Röportaj Dergâh Dergisi editörü Ali Ayçil: Yerlilik, millilik ve estetik köşe taşımızdır



ID:26930
Yayınlanma:
27 Mar 18

Dergâh Dergisi editörü Ali Ayçil ile dergicilik geleneğimiz hakkında konuştuk. Ayçil, "Biz Yunus’tan bu güne akagelmiş Türkçe ırmağına eklenmiş bir kaynağız. Doğal olarak Yahya Kemal’in 'kökü mazide olan ati' cümlesini önemsiyoruz" dedi.

 Türkçe edebiyata bir üretim platformu olarak dergâh kelimesinin eklemlenmesi Ahmet Haşim ve Yahya Kemal gibi kurucu isimlerinin olduğu, 1921 tarihinde yayın hayatına “merhaba” diyen Dergâh Dergisi sayesinde oldu. 1990 yılında ise ilkinin geleneğini takip eden ve o günden bugüne aylık olarak yayınlanan Dergâh Dergisi edebiyata dair teorik ve pratik faaliyetleri okuyucu ile paylaştı.

“Yayıncı ve yazar, takip ettiği yayın çizgisi ile bir taraftır, bir fikri ve görüşü ortaya koymaya çalışır, bir bakış açısı sergiler, bir ilim ve fikir platformu hazırlamak ister. Dergâh Yayınları, tarihi süreci içerisinde Türkiye’de üretilen edebî ve fikrî çabanın kalitesini yükseltmek ve bu topraklarla ilgisini daha sahici kılmak amacındadır” diyerek yayın politikasını açıklayan Dergâh Dergisi’nden, editör ve yazar Ali Ayçil ile dergicilik mefhumuna dair keyifli bir söyleşi yaptık.

Ali Ayçil: Bazı popüler insanların ya içlerinde kalmış bir heves yüzünden ya da kitap/kalem sahibi olmayı sükseli bir iş sanarak edebiyata yöneldiklerini görüyoruz.

İlk olarak, öykü ya da edebiyatı konu alan herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Dergiye gelen metinler büyük oranda e-posta yoluyla ulaştırılıyor. Az da olsa eski usul yani posta yoluyla, elden ya da bir başkası aracılığıyla gelen metinler de var. Bunların tamamını gözden geçiriyoruz ve gerekli gördüklerimizle iletişime de geçiyoruz.

‘KARARI EDEBİYAT VERİYOR’

Son dönemde popüler oyuncuların, şarkıcıların edebiyatı konu alan üretimlerinin dergilerin niceliğini arttırdığı ortadayken, niteliğe olan etkisi nedir sizce? Bir anda öykü yazarlığının ilgi görmesine sebep olan etken ne?

Bazı popüler insanların ya içlerinde kalmış bir heves yüzünden ya da kitap/kalem sahibi olmayı sükseli bir iş sanarak edebiyata yöneldiklerini görüyoruz. Aslında bu hep vardı, gelecekte de var olacak. Sonuçta kararı edebiyat veriyor. Bu metinlerin, -istisnaları çıksa da- edebiyatın kıvamını bozacak bir gücü ve etkisi olduğunu düşünmüyorum. Öykü yazarlığı gerçekten de son yıllarda rağbet görmeye başladı. Hikâye, roman gibi uzun zaman alan bir tür olmadığı için yönelim fazla diye düşünüyorum. Çünkü biz toplum olarak kısa süreli işlere odaklanabiliyoruz ama uzun süreli, istikrarlı çalışmalara pek de alışık değiliz. Roman hem uzun süreli bir odaklanma istiyor hem de bütün bu zamanın boşa geçmiş olma riski var. Hikâye ve şiir gibi metinlerde, sonuçlarla yüzleşmeniz daha kısa sürede mümkün.

‘DÜŞMAN SAHİBİ OLMAK İSTİYORSANIZ EDİTÖRLÜK YAPIN’

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye öykü gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Editör aslında okurlarla – yazarlar arasında bir yerde durur. Her yayının ve her metnin kendi içinde değerlendirmesi söz konusudur. Yayınlanmamış bir metni okur bilmez ama yazar bundan haberdardır. Doğal olarak mesele önce editör – yazar/şair arasında olup biter. Darb-ı mesel olmuş bir söz vardır: “Düşman sahibi olmak istiyorsanız, editörlük yapın,” diye. Bir ürünün tercih edilip edilmemesi, eleştirilmesi, sıralaması gibi konular her zaman şu ya da bu ölçüde sorun olur. Tabii editörün edebi bilgisiyle, yazarın edebi çıtası da önemli.

