ABD’nin iflas bombaları ve düşük bir sevincin serinletemediği ateş



ID:27564
Yayınlanma:
15 Nis 18

ABD,İngiltere ve Fransa'nın Suriye'yi füzelerle vurması birilerini memnun etse de, bu saldırı ABD'nin iflası ve müttefiklerinin de zelil olmasını hızlandırdı. Siyonist İsrail'in güvenliğini sağlamak adına yapılan bu saldırı Allah'ın izniyle gasıp rejimin sonunu hızlandıracaktır.

Evet, söz konusu büyük şeytanın hileleri olunca Müslümanlar bir kez daha aynı tuzağa düşmüş oldu. Aynısı Irak’ta oldu, öncesinde ise Afganistan’da olmuştu. Şer cephesi küçük bir maliyetle büyük algı operasyonu ile Müslümanların etrafında toplamayı başardı. Müslümanlar arasındaki tefrikalar bir yana, Müslüman görünümlü münafıkların aldıkları pozisyon itibariyle ABD’nin oyunları daha kestirmeden sonuca varıyor.

Afganistan’da kurulan tezgâhın figüranları da Müslüman kılıklı sözde mücahitleri idi. ABD bu figüranlar üzerinde başrol olarak sahne aldı ve hedefine ulaştı. Kanın durmamasını ABD istedi, ancak beslemeleri bu kanı akıtmaya devam ediyor. Irak’ta da aynı oyun sahneye konuldu. Başrolde ABD olurken, figüranları Müslüman görünümlü tipler oluşturuyordu. Sahte cihat naralarıyla mazlum ve savunmasız insanların kanını akıtarak dünya kamuoyunun dikkatini saptırarak, ABD’nin büyük yıkımın önünü açtılar. ABD’nin bahanesi Irak’taki kimyasal silahlar idi, oysa iddia ettiği kimyasal silahları kendisi tedarik etmişti. Nitekim o kimyasal silahlar Halepçe’de mazlum Kürt halkına ve İran’a karşı kullanılmıştı.

ABD’nin bu coğrafyadaki şeytani planları yıllarca anlatıldı. Ancak ferasetten yoksun Müslümanlar bir türlü akledemedi.  Yıllarca bu tartışılmasına rağmen bir türlü bulanık kafalar durulmadı. Çünkü o kafaları bulandıran ABD ve Ortadoğu’daki maşaları Müslüman görünümlü figüranlardı. Suriye’de de aynı oyun sahneye konuldu. Yine ABD ve müttefikleri bu sözde mücahitleri sahaya sürdü. Eğer doğrudan propagandayı ABD ve müttefikleri yürütmüş olsaydı halk üzerinde bir etki yaratması göç olurdu. “Katil Esad, Diktatör Esad” başlıklarıyla yürütülen propaganda aslında İslam coğrafyasında yürütülen bir algı operasyonuydu. Bu algı operasyonu ne yazık ki tuttu. 7 yıldır yoğun bir kirli propagandayla yürütülen vekâlet savaşı bir ülkeyi cehenneme çevirdi. Bu vekâlet savaşı ABD, İsrail, İngiltere, Fransa olmak üzere başta körfez ülkeleri ve muhtelif Müslüman ülkeler de destek verdi. Yüz binlerin katledildiği, milyonların yaralandığı ve kentlerin harabeye dönüştürüldüğü bu kirli savaşta Batı emperyalizmin hezimetiyle sona yaklaşıldı. Defalarca ortaya atılan “Kimyasal silahlar” yalanı bir türlü ispat edilemedi.

Bu da başta ABD olmak üzere aynı cephede yer alanların yenilgisi oldu. Nitekim Trump geçtiğimiz hafta Suriye’den ayrılmanın zamanı geldi açıklamasında bulundu. Ancak bu açık bir yenilgi ve İsrail’in güvenliğini tehlikeye atmak anlamına geliyordu. Dolayısıyla ABD’deki Siyonist lobinin baskısı Trump’ın geri adım atmasına neden oldu ve kaybolan ABD itibarını kurtarma kartı öne sürüldü. Defalarca iddia edilen “kimyasal silah kullanıldı” tezini bir kez daha hayata geçirmek istedi.

Suriye yönetimi tamda teröristlere karşı kesin bir zafer elde ettiği bir dönemde kimyasal kullanması akıl işi değilken, ABD ve yandaşları böyle bir iddiaya başvurdu. Çünkü ABD’yi orada tutacak başka bir neden kalmamıştı. Dolayısıyla kimyasal kullanılmadığı halde yoğun bir propaganda ile Suriye yönetimini suçladı ve bunun karşılığı verileceğini gündeme getirdi. Batı emperyalizmin bu iddiasına karşın Suriye yönetimi BM yetkililerini kimyasal incelemesi yapmak üzere davet etti. Ancak şer odaklı Batı emperyalizmi Suriye’yi vurmayı kafasına koymuştu bir kere. Tamda BM yetkililerinin inceleme yapacağı günün sabahına karşı ABD, İngiltere ve Fransa tarafından saldırı gerçekleştirildi. Maksat ortaya atılan yalanın ortaya çıkmamasıydı. Üstelik Müslümanlar için son derece önemli olan Miraç gecesinde…

