Düşünce ve Alıntı Yazılar Amerikan Yaptırımlarının Kıskacında Türkiye ve İran... / Serdar Duman



ID:32996
Yayınlanma:
09 Ağu 18

"Son günlerde birtakım kalemlerin “Amerika-İran krizinde İran’ın yanında yer alarak Amerika ile sürtüşmemiz doğru değildir” mesajı verdiğini görüyoruz. Bazı İslamcıların da dahil olduğu bu koroyu anlamak mümkün değildir. Bir zamanlar küresel intifada çağrısı yapanların Amerika-Suud-İsrail cephesinin ekmeğine yağ sürecek hale gelmesi çok acıdır."

Türkiye ve İran da dahil hiçbir İslam ülkesinin tek başına zillet zincirini kıracak güçte olmadığını, ancak birlik oluşturarak bu zincirin kırılabileceğini görmeliyiz.

İslami Analiz yazarı Serdar Duman, 'Amerikan Yaptırımlarının Kıskacında Türkiye ve İran' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Bu yazıyı Ekran gazetesi okurları için alıntıladık...

İşte o yazı:

Amerika coğrafyamızda; farklılıkları karşıtlığa dönüştürmek, yerli işbirlikçiler istihdam etmek, ekonomik ve teknolojik bağımlılık oluşturmak gibi yöntemlerle hegemonyasını sürdürmeye çalışıyor.

2003 Irak işgali sonrası ortaya çıkan Irak direnişini mezhep savaşı çıkararak kıran ve bu marifetini tüm Ortadoğu’da politik stratejiye dönüştüren bir Amerika ile yüzleştik, yüzleşmeye devam ediyoruz.

İran’ın başını çektiği direniş cephesi mezhepçilik yaftası yüzünden derin yaralar aldı. Amerika ve İsrail’in korkulu rüyası “İslami Direniş”, Şii yayılmacılığı şeklinde kaşelenerek ciddi boyutta itibar kaybına maruz kaldı. Hamas-İhvan gibi örgütler de bu kara propagandanın etkisi altında kalarak cepheyi zayıflattılar.  Şimdilerde yeniden toparlanma sürecine girildiğine şahit oluyoruz.

Son günlerde “ticaret savaşları” kavramını tüm medya organlarında sıkça duyuyoruz/görüyoruz.

Amerika ekonomik gücünü kullanarak küresel hegemonyasını sağlama almaya çalışıyor.

Bir tarafta Çin, Almanya gibi kendisi ile ticari olarak rekabet eden güçleri sınırlamaya dönük gümrük vergisi artışlarını devreye soktu. Ekonomisi ihracata bağlı olan ve tüm ihracatının %30’unu Amerika’ya yapan Çin’in yaptırımlara karşı mütekabiliyet uygulama iddiası sözden öteye geçemedi. Almanya için de durumun çok farklı olmadığını söyleyebiliriz.

Rusya, Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna müdahalesi nedeniyle 2014’ten itibaren Amerika ve Avrupalı müttefiklerinin yaptırımına maruz kaldı. 2013’te 2.231 trilyon dolar olan gayr-i safi milli hasıla, 2014’te 2.064, 2015’te 1.366, 2016’da 1.283 trilyon dolara geriledi. Ruble bu dönemde dolar karşısında %150’ye yakın değer kaybetti. Güçlü döviz rezervi ve dış ticaret fazlası veren ekonomik sistemi ile Rusya yapısal bir darbe almadan bu süreci atlattı ve toparlanma sinyalleri vermeye başladı.

Diğer tarafta kendisine pürüz çıkaran küçük ve orta ölçekli ekonomiye sahip ülkelerin ekonomik olarak boğulması suretiyle istenilen forma sokulması ya da rejimlerinin/yönetimlerinin değiştirilmesi yönteminin Amerika dış politikasında ağırlık kazandığını gözlemliyoruz.

