Kültür ve Sanat Hz.İmam Cafer-i Sadık, Sadık Ehl-i beyt



ID:31565
Yayınlanma:
09 Tem 18

Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin, riyaset talep etmekten çekilip kendini ibadete vermişti...

Ehlader Araştırma Bölümü



İmam Muhammed Bâkır (a.s) şiasının önde gelen şahsiyetlerinin önünde oğlu Cafer es-Sadık'ın (a.s) faziletini, üstünlüğünü şu sözlerle ilan etmişti: O, canlıların en hayırlısıdır.

Amcası şehit Zeyd b. İmam Ali Zeynelabidin (Allah'ın selâm ve rızası üzerlerine olsun) de onun sorumluluğunun büyüklüğünü şöyle vurgulamıştı: Her zaman diliminde biz Ehl-i Beyt'ten bir kişi, mahlûkata karşı Allah'ın hücceti olur. Zamanımızın hücceti, kardeşimin oğlu Cafer'dir. Ona tâbi olan sapmaz, ona muhalefet eden de hidayete ermez.

Malikî Mezhebi'nin imamı Malik b. Enes onun hakkında şunları söylüyor: "İlim, ibadet ve takvada Cafer b. Muhammed es-Sadık gibisini hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş ve hiçbir kalp tasavvur etmemiştir."

Mansur ed-Devanikî, İmam Cafer Sadık'ın (a.s) ölümü üzerine iyiliklerini sayarken şunları söylüyor:

"Cafer b. Muhammed, yüce Allah'ın "Sonra Kitab'a kullarımızdan seçtiklerimizi vâris kıldık." buyurduğu kimselerdendi. O, Allah'ın seçtiği kimselerden biriydi. Hayırda öne geçenler arasındaydı."

Abdurrahman b. Ebu Hatem er-Razî (öl. hicrî 327) şöyle der: "Babamın şöyle dediğini duydum: "Cafer b. Muhammed güvenilir biridir. Onun gibisi hakkında araştırmanın yeri yoktur."

Yine diyor ki: Ebu Zer'a'nın: "Cafer b. Muhammed'in babasından rivayeti mi, Süheyl b. Ebu Salih'in kendi babasından rivayeti mi, el-A'la'nın kendi babasından rivayeti mi; bunlardan hangisi daha sahihtir?" diye sorulan bir soruya şöyle karşılık verdiğini duydum: "Cafer b. Muhammed bu adamların hiçbiriyle mukayese edilmez."

Ebu Hatem Muhammed b. Hayyan (hicrî 453) onun hak-kında şu değerlendirmeyi yapar:

"O; fıkıh, ilim ve fazilet bakımından Ehl-i Beyt seyitlerinden biridir."

İmam'ın (a.s) hakkında Ebu Abdurrahman es-Sülemî'nin değerlendirmesi ise şöyledir:

"Ehl-i Beyt içindeki akranlarının tümünden üstündür. Görkemli bir ilme, etkileyici bir zühde, dünyaya meyletmemeye, şehevî arzulardan tamamen uzak durma eğilimine, hikmette kâmil bir edebe sahiptir."

"Hilyetu'l-Evliya" kitabının yazarından (hicrî 430) şöyle nakledilir: "Onlardan biri de, konuşan İmam, önder Ebu Abdullah Cafer b. Muhammed es-Sadık'tır. Kendini ibadete, Allah'a kulluk sunup boyun eğmeye vermiş, uzlete çekilmiş, derin bir huşu içinde ibadet ediyordu. Riyaseti ve kalabalıkların önünde görünmeyi nehyediyordu."

