Röportaj Emekli Büyükelçi Elakdağ: Borç batağını yaratan AKP iktidarıdır; krizin faturasının Trump'a çıkarmak Türk halkını aldatmak olur



ID:33742
Yayınlanma:
24 Ağu 18

"Trump'ın ittifak ilişkileri ve hukukuyla bağdaşmayan bu tutumu gayri ahlakidir, kalleşliktir"

Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ'dan Rahip Andrew Brunson krizi ve sonrasında ekonomide yaşanan sorunalra ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Ekonomik krizin sorumlusunun, borç batağını yaratan AKP iktidarı olduğunu" söyleyen Elekdağ, "Borç batağının temel nedeni, iktidarın 16 yıllık icraatında cari açığı asgariye indirme konusunda hiçbir önlem almamasıdır" dedi.

Ekonomik krizin esas sorumlusunun iktidar olduğnuu söyleyen Elekdağ, "Erdoğan'ın 16 yıllık iktidarının faturasının Trump'a çıkarılması da Türk halkını aldatmak olur" ifadesini kullandı.

"Siyasi krizin çözümü, ekonomik krizin önüne geçmiş durumda" değerlendirmesinde bulunan Elekdağ, var olan durumu şöyle açıkladı:

"Yani, genel kanı Brunson krizi çözümlenmeden ekonomik krizin çözümü için gerekli önlemlerin alınamayacağı merkezinde. Bunun nedeni de gerekli dış finansmanın sağlanması için ABD ile ilişkilerin sağlıklı ve istikrarlı bir zemine oturması gerekiyor."

kriz durumundan çıkmak için  ulusal dayanışma ve güç birliği platformu kurulması gerektiğini ifade eden Elekdağ, "Ortak akla ihtiyacımız var" dedi.

Sözcü yazarı Uğur Dündar'ın sorularını yanıtlayan Elekdağ'ın açıklaması şöyle:

"Trump, Brunson olayını kullanmaya devam edecek"
UĞUR DÜNDAR (U.D.): Sayın Elekdağ, Başkan Trump, Brunson krizi nedeniyle yükselen tansiyonu düşürücü açıklamalar yapmak yerine giderek tırmandırıyor ve Türkiye'ye ültimatom veriyor. “Hiçbir karşılık beklemeden rahibi ver, yoksa fena yaparım” anlamına gelecek onur kırıcı sözler söylüyor. Trump'ın kabul edilemez saldırgan tavrını ve nedenlerini nasıl yorumluyorsunuz?

ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (Ş.E.): Bu krizin doğuşunu bundan önceki söyleşimizde (05.08.2018), daha tam bir kangren niteliği kazanmadan ve taraflar arasında siyasi bir diyaloğa konu teşkil ederken detaylı bir şekilde ele almış ve Trump ile yardımcısı Pence'ın, rahip Brunson sorununu, 6 Kasım 2018'de yapılacak ara seçimlerde büyük Evanjelist kitleyi ayağa kaldırmak ve oylarını almak için bir koz olarak kullanmak istediklerini belirtmiştim. Bu nedenle Türkiye'nin bu tuzağa kesinlikle düşmemesi gerektiğini önermiş ve ekonomik krizle Brunson krizi arasındaki ilişkiye de işaret ederek şu hususları vurgulamıştım:

“Kriz şimdiden doları 5 TL üzerine fırlattı, faizler tavan yaptı, borsa 1.700 puan geriledi. Bu tansiyon üç ay devam ederse esasen yüksek enflasyon ve yüksek faiz pençesinde kıvranan ekonomimiz çok ağır bedeller öder. Peş peşe gelecek kur şokları kırılgan ekonomimizi mahveder. Bu nedenle ABD'nin oyununu muhakkak bozmamız gerekiyor!..”

Bu görüşü ifade ettiğim zaman, taraflar arasında Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla'nın Brunson'a karşı takasını öngören müsait bir müzakere zemini mevcuttu ve “Washington tehdit etti, Türkiye korktu bıraktı” algısı yaratılmadan Brunson'ın ABD'ye iadesi mümkündü. Bu meselede başından itibaren diplomatik yetenek ve maharet devrede olsaydı, bu fırsat kaçırılmaz ve halihazır kördüğümle karşılaşmazdık. Başkan Trump'ın Brunson olayını kullanarak Türkiye'deki ekonomik kırılganlığa oynamayı sürdüreceği anlaşılıyor.

