Düşünce ve Alıntı Yazılar Dera, Suriye’deki hikâyenin sonu, tıpkı başlangıcı olduğu gibi



ID:31563
Yayınlanma:
09 Tem 18

Arap dünyasında geçen hafta...Ürdün El Ghad gazetesi yazarı Cihad El Mansi, “Dera… Suriye’deki hikâyenin sonu, tıpkı başlangıcı olduğu gibi” başlık yazısında Suriye'nin bölüneceği beklentisinin gerçekleşmeyeceğini öne sürdü. Mansi, "Kısa vadede olsun uzun vadede olsun, bu topraklar üzerindeki son sözü de Suriye ordusu ve devleti söyleyecek" dedi.

 Arap dünyası bu hafta Suriye’nin güneyindeki Dera kentindeki gelişmeler ve İran’a odaklandı. Rusya’nın Suriye’nin güney cephesindeki silahlı muhaliflerle gerçekleştirdiği görüşmeler ve savaşın oradaki seyri Arap basında geniş yer buldu.
 
Birçok gazete ve yazar, Dera kentiyle ilgili haber ve yorumlarda Suriye’de 2011’de başlayan krizde Dera’nin ilk olaylara sahne olmasına atıfta bulunarak, Dera’nın başlangıç olduğu gibi, bitişe de işaret ettiğini vurguladı.
 
Amerika Birleşik Devletleri’nin Suudi Arabistan’dan petrol üretimini arttırmasını istemesi ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi de Arap basınının bir diğer önemli gündem maddesiydi. Genel olarak sert çıkışlarda bulunmayan İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin, bu sefer bu tonda bir açıklama yapması, bölgede yaşanması muhtemel ciddi gelişmelere bir işaret olarak değerlendiriliyor.
 
Tunus’ta ilk defa bir kadının belediye başkanı olması, geçtiğimiz hafta Arap dünyasının en önemli bir diğer gelişmesiydi. İslamcı Nahda hareketinin adayı Suad Abdel Rahim’in başkent Tunus’un ilk kadın belediye başkanı olması, Arap dünyasında oldukça ses getirdi.
 
‘SURİYE’DE SON SÖZÜ DEVLET VE ORDU SÖYLEYECEK’
 
Ürdün El Ghad gazetesi yazarı Cihad El Mansi, Dera’daki gelişmelerle ilgili kaleme aldığı değerlendirme yazısında kullandığı başlık oldukça dikkat çekiciydi; “Dera… Suriye’deki hikâyenin sonu, tıpkı başlangıcı olduğu gibi”. Yazara göre, gelinen noktada birçoklarının beklediği veya umut ettiğinin aksine Suriye’nin artık bölünmesi söz konusu değil:
 
“Kısa bir süre sonra Suriye ordusu Dera’daki askeri operasyonların bittiğini ilan edecek. Dera, kırsalı ve ona bağlı beldelerin çoğu da Suriye Devleti’nin kollarına dönmüş olacak. Bu da aslında Suriye ve Ürdün Krallığı’nı birbirine bağlayan iki sınır kapısı Nasib ve Remse’nin güvenle çalışmaya başlayacakları anlamına geliyor.
 
Bugün gelinen noktada durumlar tamamen değişti. Ve her şey herkes için gayet açık bir hale geldi ki, bu da Suriye’nin bölünmeyeceğidir. Birçoklarının hayal ettiği bu bölünme gerçekleşmeyecek. Kısa vadede olsun uzun vadede olsun, bu topraklar üzerindeki son sözü de Suriye ordusu ve devleti söyleyecek.”
 
