Röportaj EASTMED hattı hukuka aykırı



ID:28724
Yayınlanma:
11 May 18

Yunanistan, İsrail ve GKRY’nin anlaştığı EASTMED, Türkiye ve KKTC’nin hükümranlık haklarını çiğneyerek uluslarası hukuku ayaklar altına alıyor

Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İsrail’in Leviathan ve Kıbrıs’ın Afrodit yataklarında bulunan gazın boru hattıyla Avrupa’ya taşınmasını amaçlayan “EASTMED” adlı proje üzerinde anlaştı. Ön fizibilite raporuna göre Türkiye güzergahından üç kat pahalı olan proje, hem Türkiye ve KKTC’nin hükümranlık haklarını çiğniyor hem de uluslarası hukuka aykırı. Uzmanlar, anlaşmanın ekonomik akılla değil siyasi kaygılarla yapıldığı görüşünde.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin ada üzerindeki eşit konumundan kaynaklanan hükümranlık haklarının çiğnendiği proje, ekonomik olarak da Türkiye güzergahına göre üç kat pahalı kalıyor.

Proje kapsamında deniz altından bin 330 kilometrelik bir hattın çekilmesi öngörülüyor. Hat, kimi yerlerde 3 bin metre derinliğe iniyor. Oysa; gazın doğrudan Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasında deniz altındaki hattın uzunluğu 500 kilometreye, KKTC üzerinden getirilmesinde ise 200 kilometreye kadar düşüyor. Bu da ön fizibilite raporunda belirlenen 6.2 milyar dolarlık proje maliyetini, yaklaşık 2-2.5 milyar dolara indiriyor.

“EASTMED” hamlesinin uluslarası hukuka uygunluğunu Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi Deniz Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı Yrd. Doç. Dr. Emete Gözügüzelli’ye sorduk:

EŞİT UZAKLIK ZORUNLU DEĞİL

Yunanistan, GKRY ve İsrail arasında yapılan, Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya uzanan boru hattı inşa anlaşması Türkiye ve KKTC’nin hükümranlık haklarını ne şekilde etkiliyor?

Doğu Akdeniz, volkanik yanardağ noktasında. Tek bir kıvılcımın yeteceği bir ortam içinde. Deniz yetki alanları üzerine Türkiye ve GKRY arasındaki ihtilaf da bu noktada. GKRY-Yunanistan-İsrail, GKRY-Yunanistan-Mısır arasında kurulan sıkı ilişkiler ve atılmaya çalışılan adımlar iç açıcı değil. Zira Türkiye Akdeniz’de deniz alanlarının gaspına yada İskenderun Körfezi’ne hapsedilme çabalarına müsaade etmemekte kararlı. Şu üç tehlikeye açıklık getirmek gerekiyor:

Birincisi; GKRY-Mısır-Yunanistan arasında sözde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kurulmasının kararlaştırıldığı İskenderiye Zirvesi. Bu anlaşma içerisinde Akdeniz’in Meis Adası’nın da dahil edildiği sınırlandırma hattı ile MEB hedeflenmekte. Bu gaye ile GKRY-Yunanistan-Mısır sadece Ortay hat esasını dikkate alarak sınır belirlemek istiyorlar. Oysa kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırması ile ilgili Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nde öngörülen madde 74 ve madde 83 hükmü çok net. Sınırlandırmanın sonucu mutlaka hakça sonuç öngörmeli. 1969 Kuzey Denizi davalarından bu yana alınan kararlarda eşit uzaklık ilkesinin zorunlu bir ilke olmadığı belirtilmekte. Mahkemelerin sınırlandırmada ağırlıklı olarak coğrafi faktörleri dikkate alarak hakça sonuca ulaşmaları öngörülmekte. Oysa ilgili üçlü ittifak BMDHS’nin 300. maddesini yani iyi niyete dayalı davranılması gerektiği ilkesini en baştan ihlal ediyor.

