Filistin Filistin; İslam Ümmetinin Derin Yarası



ID:28947
Yayınlanma:
15 May 18

Filistin ve Kudüs meselesi, uzlaşmacı görüşmeler ve anlaşmaların imzalanmasıyla son bulmayacak büyük bir siyonist komplonun açmış olduğu derin bir yaradır; bilakis bu sorunun çözümünün tek yolu İslami direniş akımının güçlendirilmesi ve işgalci, saldırganlar karşısında direnmektir.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Parlamento Birliği Konferansı'na katılan meclis başkanları ve heyetlerini kabul ettiği görüşmede Filistin meselesinin İslam dünyasının en önemli meselesi olduğunu ve gözardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, "Siyonist İsrail rejimine karşı mukabelede bulunmanın faydasız olduğu düşünülmemelidir. Bilakis Allah Taala'nın izni ve lüfuyla, siyonistler karşısındaki mücahede ve mücadeleler sonuca varacak, nasıl ki direniş akımı geçmiş yıllara oranla daha da gelişme kaydetmişlerdir" ifadesini kullanmıştı.

İslam İnkılabı Rehberi, sessizlik komplosu ile İslam dünyasının önemli ve esas meselelerinin unutulmaması gerektiğine işaretle, meclis başkanları ve yetkililerine seslenerek "Siyonistler'in kontrolündeki Batı'nın korkunç ve tehlikeli medya imparatorluğunun bu mu meseleleri unutturmasına müsaade etmeyelim." demişti.

Maalesef Filistin meselesinin durumu şu anda bunun açık bir örneğidir. Bölgede kalıcı, adaletli bir barışın sağlanması sadece işgalcilik ve tecavüzün tamamen yok edilmesine, Filistinli mültecilerin kendi evlerine dönmelerine, Filistin'in geleceği ve yönetim sisteminin genel bir referandum ile belirlenmesine ve son olarak da Kudüs'ün başkenti olacağı birleşik bir Filistin devletinin kurulmasına bağlıdır.

İran İslam cumhuriyeti dışişleri bakanlığı Pazar günü akşamı 14 mayıs 1948'de Filistin topraklarının siyonistlerce işgal edilerek terör rejimi İsrail'in kurulmasının 70. yıldönümü münasebetiyle yayınladığı bildiride, Filistin milletini desteklediğini bildirirken 'Kudüs, kayıtsız şartsız Filistin'indir' vurgusu yapıldı.

İran dışişleri bakanlığının bildirisinde, Kudüs'ün kayıtsız şartsız Filistin'in bir parçası olmanın yanı sıra, İslami açıdan kutsal üç önemli mekandan biri olduğu ve oraya büyükelçiliğin intikali için çabaların da, çok açık bir şekilde 478 (1980) ve 2334 (2016) sayılı bildiriler gibi Uluslararası kararnamelerin çiğnenmesi olduğuna yer verildi.

İran dışişleri bakanlığı bildirisinde, bölgede adalete dayalı kalıcı bir barışın ancak siyonist rejimin işgalinin tamamen son bulmasıyla, bütün Filistinlilerin topraklarına geri dönmeleri, gelecek yönetimlerinin o topraklarda yaşayan asıl sahiplerin tamamının katılacağı referandumla belirlenmesi ve nihayetinde kurulacak Kudüs başkentli Filistin devletiyle mümkün olacağına yer verildi.

Bildiride ayrıca, Filistin topraklarının işgalinin devamı, siyonist rejimin terörist girişimlerinin devamı ve Amerikan başkanı Trump'ın  aldığı kanunsuz kararla Kudüs'ün işgalci rejimin başkenti olarak resmiyette tanınması ve büyükelçiliğini oraya intikal ettirmesinin, zulüm altındaki Filistin milletinin işgalci rejim aleyhinde iradesinin ve mücadeledeki kararlılığının  artmasına vesile olacağı kaydedildi.

Artık Filistin'in kaderi kritik bir aşamaya girmiş bulunuyor. Bir ahtapot misali Filistin İslam devletinin önemli bir bölümünü yutan işgalci siyonist İsrail rejimi şimdi ise Amerika'nın yardım ve katkısıyla kendi işgalciliğini daha da genişletmek ve perçinleştirmek amacıyla iğrenç planını devreye sokmuş bulunuyor.

Ortadoğu meseleleri uzmanı Hasan Ruyveran bir analizinde bu meseleyle ilgili şu görüşlere yer veriyor:

"....Siyonistler, Yahudilerin çok eski zamanların birinde bir ara Filistin topraklarında yaşadıkları gibi asılsız bir gerekçeyle bu toprakları kendi vatanları olarak kabul ediyorlar. Eğer onların bu asılsız iddiaları gerçek bile olsa ve her millet bir zamanlar sahip oldukları bölgelerin halen kendi vatanları olduğunu ve o vatana ait olduklarını iddia edecek olsa o zaman demeliyiz ki biz İranlılar da bir zamanlar Yunanistan ve Mısır gibi dünyanın çok büyük bir kesimini kendi elimizde bulundurmaktaydık, öyleyse şimdi tüm bu bölgeler bize aittir... Siyonistlerin halihazırda kendi meşruluklarına gerekçe olarak gösterdikleri tüm bu meselelerin hiç biri, gerekçe olamaz ve meşruluk oluşturamaz.

İslam İnkılabı rehberinin tabiriyle; Siyonistler günün birinde "Nilden Fırat'a kadar" sloganını atmaktaydılar ama bugün kendi varlıklarını koruyabilmek için kendi çevrelerinde duvar örmeye ve sur çekmeye mecbur kalmışlardır. İslam İnkılabı rehberinin de tabiriyle kuşkusuz Filistin, "Denizden Irmağa kadar" bir tarih ve mecmuadır ve hiç kuşkusuz Kudüs de onun başkentidir. Bu gerçek asla gözardı edilemez.