İsrail eksenli blokun en fazla at oynattığı Ortadoğu'da Direniş Cephesi tarafından elde edilen başarılar, görmek isteyenler için derin anlamlar içermekte, görmek istemeyenler içinse hiçbir anlam ifade etmemektedir.

•••••

Emperyalist güçlerin teşvik ve desteğiyle İran'la sekiz yıl savaştırılan Irak'ın, Direniş'in en önemli cephelerinden biri olması ve hatta Kudüs'ün tamamını Filistin'in başkenti ilan edecek kadar cesur kararlar alabilmesi,

İslam dünyasının başına bela edilen IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin varlığına kısa sürede son verilmesi ya da güçlerinin önemli ölçüde kırılması,
 
Siyonist terör devletinin desteklediği Bağımsız Kürdistan'a geçit verilmemesi,

Cemaatler ve tarikatlar, STK ve medya organları, islamcılar ve siyasi iradeyle birlikte Türkiye, ABD, batı devletleri ve körfez ülkelerinden müteşekkil 130 üyeli Suriye'nin Dostları Grubu'nun müdahil olduğu Suriye rejimini yıkmaya dönük silahlı İsyan tuzağının bertaraf edilmesi, 

ABD ve İsrail'in kuklası Suudi rejimine kök söktüren, ülkenin devrik Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in öldürülmesi gibi önemli başarılara imza atan Husilerin Yemen'deki başarıları,

İsrail terör devletinin çembere alınarak yaşam alanının daraltılması, 

15 Temmuz darbe teşebbüsüyle birlikte Direniş Cephesi tarafından Suriye'de akamete uğratılan tehlikenin Esad rejimini hedef almaktan ibaret olmadığını fark eden ya da müttefiklerinin ihaneti sonucunda sıranın kendisine de geldiğini veya geleceğini gören Türkiye hükümetinin bir çıkış yolu babından eksen değişikliğine mecbur ve mahkûm olması; 

Direniş'in Merkez üssü İran'ın ise, ödettiği ağır bedellere rağmen herşeyi sineye çekerek Türkiye’ye kucak açması, 

Böylece Siyon-Emperyalist güçlerin hamlelerini boşa çıkarması gibi bir çok gelişmeyi Direniş Cephesi'nin kazanımına örnek olarak saymak mümkün... 

•••••

Bunların hepsini, siyon-emperyalist güçler tarafından planlanan hamlelerin nasıl akamete uğratıldığını, aynı güçlerin İran'da yapılan masum bir yürüyüşten medet umar hale gelip nasıl zavallılaştıklarının görünür kılınması bakımından önemli gelişmeler olarak kayıt altına almış olalım. 

Alalım ki, tüm stratejisini İslami İran ve Direniş eksenine düşmanlık konsepti içinde yapan, bu uğurda dünyayı cehenneme çevirmekten bile çekinmeyen emperyalist güçlerin cesaretini kıran ve  geri adım atmaya zorlayan unsurun ne olduğu daha iyi anlaşılmış olsun. 

Anlaşılmış olsun ki, sahada düşmanlarıyla karşı karşıya gelmekten korkan bu zavallılar güruhunun korkaklığı ortaya çıksın. 

Çıksın ki, cesareti muhataplarının korkaklığından menkul olan kâğıttan kaplanların kuklalara neden muhtaç olduğu, bu kuklaların arkasına gizlenerek yaptıkları alçaklıkları açık eden gerçekler deşifre olsun.  

Deşifre olsun ki, bütün sınavlardan başarıyla geçen, sabır ve tevekkül ehli direniş kahramanlarının, bu sabır ve tevekküllerine karşılık yardımların sağanak halinde yağmasının ilahi kanunun bir gereği olduğuna dair inancımız tazelensin. 

Ve böylece içine girdiğimiz son sürecin, küresel istikbar için korku ve yenilgi, direniş cephesi içinse müjde ve zaferlerle taçlanan bir süreç olduğu herkes tarafından daha net bir şekilde görülsün.

•••••

Demem o ki;

Hoyratlık ve aymazlıkta sınır tanımayan Siyon-Emperyalist güçler, “yeter artık, buraya kadar!...” dercesine gizli bir gücün müdahalesi sonucu ağır darbeler almıştır, almaya da devam etmektedir. 

Kim ne derse desin, nasıl algılarsa algılasın, nereye çekerse çeksin birçok kişinin hissettiği bu tatlı gerçeği söylemeliyim. 

Ki, mazlum halkların ve bu halkların özgürlüğü için bedel ödeyen direniş kahramanlarına lütfedilen başarıların neyin tezahürü olduğu daha iyi anlaşılsın. 