Devrimden bu yana yaptırımlarla boğuşan İran bugünlerde Amerika’nın şu ana kadarki en ağır yaptırım tehdidi ile karşı karşıya…

Bir kısmı 6 Ağustos’ta yürürlüğe giren, ikinci kısmı ise 4 Kasım’da yürürlüğe girecek olan yaptırımların amacı İran ekonomisini kilitleyerek rejimi değiştirmek şeklinde ifade edilebilir.

Nükleer silah amaçlı uranyumu zenginleştirme çalışmaları iddiası ile İran’a 2006’dabaşlatılan yoğun ekonomik ambargo İran ekonomisini ciddi manada sarsmıştı.  Batı menşeli ileri teknoloji ürünlerinin İran’a satışının yasaklanması, İran’dan petrol alımının sınırlandırılması, İran’ın Amerika merkezli uluslararası bankacılık sisteminin dışına itilerek dolar ile dış ticaretinin engellenmesi gibi bir dizi yaptırım bu dönemde yürürlükteydi.

İran ekonomisi özellikle yaptırımların arttığı 2011 yılı sonrasında ciddi küçülmeler yaşadı. 2011 ile yaptırımların sonlandığı 2015 arasında her yıl %10’a yakın küçülen bir ekonomi ile yüzleşildi. 2011’de 592 milyar dolar olan gayr-i safi milli hasıla 2015’te 410 milyar dolara kadar geriledi.  2011 yılında 1 dolar 1000 tümene tekabül ederken, 2013 yılında 1 dolar 4000 tümene tekabül ediyordu.

2015 yılında İran ile 5+1 ülkeleri arasında gerçekleştirilen nükleer anlaşmanın sonucu yaptırımların kalkması ile İran’ın derin bir nefes alacağı bekleniyordu. Beklentiler kısmen gerçekleşti. Ekonomide ibre büyümeye doğru döndü. Enflasyonda nispi bir düşüş sağlandı. Ancak yatırıma dönük yabancı sermaye akışı olmadı. Batılı büyük firmalar mal satarak İran pazarındaki paylarını arttırmak yolunu seçtiler.

Trump’ın başkan seçilmesi ile başlayan süreçte öncelikle İran ve Kuzey Kore terörü destekleyen birincil ülkeler yaftası ile şeytanlaştırıldı. Akabinde Amerika’nın İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekileceği ve İran’a çok ağır yaptırımlar uygulanacağı ilan edildi. 8 Mayıs 2018’te Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi ile ekonomik yaptırım takvimi ve içeriği de belli oldu. Gelişmeler İran parası tümende büyük bir değer kaybı oluşturdu. Bugün itibarıyla 1 dolar 10000 tümene tekabül ediyor.

İran’ın 2006’dan bu yana yaptırımlar altındaki ekonomisinin genel bir fotoğrafını çekmeye çalıştım.

15 Temmuz 2016 sonrasında dış politikada Amerika ile zaman zaman karşı karşıya gelen Türkiye için de ekonomik yaptırımların gündemde olduğunu biliyoruz. Rahip Brunson için iki bakan düzeyinde uygulanan ve sembolik anlamı olan yaptırımların haricinde henüz netleşmiş bir durum yok… Ancak Türkiye-Amerika/İsrail ilişkilerine bağlı olarak ciddi yaptırımların hayata geçirilmesi konusunda hiç kimsenin şüphesi olmadığını söyleyebiliriz.

Ne Yapılmalı?

Şimdi şu soruyu sormalıyız: Mazlum ülkeler/halklar nasıl bir duruş sergilemeli ki söz konusu ekonomik yaptırımlar minimum etki ile savuşturulabilsin?

- Amerika ve batılı müttefiklerinin en önemli silahı teknoloji ve finansal sistemdir.

İran gibi petrol ve doğalgaz kaynakları ile, Türkiye gibi konvansiyonel teknoloji üzerinden yapılan mamul üretimi ile ekonomik çıkış yakalanamaz.

