Röportaj Zazaların dili: Kırmanc, Kırd, Dımili, Zazaca...



ID:26063
Yayınlanma:
22 Şub 18

Akademisyen Mutlu Can ile Zazaca Bibliyografisi üzerine konuştuk. Can, "Çalışmanın adından da anlaşılacağı gibi genel bir bibliyografya bu. 1963 ile 2017 tarihleri arasında yazılmış ve yayımlanmış metinleri esas aldık. Hem de her türde metin. Hikayeden biyografilere, folklorik metinlerden yemek tariflerine dek birçok türde rastladığımız tüm Kırmancca metinlerin kaynak bilgisine yer verdik" dedi.

Kürt dili ve kültürü üzerine yapılan çalışmalar özellikle çözüm süreciyle birlikte büyük bir ivme kazanmış, Kürtçe üniversiteden televizyon ekranlarına, kültür-sanattan hayatın birçok alanına kadar yayılmış, görünür olmaya başlamıştı. Çözüm sürecinin sonlandırılmasıyla birlikte olumsuz etkilenen alanlardan biri de Kürtçe ve Kürt kültürü odaklı çalışmalar oldu. Bugün Kürtçe söz konusu olduğunda kitap yayıncılığından görsel medyaya, akademik çalışmalardan dil kurslarına kadar hemen her düzeyde bir yakınma duyuluyor. Ancak tüm bu olumsuz koşullara rağmen önemli çalışmalar da yapılmıyor değil. İşte bu çalışmalardan biri de Mardin Artuklu Üniversitesi Türkiye’de Yaşayan Diller Enstitüsü Kürt Dili ve Kültürü, Zazaki lehçesi master öğrencisi Mutlu Can tarafından hazırlanan Kırmancca (Zazaca) Bibliyografyası (1963-2017) adlı akademik çalışma. Yalnızca bu çalışmayla değil yüz yüze ve uzaktan eğitimle verdiği dil kurslarından yazılı ve görsel medyadaki Zazaca odaklı birçok çalışmaya attığı imzayla bilinen Mutlu Can ile Zazaca ve söz konusu çalışması üzerine konuştuk.

Çalışmanıza geçmeden önce sizden Zazalar ve Zazaca hakkında kısa bir bilgilendirme yapmanızı istesek?

Türkiye’de genel anlamda kullanılan adıyla Zazalar olarak bilinen topluluk geçmişte kendilerini farklı isimlerle adlandırırdı. Örneğin Dêrsım’de kendilerini Kırmanc, Diyarbakır’ın kuzey bölgelerinde ve Bingöl’de Kırd, Siverek ve dolaylarında ise Dımili şeklinde adlandırırlardı. Dımıli ve Zaza adları esasen birer aşiret adı olup sonradan bu lehçeyi konuşanların tamamına teşmil edilmiştir. Dolayısıyla ben bu topluluk ve konuştukları dil için Kırmanc ve Kırmancca tabirlerini kullanacağım. Kırmanclar, yalnızca Türkiye’deki Kürt illerinde yaşayan bir Kürt topluluğudur. Kırmancca dediğimiz konuştukları dil ise Kürt dilinin bir lehçesidir. Yani Kırmanclar da Kürt milletini oluşturan diğer topluluklar olan Kurmanclar, Soranlar, Hewramanlar (Goranlar) ve Lurlar gibi bir Kürt grubudur, konuştukları dil de kadim Kürtçeyi oluşturan 5 büyük lehçeden bir tanesidir. Son olarak konu hakkında doyurucu bir kaynak olması itibarıyla kendisi de bir Kırmanc olan Ercan Çağlayan’ın geçen yıl ikinci baskısı yine Bilgi Üniversitesi Yayınlarından çıkan “Zazalar: Tarih, Kültür ve Kimlik” adlı çalışmasını önerebilirim.

‘TEKÇİ POLİTİKALAR SOMUT ŞARTLARIN GEREKÇESİ’

UNESCO’nun 2009 yılı raporuna göre Türkiye’de tehlike altında olan 15 dil arasında Zazaca da sayılmıştı. Bu bağlamda ne düşünüyorsunuz? Sizce Zazacanın korunması için ne tür somut adımların atılması ya da hangi olanakların sağlanması gerekiyor?