GKRY’nin 2003 yılında Mısır, 2010 yılında İsrail ile yaptığı sözde MEB anlaşmaları ile hedeflenen aşağıdaki haritada görüldüğü üzere Kıbrıs etrafında çizili beyaz alana sahip olmak. Bu hayali hedef ile tamamı ile uluslararsı hukuku ihlal eden çabalar gerçekleşmeye çalışılıyor. Hatta, GKRY 2007 yılında Lübnan ile de sözde MEB sınırlandırma antlaşması yapmış olmasına karşın Lübnan Parlamentosu bunu Türk Dışişleri Bakanlığının başarısı ile onaylamadı. Lübnan bu anlaşmadan uzak duruca Rum yönetimi bu kez 2010 yılında İsrail ile çizdiği sözde MEB alanı ile Lübnan’ın 850 km2 deniz yetki alanını ihlal ediyor.

Akdeniz BMDHS’nin 122. maddesine göre yarı kapalı bir deniz alanı olması beraberinde örtüşen sınırları yaratsa bile, ana kara devletlerinin yani “anakara denize hakimdir” prensibinin uluslararası mahkemelerce birincil önem arz ettiği görülmektedir. Dolayısıyla GKRY en baştan uluslararası hukuka aykırı şekilde davranmaktadır. Bu adımları tek okuması var o da hem Türk kıta sahanlığını hemde Kıbrıs Türklerinin haklarını gaspı çabaları gerçekleşiyor.

TÜRK KITA SAHANLIĞI İHLAL EDİLİYOR

İkinci önemli konu GKRY-Yunanistan-Mısır arasındaki Kasım 2017’de imzalanan EuroAfrica Enterkonnekte Antlaşması ile Türk kıta sahanlığının ihlalidir. İsrail ile de EuroAsia Enterkonnekte Sistemi Antlaşması, Yunanistan ve GKRY arasında imzalanmıştır. Hedef Avrupa Enterkonnekte Sistemi ile bölge ülkelerini bağlamak. Ancak burada esas mesele EuroAfrica Enterkonnekte boru hat sisteminin geçiş güzergahlarının çoğunlukla Türk kıta sahanlığı içerisinden geçirilecek olmasıdır. Bu da Akdeniz’de oluşturulmaya çalışılan deniz sınırlandırmalarında Türkiye’nin tamamı ile gözardı edilmesini sağlayacak dayanak noktaları bulmak. Türkiye buna tepki gösterecektir.

EuroAfrica Enterkonnekte boru hat projesi ve hatta EASTMED boru hattı projesi GKRY’nin ilan ettiği sözde 1, 4, 5, 6, 7 bloklarından geçmektedir. Türk kıta sahanlığı bu yolla ihlal edilmek istenmektedir. BMDHS’nde, kıta sahanlığındaki kullanım özgürlüğüne ilişkin olarak, 79 (1). madde, tüm devletlere kıta sahanlığında denizaltı kabloları ve boru hatları döşeme yetkisi verse bile, bu tür boru hatlarının döşenmesi ile ilgili hattın mutlaka kıyı devletinin iznine tabi olduğu madde 79(3)’te belirtilmektedir. Bu açık bir hükümdür. BMDHS’nin iyi niyete dayalı ve hakkın kötüye kullanılmaması esasını öngören 300. maddeyi de ihlal etmiştirler. Türkiye’nin Akdeniz’de madde 79 (2)’ye göre de, kendi kıta sahanlığında ayrıca, söz konusu alanların araştırılması, doğal kaynaklarının işletilmesi ve boru hatlarından kirliliğin önlenmesi, azaltılması veya kontrolüne ilişkin hakları vardır. Tüm ilgili Deniz Hukuku Sözleşme hükümleri dikkate alındığında tarafların Türkiye karşısında tamamı ile uluslararası hukuk ilkelerine aykırı davrandıkları ortaya çıkmaktadır.

YOK HÜKMÜNDEDİR

Üçüncü olarak da GKRY, Yunanistan, İtalya ve İsrail arasında öngörülen EASTMED Boru Hattı Antlaşması’nın geçeceği boru hatlarının Türk kıta sahanlığından geçmesi. Bu noktada şunu da belirtmek gerekiyor; 2009 Avrupa ile Rusya arasında Ukranya krizi oluşunca, gözler Akdeniz’e çevrildi. Maksat Avrupa’nın enerji güvenliğini tedarik etme. Bunun adı da EASTMED Projesi.

