Düşünce ve Alıntı Yazılar Yeni sistemde Türkiye'yi ne bekliyor? / Sibel Hürtaş



ID:31815
Yayınlanma:
14 Tem 18

"Tüm bir devlet sistemi, tek bir açığa mahal vermeden Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden yönetilecek. Sonsuz ve denetimsiz bir iktidar gücü var artık Erdoğan’ın. Peki bu sistem nereye kadar evrilebilir?"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Temmuz günü yemin etmesiyle birlikte parlamenter sistem artık sona erdi. Yeni sistemin adı: Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi.

Sistemi tarif etmek oldukça güç. Zira “eşi benzeri olmayan” yeni sistemin nasıl işleyeceğine dair ipuçlarını neredeyse saat başı çıkarılan kararnamelerden öğrenmeye çalışıyoruz. İpuçları diyoruz çünkü kararnamelerde yer alan maddelerin nasıl yorumlanacağını zaman içinde göreceğiz.

İlk kararname ile başlayalım. Erdoğan’ın 9 Temmuz günü parlamentoda yemin etmesinin hemen ardından 1 No’lu kararname çıktı. Bu kararname Erdoğan’a kabineyi tek başına oluşturma yetkisi verdi. Eski sistemde başbakana ait olan bu görev, Başbakanlık makamının kaldırılması ile Cumhurbaşkanlığı makamına geçti. Erdoğan, biri yardımcısı olmak üzere 17 kişilik kabineyi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde açıkladı.

Önceki sisteme göre hükümetin parlamentodan güvenoyu alması gerekiyordu. Hatta parlamento hatalı ya da başarısız bulduğu bakan için gensoru verebiliyordu. Artık parlamentonun bu denetim mekanizması ortadan kaldırıldı. Bir bakanın başarılı ya da başarısız olduğuna sadece Cumhurbaşkanı kanaat getirecek, isterse görevden alabilecek, yerine atama yapabilecek.

Eski Başbakan Yardımcısı, CHP Milletvekili Abdüllatif Şener parlamentonun denetleme mekanizmasının ortadan kaldırılmasını şöyle yorumluyor: “Ülkeyi dört bir taraftan savaşa soksalar, her mahalleye her gün 100 tane şehit cenazesi gelse, kıyametler kopsa bu hükümeti değiştirecek bir mekanizma artık Anayasa’da yoktur.”

Devredilen diğer yetki ise parlamentonun en önemli görevi olan bütçe yapma yetkisi. Şener bu konuda “Cumhurbaşkanı, milli gelirin yüzde 25’ini, yani herkesin gelirinin yüzde 25’ini meclis kabul etse de etmese de istediği gibi kullanma yetkisine sahip oldu” yorumunu yapıyor. 

Yeni sistemle artık Cumhurbaşkanı kararname çıkarabilecek. Yasalar artık hem parlamentoda hem Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapılacak. Şener tabloyu şöyle değerlendiriyor: “Dünyadaki demokrasilerde parlamentonun yasama yetkisinin ortağı yoktur. İster başkanlık sistemi olsun isterse parlamenter demokrasi olsun yasa yapma konusu mutlak suretle parlamentoya aittir. Ama bu yeni sistem hiçbir sisteme benzemiyor. Adının ‘kararname’ olduğuna bakmayın, bunlar yasa gücündedir. Meclis yasama yetkisini kaybetmiştir.”

Peki Cumhurbaşkanı her konuda kararname çıkarabilir mi? Şener şöyle yanıtlıyor: “Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması konusunda kararname çıkarılamaz ama burada bir hile var. Ekonomik haklar burada istisnai tutuldu. Toplu sözleşme ve grev hakkı gibi.”

Hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu ise bu çift başlı sistemin nasıl kullanılacağı konusunda şöyle bir ekleme yapıyor: “Tüm düzenlemeler Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılacak. Ama halkın tepkisine neden olabilecek, ağır ekonomik ve vergi yükü getirecek düzenlemeler Cumhurbaşkanı’nın talebiyle parlamentodan çıkarılacak. Böylece bir algı yaratılacak.”

Anlattıkça sistem karışıyor. Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı aynı konuda farklı düzenlemeler yapmaya kalkışırsa ya da Cumhurbaşkanı sınırlarının dışında da kararname çıkarırsa o zaman ne olacak? Konu Anayasa Mahkemesi’ne gidecek. Burada da bir sıkıntı var. Anayasa Mahkemesi üyelerinin de artık Cumhurbaşkanı tarafından atanacağını hatırlatan Eminağaoğlu şöyle devam ediyor: “Yasama olduğu gibi yargı da Cumhurbaşkanı’na bağlandı. Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısını Cumhurbaşkanı Erdoğan atayacağı gibi yargının omurgası olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri de yine Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Artık bu yargı, partili bir Cumhurbaşkanı’nın güdümünde bir yargıdır, bağımsız bir yargıdan söz etmek mümkün değil. Cumhurbaşkanı yarın çok aykırı bir konuda bir kararname çıkarsa bunu iptal edecek bir mekanizma artık Türkiye’de yoktur.”

Sadece parlamentonun yetkileri Cumhurbaşkanlığı’na devredilmedi. Yasalarda Bakanlar Kurulu ifadesi geçen her nokta Cumhurbaşkanlığı ifadesi ile değiştirildi. Artık Bakanlar Kurulu’nun yetkileri de Cumhurbaşkanlığı’nda. Devamı var: Çıkarılan bir kararname ile tüm bakanlıkların teşkilat yasaları da bir günde ortadan kaldırıldı. Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulacak dokuz ofis artık bakanlıkların politikalarını belirleyecek. Bakanlara ise belirlenen bu politikaları icraata geçirmek kalacak. Yetki alanları bununla sınırlı değil. Milli İstihbarat Teşkilatı ve Genelkurmay Başkanlığı’ndan, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne hatta devlet tiyatrolarına kadar hemen tüm kurumlar artık Cumhurbaşkanlığı’na bağlı.

Yelpaze oldukça geniş, bir devlet yönetiminin topyekûn Cumhurbaşkanı’na bağlandığı, denetleme mekanizmasının da etkisiz kılındığı bir sistem. Ana hatlarıyla Cumhurbaşkanı artık tek başına yasa çıkaracak, ülkenin bütçesini yapacak, tüm bakanlıkların programlarını tek başına düzenleyecek, yüksek mahkeme üyelerini atayacak, istihbaratın ve ordunun başında olacak hatta gazetecilere bile tek tek sarı basın kartlarını verecek. 

Tüm bir devlet sistemi, tek bir açığa mahal vermeden Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden yönetilecek. Sonsuz ve denetimsiz bir iktidar gücü var artık Erdoğan’ın. Peki bu sistem nereye kadar evrilebilir? Şener şöyle yanıtlıyor: “Çok özel bir döneme girdik, ben bu dönemi demokrasi olarak tanımlamıyorum, rejim artık değişmiştir. Elinde gücü toplayanların inisiyatifine göre rejim çok farklı noktalara evrilebilir. Türkiye’de bir diktatörlükten söz edebiliriz gelecekte.”

Sistemi “meşruti monarşist sistem” olarak tanımlayan Eminağaoğlu ise şöyle diyor: “Osmanlı döneminde monarka karşı Cumhuriyet ve Anayasa’yı savunan iki meşrutiyet dönemi yaşandı. Şimdi üçüncü meşrutiyet dönemi yaşanıyor ama bu kez tam tersinden. Cumhuriyet ve Anayasa’ya karşı bir monark hareketi var. Cumhuriyet ve Anayasa artık kâğıt üzerindedir.”Sibel Hürtaş/Al-Monitor