Öncelikle Kırmanccanın tehlike altında diller kategorisinde yer almasının malum sebepleri var. Biliyorsunuz Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki tekçi politikalar bu durumu ortaya çıkaran somut şartların gerekçesidir. Bir dil yaşamda yer almadıkça, ticaret dili olmadıkça, en önemlisi eğitim dili olmadıkça ve dolayısıyla jenerasyonlar arası aktarımı yapılmadıkça kuşkusuz o dil tehlike altına girmeye başlar, son konuşmacısı da öldüğünde o dilin ölümü de gerçekleşir. 2009 yılı UNESCO listesinde Kırmanccanın da yer alması bizleri çok üzdü. Bununla ilgili olarak 2014 yılında benim başlattığım Kırmacca için koruma programı uygulanmasını talep eden bir girişimde bulunduk.

1000’e yakın imzayla UNESCO Türkiye Temsilciliği’ne başvuruda bulunduk ancak UNESCO Genel Merkezi nezdinde ‘esas başvurucuların devletlerin kendi milli komisyonu olması’ gerektiği gibi bir bürokrasiye takıldık. Konuştuğumuz dil ile ilgili bu şartlarının oluşmasına yol açan anlayıştan nasıl onu korumak üzere hareket etmesini bekleyebiliriz ki? Bu da maalesef ciddi bir çelişki! Özellikle biz konuşmacıları bu dilin ölümünü bekleyemeyiz. Yapacağımız şey dilimizi evimizde, günlük hayatımızda ısrarla kullanmak, bu dilin ve kültürün yaşaması için yapılacak her türlü faaliyete katılmak ya da bu mümkün değilse onlara destek vermektir.

‘TÜRKİYE’DE YAŞAYAN KÜRTLERİ BİRBİRLERİNDEN AYIRIYORLAR’

Zazacanın Kürtçenin bir lehçesi olduğunu söylediniz ancak gerek dışarıdan gerekse de toplumun kimi kesimlerince Zazaların farklı bir millet olduğuna dair bir tartışmanın da sürüp gittiğini görüyoruz. Bu tartışma üzerine ne düşünüyorsunuz?

Bu meselenin tarihsel arka planı çok eskilere gidiyor. Türkiye’de yaşayan Kürtleri Kırmanclar ve Kurmanclar oluşturuyor. Kırmanclar ile Kurmancları birbirinden ayırmaya dönük planın politik tarihi çok eskidir. Öyle ki Cumhuriyet döneminin başlarına kadar gider. Örneğin Hasan Reşit Tankut şunu önerir: ‘’Şimdi tek bir yol üzerinde yürümeye mecburuz. Bu yol şudur: Kurmanclıkla, Zazalığın arasında bir Türklük barajı kurmak’’ Bu baraj kurma olgusunun çok eskiye dayandığını anlatmak adına bu örneği verdim. Bu süreç daha sonra farklı bir şekilde ilerliyor. 1980 darbesinden sonra Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yalnız Kırmancları değil Kurmancların da Türk boyu olduğunu iddia eden kitaplar yayımladı.

Bu süreçte ilk kez aslen Kırmanc olan Ebubekir Pamukçu’dan Kırmancların Kürt, Kırmanccanın Kürtçe olmadığı iddiası duyuldu. Kırmanccanın Kürtçenin bir lehçesi olmadığını iddia edenler Türkçülük yapanlar ile bir dönem kendilerini Kürt olarak gören, Kırmanccanın Kürtçenin bir lehçesi olduğunu yazmış bazı kimselerdir. Dolayısıyla Zazacılık şeklinde ortaya çıkan bu anlayış temeli Kemalistler tarafından oluşturulan, 1980 darbesinden sonra ise kendini Kırmanc olarak ifade edip Kürt siyasi çevrelerinin yakınında duran insanlar tarafından savunulmaya başlanan propagandatif bir eğilimdir. Kaldı ki ne tarihi, ne dilsel ne de sosyo-kültürel açıdan Kırmancların Kürt olmadığını somut olarak ortaya koyan bilimsel bir çalışmanın varlığından söz edemiyoruz.