Şehristanî (hicrî 479–548), es-Sülemî'nin İmam (a.s) hakkındaki sözlerine şu eklemede bulunuyor:

"Bir müddet Medine'de ikamet etti. Kendisine bağlanan şiîleri eğitiyor, sevenlerini ilimlerin sırlarına dair feyizlerle aydınlatıyordu. Sonra Irak'a gitti ve bir müddet orada ikamet etti. Hiçbir şekilde imamlığı istemedi. Hilafet hususunda kimseyle çekişmedi. İrfan denizine dalan kimse ırmağa tamah etmez. Hakikat doruklarına yükselen biri de düşmekten korkmaz."

el-Harezmî (hicrî 568) "Menakib-u Ebî Hanife" adlı eserinde Ebu Hanife'nin şöyle dediğini anlatır:

"Cafer b. Muhammed'den daha fakih (dini daha derin kavrayan) birini görmedim. Yine Ebu Hanife, İmam Cafer Sadık'ın (a.s) rahle-i tedrisine oturup ondan ilim öğrendiği iki seneyi kast ederek şöyle demiştir: O iki sene olmasaydı Numan (Ebu Hanife'nin adı) helak olurdu."

İbn Cevzî (hicrî 510–597) şöyle diyor: "Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin, riyaset talep etmekten çekilip kendini ibadete vermişti."

Muhammed b. Talha eş-şafiî (hicrî 652) İmam hakkında şunları söylüyor: O Ehl-i Beyt'in büyüklerinden, seyitlerindendi. Birçok ilim dalında uzmandı. Zamanının çoğunu ibadetle geçirirdi. Dilinden virt eksik olmazdı. Apaçık bir züht içindeydi. çokça Kur'ân okur, Kur'ân ayetlerinin anlamlarını araştırır, Kur'ân denizinden cevherlerini su yüzüne çıkarır, akıl almaz sonuçlara varırdı. Zamanını çeşitli ibadet vakitlerine ayırır ve bu vakitlerde nefis muhasebesi yapardı.

Onu görmek, insana ahireti hatırlatırdı. Sözlerini dinleyince bir insan dünyadan eletek çekme eğilimine girerdi. Onun yol göstericiliğini takip etmek, sonunda cenneti kazandıran bir tutumdu. Yüzünden parıldayan nur, onun nübüvvet sülalesinden olduğuna şahitlik ediyordu. Amellerinin temizliği, onun risalet zürriyetinden olduğunu haykırıyordu. İlim ehli imamlardan ve sembol âlimlerden büyük bir topluluk ondan hadis rivayet etmiş, ondan ilim öğrenmeyi kendileri için bir şeref menkıbesi, kazanılmış bir fazilet, bir üstünlük vesilesi saymışlardı.

Menkıbelerine ve sıfatlarına gelince; bunları sınırlandırmak neredeyse imkânsızdı. Bu üstünlük çeşitliliğini gören uyanık bir kimsenin zihni, şaşkına döner.

Takva sicillerinden kalbine bahşedilen sayısız ilimleri o kadar çoktu ki illetleri kavranamayan hükümler, zihinlerin hükümlerini algılamakta yetersiz kaldığı ilimler ona izafe edilmiş, ondan rivayet edilmiştir.

Anlatıldığına göre, Mağrib diyarında tedavülde olup Abdulmüminoğulları'nın birbirlerine miras bıraktıkları Cifr kitabı onun sözlerinden oluşuyordu. Kuşkusuz bu, yüce bir menkıbe ve üstün faziletler makamında erişilmez bir derecedir. Bu, onunla ilgili anlatılanlardan sadece küçük bir bölümdür.

Tehzibu'l-Esma (hicrî 631–676) adlı eserde Amr b. Ebu'l Mikdam'ın şöyle dediği rivayet edilir:
 
"Cafer b. Muhammed'e baktığım zaman onun peygamberlerin soyundan geldiğini anlardım."

