İsrail’in “Düşmanımız” dediğine düşman olanlar için Filistin sadece ekmek kapısıdır



ID:29043
Yayınlanma:
16 May 18

''Onlar (İran) bizimle savaşta. Biz asla İran'la husumet peşinde değiliz. Onlar amaçlarının bizi ortadan kaldırmak olduğunu açıkça ilan ettiler. Bunu her gün söylüyorlar.''

Dün İsrail’in Suriye’yi bombalarken sevinenler, bugün Filistinli halkın katledilmesine hangi yüzle karşı çıkabilirler?

Filistin’i işgal ettiği günden bu yana insanlık dışı uygulamalar ve yaşlı, genç, kadın, çocuk demeden hunharca katleden gasıp İsrail rejimi yine Ramazan öncesi tarihi bir caniliğe imza attı. Buna karşın dünyanın dört bir yanından tepkiler yükseldi. Batı tepki gösterir de, İslamcı ülkeler geri durur mu?

Başta Türkiye olmak üzere İslam dünyası da peş peşe tepki niteliğinde çıkışlar görüldü. Olay gecesinde Güney Afrika terör rejimi İsrail’in büyükelçisini sınır dışı etti. Halkın tepkilerini dikkate alan Türkiye de İsrail elçisini belli bir süreliğine ülkeden ayrılması gerektiğini açıklamasında bulundu. Devamında da elçilikler karşılıklı olarak ülkelerine gönderildi. 

İsrail’in katliam yaptığı sırada İngiltere’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaşanılan caniliğe değinerek, “Cuma günü Yenikapı Meydanı’nda İsrail’i kınamak için miting yapacağız.” Dedi. Bu açıklama başta siyasiler olmak üzere çeşitli STK’lar tarafından eleştirildi. 

İktidar partisinin söz konusu gelişmeler karşısında miting düzenleyeceğine, devletin İsrail ile olan ilişkileri koşulsuz olarak kesilmesi istendi. Gerekçe ise, yükselen halkın tepkisini düşürmek ve bunu bir seçim malzemesi haline getirileceğine dair olmasıydı.  Olayın bu kısmına fazla değinmeden, değerlendirmeyi kamuoyuna bırakıyorum.

Yükselen tepkileri değerlendirmek isteyen çevreler de oldu. İHH gibi Ortadoğu’da ve özelikle de Filistin’e yönelik faaliyetleri olan STK’lar da çeşitli açıklamalarda bulundu. İsrail’e haddini bildirilmesi gerektiği yönünde açıklamalar yapıldı ve halkı eylem için meydanlara çağırdı.

Sonuç?

Atılan sloganlar, beddualar ve hamasi söylemlerden öteye gidilmedi. Gidilemez de…

Neden mi?

Gasıp İsrail Suriye’ye füze yağdırdığında sesi çıkmayan, bilakis memnuniyetle karşıladılar. Geçtiğimiz günlerde ABD, İngiltere ve Fransa tarafından Suriye askeri üsler vurulduğunda, “az sayıda füzeler atıldı, içimiz serinlemedi. Daha çok füze atılmalıydı” açıklamaları unutulacak tarzda açıklamalar değildi.

Dün İsrail’in Suriye’yi bombalarken sevinenler, bugün Filistinli halkın katledilmesine hangi yüzle karşı çıkabilirler?

Bu açıklamalar değil mi Siyonist İsrail’i cesaretlendiren?

Geçtiğimiz hafta Suriye ordusu ve Hizbullah’ın 9 İsrail üssünü füzelerle vurmasını haber konusu bile yapma gereği duymayan sözde İslamcı medya, hangi yüzle İsrail’e ses çıkarabilir?

Ya kitlelere hitap edip halka yalan söyleyen sözde “dava adamları”na ne söylenmeli? Adam çıkmış TV programında İsrail’i eleştireceğine İran-Suriye ve Hizbullah’a laf söylüyor. Üstelik İsrail ısrarla düşmanlarının İran, Suriye, Hamas ve Hizbullah olduğunu söylediği halde…

Bakın İsrailli yetkililer ne diyor:

“İran sadece Hamas, Hizbullah ve İslami Cihad gibi terörist gruplar yoluyla İsrail aleyhine eylemler yapmakla kalmıyor, İsrail’de karmaşa çıkarmak için birçok yola başvuruyor.”