Kırmanccanın Kürtçenin bir lehçesi olmadığını iddia edenlerin önemli bir kısmının daha çok üzerinde durdukları referans birbirini anlamama ölçüsüdür ki dilbilimciler bunun lehçe ve dil ayrımında tek başına yeterli bir kriter olamayacağını söyler. Örneğin Cezayir ile Suudi Arabistan’da konuşulan Arapça aynı değildir. Bu iki ülkede yaşayan Araplar birbirini anlamazlar ama kimse kalkıp onların ayrı bir millet olduğunu iddia etmez. Yine örneğin bir Türk iş adamı Kırgızistan’a gittiğinde yanında bir tercüman yoksa anlaşması neredeyse imkânsızdır. Ama hiç kimse Kırgızlar ya da Kazaklar Türk değildir demez. Ancak söz konusu Kürtler olduğunda bilimsellik adına her tür fikir sanki gerçekmiş gibi yayılabiliyor. Ne yazık ki böyle. Biz kendimizi kuşaklardır Kürt olarak gören bir toplum iken dışarıdan birileri bizim ne olduğumuz konusunda karar verebiliyor. Yine Kırmanccanın Kürtçenin bir lehçesi olmadığını iddia eden çevreler sözüm ona bunu bilimsel olarak ispatladıklarını söylerler. Ancak bunu her iki lehçeyi çok dar bir kapsamda karşılaştırarak ve her iki lehçenin birbirine en uzak sözcüklerini baz almak suretiyle yaparlar.

Bu bağlamda aynı zamanda tez hocam olan Mehemed Malmîsanij’ın 2015 yılında yayımlanan “Kurmancca ile Karşılaştırmalı Kırmancca Dil Bilgisi” adlı çalışmanın incelenmesini özellikle önereceğim. Zira alanında yapılmış en geniş kapsamlı çalışma olarak, Kırmanccanın Kürtçenin bir lehçesi olduğunu ortaya koymaktadır.

‘BİBLİYOGRAFİ ANA DİLİM İÇİN GEREKLİYDİ’

Gelelim aynı zamanda tez çalışmanız olan Bibliyografya’ya… Böyle bir konu üzerine çalışmak yani genel bir Zazaca Bibliyografyası hazırlamak fikri nasıl doğdu kafanızda?

Daha öncesinde aynı bölümün tezsiz yüksek lisans bölümünde okurken geniş kapsamlı bir Kırmancca Masallar Bibliyografyası hazırlamıştım. Master tezi olarak genel bibliyografya önerisi aynı zamanda proje danışmanım olan tez hocam Mehemed Malmîsanij’dan geldi. Ancak asıl etken böyle bir çalışmanın anadilim için çok gerekli olduğunu görmem oldu. Yani bu kararımda belirleyici olan böylesi önemli bir boşluğu doldurma isteğiydi.

‘ARŞİVCİLİK ALANINDAKİ ÇALIŞMALAR ÇOK SINIRLI’

Kürtlerin arşivcilik ve bibliyografya çalışmaları alanında geçmişi ve bugünü üzerine neler söyleyebilirsiniz? Kürtçenin modern dönem yazınsal birikiminin önemli bir kaynağını da Kürtçe periyodik yayınlar oluşturuyor. Arşivleri çalışmış biri olarak Kürtçe süreli yayınlara ilişkin tespitlerinizi bizimle paylaşır mısınız? Yine 1963’ten bugüne dek Zazaca yazımının seyrine dair neler söylersiniz?

Kürtlerin ve Kürtçenin mevcut durumu bilindiği üzere siyasal konumlarıyla çok yakın bir ilişki arz ediyor. Dolayısıyla arşivcilik ve bibliyografya gibi birçok alandaki çalışmaları oldukça sınırlı. Çok trajik olacak ama Kürtlerin ulusal bir arşivi yoktur diyebiliriz. Kürtler mevcut statüsünden kaynaklı olarak gerek Türkiye, gerek hakimiyeti altında yaşadıkları diğer ülkelerde pozisyonlarından kaynaklı pek çok imkana sahip değil. Ki maalesef bunlardan birisi de arşivdir.

Belki Güney Kürdistan’ı biraz dışarda tutabiliriz fakat Türkiye ve Avrupa’da sayıları birkaç taneyi geçmeyen kültür kurumları, vakıf, Avrupa’da kurulan kütüphaneler ve Kürt aydınlarının şahsi arşivleri ile sınırlı imkanları var maalesef. Bibliyografya konusunda ise; Türkiye’deki Kürtlerin başlı başına bir kitap olarak hazırladıkları Kürtçe ya da Kürtler üzerine bir bibliyografya ne yazık ki yok. Sayıları bir kaçı geçmeyen makale şeklinde çalışmalar var. Kürtlerle ilgili ilk bibliyografyanın 1933’ de Avrupa’da hazırlandığını görüyoruz. Özellikle 80’li yıllardan itibaren Sovyet Kürdologlarınca yapılan önemli çalışmalar var. Ciddi anlamda önemli Kürt bibliyografyalarının ise daha çok Güney Kürdistan’da yazıldığını ve yayımlandığını biliyoruz. Özetle Kürtler bibliyografya konusunda ne yazık ki oldukça zayıf durumdalar.