(U.D.): Trump'ın emredici ve onur kırıcı tavrı devam edeceğine göre bu durumun sonu nereye varır?

(Ş.E.): İlginç bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü siyasi krizin çözümü, ekonomik krizin önüne geçmiş durumda. Yani, genel kanı Brunson krizi çözümlenmeden ekonomik krizin çözümü için gerekli önlemlerin alınamayacağı merkezinde. Bunun nedeni de gerekli dış finansmanın sağlanması için ABD ile ilişkilerin sağlıklı ve istikrarlı bir zemine oturması gerekiyor.

"Türkiye-ABD ilişkilerinin normalleşmesi gerek"
(U.D.): Neden?.. Türkiye ABD'nin onayı olmadan, ekonomideki sıkıntılı süreci aşmamızı sağlayacak istikrar programının finansmanını temin edemiyor mu?

(Ş.E.): Bu zorunluluk iki nedenden ileri geliyor. Birincisi, Türkiye tarafından hazırlanacak istikrar programının uluslararası sermaye piyasası tarafından tatminkâr bulunması ve gerekli finansmanın sağlanması gerekiyor. Genellikle finansörler, kendilerine sunulan istikrar programının Uluslararası Para Fonu (İMF) tarafından onaylanmasını ve borç talebinde bulunan devletin bu kuruluşla bir “standby” anlaşması (alınan borcun ödenmesi süresince IMF denetiminin kabulü) yapmasını şart koşuyorlar. Bu bakımdan uluslararası sermaye piyasalarında, finansman ihtiyacı kitlesel meblağlara varan Türkiye'nin eninde sonunda IMF'ye başvurmak zorunda kalacağı inancı var. IMF de ABD'nin kontrolü altında bulunduğuna göre, Türkiye-ABD ilişkilerinde karşılıklı güven ve işbirliği sağlanmadan IMF yolunun açılamayacağı düşünülüyor. İkinci neden, ABD ile ilişkileri kopma noktasındaki bir Türkiye'ye, uluslararası yatırımcılar “yüksek jeopolitik riskler taşıyan bir ülke” olarak bakacak ve kredi vermeye yanaşmayacaklardır.

"Trump'ın tutumu gayri ahlaki, kalleşlik ama!"
(U.D.): Trump'ın hasmane tutumundan ve saldırgan siyasetinden şikâyetçi olan Almanya Başbakanı Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Makron ve AB Komisyon Başkanı Junker; Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştükten sonra refah ve istikrar içinde bir Türkiye'nin Avrupa'nın yararına olacağını belirttiler… Bu cenahtan hiç mali destek ümidi yok mu? 

(Ş.E.): Hayır, maalesef yok!.. Çünkü, bu samimi ve sıcak siyasi destek hissiyatı parasal konular sınırında zınk diye duruyor. AB'nin mülteci anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerini dahi hâlâ tam olarak yerine getirmediğini düşününüz. Bir de, iflas eden Yunanistan'ın istikrar programını yöneten “triumvira”nın Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF'den oluştuğunu, ancak esas oyuncunun IMF olduğunu unutmamız lazım.

(U.D.): Türkiye ile ABD ilişkileri kopma noktasına gelince Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik krizin ABD tarafından Türkiye'ye çekilen bir operasyon sonucunda oluştuğunu söyleyerek, ülkemize karşı açılan bu savaşa karşılık vermek üzere Türk halkını, birliğe, beraberliğe ve milli seferberliğe çağırdı.

(Ş.E.): Ekonomik krizin esas sorumlusu iktidardır. Ekonomik krizin, ABD'nin Türkiye'ye “operasyon çekmesi” sonucunda oluştuğu tezi asla geçerli değildir. Trump'ın yaptığı, Türkiye'ye karşı ticari önlem ve yaptırımlarla ağır dış borç yükü ve cari açık pençesinde aşırı kırılganlaşmış olan ekonomimizin sorunlarını daha derinleştirmeye yeltenmek olmuştur. Trump'ın ittifak ilişkileri ve hukukuyla bağdaşmayan bu tutumu gayri ahlakidir, kalleşliktir. Ancak, Erdoğan'ın 16 yıllık iktidarının faturasının Trump'a çıkarılması da Türk halkını aldatmak olur.

