Düşünce ve Alıntı Yazılar ‘Türkiye, ABD'nin nükleer hedef kapsamına girebilir'



ID:25715
Yayınlanma:
06 Şub 18

Yeni nükleer doktrin açıklayan ABD'nin amacının "Rusya ve Çin'i kıskaca almak" olduğuna vurgu yapan politikacı ve uzmanlar, Türkiye'nin, sınırlarında bulunan ve ABD'ye ait nükleer silahları sınır dışı etmediği takdirde Washington'ın nükleer hedef kapsamına girebileceğine işaret ediyor.

Nükleer silah deposunu düşük seviyeli nükleer başlıklı füzelerle çeşitlendirmeyi planladığını açıklayarak Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore'yi hedef tahtasına yerleştiren ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) yayınladığı yeni nükleer doktrininin yansımaları sürüyor. ABD'nin bu doktrini açıklamasının ardından gündeme gelen önemli bir soru, daha önce topyekûn bir nükleer savaştan kıl payı dönen dünyanın, yakın gelecekte ABD'nin bu girişiminin hangi sonuçlarıyla karşı karşıya kalacağı oldu. Bir diğer önemli merak konusu ise, ABD'ye ait nükleer silahlar bulundurduğu TBMM raporuyla tescillenen Türkiye'nin Washington'ın bu kararından nasıl etkileneceği oldu. TBMM'nin 2017'nin son çeyreğinde Türkiye'deki nükleer silahların varlığını teyit eden raporundan aylar önce, İncirlik Hava Üssü'nden 50 tane B61-12 tipi modernize edilmiş ve kabiliyeti artırılmış nükleer bomba bulunduğu açıklayan Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Emekli Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş, ABD'nin izlediği nükleer politika ve bunun başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülke ve bölgelere yönelik olası etkilerini Sputnik'e anlattı.

‘ABD NÜKLEER PLANI DOKUZ YILDIR SİNSİCE YÜRÜTÜYOR, DURUM YENİ DEĞİL'

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Karataş "ABD, nükleer silahların geliştirilmesi yönünde politikalar izleyeceğini açıkladı. Türkiye'de NATO'nun ‘nükleer caydırıcılığı' kapsamında 50 adet taktik nükleer bomba olduğunu daha önce ifade etmiştim. Bu bahsettiğim 50 adet nükleer bomba, İncirlik'te geçmişten bu yana mevcut. Yani ABD, nükleer silahları artırma politikasını açıklamadan yıllar önce de aynı politikayı izliyordu. Hatta (Eski ABD Başkanı Barack) Obama, nükleer silahları geliştirme politikasını bizzat açıklamıştı. ABD son yıllarda kara propaganda üzerine, sinsi ve perde arkasından politika yürütüyor. Yıl 2018. ABD, nükleer silahlarla ilgili açıklama yapıyor. Ancak esasında 2009'dan bu yana çalışmalarını sürdürüyor. Hatta bu kapsamda, İncirlik Hava Üssü'nde bulunan ve model olarak eski olan B61-3/4"nükleer bombalarını daha güçlü olan B61-12 ile çoktan değiştirmişti. Bu politikayı dokuz yıldır sürdürdüğü ortada" dedi.

ABD'nin Kuzey Kore ve İran'la ilgili nükleer politikasının da yeni olmadığına işaret eden Karataş "ABD, Ortadoğu'dakine benzer bir politikayı Asya'da da uyguluyor. Kuzey Kore ve ABD'nin nükleer başlıklarını kıyaslamak önemli. Diyelim, Kuzey Kore'nin 20-30 nükleer başlığı var. ABD'nin ise binlerce nükleer başlığı var. Nükleer güç açısından hiç bir şey ifade etmeyen Kuzey Kore'ye karşı bir tutum sergileyen ABD'nin asıl hedefi olan Asya Pasifik'te Çin ve Rusya'yı kıskaç içerisine almak. ABD, Kuzey Kore'yi bahane ederek Asya-Pasifik'te gücünü artırmayı amaçlıyor. Tabii bu süreçte de Japonya'ya ve Güney Kore gibi ülkelere daha fazla silah satmayı da…" dedi.

‘TÜRKİYE NÜKLEER HEDEF OLMAMAK İÇİN ABD'NİN NÜKLEER SİLAHLARINI ÜLKEDEN ÇIKARMALI'