‘DERA’DAN SONRA SIRA İDLİB’TE’
 
Birleşik Arap Emirlikleri El Haliç gazetesi yazarlarından İsam Numan da Suriye’nin güneyinde “çözüme” az bir zaman kaldığı ve bunun için gerekli koşulların sağlandığı görüşünde. Yazara göre, Suriye ordusu güney sorununu çözdükten sonra İdlib’e yönelecek, Türkiye de buna göz yumacak:
 
“Suriye, silahlı grupların paylaşmış olduğu güneyindeki sorununu uzlaşmayla olsun, savaşla olsun çözmek üzere. Rusya Suriye’yi hem savaşta hem de uzlaşma konusunda destekliyor. Amerika Birleşik Devletleri de silahlı gruplara olan yardımını keserek Suriye’yi desteklemiş oldu. Ürdün de kendi topraklarına yönelik Suriyeli mülteci akışının önüne geçmek için Suriye’ye savaşçı ve cephanelik gönderilmesini engelleyerek Suriye’ye yardım etmiş oldu. İsrail ise, isteksizce veya başka şekilde, Suriye ordusunun Golan’ı çevreleyen bölgeye geri dönüşünü kabul etti. Hatta Suriye ve İsrail arasında 1974 yılında imzalanan ateşkese uyulması çağrıları yapar oldu.
 
Bütün bu gelişmeler Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya arasında kapalı kapılar ardında bir uzlaşamaya varılmış olmasaydı gerçekleşmezdi. Tabi bu anlaşmaların bazıları Suriye’nin bilgisi dahilinde gerçekleşirken bazıları halen bilinmiyor.
 
Burada asıl sorun, güney sorunu çözüldükten sonra, Suriye güçleri nereye yönelecek? Kuzey’de İdlib’e mi yoksa Rakka, Haseke ve Deyr Ez Zor’un güneyine mi? Tabi büyük olasılıkla Suriye ordusu önce İdlib’e yönelecek. Çünkü Şam yönetimi, birliğini koruyabilmek için Rusya’dan çok açık bir destek alıyor. Dolayısıyla da Türkiye, Rusya sayesinde Suriye’yi İdlib konusunda zor durumda bırakmayacak. Tabi Ankara’nın Suriyeli Kürtlere karşı operasyonlarında desteklenmesi karşılığında.”
 
‘İRAN İÇİN GERİ SAYIM BAŞLADI MI?’
 
Mısırlı akademisyen Nevin Mas’ad, El Ahram gazetesindeki yazısında, “İran için geri sayım başladı” şeklindeki iddiaları yorumladı:
 
“İran’daki ekonomik krizi ve bu krizin İslam Cumhuriyeti’nin politikasına etkisini işleyen Batılı ve Arap dünyasındaki analizleri takip eden herkes, İran rejimi için geri sayımın fiili olarak başladığını görüyor. Zira bir Amerikalı yetkili, bu rejimin yıkılmasının mümkün olduğunu ve bunun da yakın olduğunu söylüyor. Bir diğeri de İran rejimine sadece bir yıl ömür biçiyor. Benim şahsi yorumum da İran’ın uzun süredir yaşadığı ekonomik sıkıntılardan başka sıkıntılar da yaşayacak. Ancak bu krizin İran’da rejimin yıkılmasına varıp varmayacağı ise şüpheli bir durum.
 
İran’daki ekonomik durum çok kötü evet. Hatta Ağustos ayında yeni ambargoların aktif olmasıyla beraber, birçok yabancı şirket İran pazarlarından çekilecek. Petrol piyasasındaki engellemeler dolayısıyla da, İran döviz sıkıntısı yaşamaya başlayacak. Bu da yerli paranın daha çok değer kaybetmesini beraberinde getirecek. Evet bunların hepsi doğru. Hatta bunlar daha geniş bir protesto gösterilerine neden olacak. Bu da istikrarsızlığı getirecek. İran bu sayede dışarıda geri adım atmak zorunda kalacak. Ancak rejimin yıkılması için gereken koşullar henüz oluşmuş değil.”
 
‘İRAN HÜRMÜZ BOĞAZI’NI KAPATIR MI?’
 
Rai Al Youm gazetesi başyazarı Abdulbari Atwan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Hürmüz Boğazı’nı kapatma yönündeki açıklamasını değerlendirdiği yazısında, bölgede büyük sürprizlerin yaşanabileceğini iddia etti:
 
“İran Cumhurbaşkanı Ruhani, ABD’nin İran petrolünün ticaretini engellemeye devam etmesi durumunda Körfez’in ve özellikle de Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçmesini engelleyecekleri yönündeki tehdidiyle ılımlı tavrını bir kenara koymuş oldu.
 
