Röportaj Cihangir İslam: Bugün bizi yönetenler korkunç bir paranoya içinde



ID:32042
Yayınlanma:
20 Tem 18

24 Haziran seçimlerinin ardından oluşan Meclis’te, “kamuda çalışamaz” denilerek OHAL KHK’siyle ihraç edilmiş 4 milletvekili bulunuyor. Saadet Partisi Milletvekili Prof. Dr. Cihangir İslam, yaşanan tabloyu “Mantık dumura uğradı, bozuldu, tutarlılık ile çelişki arasındaki fark silindi” sözleriyle yorumladı. Kişisel bir protesto olarak Meclis çalışmalarına siyah kıyafetle katılan İslam, “Zulüm kalkıp, hukukun önü açılana" kadar 'sivil ölümün kefeni' olarak nitelendirdiği siyah kıyafetleri çıkarmamakta kararlı olduğunu söylüyor.

2 yıl süren OHAL döneminde 125 bin 800 kişi “Terör örgütleri, milli güvenliğe karşı gruplara üyelik, mensubiyet, iltisak, irtibat” denilerek bir Kanun Hükmünde Kararname’ye (KHK) ekli listeyle kamu görevinden çıkarıldı. Rütbeleri, unvanları alınan, pasaportları iptal edilen, bir daha kamuda çalışmalarına yasak getirilen on binlerce kişi bir anda “sivil ölü” haline getirildi. Haklarında hiçbir yargı kararı olmadan “sakıncalı” ilan edilerek onlarca yıldır çalıştıkları kamu kurumlarından çıkarılan on binlerce kişiden 4’ü bugün “milli iradenin tecelligahı” olarak nitelendirilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 24 Haziran seçimlerinin ardından milletin vekili oldu.

43 yıllık mesleki yaşamına bir gecede son verilen Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu CHP İstanbul, 27 yıllık hekimlik mesleğinden ihraç edilen Ömer Faruk Gergerlioğlu HDP Kocaeli, öğrenciliğinden bu yana İstanbul Üniversitesinde 35 yıl geçirmiş olan Sezai Temelli Van, akademide yaklaşık 30 yılı geride bırakan tıp profesörü Cihangir İslam Saadet Partisi İstanbul milletvekili olarak sorumluluk üstlendi.

Bir gece yarısı yayımlanan KHK ile ihraç edildikten sonra bugün yasama organı Meclis’te kanun yapma yetkisine sahip olan 4 milletvekili ile ihraç süreçlerini ve OHAL sonrası için getirilecek yeni düzenlemeleri konuştuk. 4 günlük dizi yazımızın ilk konuğu Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Cihangir İslam.

Kamuoyu, İslam’ı ihraç edilmesinin ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a gerçekleştirdiği Adalet Yürüyüşü’nde yakından tanıdı. 25 gün süren yürüyüşün bütününde yer alan İslam, ortopedi uzmanı olarak da bu süreçte Kılıçdaroğlu’nun gönüllü doktorluğunu yaptı. “Zulmün anlamı karanlık demektir. Karanlığın rengi karadır” diyerek yürüyüş boyunca siyah giyinen İslam, kişisel protestosunu Meclis’te de devam ettiriyor. Siyah gömlek, kravat ve ceketle Meclis çalışmalarına katılan İslam, “Zulüm kalkana, hukukun önü açılana” kadar “sivil ölümün kefeni” olarak nitelendirdiği siyah kıyafet giymekte kararlı olduğunu söylüyor.

Yaşananlar için, “Mantıksal tutarlılık ile mantıksal çelişki arasındaki fark silinmiştir” diyen İslam, bunun nedenini ise, “Farklı noktalardan gelmemize rağmen ortak kötü ve iyilerimiz vardır. AK Partililer ise kendi liderleri dahil herkesi hakikate izafe ederek değerlendirecekleri yerde, kendi liderlerini hakikat yerine ikame ediyorlar. O nedenle yanlışlara düşüyorlar” sözleriyle açıklıyor. Saadet Partisi’nin İstanbul Milletvekili Cihangir İslam’a kulak verelim.

İLTİSAK, İRTİBAT İFTİRASI

İhraç sürecini sizden dinleyebilir miyiz?

Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Cihangir İslam

Başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imza attığı 686 sayılı KHK ile 7 Şubat 2017’de görevimizden ihraç edildik. Kararnamede, “Terörle iltisaklı, irtibatlı” gibi iftira niteliğinde ibareler var. Herhangi bir gerekçe bildirilmedi ama “bunun muhtemel sebebi nedir” diye sorarsanız ben ikinci akademisyenler bildirisinin imzacısıyım. Bu bildiri ilk bildiriyi imzalayan bin 128 kişinin hukuksuz bir muameleye uğraması nedeniyle hazırlandı. Demokrasi, insan hakları, hukuk devletini savunan, otoriterliğe karşı çıkan 611 akademisyenin ortak bildirisine ben de imza koydum. Bu 611 akademisyen içinde cımbızla çekilip ihraç edilmiş birkaç isimden biriyim. Olay bundan ibaret.

Bu bildiri sonrası neler yaşandı?

1 yıl soruşturma geçirdim. Ancak o dönem YÖK Disiplin Yönetmeliği askıdaydı. Üniversitenin soruşturma açma, beni cezalandırma yetkisi yoktu. Ben de ifade vermedim. “Bana soruşturma açma yetkisine sahip değilsiniz. Bu soruşturmayı geri çekin, itibarımı da zedelediniz, şahsımdan da özür dileyin” içerikli bir yazı gönderdim. KHK 7 Şubat’ı 8 Şubat’a bağlayan gece çıktı. Bir arkadaşım haber verince öğrendim. Beklemediğimiz bir süreç değildi.

İtiraz sürecinde neler yaptınız?

Komisyonun oyalamaca olduğunu biliyoruz ama hukuki takip için OHAL Komisyonu’na başvurdum. 1-2 ay önce baktım işlemler devam ediyor. 1 sayfalık yazı daha okunmamış. Son derece basit, “Siz beni neden attınız” diyorum. Bu bildiriyi Meclis kürsüsünde bir gün gelecek bir daha okuyacağım. Sonuçta demokrasi, insan hakları gibi hepimizin savunduğu değerleri içeren ortalama bir bildiri. Hukuk mücadelesi devam edecek ama Meclis’te en az dört KHK’lıyız. Bağımsız bir KHK’lı grup olarak da hareket edip KHK’lılarla aktif şekilde ilgilenmek istiyoruz.

TUTARLILIK İLE ÇELİŞKİ ARASINDAKİ FARK SİLİNMİŞTİR

“Sakıncalısınız, kamuda görev yapamazsınız” denilerek üniversiteden çıkarıldıktan sonra yasama organı Meclis’e milletvekili olarak girmek sizde nasıl bir duyguya yol açtı?

“Nasıl bir duygu”dan çok “bu nasıl bir mantık” sorusunun iktidara sorulması gerekiyor. AK Parti Genel Başkanı ve ona kayıtsız şartsız itaat eden çevresi, bugün insan zihninin en önemli anlaşma mekanizması olan mantığı dumura uğratmış, bozmuştur. Tutarlılık ile çelişki arasındaki fark silinmiştir. Mantıksal tutarlılık ile mantıksal çelişki arasındaki fark silinmiştir. Bu artık insan zihninin herhangi bir muhakemeye dayalı olarak değil, sadece talimata dayalı olarak çalıştığının göstergesidir.

Bu ihraçlarla ne kazandılar?

Sadece bir korku iklimi estirmek. Yapılmak istenen o. AK Parti içindekiler dahil herkes, “her an kapının önüne konulabilirim, açlıkla baş başa kalabilirim” tehlikesi yaşıyor. İnsanların en temel hakları birilerinin tekeli altına alınmış ve bu haklar insanlara adeta “şartsız itaat ederseniz” denilerek bir lütuf olarak sunuluyor. İşte bu iklim yaratılıyor. Böyle baskı durumlarında ne olur? Bu metropol hayatında, bu endüstrileşen dünyada özerk kalmak, bir birey olarak kendi muhakemenizi ve varoluşunuzu inşa etmek kolay bir şey değildir. İnsanlar çok irrasyonel ilişkilere sapıp kendi iradelerini bir lidere veya özel önem atfettikleri şahsa devredebilirler. Bu büyük bir konfordur onların iç dünyaları için. Çünkü artık muhakeme gitmiş, zihin çilesi, azabı gitmiştir. Üzerinde düşünmeniz gerekmez. O inandığınız şahıs zaten masumdur, onun aldığı her karar yerindedir. Ona kalan itaat etmek ve mükafatını almaktır. Muhakemedeki kırılma, mantıktaki çelişki ve tutarlılık arasındaki o korkunç farkın yok edilmesi bizi bir felakete götürür.