Evet, Kürtçenin gerek Kirmancca, gerek Kurmancca lehçesi olarak modern dönemdeki yazınsal birikimini önemli oranda Kürtçe periyodik yayınlar oluşturuyor. Kırmanccanın klasik dönem eserleri olarak sadece iki eserin varlığını biliyoruz. Biri Mela Ehmedê Xasî tarafından yazılıp 1899 yılında Diyarbakır’da basılan Mewlidu’n-Nebîyyî’l-Qureyşîyyî adlı kitap, diğeriyse 1933’ de Celadet Ali Bedirhan tarafından Şam’da basılan Osman Efendi Babij’ın yazdığı Bîyîşa Pêxamberî adlı kitaptır. Çok trajiktir ama bu iki kitap dışında 1963 yılına kadar bırakın kitabı Kırmancca bir metnin varlığından dahi söz edemiyoruz. 1963 ise başlangıç olarak sembolik bir tarihtir.

Bu tarihe gittiğimizde modern dönemde yayımlanan ilk iki metni görürüz. Bu metinler folklorik türde ve bu tarihte tek sayı olarak çıkan Roje Newe adlı bir gazetede yayımlanmış. 1963 tarihinin önemi buradan geliyor. Sonrasında ise 1970’li yılların ortalarına kadar neredeyse hiçbir çalışma yok. Kırmancca edebiyatının temeli 79’da çıkmaya başlayan Tîrêj adlı dergiyle atılıyor. Bu dergi son sayısı hariç Türkiye’de çıkmış. Tabi o dönem genel olarak Kürtçe yazıp çizenler Kürt siyasal hareketlerine mensup ya da yakın kimseler olduğu için 12 Eylül darbesiyle birlikte çoğunluğu kaçmak ve Avrupa ülkelerine yerleşmek durumunda kaldı.

Bu anlamda Kürtçenin geneli için olduğu gibi Kırmancca lehçesi yazını için de yasakla başlayıp sürgünle devam eden ve Avrupa’da olgunlaşan bir süreç olduğunu söyleyebiliriz. 1991’de Özal hükümeti döneminde yayıncılık alanında Kürtçe yasağının kaldırılması ile birlikte Kırmancca 1980 sonrası ilk kez Türkiye’de legal olarak çıkan yayınlarda yer bulmaya başladı. Bütün yasak politikalarına rağmen Kırmanccanın bugün hatırı sayılır bir edebi birikime sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ki çalışmamız bir bakıma bunun ifadesi niteliğinde.

Çalışmanız hakkında bazı spesifik bilgileri paylaşmanızı istesek; örneğin Zazaca Bibliyografyası’nın kapsamı nedir, öne çıkan özellikleri nelerdir? Zazaca alanındaki önemi üzerine ne dersiniz?

Çalışmanın adından da anlaşılacağı gibi genel bir bibliyografya bu. 1963 ile 2017 tarihleri arasında yazılmış ve yayımlanmış metinleri esas aldık. Hem de her türde metin. Hikayeden biyografilere, folklorik metinlerden yemek tariflerine dek birçok türde rastladığımız tüm Kırmancca metinlerin kaynak bilgisine yer verdik. Ama her çalışmanın bir sınırı olması gerektiği gibi bizim çalışmamızın da sınırı vardı. Bu sınırı belirttiğimiz dönem içerisinde Kürtçe alfabeyle ve Kırmancların kendisi tarafından yazılmış eserler olarak ifade edebilirim. Son olarak en kısa sürede yayımlamayı hedeflediğimiz bu çalışmada 332’si kitap ve 5595’’i periyodik yayın metni olmak üzere toplamda 6327 Kırmancca eserin ismi ve künye bilgisi yer almaktadır.

Peki, biraz da mutfağından söz edelim istiyorum; bu çalışmayı yaparken ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Sizi motive eden bir şey oldu mu? Bu bağlamda desteğini aldığınız kişi ya da kurumlar oldu mu?