''Önce niye çöküşün eşiğinde olduğunu anlayalım, çünkü Filistin Yönetimi onlara para vermeyi durdurdu. Normalde verdikleri parayı durdurduklarından mali kriz içindeler'' karşılığını veren Netanyahu ''Daha az para alırken bunu kendi terör makinelerine ve dün yaptıkları işlere aktarmaları yüzünden Gazze kriz içinde''

''Onlar (İran) bizimle savaşta. Biz asla İran'la husumet peşinde değiliz. Onlar amaçlarının bizi ortadan kaldırmak olduğunu açıkça ilan ettiler. Bunu her gün söylüyorlar.''

'İSRAİL GİBİ ARAPLARIN DA EN BÜYÜK SORUNU İRAN'

Bütün yolları İran'a çıkaran İsrail elebaşı Netanyahu şöyle diyor:

''Her şeyden önce İsrail burada kalacak. Küçük de olsa çok güçlü bir ülke ve güç barış getirir. Bence asıl sorun, karşı karşıya olduğumuz en büyük sorun İran'dır. Arapların karşı karşıya olduğu en büyük sorun İran'dır. Dünyanın ve ABD'nin karşı karşıya olduğu en büyük sorun, 'Amerika'ya ölüm' çağrısı yapan, 'İsrail'e ölüm' tezahüratı yapan ve barış fırsatlarını öldürmek isteyen bu terörist rejimdir.''

''Şimdiden barış var. Mısır'la, Ürdün'le barış içindeyiz, Filistinlilerle barış mümkün, ama Hamas'la olmaz'' 

''Biz bunları daha önce gördük, yaşadık, hallettik ve bu sayede İsrail büyüyüp gelişti. Artık Arap ordularıyla uğraşmıyoruz. İki Arap ülkesiyle resmen barış yaptık ve dürüst olmak gerekirse diğer Arap ülkeleriyle de gayriresmi barış içindeyiz. Yani çok şey değişti.''

Siyonist Netanyahu ile ağız birliği yapan Arap rejimler…

Gasıp İsrail elebaşı Netanyahu ile aynı çizgide hareket eden Arap liderlerin açıklamalarına ne demeli?

Geçtiğimiz aylarda 10 günlük ABD ziyaretinde Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, Time Dergisine verdiği röportajda, İran’ı İsrail’in ve Suudi Arabistan’ın ortak düşmanı olduğunu ifade etti.

"İran, Riyad ve Tel Aviv'in ortak düşmanıdır. Bu bağlamda İsrail ile pek çok alanda işbirliği yapabiliriz"

Suudi Arabistan ve İsrail'in 'örtülü ittifakı'

Neresinden bakarsanız bakın Suudi Arabistan ve İsrail, İran'ın bölgedeki etkinliğini kontrol etmek isteyen iki müttefik.

İki ülke arasında giderek gelişen ilişkiler son derece hassas. İttifakın arkasında nelerin yattığına dair ipuçlarıysa yok değil.

Geçen hafta İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un, İngiltere merkezli Suudi gazetesi Elaf'a verdiği röportajda İsrail'in İran'a karşı Suudi Arabistan'la istihbarat paylaşımına hazır olduğunu söylemesi, bunlardan biri.

Bundan günler sonra ise, Suudi veliaht prensi Muhammed bin Selman'ın yakın dostu olan ülkenin eski Adalet Bakanı Muhammed bin Abdül Karimissa, İsrail gazetesi Maariv'e konuştu.

Karimissa, "Hiçbir ülkede, İslam üzerinden kendini meşrulaştırmaya çalışan terör ve şiddet eylemleri kabul edilemez -buna İsrail de dahil" dedi. Bu sözler, Arap dünyasında İsrail'de gerçekleşen saldırılara eleştiri getiren nadir örneklerdendi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Araplarla ilişkilerinin değişim geçirdiğini söylüyor.
Geçtiğimiz günlerde İsrail ordusundan üst düzey bir yetkili Londra'da iki Suudi prensle görüşmesinde "Siz artık bizim düşmanımız değilsiniz" mesajını verdi.

Bu karşılıklı hamleler tesadüften ibaret değil. Taraflar dikkatli bir şekilde sürdürülen bu işbirliğiyle İran'ı uyarmak isterken, Suudi toplumunu da İsrail'le yakınlaşacak ilişkilere önceden hazırlıyor.

Siyonist rejim bakanı Tzipi Livni, “Tel Aviv rejimi ve Suudi Arabistan'ın İran konusunda benzer bir duruşu paylaştığını ve benzer dilde konuştuklarını” söyledi.