İbn Hallikan (hicrî 608–681) şöyle diyor:

"Ebu Abdullah Cafer es-Sadık… İmamiye Mezhebi'ne göre On İki İmam'dan biridir. Ehl-i Beyt seyitlerindendi. Sözlerinin doğruluğundan dolayı es-Sadık olarak isimlendirilmiştir. Faziletleri söylemeye gerek kalmayacak kadar meşhurdur. Kimya, önsezi ve fal gibi konularda özgün görüşleri vardı. Baki mezarlığında babası Muhammed Bâkır, dedesi Ali Zeynelabidin ve dedesinin amcası Hasan b. Ali'nin (Allah hepsinden razı olsun) yanına defnedildi. Allah için şu kabre bakın! Ne mükerrem! Ne şerefli!"

Buharî (hicrî 756–822) "Faslu'l-Hitab" adlı eserde şunları söylüyor: "es-Sadık'ın (a.s) ululuğu ve önderliği hususunda görüş birliği vardır."

İbn Sabbağ el-Malikî (hicrî 784–855) şunları söylüyor: "İnsanlar ondan, atlıları heyecandan koşturan ilimler aktarmışlardır. çnü yayılmış, dört bir yanda ondan söz ediliyordu. Ondan nakledildiği kadar, Ehl-i Beyt'ten başka bir âlimden o kadar hadis nakledilmemiştir."

Ümmetin ileri gelenlerinden bir topluluk ondan hadis rivayet etmiştir. Ebu Cafer (a.s) onun imamlığına ve diğer makamlarına açık bir şekilde vasiyet etmiştir. Onun imamlığına dair gayet açık ve parlak bir nass bırakmıştır.

 

 

Hz. Sadık'ın (a.s) Biyografisi

İmam Sadık (a.s) Hicretin 83. yılı, Rebiul Evvel ayının 17sinde Medine'de dünyaya geldi...

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Adı: Cafer


Lakabı: Sadık


Künyesi: Ebu Abdullah


Babası ve Annesi: İmam Muhammed Bakır (a.s), Kasım b. Muhammed b. Ebubekir'in kızı ümmü Ferve


Doğumu: Hicretin 83. yılı, Rebi'ul-Evvel ayının 17′sinde Medine'de dünyaya geldi


Döneminin Halifeleri: Yezid b. Abdulmelik (9. Emevi halifesi), Saffah (Abbasî halifelerinin evveli) ve Mansur Devanikî


İmamet Süresi: 34 yıl (114-148)


Şahadeti: Hicretin 148. yılı, şevval ayının 25′inde, 65 yaşında Mansur Devaniki'nin emriyle zehirlenerek Medine'de şahadete erişti.


Mezarı: Medine-Baki Mezarlığı.


Yaşam Dönemi:


1) İmametten önceki dönem, 41 yıl (83-114).


2) İmamet dönemi, 34 yıl (114-148). Bu dönem şiiliğin yaygınlaştığı bir dönemdir. İmam Sadık (a.s) Beniümeyye'yle Biniabbas'ın savaşmasından ortaya çıkan fırsattan yararlanarak geniş bir şekilde ilim havzaları teşkil etti, dört bin öğrenci yetiştirdi ve ilahî maarifi ihya ile mektebin istikrarını sağlamış oldu.


Çocukları:


1-İsmail


2-Abdullah


3-Ümmü Ferve. Bu üçünün annesi İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s)'ın oğlu Hüseyin'in kızı Fatıma idi.


4-İmam Musa Kazım


5-İshak


6-Muhammed. Bunların annesi de ümmü Veled idi.


7-Abbas


8-Ali


9-Esma


10-Fatıma. Bunlar da bir anneden dünyaya gelmişlerdir.