Bu boru hattı ile Akdeniz’deki gazın İsrail’den Kıbrıs Vassilikos Limanı’na buradan Girit ve Yunanistan’a uzanacak boru hatları üzerinden de Avrupa’ya taşınması. Yine BMDHS’ne göre Türkiye’ye bilgi verilmeden, rızası alınmadan hareket edilmiştir. Tabi bu noktada Kıbrıs Türklerinin de rızaları alınmamasından ötürü bu tür anlaşmalar yok hükmünde kabul görmektedir. Basında görüyoruz ki bu proje için sadece Türkiye bypass edildi vurgusu var. Türkiye’nin bu coğrafyada bypass edilmesi hiçbir zaman mümkün olmaz. Ancak burada esas mesele hukuksal anlamda haklarımızın çiğnenmeye çalışılması. Kaldı ki Türkiye enerji olsun olmasın deniz alanlarındaki haklarını korumakta kararlı bir çizgidedir.

İÇTİHAT HUKUKU GKRY’NİN KARŞISINDA

Kıbrıs sorunu çözülmeden bu projenin hayata geçirilmesi mümkün mü? Uluslararası hukuka göre uygun mu? Değilse Türk tarafı neler yapmalı?

Kıbrıs sorunu çözümlenmeden deniz yetki alanlarının paylaşımı mümkün olamaz. Türkiye’nin karşıt tarafında bulunan GKRY’nin tam deniz yetki alanlarına haizmiş gibi davranmasına, içtihat hukuku uygulamaları da uygun değil. Uluslararası hukukta adaların sınırlandırmasında etki unsuru öne çıkmaktadır. Türk tarafı, Dışişleri nezdinde BMGS’ne sürecin başladığı tarihten bu yana itirazlarını gelişen ihlal çabaları karşısında devamla yapmış ve son olarak da ENI’nin 3. bölgede sondaj gerçekleştirme çabası karşısında yine hukuka uygun yayımladığı NAVTEX’ler ile Deniz Kuvvetlerince mani olmuştur. Yani bu durum mevcut anlaşmaları kökünden kazımaya yeterlidir.

HAÇ KUŞAĞI AMAÇLANIYOR

Türkiye’yi bypass etmek uğruna fizibilitesi olmayan yüksek maliyetli bir proje üzerinde anlaşma yapılması sebebleri neler?

Tamamı ile Türkiye karşıtında bir HAÇ kuşağı oluşturmak. Zaten bölgede gelişmelere bakılınca tamamı ile iyi niyet ve dostane ilişkilerden uzak, Türkiye’nin egemenlik haklarına aykırı yol izlendiği görülmekte. Lakin bu taraflar her attıkları hukuksuz adımlarda “Biz uluslararası hukuka uygun davranıyoruz, Türkiye davranmıyor” yaygarası koparıyorlar. İlgili taraflar BMDHS’i tarafı olarak açıp sözleşmeyi tekrar okumalıdır. Sözleşme hükümleri de uluslararası mahkeme kararları da ortadadır. Lakin Batı iki yüzlü, uluslararası hukukta öngörülen hükümlere kulak tıkayan bir uslüp ile Rum yönetiminin yanında yer almaktadır. Bu durum Türkiye’nin ve KKTC’nin meşru haklarımızı bir oldubittiye getirilmesine müsaade edilecek şekilde olmadığı aşikardır. Türkiye güçlü ve deniz kuvvetleri ile ordusu ile donanımlı bir ülkedir. Akdeniz’de uluslararsı hukukun verdiği tüm haklarımızı kullanmaktan sakınılmayacağı hem Hükümet hem Genelkurmay Başkanı tarafından defaten zikredilmiştir. Rum kamuoyunun Türkiye’nin bypass edilmesine duyduğu memnuniyeti herhalde ayrıca belirtmek gerekmiyor.