Livni, Jerusalem Post gazetesince düzenlenen bir konferansta konuşarak “Suudilerin nükleer bir İran'ı engellemek için yapılması gerekenler hakkında söylediklerini işittiğinizde, bu bize tanıdık geliyor. Sanırım konu İran'a gelince Arapçanın İbraniceye yakınlığını siz de duyuyorsunuz” dedi.

İsrail ve Suudi rejimlerinin diplomatik ilişkiye sahip olmamaları nedeniyle, Tel Aviv ile Riyad'ın ortak hedeflerinin üst düzey bir İsrailli yetkili tarafından kamuya ilanı nadir olarak gerçekleşiyor.

Livni aynı zamanda “Arap ülkelerinin İran karşıtı birleşik bir eksen kurma amacıyla Tel Aviv ile ittifak kurabileceklerini” de söyledi.

İsrail ve Suudi Arabistan arasındaki ittifak

Suudi Arabistan'ın Arap ve Müslüman dünyanın liderlerinden biri olma iddiası, bu ülkenin İsrail devletinin mevcut sınırları içinde varlık hakkını tanımasını engellerken, Tel Aviv de Riyad'ın önerdiği ve 1967 öncesi statükoya geri dönmeyi da içeren Ortadoğu Düzenlemesi (MER) planını reddediyor. Çeşitli iç ve uluslararası faktörlerin sonucu olarak iki taraf da, taban tabana zıt pozisyonlarını değiştirmeyecek ve resmi temas kurmayacaktır.

Ancak diplomatik ilişkilerin bulunmaması, İsrail ve Suudi temsilcileri arasında gayriresmi temasların kurulmasını engellemiyor. Yakın zamanda medyada, iki devletin temsilcileri arasında gerçekleşen görüşmelere ilişkin çok sayıda haber yer aldı ve hatta İsrail'in İran'ın nükleer tesislerini bombalamaya karar vermesi halinde Suudilerin İsrail'e kurtarma helikopterleri, yakıt ikmal uçakları ve insansız uçaklar için hava koridoru açmaya ve hava üslerini sunmaya hazır olduğu dahi iddia edildi. Bu haberlerden bazıları yetkililer tarafından yalanlanmış olsa da, bazıları teyit edildi.

Özel olarak, her iki ülkenin diplomatik kaynaklarına dayanan bir Jerusalem Post muhabirinin verdiği bilgiye göre 2014 yılının başından beri Suudiler ve İsrailliler arasında Hindistan, İtalya ve Çek Cumhuriyeti'nde beş ayrı gizli görüşme gerçekleşti. Arap basınında, Mossad başkanı da dahil olmak üzere üst düzey İsrail güvenlik yetkililerinin gizlice Riyad'ı ziyaret ettiğine ve orada Suudi mevkidaşlarıyla tartışmalar yürüttüğüne dair haberler çıktı. Göründüğü kadarıyla Cenevre'de Suudi istihbarat teşkilatının o zamanki genel müdürü Prens Bender bin Sultan'la İsrail gizli servislerinin üst düzey temsilcileri arasında müzakereler dahi yürütüldü.

5 Haziran 2015 günü İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü, Washington'daki bir konferans esnasında Suudi General Enver Macid Eşki ile görüştü ve Suudi general burada stratejik MER planını sundu. Bu belgenin temel vurguları, Arap ülkeleriyle İsrail arasında işbirliği tesis edilmesine ve İran rejimini tecrit etmek için ortak çabalara duyulan ihtiyaca yönelik vurgular.

Suudi Arabistan Kralı Selman, prens ve önde gelen medya adamı  El-Velid bin Talal'ı, komşu ülkeyle yeniden temas kurmak amacıyla İsrail entelektüel topluluğuyla diyalog kurmakla görevlendirdi. Prens Talal, savaşın yıprattığı Ortadoğu'nun tüm sakinlerine, Yahudi halkına olan nefretlerine son verme çağrısı yaptı. Aynı zamanda Kudüs'e yaptığı ziyaretin, İsrail ile Arap komşuları arasında ‘barış ve kardeşliğin' başlangıcını temsil ettiğini söyledi. Arap medyası, Suudi Petrol ve Maden Kaynakları Bakanı Ali Al-Naimi'nin, ülkesinin İsrail de dahil olmak üzere dünyanın her yerine ‘kara altın' ihraç etmeye hazır olduğunu teyit ettiğini aktardı. Suudi bakan, Arap dünyasının çoğunluğunun ticaret ilişkilerinin önünde herhangi bir engel görmediğine işaret etti. Ağustos 2014'de Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud El-Faysal, Cidde'deki dünya İslam alimleri kongresinde “İsrail'e karşı nefret ekilmesini reddetmeliyiz ve Yahudi devletiyle olan ilişkilerimizi normalleştirmeliyiz” şeklinde ilanda bulundu. Yukarıda bahsi geçen Dore Gold ise, Bloomberg haber ajansına şöyle konuştu: “Bizim bugün bu kürsüye çıkmış olmamız ülkelerimizin yıllardır sahip olduğu bütün farklılıkları çözümlediğimiz anlamına gelmez. Ancak önümüzdeki yıllarda bu farklılıklara tam olarak eğilebileceğimizi ve Riyad'ın Yahudi devletinin stratejik bir ortağı haline gelebileceğini umuyoruz.”

