ABD Nobel ödüllü iktisatçı: Trump bir popülist değil hastalıklı bir yalancı!



ID:33050
Yayınlanma:
10 Ağu 18

New York Times gazetesinin Nobel ödüllü iktisatçı köşe yazarı Paul Krugman, ABD Başkanı Donald Trump için kullanılan 'popülist' sıfatının kavramı tam olarak karşılamadığını düşünüyor.

Donald Trump’a “popülist” diyen medya sektörü çalışanlarına: Bu kelimenin anlamının, sizi düşündüğünüz anlama geldiğini düşünmüyorum.

Trump’ın hâlâ bazı durumlarda Amerikalı sıradan çalışanların çıkarlarını, elit sınıfınkilerden üstte tuttuğu doğrudur. Sanıyorum ki, Trump’ın beyaz milliyetçiliğini benimseyerek onunla aynı ırkçı fikirleri paylaşan, ancak bugüne kadar önyargılarını dile getiremeyen sıradan Amerikalılara ses verdiği yönünde düşünceler var.

Ancak, Trump artık bir buçuk yıldır Oval Ofis’te ve bu süre kendisinin ne söylediğinden ziyade ne yaptığı ile değerlendirilmesi için yeterli bir süre. Şu ana kadar Trump yönetimi tüm cephelerde acımasızca işçi karşıtı bir tutum sergiledi. Trump popülist olduğu kadar ilahi… Hiç de doğru değil!

Vergi politikası ile başlayalım. Trump’ın yasama başarısı vergi indirimine giderek şirketlerin vergi ödemelerini hızlıca düşürmek yönündeydi; fakat maaşları arttırmak için hiçbir şey yapmadı. Vergi planı sıradan Amerikalılar için o kadar az şey yaptı ki...

Cumhuriyetçiler bile bu vergi planının kampanyasını yapmayı bıraktılar. Buna rağmen, yönetim, zenginlere ilave 100 milyar dolar daha vergi indirimi getirebilmek için icra faaliyetline gidebilmenin, muhtemelen yasal olmayan, yollarını arıyor.

Tabii bir de sağlık politikası var. Sonlandırıldığı takdirde birçok çalışan aileye zarar verebileceğinden dolayı Obamacare’i yürürlülükten kaldırmakta başarısız olan Trump, bunun yerine sabotaja giderek primleri neredeyse yüzde 20 arttırdı. Kaçınılmaz olarak, artan primlerin zararı ağırlıkla gelirleri sınırın az bir miktar üstünde olduğundan sübvansiyonlara erişim hakkı bulunmayan, üst-işçi sınıfı ailelere oldu.

Sağlık politikasına ilaveten bir de çalışma politikası var. Trump yönetimi, işçileri istismar, sakatlanma ve daha birçok konuda koruyan düzenlemeleri durdurabilmek için birden fazla cephede harekete geçti.

Fakat politika, tüm olan bitene tam anlamıyla ışık tutmuyor; Trump’ın yaptığı atamaları da dikkate almalıyız. İşçileri etkileyen politikalara baktığımızda Trump’ın kendi kafadarlarından oluşan bir takım kurduğunu görmekteyiz. Neredeyse tüm önemli pozisyonlar lobicilere veya endüstriyle güçlü finansal bağları olanlara verildi. İşçi örgütleri ise temsil edilmedi.

Brett Kavanaugh’un Yüksek Mahkeme adayı gösterilmesine ise özellikle dikkat çekmek isterim. Kavanaugh hakkında bilmediğimiz çok şey var; bunun bir nedeni de Cumhuriyetçi senatörlerin Demokratların bilgi taleplerini engelliyor olması. Ancak bilinen bir şey varsa o da Kavanaugh’un hâkim ana görüşe göre çok sağda, Cumhuriyetçilerin çoğuna göre bile sağda kalan, aşırı derecede işçi karşıtı görüşleri olduğu.

Kavanaugh’un radikal işçi-karşıtı tutumunun en çarpıcı örneği, Seaworld’de esir tutulan bir katil balinanın, çalışanlardan birini öldürmesine ilişkin yaptığı savunmadır. Kavanaugh, Seaworld’ün herhangi bir yükümlülüğe tabi tutulmaması gerektiğini ve mağdurun işi kabul ederken karşı karşıya olduğu risklerin farkında olması gerektiğini söylemiştir. Kavanaugh’un bilinen daha birçok işçi-karşıtı aşırıcılığı mevcut.

Eğer Kavanaugh uzun bir süre etrafta olacak ise, bu aşırıcılık adaylığının reddedilmesi için yeterli bir sebep. Üstüne üstlük bir de sınırsız başkanlık yetkisine verdiği destek ve de Cumhuriyetçiler kaydından ne saklamaya çalışıyorsa o var.

Peki, kendini Amerikan işçilerin şampiyonu ilan eden Trump, neden Kavanaugh gibi birini aday gösterdi? Neden kendisine Beyaz Saray’ı veren insanları acıtacak bunca şeyi yapıyor?

Cevabını bilmiyorum; ama inanıyorum ki, tembel ve politika detayları hakkında aşırı bilgisiz olan Trump’ın farkında olmadan Cumhuriyetçi Parti’nin ortodoksisine mağdur olduğu yönündeki alışılagelmiş açıklamalar, hem başkanlığını hafife alıyor hem de onu olduğundan daha iyi biri olarak gösteriyor.

Trump’ın faaliyetlerini takip ederken kendi tabanına zarar verdiği izlenimine kapılmamak mümkün değil; lakin Trump’ın başkalarını aşağılamayı seven bir adam olduğu bilinen bir gerçek. Tahminimce de kendisi, destekçilerine ihanet ederken onların hâlâ onu destekliyor olmasından zevk alıyor.

Aslına bakılırsa, işçi sınıfından oluşan tabanını hor görüşü açıkça ortada… “Eğitim düzeyi düşük bireyleri seviyorum.” deyişini hatırlıyor musunuz? Peki ya Beşinci Cadde’de birini vursa bile yine de bir oy bile kaybetmeyeceği hakkındaki övünmesini?

Motivasyonları ne olursa olsun, Trump’ın faaliyetleri, popülistliğin tam tersi. Ve hayır, yürüttüğü ticaret savaşı bu hükmü değiştirmiyor. Popülist rakibini yenen Yaldızlı Çağ’ın tipik başkanı William McKinley, de bir korumacıydı. Üstelik Trump’ın ticaret savaşı ABD’deki işçilere minimum yarar sağlarken maksimum da zarar getiriyor.

Trump bir popülist değil; lakin hastalıklı bir yalancı. Kendisi Amerika’da yüksek mercilere gelmiş en sahtekâr adam. İşçi Amerikalıları destekliyor olduğu iddiası da söylediği en büyük yalanlardan biri.

Medyanın Trump’ı “popülist” olarak sıfatlandırmasına geri dönelim. Trump’ı o kelimeyi kullanarak betimlediğinizde söylediği yalanlara ortak oluyorsunuz, özellikle de tarafsız habercilik yaptığınızı iddia ederken.

Bunu yapmak zorunda değilsiniz. Trump’ı sadece yaptıklarıyla, yapmadığı ve olmadığı şeyler için itibar etmeden betimleyebilirsiniz. Trump, kendi destekçilerini dolandırıyor; siz de aldatışına yardım etmek zorunda değilsiniz.

* Paul Krugman, New York Times gazetesinin köşe yazarıdır. Krugman 2008 yılında iktisat alanında Nobel ödülüne layık görülmüştü. Krugman'ın yazısı New York Times gazetesinden alınmıştır.