Sürekli itidal çağrısında bulunan NATO, saldırıyı yerinde buldu. NATO’nun açıklamasının hemen ardında Almanya da bu saldırıyı destekler nitelikte açıklamada bulundu. Başta Suudi Arabistan olmak üzere körfez ülkeleri de desteklerini sundular. Suriye topraklarının füzelerle vurulmasına yönelik en can alıcı destek ise ne yazık ki Türkiye’den geldi. Dışişleri bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “müttefiklerin bu operasyonu memnuniyetle karşılıyoruz” denildi. Oysa daha 3 ay önce ABD’nin YPG’ye tırlar dolusu silah verildiği gerekçesiyle Türkiye ile ABD arasında büyük bir gerilim yaşanıyordu. Afrin operasyonu sadece YPG’ye karşı değil, aynı zamanda baş düşmanımız ABD’ye karşı da yapıldığı söyleniyordu. Ancak ne hikmetse Suriye’ye fırlatılan füzelerin ardında bir anda ABD ile aynı amaç içinde olduklarını yönelik beyanatlar yapıldı. 15 Temmuz darbe girişimin arkasındaki ABD, YPG’ye tırlar dolusu silah taşıyan ABD ile aynı çizgiye gelen bir Türkiye oldu.

Başta devlet televizyonları olmak üzere, özel TV kanaları kamuoyuna yönelik algı yürütme niteliğinde bir dil kullandı. Koca koca adamlar stratejist edasıyla ekranlarda boy gösterdiler. Hepsinin heyecanla ve mutlulukla yorumlarda bulunmaları utanç verici idi. Bu tipler yetmiyormuş gibi bir takım isimlerle röportajlar yapıldı. Bu isimler arasında en dikkat çekici kişi ise İHH başkanı Bülent Yıldırım’ın açıklaması oldu. Suriye saldırısını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Yıldırım, aynı zamanda yeterli bulmadıklarını söylüyordu:

"Bugün atılan füzeler içimizi serinletmedi. Çok az vuruş yapıldı ve o tesislerin yok edilmediğini, tesislere bir zarar verilmediğini düşünüyoruz. Danışıklı dövüş gibi bir atış yapıldığını düşünüyoruz"

Buna benzer bir açıklama da İsrail’den geldi.

İsrail, ABD'nin Suriye'ye gerçekleştirdiği saldırıyı "tamamen desteklediğini" açıkladı.

İşgalci Siyonist İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada "Atılan füzeler yeterli değildi. Daha fazla füze atılmasını bekliyorduk. Başkan Trump kimyasal silahların kullanımına tahammül edilmeyeceğine dair güçlü ve net bir mesaj verdi. İsrail Başkan Trump'ın kararını tamamen destekler ve Esad rejiminin korkunç eylemlerine verilen yanıtın yalnızca Şam'da değil, Tahran ve Pyongyang'da (Kuzey Kore'nin başkenti) da yankılanmasını umar" ifadelerini kullandı.

İHH başkanı Yıldırım’ın açıklamalarına yakın açıklamalar Suud veliahdı Muhammed Bin Selman’dan geldi. Ayrıca Bin Selman’ın iki hafta süren yurt dışı gezileri bu anlamda önemliydi. ABD ve Fransa ziyaretleri kapsamında yaptığı açıklamalar böyle bir saldırıya destek niteliğini taşıyordu.

Bütün bu süreci gözden geçirdiğimizde, ABD ve müttefikleri bu planın nasıl hayata geçirildiğinin ipuçlarını da veriyordu.

Özetleyecek olursak, ABD bizim düşmanımız değil, bilakis müttefikimizdir. Söz konusu Direniş Cephesi olunca emperyalist güçler ve bölgedeki müttefikleri aynı noktada buluşabiliyorlar. Bu güçlü bağı meşrulaştırmak ise Müslüman görünümlü figüranlara düşüyordu.

Bile bile İsrail yararına olan bu saldırı, nasıl olur da yıllardır Filistin’i dillerine pelesenk eden oluşumlar, isimler ABD ve müttefikleri ile aynı safta durabiliyorlar?

Suriye’ye yapılan saldırıdan memnun olanlar ile bu saldırıyı meşru ve fakat yeterli görmeyen, içindeki ateşi serinletmediğini söyleyenler bundan sonra hangi yüzle Filistin’i savunabilirler?

ABD ve müttefiklerinin tamda zelil oldukları bir anda can simidi olmaya yeltenmeleri kabul edilemez.  Bu saldırı ABD ve müttefiklerinin bölgede yenildiklerinin, rezil olduklarının bir göstergesi olmakla birlikte, yandaşlarının da yıllardır taktıkları sahte maskenin düşmesine de vesile olmuştur. Çünkü vurulan hedefler en çok işgalci İsrail’i tehdit ediyordu.

Evet, o hedefler vuruldu, ancak Suriye halkını kenetledi aynı zamanda. Şam sokakları halkın akınına uğradı ve tek ağızla, “biz buradayız ve sizinle savaşmaya kararlıyız” haykırıyordu.

Suriye tekfirci terör örgütlerini ortadan kaldırmakla birlikte onların finansörleri Suud hanedanlığını da hezimete uğrattı. Suriye büyük bir zafere ulaşıyor, bunu ABD ve müttefikleri engelleyemez.

Suriye’nin zaferi ile birlikte Siyonist İsrail’in de sonu yaklaştı. Bu zaferin karşısında büyük hezimet yaşayanlar aynı zamanda halk nezdinde de yargılanmaktan kaçamayacaklardır. İçi serinlemeyenlere de söyleyeceğimiz tek söz; Allah içinizi cehennem ateşiyle doldursun…