Mutlaka yüksek teknoloji üretilmelidir. Bu amaçla gerekli sermaye ve kadro için hem devletlere hem de halklara büyük fedakarlık düşmektedir.

Özel sektörden yüksek teknoloji üretimi beklemek nafiledir. Özel sektör kısa vadeli kar beklentisi olmayan alanlara yatırım yapmaz. Devletlerin bu konuda öncülük yapması elzemdir. Halkların da gerekli sermaye birikimi için devletleri desteklemesi elzemdir.

- Emperyalizmin en belirgin işlevlerinden biri statü/gösteriş tüketiminin zirve yapmasını sağlayacak pazarlama operasyonlarıdır.  İnsanlar ihtiyaçları olmayan birçok ürünü statü kazanmak ya da gösteriş adına tüketiyorlar.

Örneğin; İran’ın 2015 yılı kozmetik ürün ithalatı 2 milyar dolar olarak ifade ediliyor. Türkiye için ise bu rakam 0.5 milyar dolar olarak veriliyor.

Yukarıdaki örneğe benzer birçok statü/gösteriş tüketim alanı söz konusudur. İsrafa tekabül eden bu türden tüketimin önüne geçilmesi zaruridir.

Halkların tüketim alışkanlıkları lüksten/israftan arındıkça tasarruf yapmaları ve dayanışmayı en üst seviyeye taşımaları mümkün olacaktır.

- Amerika’yı dolar üzerine kurulmuş bir finans imparatorluğu olarak tanımlamak abartı değildir.

Doları, dünya para birimi haline getirerek ülkeleri kendine mecbur kılmak Amerika’nın en önemli marifetidir.

Halen dünya ticaretinin çok büyük kısmı dolar üzerinden yapılmakta, ülkelerin ekonomik güçleri ve dayanıklılıkları dolar rezervleri  ile ölçülmektedir.

Dolar tekelinin kırılarak, ülkelerin kendi para birimleri üzerinden ticaret yapar hale gelmeleri Amerikan emperyalizminin korkulu rüyasıdır.

Türkiye/İran/Rusya arasında bu bağlamda atılan adımlar son derece kritiktir.

Çin’in de Yuan’ı altına endekslediği ve Yuan bazlı bir ticareti öne çıkaracağı haberleri olumludur.

Dolar tekelinin kırılması demek,  Amerika’nın uluslararası bankacılık sistemi üzerinden yapacağı yaptırımların boşa çıkması demektir.

İran 2015 öncesinde, dolar imparatorluğunun güdümündeki bankacılık sisteminden dışlanarak dış ticareti kilitlenmek istenmiştir. Türkiye gibi üçüncü ülkeler üzerinden dolaylı gerçekleştirilen para transferleri ile ambargo etkisiz hale getirilmeye çalışılmıştır. Halkbank/Hakan Atilla davası da bu yaptırımın delinmesi ile ilgilidir.

Amerika’da devam eden Halkbank/ Hakan Atilla davası üzerinden Türkiye büyük bir para cezası tehdidi altındadır. Türkiye, finansal yaptırım tehdidi ile terbiye edilmek istenmektedir.

- Ekonomik hegemonyanın kırılmasında etkili olacak hususlardan birisi de Amerika ve müttefiklerine rağmen gerçekleştirilen ülkeler arası ittifaklardır.

Özellikle Türkiye ve İran’ın başını çekeceği bir İslam birliği projesi tüm Müslümanlar için karanlıktan aydınlığa çıkışta önemli rol oynayacaktır.

Etnik ve mezhebi kaygıları, tutuculukları bir kenara bırakıp ümmet ekseninde birleşmek zorundayız.

Türkiye ve İran da dahil hiçbir İslam ülkesinin tek başına zillet zincirini kıracak güçte olmadığını, ancak birlik oluşturarak bu zincirin kırılabileceğini görmeliyiz.