Bir dergiye ilk kez metin gönderenler genellikle gençtirler ve tedirgindirler. Henüz büyük iddiaları ve egoları bedenlerinde gömülü haldedir. Onlar mümkünse bir ilk beğeni, beğeni yoksa eleştiri beklerler. Genç ya da olgun fark etmez, sanat eseri üreten herkes önce beğenilmek ister. Editörün de muhatabının yaşını, edebiyat geçmişini vb bazı konuları bilmesi işini kolaylaştıracaktır. Genç yazarlardan bir kısmı, metnin kaderinin editörün elinde olduğunu sanıyor. Hayır, her metin kaderini kendi gücüyle belirler.

Geçen seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Biz Mart ayında 29. yaşımıza girdik ve Dergâh, Türkiye’nin en köklü dergilerinden biri. Öteki köklü dergiler gibi Dergâh’ın da edebiyatta bir yeri ve okuru var. Doğal olarak yayınımızın bir karşılığı var. Yıldan yıla çok da yükseliş ve düşüşler olmaz. Aslında ekonomik krizlerin hâlihazırdaki boyutunun bir edebiyat dergisini çok da sarsacağını düşünmüyorum. Kuşkusuz cep harçlığından ayıran öğrenciler ya da ayın başını nasıl getireceğini hesaplayan memurlar koşullardan belli ölçüde etkileniyorlar ve bazı ilgilerini ertelemek zorunda kalabiliyorlar. Krizler özellikle kitap yayıncılığını ciddi olarak etkiler. Ama açıkçası ben, Dergiye ilgiyi azaltacak düzeyde bir olumsuzluk gözlemlemedim.

‘EDİTÖR BİR İHTİYAÇTIR’

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında edebiyata etkisi sizce nedir?

Cemil Meriç insanlık tarihinde biri Neolitik diğeri Sanayi Devrimi olmak üzere iki devrim döneminden bahseder. Muhtemelen bunlara bir üçüncüsü eklendi; İnternet Çağı. Sosyal medya da bu çağın şimdilik kamuyu en çok ilgilendiren tarafı. Her şeyi, aileyi, eğitimi, iletişim biçimlerini etkilediği gibi edebiyatı da etkiliyor. Dergimizin de sosyal medya hesapları var; okuyucularımız bu hesaplardan her ay derginin çıkışını ve içeriğini öğrenebiliyor, yorumlar yazabiliyorlar. Bu bir dergi için güzel bir imkân aslında.

Ürünler üzerinden de sosyal medyanın edebiyata olumlu – olumsuz etkisi büyük oldu. Bloglar, internet dergiciliği, twitter ve facebook paylaşımlarında ya yayınlanmış edebi malzemeler kullanılıyor bolca ya da ilk kez burada yayınlanmış oluyor. Doğrusu tarihsel dönüşümleri kısa vadede çözmek, analiz etmek kolay değil. Sosyal medyanın kendi geleceğinin de, edebiyat üzerindeki etkisinin de sağlıklı değerlendirilmesi için zamana ihtiyaç var daha. Şu söylenebilir belki; editörün aracılığını devreden çıkaran bir sistem; bu sebeple de ürünün kontrolü, ürünün sahibi tarafından yapılıp karar veriliyor. Oysa editör bir ihtiyaçtır. Bu bağlamda dijital edebi editörlüğün gelişmesi şart.

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Kişisel görüşüm, tarih nicelik ve nitelik diyalektiği açısından pek değişmez. Bu hep vardı hep var olacaktır. Dergiler, dünyaya teslim olmamanın, eşyaya bağlanmamanın, hala aşka düşüyor olmanın işaretleridirler. Çok sayıda dergi çıkmasında hiçbir mahsur yok bence. Ömürlerinin uzun ya da kısa olmasını da önemsememek lazım. Her canlının ömrü de uzun olmuyor, kelebekleri düşünün! Ve edebiyatın yamacına bir fidan dikebilmişlerse o da büyür bir şekilde. Edebi alanı yalnızca nitelik kontrolü yapılarak girilen bir alan gibi değerlendirmemek lazım. Her üretim alanı gibi edebiyatta da çıtalar var ve insanlar erişkinliklerine göre kimi muhatap alacaklarını kiminle muhatap olacaklarını belirleyebilirler. Matbu yayıncılıkta da sosyal medyada da bu böyledir.