ABD'nin artık bir "süper güç" olmadığına ve bu sebeple açıklamalarının bir çoğunun eyleme geçemediğine değinen Karataş "ABD benzer bir durumu, İran'la yürürlükte olan P5+1 anlaşmasıyla ilgili açıklamalarının ardından da yaşadı. ABD, bu anlaşmaya uymayacağını açıkladı. Ancak açıklaması dikkate alınmayınca anlaşmayı iki ay daha uzatacağını söyledi. Şimdi de hiç bir eyleme geçemiyor. Aynı şekilde Rus ve Çin şirketlerine de ambargo koyuyor ama bunlarla ilgili ileri adım atamıyor. Neticede ABD artık bir süper güç değil ve politikalarını uygulama şansı var. Bu Ortadoğu'da duvara çarptığında da ortaya çıktı. Ancak ABD, NATO ülkeleri ve bazı AB ülkelerinin bir araya geldiğinde bile kendi gücüne ulaşamadığının da farkında. Sürdürmek istediği de bu üstünlük. Konvansiyonel olarak süper güç olmadığının farkında olduğu için ABD, Soğuk Savaş döneminde bile pek kullanmaya yanaşmadığı ve nükleer silahların kısıtlanması anlaşmalarıyla kısıtlanan ancak giderek artan nükleer gücünü kullanacağını resmen açıklıyor. Türkiye ise bu noktada ABD'nin nükleer hedef kapsamına öncelikli olarak girmiş oluyor. Türkiye'nin yapması gereken NATO veya başka bir kapsamda ABD'nin politikalarını uygulamayı reddetmek. Zira Türkiye, Amerika'nın hiç bir politikalarını uygulamak zorunda değil; bu yüzden de, İncirlik Hava Üssü'nü kapatmalı ve ABD'nin tüm nükleer silahlarını da derhal ülkeden çıkarmalı. Aksi takdirde Türkiye, kendini nükleer hedef pozisyonuna düşer" diye ekledi.

‘KUZEY KORE'Yİ BAHANE EDEN ABD'NİN ASIL HEDEFİ RUSYA VE ÇİN'

ABD'nin açıkladığı nükleer doktrinin uluslararası etkilelerini ise ABD Uzmanı Özdemir Akbal Sputnik'e değerlendirdi. ABD'nin açıkladığı yeni nükleer doktrini ele almak için tarihi arka planını ele almak gerektiğine işaret eden Akbal "George Kennan'ın ABD'nin Moskova Büyükelçiliği'nde görevli bir politika memuru olduğu dönemde ‘Mr X' mahlasıyla yazdığı ‘The Long Telegram' (Uzun Telgraf), aslında bugün de içinde yaşadığımız yeni dünya düzeninin temellerinin atıldığı dönemde kaleme alındı, diyebiliriz. Buradaki amaç, çeşitli politikalar bütünü yürütülerek Sovyetler Birliği'nin çevrelenmesiydi. Bunun önemli parçalarından biri de ‘dehşet dengesi' olarak da tanımlanan atomik gücün mümkün olduğunca kısıtlı ellerde bulunmasıydı. O dönemde ABD'nin asıl amacı nükleer silahı tek elde toplamaktı fakat bunu başaramayınca, ABD mümkün mertebe kendi müttefiklerinin elinde nükleer silah bulundurulması yoluna gitti. Bu plan da başarısız oldu. 1952 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği nükleer silah sahibi olduğunu resmen açıkladı. Ve hatta bazı kaynaklar, Sovyetler Birliği'nin 1949 yılı itibarıyla nükleer silah sahibi olduğunu söylüyordu. Sonuçta bir dehşet dengesi oluştu. Sovyetler Birliği'nin 90'lı yıllarda yıkılmasıyla bunun ortadan kalktığı değerlendirilmeye başlandı. Fakat Rusya Federasyonu'nun Suriye'de yükselen bir güç haline gelmesi, Sovyetler Birliği kadar olmasa da, ABD'nin askeri gücü dengeleyen bir ülke konumunda olmasını sağladı" dedi.

ABD'nin Kuzey Kore'yi bahane ederek asıl olarak "Rusya ve Çin'i hedef aldığına" işaret eden Akbal "Ukrayna krizi, Suriye meselesi ve Kuzey Kore konuları, ABD'nin reaktif davranmasını gerektiriyor. ABD, yeniden ‘en büyük nükleer güç bende ve dünya gücü ben olabilirim' davranışı sergiliyor. 1990 yılından Rusya'nın Suriye'de belirleyici bir güç olduğu 2015'e kadar gördüğümüz yalnızca pasajdan ibaretti. Asıl dünya dengesi şimdiki. Şu an yaşanan ABD'nin Kuzey Kore'yi de bahane ederek böyle bir dünya düzenini sürdürme girişimi içerisinde olması. Neden ‘bahane' diyorum? Çünkü Kuzey Kore'nin teknolojik yeterliliği, zaten böyle bir savaşı yürütme kapasitesinde değil. Biraz belki alaycı bir ifade olacak belki ama Kuzey Kore'nin‘ Commodore 64'ten bir tık ilerideki bir teknolojiyle' bu işi yürütmesi zaten zor. ABD'nin asıl mesajı Rusya ve Çin'e. Zira bu iki devlet Kuzey Kore'yi sınırlandıracak güçler. Vietnam sürecine benzer bir süreç yaşanıyor" dedi ve şöyle devam etti:

"Dünyada herhangi bir problem olduğunda başvurulan Birleşmiş Milletler (BM) binası New York'ta. Tarafsızlık meselesi ele alındığında, tek başına bu binanın kendi sınırlarında bulunması bile ABD'nin herhangi bir konuda ne kadar tarafsız davranabileceğini şüpheli kılıyor. Özetle, 1990-2015 yılları arasındaki pasaj haricinde, İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde kurulan yeni dünya düzenine tam bir dönüş yaşanıyor. Peki bu gelişmeler bir nükleer savaşa yol açar mı? Muhtemelen böyle bi gelişme olmayacak. Ancak ABD, böyle girişimlerle Rusya ve Çin'i kısıtlandırma çabalarını sürdürecek."