YÖNETİCİLER KORKUNÇ BİR ŞÜPHECİLİK İÇİNDE

2 yıl süren OHAL sona ererken bazı uygulamalarının 3 yıl devam etmesini sağlayacak bir yeni düzenleme geldi. Bu teklifi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kişisel değil toplumsal düzeyde endişelerimiz var. KHK ile ihraç edilmiş yaklaşık 200 bin kişiyi de aşan, tüm toplum. Olayın bireysel, toplumsal ve bir de insani yönü var. Bugün bizi yönetenler korkunç bir şüphecilik içinde. Tabiri caizse bir paranoya içindeler. Bunun bir kısmı haklı bir zemine oturur, çünkü kötü şeyler yapmışlardır. O yüzden bu dünyaya kötü uygulamalar getirmişlerdir ve bu zihin karşısındakinden de ister istemez bir kötülük bekler. Ama önemli bir kısmının kuruntudan adeta bir hezeyandan oluştuğunu zannediyorum. İktidar şu korku içinde: Referandumda “Siz bu anayasayı yüzde 80 ile de getirseniz üstüne oturamazsınız” demiştik. Yüzde 51 ile geçti. Seçimde de yüzde 52.5 gibi bir oy aldılar. Ama ne ile, MHP desteği ile. Bugün AK Parti tek başına yasa çıkarma özelliğini kaybetti. Bu birilerine bağımlı kalacağı ve birileri tarafından yönetilebileceği anlamına gelir. Bakın Sayın Erdoğan da AK Parti de hâlâ rahat oturamıyor. Bu seçimi yüzde 80 ile kazansalar da rahat oturamazlar. Çünkü haksızlık yapma duygusu kafanızı yastığa koyduğunuzda içinizi kemirir. Ya bununla yüzleşecekler ve bütün hareketlerini, toplumdan özür dileyerek, radikal şekilde değiştirecekler ya da bu korkuyla yaşayacaklar. Bu korku insanların başına açtıkları korkudan, felaketlerden, yani yüz binlerce kişinin işten atılmasından inanın daha hafif değil. Nereye gitseniz sizinle gelir. Mars’a gitseniz sizinle gelir.

ERDOĞAN’I HAKİKAT YERİNE İKAME EDİYORLAR

Son yasa teklifine de bakınca yakın zamanda normalleşme görünmüyor.

Buradaki sıkıntı şu. Bu insanlarda tutarlılık ile çelişki arasında farkın kalktığını söyledik. Bunun nedenleri ne olabilir? Uzun zamandır ben de bunun nedenleri üzerine kafa yoruyorum. Şöyle bir durumla karşı karşıyalar. Hepimizin iyi, doğru, güzel hakkında düşünceleri vardır. Bunun nereden kaynaklandığı tartışması bir yana, bakıyoruz ki çok farklı noktalardan gelmemize rağmen “kötü” olan birçok eyleme “ortak kötü” diyebiliyoruz. Ortak kötü ve iyilerimiz var. Buna yerel literatürde “hak, doğru” diyebilirsiniz. Şimdi AK Partililer şunu kaybediyor: Kendi liderleri dahil herkesi hakikate izafe ederek değerlendirecekleri yerde, kendi liderlerini hakikat yerine ikame ediyorlar. O nedenle yanlışlara düşüyorlar. Ben ortalama bir Müslümanım. Benim inancıma göre herkes hakikatin altındadır. Hakikat kıstas alınarak, o insanın fiilleri, düşünceleri, sözleri değerlendirilebilir. Yapmadıkları şey bu. Sayın Erdoğan’ı hakikate vurarak, hakikat ile kıyaslayarak değerlendirme imkanına uzun zamandır sahip değiller. Bunu tekrar kazanana kadar bence önleri açılmayacak.DuvaR