‘GELENEĞİMİZİN KÖŞE TAŞLARI…’

Türkçe edebiyatın, özellikle Orhan Pamuk’un Nobel alması sonrası, yurtdışında takip ediliyor olmasının dergiciliğe olan etkisi nedir sizce? Üretim yaparken niteliğinizi belirleyen ulusal ya da uluslararası etken nedir?

Orhan Pamuk’un Nobel almasının dergiciliğimize ciddi bir katkısı olduğunu düşünmüyorum. Dolaylı bir katkısı olabilir; Türk Edebiyatının iddiasını büyütmesi açısından, moral açısından vs. Kriterlerimize gelince; biliyorsunuz Dergâh ilk kez 1921 yılında Yahya Kemal ve Ahmet Haşim gibi isimlerin çıkardığı bir dergi. Yaklaşık kırk sayı çıkmış ve kapanmış. Çok önemli metinler ve şiirler yayınlanmış ilk Dergâh’ta. Biz ikinci Dergâh’ız ve 1990 yılından bu yana aylık düzenli olarak çıkıyoruz. İkinci kez çıkarken de, 90’ların önemli isimleriyle çıkılıyor yola. Bu fotoğraftan hareketle Dergâh’ın her iki dönemde de edebiyatın merkezinde durduğu söylenebilir. Dergimizin bir damarıyla Yahya Kemal’den diğer damarıyla Nurettin Topçu’dan beslendiğini de eklemek gerekiyor. İlki Modern Türk şiirinin kurucularından, ikincisi “Anadoluculuk” fikrinin inşacılarından. Yerlilik, millilik ve estetik bizim geleneğimizin köşe taşlarıdır; birincisi coğrafyayla, ikincisi tarihsel mirasla, üçüncüsü de edebiyatın evrensel estetik standartlarıyla ilişkilidir.

‘DERGİLER, GENÇ YAZARA ÖZGÜVEN KAZANDIRIR’

Türkçe edebiyatta öykü ve roman dosyalarını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını matbu bir mecrada ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Türk, Fransız ya da Alman edebiyatı; dünyanın bütün edebiyatlarında dergiler özellikle genç yazara bir özgüven kazandırırlar; edebi bir eğitimden geçirirler; her bir basamakta kendilerini, kusurlarını görmelerini ve olgunlaşmalarını sağlarlar; arkadaşlıklar edinirler… Unutmamak lazım, edebiyat bir hayat biçimidir; edebiyat dergileri de o hayatın ortasında duruyor. Bir edebiyat dergisi de yazarının niteliği, üretkenliği, girip çıkması ve yazı katkısıyla canlanıp, şenlenir.

Türkçe edebiyatta dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin Türkçe edebiyat ile olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Türk Edebiyatı ve Türk Düşüncesinin yakın tarihi bütünüyle olmasa da büyük oranda dergilerin tarihidir, desek yeridir. Ülkemizin meseleleri on yıllarca dergilerde tartışıldı. Edebiyat tarihimize kısa bir yolculuk bunu anlamak için yeter sanıyorum. Yukarıda da vurguladığım gibi Dergâh Dergisi, edebiyatımızda merkezi bir geleneği temsil ediyor zaten. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Dergâh Yayınlarından yayınlandığını, onunla ilgili önemi çalışmaların bu çatı altında yapıldığını hatırlatmak isterim. Biz Yunus’tan bu güne akagelmiş Türkçe ırmağına eklenmiş bir kaynağız. Doğal olarak Yahya Kemal’in ‘kökü mazide olan ati’ cümlesini önemsiyoruz. Tarih, kuşku yok ki geleceğe akar. Edebiyatta da yeni yönelimleri önemsiyoruz. 200 sene sonra Dergâh’ın Türk edebiyatının önemli yazarlarının yetiştiği bir ocak olarak anılmasını arzularız elbette.Soner Sert/DuvaR