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD ve İsrail’i çıkarmak istediği savaşı kıvılcımı olabilir. İran’a saldırı düzenlemek ve hatta İran’ın işgal edilmesi için bir gerekçe sunabilir. Ancak İran da, ambargo sayesinde kötüye giden ekonomik koşullar yüzünden halk tarafından bir rejim değişikliğini bekler mi?
 
İran petrolünün ticaretinin durması yerli paranın değer kaybetmesi demektir. Bu da İran için gerekli ithalatların da gerçekleşmemesi anlamına gelir. Özellikle de teknoloji alanındaki yedek parçaların ithalatı. Halkın ihtiyaçlarının karşılanması da zorlaşır. Bu da devletin yıkılması anlamına gelir. Açlık, fakirlik ve artan fiyatlar da cabası.
 
İran petrolünün durdurulması, boynunu kesmek gibi bir şey. Bundan daha tehlikeli bir şey yok. Bu yüzden önümüzdeki haftalarda bölgemizde ABD’ye, İsrail’e ve onların müttefiki Araplara yönelik şok edici sürprizler olabilir.”
 
TUNUS’TA İLK KADIN BELEDİYE BAŞKANI
 
Tunus El Şuruk gazetesi, Tunus’un başkent belediyesine bir kadının seçilmesini demokratik seçeneğin bir zaferi olarak yorumladı. Gazeteye göre Nahda Hareketi adayı Suad Abdel Rahim’in, belediye başkanlığına seçilmesi için, “Bu kendi içinde bir devrimdir. Çünkü o bir kadındır. Çünkü o kalkınmacıdır. Çünkü belediyedeki meşhur ailelerin birinin soyundan da gelmiyor” ifadelerini kullandı.
 
Yine gazeteye göre, “Abdel Rahim’in kazanması, öncelikle kadında ısrar eden Nahda hareketinin başarısıdır. Çünkü Nahda hareketi bu tavrıyla, ilerici olduğunu iddia eden birçok hareketten ayrılmaktadır. Özellikle de Nida Tunus hareketi gibi. Hatta bu hareketin sözcüsü, bir kadının belediye başkanı olmasını da kınadı.”
 
Arabi 21 haber sitesinden Ali Saada, ise Suad Abdel Rahim’in Nahda Hareketi adayı olmasına rağmen “İslamcı” olmadığına dikkat çekti. Yazar, “Kendini İslamcı değil bağımsız bir yazar olarak görmektedir. İslamcı Nahda Hareketi saflarında mücadele veren çoğu kadın gibi de başörtüsü takmıyor” ifadelerini kullandı.
 
‘TÜRKİYE’DE HALK SİYASİ AÇIDAN AKTİF’
 
24 Haziran seçimleri Arap basınında tartışılmaya devam ediyor. Suudi Şark’ül Evsat gazetesinde Memun Fendi imzasıyla çıkan yazıda, Türkiye’de halkın siyasi açıdan halen aktif ve duyarlı olduğu vurgulandı:
 
“Öyle görünüyor ki Erdoğan’ın sorunu öncelikle içeride. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerini kazandığı oran yüzde 53’ü geçmiş değil. Hem de halkın yüzde sekseninden fazlasının sandıklara gitmesine rağmen. Peki bu ne anlama geliyor?
 
Bu durum, siyasi açıdan aktif ve diri bir halkla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Ve var olan sorunlar kitleleri harekete geçirdi. Ayrıca Türkiye’de cumhuriyet sitemi için duyulan korkunun da gerçek olduğunu göstermektedir. Evet Türkler 2017’de anayasa değişikliği için sandığa gitti ancak eşit olmayan koşullarda ve OHAL şartlarında ve de basının baskı altında olduğu bir ortamda oldu bu.”