Kültür ve Sanat Nisan’da Yedi iklim



ID:27265
Yayınlanma:
06 Nis 18

İlk günkü aşk ve heyecanını kaybetmeden “Kültür, Sanat, Medeniyet ve Edebiyat” şiarıyla yoluna devam eden Yedi İklim dergisinin Nisan sayısı yine iddialı ve dava sahibi metinlerle dolu...

Sunu yazısında özgünlük ve özgüllük arasında edebiyat sorgulanırken yazar ile metin arasındaki kaçınılmaz ilişkiye değiniliyor. Hasan Aycın’ın tematik ve muhteşem çizgisinde mahremiyet sınırlarında gözlere yer veriliyor. Osman Bayraktar insan, sanat ve evren müsellesindeki korelasyonda denge’yi gözler önüne seriyor. Nihat Hayri Azamat, Nurettin Durman, Yasin Doğru, Serdar Kacır, İshak Aslan, Sulhi Ceylan, Fatih Demirel’in yanı sıra dergiye emek vermiş daha birçok şairle karşılaşıyoruz ilk bölümde. Bu arada Mehmet Özger’in nev-i şahsına münhasır şiir ile düzyazı arasında arafta kalmış kısarak, özgün anlatısı bizi epeyi etkiliyor..

İNCELEME BÖLÜMÜ

Ali Haydar Haksal, giz arayıcısı Nerval serisinin ikincisini; Mahmut Babacan,hocası Ömer Faruk Akün’ün ders notlarının dokuzuncusunu devam ettiriyor. Mehmet Özger’in, Mürsel Sönmez şiirine Andre Gide üzerinden bakışının tasavvufî argümanlara yaslanışı önemli bir çaba ve çalışmanın ürünü. Bilgin Güngör’ün, Beşir Fuad’ın idam cezası üzerine düşünceleri incelmesi de öyle.. İsmail Demirel, M.Yücel Öztürk ile öyküleri üzerine söyleşiyor bu sayıda. Gökhan Serter, Hicret Ülkesi’nin üçüncüsünde bizi İslam medeniyet ve tasavvurunda mekan ve zaman faktöriyelleri üzerinde düşünmeye sevk ediyor. Daha birçok genç ve yeni isimlerin çizgi, çeviri, şiir, öykü ve inceleme ürünleriyle derginin Nisan sayısı sonlandırılıyor.

SIRADIŞI ÖYKÜ GEÇİDİ

Ali Haydar Haksal’ın sıra dışı öyküsü, okuru derinden sarsacağa benziyor. Uzun zamandır nesne öyküleri kaleme almıyordu Haksal. Bu sayıda bir ayakkabının ağzından kendi serencamını okuyoruz. Nurettin Durman nostaljik, bir parça romantik ve fakat gerçekçi anlatılasına bu kez “Bana Bir Çay Doldur” ile devam ediyor. Sıcak, samimi, akıcı biçemi var Durman’ın. Dilin olanaklarını zorlayan, alışılagelmiş anlatım tarzını yadsıyan Osman Koca’da ayrıksı sular biraz dinmişe benziyor. Umre gözlemlerini kaleme aldığı “Kalbistan”da daha sloganik ve hedefleyici dile yaslanıyor Sayın Koca. İrdeleyen, eleştiren, bunu yaparken de sanatsal eleştiri tekniğini gözler önüne seren tahkiyede; özelde Nur Dede ile Kabe arasında, genelde madde ve mana noktasında bizi geleneksel anlatının modern üslubuna davet ediyor. İbrahim Eyibilir ise su’yun maviliğini anne metaforuyla konuşturuyor.