Türkiye, İran ve Rusya arasında Astana üzerinden gerçekleştirilen ittifak türü adımlar da ekonomik ve siyasi bağımsızlığa giden yolu açacaktır.

Batı ittifakına alternatif olan Şangay İşbirliği Örgütü gibi ittifakların içinde bağımsız bir kimliği muhafaza etmek kaydıyla yer almak taktiksel tercih olabilir.

- Son birkaç yıldır İran’da ekonomik sıkıntıların tetiklediği gösterilere tanık oluyoruz. Elbette Amerika her fırsatı rejimi devirme imkanına dönüştürmenin gereğini yapmaktadır. Ancak bu tespit halkın ekonomik rahatsızlığı gerçeğini perdelememelidir.

Yapılan araştırmalar ekonomik yaptırımların en çok yoksul kesimleri etkilediğini gösteriyor.

Ülkelerimizdeki ekonomik sistem adalet üzerine oturmuyorsa, yani adil bir gelir bölüşümü yoksa; ekonomik yaptırımlar rejimlerin/yönetimlerin değişmesi yönündeki hedeflere çok rahat hizmet edebilirler.

Adil gelir dağılımının söz konusu olduğu toplum düzenlerinde dışarıdan gelen rüzgarlar kasırga dahi olsalar toplumsal dayanışma ile etkisiz hale getirilirler.

İran, Türkiye gibi ülkelerin en can alıcı problemlerinden birisi, belki de en önemlisi, ekonomik ve sosyal adaletin sağlanamamasıdır.

Birilerinin devlet rantını yediği, kayırıldığı, sermayenin emeği ezdiği, hukukun güçlüden yana olduğu düzenlerin tabi sonucu sosyal patlamalardır.

Sonuç!

Amerika’nın oluşturmaya çalıştığı korku imparatorluğuna karşı öncelikle ezilen halkların/yönetimlerin üzerine düşenleri yerine getirmesi gerekiyor.

Halkların siyasi basireti büyük önem taşıyor. Amerika ve yandaşlarının yoğun propaganda tuzağına düşmeyecek bir basirete ihtiyacımız var.

2010 öncesi FETÖ tuzağı, 2010 sonrası Suriye tuzağına düşmüş bir ülke yönetimi ve halkı olarak basiret konusunda özeleştiri yapmalıyız.

Son günlerde birtakım kalemlerin “Amerika-İran krizinde İran’ın yanında yer alarak Amerika ile sürtüşmemiz doğru değildir” mesajı verdiğini görüyoruz.

Bazı İslamcıların da dahil olduğu bu koroyu anlamak mümkün değildir. Bir zamanlar küresel intifada çağrısı yapanların Amerika-Suud-İsrail cephesinin ekmeğine yağ sürecek hale gelmesi çok acıdır.

Tarih, siyasi basiretini yitirmiş bu gibileri gelecekte mutlaka yargılayacaktır. Ancak daha önemlisi kıyamet günü verilecek hesaptır.

Aslanlar karşısında birlikte direnemeyip teker teker canını kurtarma telaşına düşen ve sonunda aslanlara yem olan sığır sürüsünün hikayesini hepimiz biliriz. Bugün aynı imtihan ile karşı karşıyayız.

İran’ı yalnız başına bırakanlar, sonrasında sıranın kendilerine geleceğinden şüphe etmemelidirler.

İran, Türkiye, Pakistan, Venezuela, Küba, Nikaragua gibi ülkelerin halkları ve yönetimleri birlikte hareket ederse Amerika ve müttefikleri bir halt edemez.  Bu birliktelik zilleti izzete dönüştürecektir.

Yeryüzünün ve gökyüzünün bir tek ilahı vardır, o da Allah’tır. Tarih;  nice sahte ilahların helakına şahitlik etmiştir, Amerika’nın helakına da şahitlik edecektir.Serdar Duman/İslami Analiz