‘ABD GÜÇ GÖSTERİSİ YAPIYOR AMA BU GÜCÜNÜ KULLANABİLECEĞİ ANLAMINA GELMİYOR'

ABD'nin sert güç uygulama mesajları ve güç uygulama usulü arasında büyük farklılıklar olduğunu söyleyen Akbal "Bunu bir örnekle daha net bir şekilde ifade edeyim. Elinizdeki gücün varlığı ve gücün tamamını kullanma kapasitesi arasında büyük bir farklılık var. Mesela Vietnam Savaşı'nda da Amerikalı askeri yetkililer, Vietnam'da barış görüşmeleri yürüten politik heyetten zaman zaman çeşitli hedeflerin bombalanması gerektiğine dair taleplerde bulundular ve siyasi kanadın ‘Siz bizi Çinlilerle savaşa mı sokmak istiyorsunuz?' tepkileriyle karşı karşıya kaldılar. Sonuçta bu talepler reddedildi. Bu örneğin de açıkça gösterdiği üzere, karşı tarafın tahammül edeceği son nokta, diğer tarafın kısıtlandığı noktadır. Yani Rusya ve Çin'in sabredeceği son nokta ABD'yi kısıtlar. Rusya ve Çin'in ABD ile süregelen ekonomik ilişkileri de başka bir kısıtlamadır. ABD şu an bir güç gösterme çabası içerisinde ama bu gücün kullanılması başka bir durum. Tarih bize, ABD'nin kapasitesine rağmen politika kısıtlamalar nedeniyle gücünü tam anlamıyla kullanamadığını gösteriyor. Bu da tarihte olası bir nükleer savaşı engelledi" dedi.

TÜRKİYE, ABD'NİN NÜKLEER DOKTRİNİNDEN NASIL ETKİLENİR?

ABD'nin Türkiye'de nükleer silah bulundurduğunda ilişkin çeşitli raporların medyada yayınlanması ve bunun yarattığı tartışmanın hemen ardından TBMM'nin ABD'nin Türkiye'de 50 nükleer silahı olduğuna ilişkin rapor yayınladığının hatırlatılması üzerine ABD'nin nükleer doktrininin Türkiye'yi de etkileyebileceğine işaret eden Akbal "Küba füze krizi" dönemine atıfta bulunarak "O dönem yaşananlara veya U-2 Krizi'ne baktığımızda Sovyetler Birliği'nin çevrelenmesi politikalarında, Türkiye ABD için önemli bir askeri üs olmuştu. (Eski ABD Başkanı John) Kennedy döneminde yapılan pazarlıklar esnasında da, Sovyet yetkilileri sıklıkla ABD'nin Türkiye'deki askeri gücünü azaltma yönünde taleplerini dile getirmişti. Ayrıca, hali hazırda varlık gösteren Kürecik Radar İstasyonu bunun bir diğer örneği. Burası, daha kuruluşu döneminde bile, hem Rusya hem de İran için tehdit algısı yarattı. Bu radar istasyonu da 60'lı yıllarda kriz dönemlerinde inşa edilmiş bir istasyon. Bu noktadan baktığımızda, Türkiye ve ABD'nin askeri ilişkileri çok derin" ifadelerini kullandı.

Akbal "ABD, şimdi Asya-Pasifik bölgesini öncüller ve bu sebeple Kuzey Kore'nin davranış biçimini bahane eder durumda. Mesela ABD, bölgede daha geniş şekilde yer alabilmek üzere 7. Filosu'nu genişletiyor. Peki bu sürecin Türkiye'ye nasıl bir etkisi olur? Eğer bu olay genişler, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin tepkileri daha çok artar ve bunun karşılığında ABD daha önce de yaptığı gibi güçlenen Rusya Federasyonu'nun karadan da çevrelenmesi gibi bir girişim de bulunursa bu durum Türkiye'yi etkileyecektir. Belki yine kamuoyuyla paylaşılmaz ama ABD, Türkiye'ye böyle bir konuşlanma yapabilir. Olaylar böyle gelişirse, Rusya, ABD'nin Türkiye'deki varlığıyla kendisini tehdit etmesinden rahatsız olacaktır ve bu sorun haline gelecektir. Böyle bir şüphenin var olması bile, Türkiye ve Rusya arasında diplomatik sorunlara veya en azından mesafeli bir yaklaşıma sebep olabilir. Bu da ilişkileri bozar" diye ekledi. Sputnik