Tabii ki bibliyografya çalışması yoğun bir emek ve titizlik isteyen bir çalışma. Hele ki Kürtler gibi dezavantajlı bir ulusu düşündüğümüzde sanırım zorlukları daha iyi anlaşılacaktır. Bu çalışmanın hazırlanışı 3 yıllık bir zaman dilimini kapsıyor. Özellikle İstanbul ve Diyarbakır’da siyasal ve kültürel kurumlara, yayınevlerine ve bazı Kürt şahsiyetlerine ait arşivleri tek tek inceledik. İsmail Beşikçi Vakfı Kütüphanesi, Deng yayınları arşivi, Kaya Müştakhan arşivi bunlardan sadece birkaçı. Amacına uygun olması için 10 bini aşkın periyodik yayın tek tek ve sayfa sayfa tarandı. Bir de farklı aşamaları olan böylesi bir çalışma elbette yorucuydu.

O kadar ki bazen bir telefonun bataryasının şarjı nasıl tükenirse, enerjimin de öylesine tükendiğini hissettim. Ama insan varacağı noktanın önemini, mutluluğunu düşününce bu yorgunluğu umursamıyor. Beni motive eden başat düşünce bu çalışmanın Kırmancca için büyük bir eksikliği gidereceği gerçeği oldu. Tabii ki başta tez danışmanım Mehemed Malmîsanij olmak üzere çok sayıda kişi ve kurumun desteğini aldım. Bu vesileyle kendilerine teşekkür ederim.

Buradan hareketle Türkiye’de akademi alanında Zazacanın yeri nedir? Son olarak bu dil üzerine gelecekte ne tür çalışmalar yapmayı düşünüyorsunuz?

Kürtçenin geçmişteki genel durumu zaten biliniyor. Kürtçenin geçmişteki genel durumu zaten biliniyor. Özal döneminde dil yasağının yayıncılık alanında kaldırılmasıyla birlikte başlayan Kürtçenin “kısmi resmi serbestlik serüveninde; 2003 yılında “başlayan” Avrupa Birliği müzakereleriyle birlikte önemli bir yol alınmış, çözüm süreci döneminde ise en yüksek ivme yakalanmıştı. Örneğin 2010 sonrası Türkiye’de birkaç üniversitede Kürt Dili ve Kültürü bölümleri oluşturularak hem lisans hem yüksek lisans düzeyinde her iki lehçede eğitim yapılmasının olanağı açıldı. Ancak bir yandan da devletin Zazacılık denen propagandatif anlayışı dolaylı olarak destekleyen bir refleksi gösterdiğini görüyoruz.

Örneğin Kırmancca üzerine yüksek lisans eğitimi Mardin Artuklu Üniversitesi’nde olduğu gibi Kürt Dili ve Kültürü Bölümü bünyesinde verilmekteyken ne ilginçtir nüfus yoğunluğunu çok büyük oranda Kırmancların oluşturduğu Bingöl ve Dersim’deki üniversitelerde Kürt Dili ve Kültürü bölümünden ayrı olarak Zaza Dili ve Kültürü bölümü altında yapılıyor. Mustafa Kemal bile Nutuk’ta bu topluluktan Zaza denilen Kürtler olarak bahsetmiş. Devletin kurucusu olduğu için örnek verdim. Oysa bakıyoruz bugün bazı devlet adamları Zazalar ve Kürtler, benim Kürt ve Zaza kardeşim benzeri ifadeler kullanıyor. Doğrusu bu tabirleri bilinçsizce kullandıklarını düşünmüyorum. En azından önemli bir kısmının.

Sonuç olarak, Kürtçenin mevcut durumu; Kürt meselesinin seyrine, bu meselenin demokratik ve adilane çözümüne endeksli bir görüntü arz ediyor. Umarım mevcut süreç aşılır ve Kürt meselesi konusunda gidişat daha iyi koşullara evrilir. Bana gelince Kırmanccanın hangi alanında çalıştığımın fazla bir önemi yok. Söyleyeceğim şu ki anadilimi seviyor, kimliğime değer veriyor ve onunla gurur duyuyorum. Anadilimle, kültürümle yaşamak, onları yaşatmak hayattaki en temel iddialarımdan birisi. Hangi alanda olursa olsun elimden geldikçe hizmet etmeye devam edeceğim. Çünkü bir başkasının gelip benim kültürüme sahip çıkmayacağını ya da onun gelişmesi için çabalamayacağını çok iyi biliyorum.