Suudi Arabistan ve İsrail temsilcileri arasındaki bu yoğun temasların, uluslararası aracılar ile İran arasında, İran'ın nükleer programı hakkındaki anlaşmanın imzalanmasının hemen öncesinde ve sonrasında gerçekleştiğine dikkat edilmelidir. Tel Aviv söz konusu anlaşmayı ‘tarihi bir hata' olarak adlandırdı; Riyad ise kendi ulusal çıkarlarına doğrudan tehdit olarak gördü. Suudi kralının ve onun Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içindeki bazı mevkidaşlarının, bu bölgesel örgütün 14 Mayıs 2015'te Camp David'de (ABD'de) yapılan toplantısına katılmama kararı alması tesadüf değildir. Kısa süre sonra, 18 Haziran 2015'te düzenlenen St. Petersburg Ekonomik Forumu'nda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suudi Savunma Bakanı ve Suudi kralının oğlu Muhammed bin Selman El Suud'la görüştü. Bizzat kralın bu yıl bitmeden resmi bir ziyaret için Rusya'ya gelmesi bekleniyor. Bir başka deyişle Riyad  Washington'a, İran'la varılan anlaşmanın Suudi yönetimini yeni müttefikler aramaya zorladığını gösterdi. Bu adımların Suudilerin dış ilişkilerini çeşitlendirme yönünde gerçek bir arzusundan mı kaynaklandığını yoksa sadece ABD yönetimine basınç yapmada kullanılan bir kaldıraçtan mı ibaret olduğunu zaman gösterecek.

Bütün bu kirli ilişkiler ve ihanet niteliğinde yapılan işbirliği ortadayken işgalci İsrail’in saldırıları nasıl ve hangi bölgesel politikalar engelleyebilir?

Siyonist rejimin son saldırılarıyla bölgede yükselen tansiyonu Yenikapı mitingi düşürebilir mi? veya acil gıda yardımı çağrısında bulunan İHH başkanı Bülent Yıldırım, İsrail’i cesaretlendiren, “atılan füzeler içimizi serinletmedi” ifadeleri bir ibret vesikasıyken, Türkiyeli Müslümanların öfkesi İsrail’i korkutur mu?

İslamcı medyanın mezhepçi yayınları, sözde âlimlerin yalan ve nefret içerikli konuşmaları halkın Filistin davasına nasıl sahip çıkmalarını sağlayabilir?

İsrail, ABD ve müttefiklerinin tek ağızdan “terörist” olarak tanımladığı direniş cephesi İran, Suriye, Yemen, Hamas ve Hizbullah’a saldıran başta körfez rejimleri olmak üzere, onların yerli işbirlikçilerinin hedef saptırması nasıl izah edilebilir?

Olan Filistin halkına oluyor. Olan Filistin davasına omuz veren direniş cephesine oluyor. Her şey İsrail’in arzuladığı şekilde gerçekleşiyor.

Trump’ın Kudüs’i İsrail’in başkenti ilan ettiğinde bu saydığımız kesimler ne yaptıysa, bundan sonra da aynı yolu izleyeceklerdir. 

Çünkü onlar hiçbir zaman İncirlik üssünü gündemine almazlar.

Çünkü onlar İsrail’i koruyan Kürecik Füze kalkanı radarı hakkında tek söz söylemezler. Ne zaman bu üsler gündeme getirilse söz konusu piyonlar gündemi çarpıtarak kamuoyunun dikkatini başka tarafa çekerler.

İşte bu nedenle İsrail katliamlarını sürdürmeye devam eder. Bizimkiler laf kalabalığı yapar, biz halk da sloganlarla görevimizi yerine getiririz.

Kısacası SİO-EMPERYALİST şer cephesi hedeflerine adım adım yaklaşırken, bizler de onların inşa ettiği yolun birer taşları olmaya devam ederiz. Ne de olsa Filistin herkes için ekmek kapısı haline gelmiştir.