İmam Cafer Sadık'ın (a.s) Hayatına Kısa Bir Bakış

İmam Cafer b. Muhammed Sadık (a.s), Resulullah'ın (s.a.a.) kendisinden sonraki halifeler olduklarını nass ile bildirdiği masum ve pak Ehlibeyt İmamları'nın altıncısıdır. Hicrî 83 tarihinde dünyaya geldi. Dedesi Zeynelabidin (a.s) ve babası Muhammed el-Bâkır'ın (a.s) himayesinde büyüdü, şer'î ilimleri ve İslâmî irfanı onlardan öğrendi. Dolayısıyla o, atalarıyla birlikte Resulullah'a (s.a.a) kadar uzanan nuranî bir zincirin kesintisiz halkalarını oluşturmaktadır ki, bu zincirde yabancı ya da bilinmeyen tek bir halka yoktur.

O, vahiy kaynağından ve ilâhî hikmet membaından besleniyordu. Temelini tertemiz İmamlar'ın, özellikle İmam Muhammed Bâkır ve İmam Cafer Sadık'ın (a.s) attığı Ehlibeyt Mektebi'nin ayırıcı özelliği işte budur. Bu, İslâm'ın orijinalliğini ve berraklığını bizim için koruyan Muhammedî risalet mektebidir.

Böylece İmam Cafer Sadık (a.s), meşru imamlık merkezini atalarından sonra uhdesine aldı ve kendi çağında ilim ve irfanın doruklarında onca görkemi ve heybetiyle belirginleşti. şu çağımızda bile âlimler bu doruklara gözlerini hayranlıkla ve saygıyla dikmekten alamıyorlar. Müslümanların geneli ve âlimler, Cafer b. Muhammed'i (a.s) nübüvvetin özü ve yüce Allah'ın kirlerini giderdiği, tertemiz kıldığı Ehlibeyt'in direği olarak görüyordu. O, vahiy Ehlibeyti'nin Emevî ve Abbasî zulmüne ve zorbalığına karşı öncülük ettiği muhalefetinin meşru sembolüydü. Âlimler onu engin bir deniz, ilim ve irfanda hiç kimsenin rekabet edemediği bir imam ve o çağın insanlarının bildikleri ve bilmedikleri, henüz varlığını dahi duymadıkları bütün ilimlerde, eşsiz bir üstat olarak görüyorlardı.

İmam Cafer Sadık (a.s), yaklaşık dört dönem Emevî yönetimine tanık oldu. Emevîlerin genelde İslâm ümmetine, özelde Resulullah'ın Ehlibeyti'ne ve şiîlerine karşı işledikleri zulmü, terörü ve katı uygulamaları yaşadı. İmam Hüseyin'in (a.s) kıyamından sonra, Ehlibeyt'in Müslüman kitleler nezdinde sevilen öncüler ve önderler olarak algılanması doğaldı. Bu yüzden Abbasî grupları Ehlibeyt ismini kullanarak propagandalarını yapıyor, insanları Âl-i Muhammed'i (s.a.a) razı etmeye, Resulullah'ın kızı Fatıma'nın soyunun hilafetini tesis etmeye çağırıyorlardı.

İmam Cafer Sadık (a.s), doğrudan yüzleşme sahnesinden çekilmişti. Bu yüzden Abbasîlerin, Emevî zulmünün, şiddetinin ve terörünün artmasını, buna karşılık ümmetin onlara karşı öfkesinin gittikçe kabarmasını fırsat bilerek iktidara gelmek için kullandıkları sloganların onun üzerinde herhangi bir etkisi olmadı.

Emevî saltanatı hicrî 132 tarihinde yıkıldı ve hilafeti Abbasoğulları devraldı. İmam Cafer Sadık (a.s) kan dökücü Ebu Abbas Seffah'ın dönemini ve Mansur Devanikî döneminin de yaklaşık on yılını gördü.