Anlaşılsın ki, hem umudumuz tazelensin, hem de umudumuzu kırmak için bize kötülük yapanların umutları kırılsın.  

•••••

Ez Cümle; 

Elbette, Efendimizin vefatına müteakip yapılan ve ümmetin bağrına bir hançer gibi saplanan Beni Sakife İhaneti ile bu ihanetin son noktası olan Kerbela faciasından dolayı hepimiz yaralandık, üzüldük, hüzünlendik. 

Her zaman canlı tuttuğumuz bu hüzün ve üzüntümüzle Kerbela şehidi ve öğretmeni, aynı zamanda Peygamber Efendimizin mübarek mesajının aktarıcısı İmamı Hüseyin (as)'dan almamız gereken dersi aldık, öğrenmemiz gerekenleri öğrendik, hissetmemiz gerekenleri hissettik, öğrenip hissettiğimiz kadarıyla da yaşayarak bu günlere geldik. 

Geldiğimiz için de, Yüce Rabbimiz Kerbela şehitlerine olan derin muhabbet ve aşkımızın yüzüsuyu hürmetine İran İslam Devrimi'ni bizlere lütfetti. 

•••••

Bütün engellemelere rağmen 39 yıldır dimdik durmayı başaran ve güçlenerek bu günlere gelen bu lütfa sevinmek elbette keyif verici bir durumdur. Böyle bir lütfun güzelliği karşısında sevinmekten daha doğal ne olabilir ki hem. 

Ancak, Sahibezzaman Mehdi (as)'ın zuhuruna kadar hiçbir şeyin kolay olmayacağı da bilinmeli ve bütün hazırlıklar bu gerçek dikkate alınarak yapılmalıdır. 

Yapılmalı ki, Rabbimizin lütfu olan kolaylık ve zaferlerin tezahürü olan sevinç duygusu rehavete sevk edip bizi yolumuzdan alıkoymasın. Ki, İmamı Hüseyin’in Kerbela'da düşürmediği ve müntesipleri tarafından da düşürülmeyen mübarek sancağı canımız pahasına taşıyarak Sahibezzaman (as)'ın askeri olmayı hak edebilelim.  

Hak edebilelim ki, Filistin ve Kudüs için bedel ödeyen, çıban başı İsrail ve Büyük Şeytan ABD'nin kabusu olan İslami İran'a yar olmanın bedel ödemeyi göze alabilecek bir liyakate sahip olmaktan geçtiğini daha iyi kavrayabilelim. 

•••••

Kırmızı çizgisi ve hassasiyet noktasını; Rehberiyet Makamı, Velayeti Fakih müessesesi, Hizbullah, Direniş Cephesi ve bu cephenin merkezi olan İran İslam Cumhuriyeti olarak belirlemeyen bir kişi, toplum ve ülkenin iflahının mümkün olmadığı / olmayacağının idraki içinde olmak bu konularda bilinç ve liyakat sahibi olmaktan geçmektedir çünkü. 

Ayrıca Filistin ve Kudüs konusundaki kırmızı çizginin İran ve Direniş hattındaki kırmızı çizgi ile bağlantılı olduğu da bilinmelidir. 

Dahası İran ve direnişe rağmen Filistin ve Kudüs hamiliğine soyunmanın Filistin ve Kudüs’e ihanete kapı araladığı veya aralayacağı da iyi bilinmelidir. 

İyi bilinmeli ki, Kudüs’ün yüzde 16’sını Filistin’in başkent ilan eden Kudüs hamileri ile tamamını ilan edenlerin Kudüs ve Filistin hassasiyetleri arasındaki derin fark ortaya çıksın. Ki, Filistin için yüzde 16’yı kabul etmiş olmanın, yüzde 84’ü İsrail’e bağışlamak anlamına geldiği daha iyi anlaşılsın.  

•••••

Siyonist akıl tarafından tezgahlanan Suriye isyan tuzağında bile, nice "haddı imamcı, İran ve Hizbullah hayranı İslamcının" dökülüp çark ettiği ve hatta bunların içinden İran'ı İsrail'den daha tehlikeli gören, Kudüs’e sahip çıkmanın ilk şartının da İran’a nefret beslemekten geçtiğine inanan zillet ehli bir güruhun çıktığına dair acı gerçek, sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlatacaktır.

Umarım bu ve benzeri bütün zillet halleri bizlerden uzak olur.   

Selametle...

••••••••••••

Mail : ghoudsi.khanandeh@gmail.com

Facebook : /ghoudsi.khanandeh

Instagram : ghoudsi.khanandeh

Twitter : @ghoudsi