İmam Cafer Sadık (a.s) açık siyasal mücadeleden çekilmiş, kendini İslâm ümmetinin ilmî, fikrî, akidevî ve ahlâkî olarak yeniden yapılandırılmasına vermişti. Bu, öyle bir yapılandırma idi ki, İslâm toplumunda siyasal ve düşünsel sapmaların sürüp gitmesine rağmen İslâmî çizginin en uzun süreli korunmasını garanti ediyordu. İmam Cafer Sadık (a.s) zamanında Mutezile, Eşaire, Haricîler, Keysanîler ve Zeydîler gibi İslâmî fırkalar yaygınlık kazanmıştı. Bu gruplar arasında şiddetli bir mücadele yaşanıyordu. İmam Cafer Sadık (a.s) bir yandan dinsizliğe karşı koyarken, bir yandan da sapkın grupların görüşlerinin egemenlik kurmasına karşı amansız bir mücadele veriyordu.

İmam (a.s), Ehlibeyt çizgisinin İslâm ümmeti bünyesinde kök salması sorumluluğunu üstlenen salih cemaati yapılandırma ameliyesine büyük önem veriyordu. Bunun yanında Ehlibeyt çizgisi doğrultusunda bir İslâm mektebi (üniversite çapında) kurmaya, buradan İslâmî ilimlerin çeşitli dallarından yetkin âlimlerin, özellikle kısa ve uzun vadede İslâm ümmetinin sağlıklı bir seyir sürdürmesinin garantisi olan, tağutlara karşı ümmetin evlatlarının yüreklerine devrim tohumlarını eken fıkıh ve şeriat ulemasının mezun olmasına büyük önem veriyordu.

İmam Cafer Sadık (a.s), ümmet bünyesinde devrim ve cihad hattının güçlendirilmesini ihmal etmiyordu. Amcası Zeyd b. Ali b. Hüseyin'in (a.s), onun ardından saygıdeğer Alevî hanedanından uç veren devrimci ayaklanmaları desteklemesi, bunun en somut göstergesidir. Kuşkusuz İmam Cafer Sadık (a.s) bu mihnetlerden Abbasî zulmüne karşı isyanın yol açtığı mihnetlerden uzak kalmayacaktı. Nitekim Halife Mansur, İmam Sadık'tan (a.s) büyük bir korku duyuyordu. Ona göre, yönetimine karşı patlak veren isyanların arkasındaki el, onundu. Bu yüzden İmam'ı dört kere Irak'a çağırdı, hayat koşullarını iyice zorlaştırdı ve İmam'ı yargıladı. Hâlbuki İmam'ın (a.s) şanı muhakeme olmaktan çok yüceydi. Bütün bu uygulamaların amacı, İmam'a sürekli bir kontrol ve gözetim altında olduğunu hissettirmekti.

 Sonunda İmam'ı serbest bıraktı. çeşitli kaynaklar, Mansur'un birkaç defa onu öldürmek istediğini, ama her defasında yüce Allah'ın onun bu isteğine engel olduğunu belirtmektedir. Böylece İmam Cafer Sadık (a.s) hayatının son dönemini, ki bu, Abbasî yönetiminin temellerinin iyice sağlamlaştığı bir dönemdir baskı ve terör altında geçirdi. Düşmanlık ve ardı arkası kesilmeyen takiplerin yaşandığı puslu bir dönemdi bu. Bütün bunlara rağmen İmam (a.s) büyük bir hikmetle, maharetle, güç ve kararlılıkla risaletini işlevsel kılabildi. İlim ve marifet pınarlarının fışkırmasını sağladı. İslâm ümmetini içeriden onardı. İslâm'ın helâlı ve haramı hususunda güvenilir âlimler ve fakihler yetiştirdi.

Ehl-i Beyt şiasını yapılandırdı. çünkü onlar, salih cemaat işlevini görüyorlardı. O salih cemaat ki, yeniden esmeye başlayan cahiliye rüzgârlarının kasırgaya dönüşerek son risaletin atmosferini allak bullak ettiği ve ümmetin önderliği makamına ehil olmayan adamların kurulu verildiği bir dönemden sonra,risaletin amaçlarını gerçekleştirme yolunda Nebevî çizginin devam ettirilmesi sorumluluğu onların omuzlarındaydı.