"Borç batağının nedeni önlem alınmamasıdır"
(U.D.): Siz böyle söylüyorsunuz ama, AKP sözcüsü Mahir Ünal'a göre; hükümetin krizden sorumlu olduğunu söylemek ülkeye saldıranların tarafında olmak anlamına geliyor… 

(Ş.E.): Gerçekler, ekonomik krizin sorumlusunun, içinden çıkmakta zorlandığımız borç batağını yaratan AKP iktidarı olduğunu tartışılmaz şekilde ortaya koyuyor. Borç batağının temel nedeni, iktidarın 16 yıllık icraatında cari açığı asgariye indirme konusunda hiçbir önlem almayan çürük ve hastalıklı bir ekonomik model uygulamasından ileri gelmiştir. Belirli bir zümre yararına rant üretimine öncelik vermesi nedeniyle inşaat sektörüne odaklanan bu model dışarıya ve sıcak paraya göbekten bağlanmış ve devamlı açık üretmiştir. Her yıl verilen cari açıklar nedeniyle oluşan borçlar ödenmemiş, borç borçla kapatılmış ve bir noktada süreç tıkanmıştır. Oysa yapılması gereken, bu 16 yılda dışardan gelen kaynakların bir kısmıyla Türkiye'nin geleneksel sektörlerinin ileri teknoloji içerikli, kalifiye işgücüne dayanan ve yüksek katma değer yaratan bir üretim aşamasına geçirilmesiydi. 

"Türkiye'nin ortak akla ve kenetlenmeye ihtiyacı var"
(U.D.): Peki böyle hareket edilseydi, bugün karşımızda nasıl bir tablo olurdu?.. 

(Ş.E.): Böyle hareket edilseydi, büyük 2001 krizi sırasında 117 milyon dolar olan dış borcumuz 2018 ortasında 466 milyon dolara ulaşmaz ve 2018'de vadesi gelen 181. 8 milyar dolar dış borcumuza 55 milyar tutarındaki cari açık da ilave edildiğinde toplam 236.8 milyar dolara varan dış borç ödemesini nasıl yapacağını hükümet kara kara düşünmezdi. Ekonomimizin dibe vurmasının ve önümüzdeki dönemde çekeceğimiz cefa ve zorlukların sorumlusu AKP iktidarıdır. Ama, yine de ABD'nin Brunson üzerinden oynadığı çirkin oyuna karşı koyabilmemiz ve ekonomik krizden asgari zararla çıkıp toparlanabilmemiz için Türkiye'nin ortak akla, dayanışmaya ve kenetlenmeye her zamandan daha fazla ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

(U.D.): Peki bu kenetlenme nasıl sağlanacak?

(Ş.E.): Tek adam sistemiyle işlerin yürümediği, yaşadığımız ekonomik kriz sürecinde tüm vahametiyle ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'nin borçlarını kapatabilmek amacıyla finansör bulmaya gittiği Londra'daki yatırımcılar toplantısında faiz kavramı konusunda dünyaca kabul edilen teori ve pratiğe ısrarla karşı çıkmasının İngiliz gazetelerince fiyasko olarak nitelendiğini anımsayacaksınız. Bu olay, Türkiye'ye duyulan güvene ağır bir darbe indirmiş, yabancıların Türk varlıklarından çıkmasına ve doların 4.92 zirvesine fırlamasına yol açmıştı. Ve bu bakımdan, karşılaştığımız bu olağanüstü durumda milli birliği gerçekleştirmek için AKP, CHP, MHP ve İyi Parti'nin eşit temsilcilerle katılacakları, ortak kararlar alabilecek bir Ulusal Dayanışma ve Güç Birliği Platformu kurulmalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan eğer gerçekten Türkiye'nin kendi içinde birleşik ve kaynaşmış olduğu takdirde karşılaştığımız devasa sorunların üstünden gelineceğine inanıyorsa, önerdiğimiz tarzda bir iş birliği yöntemi üzerinde ciddiyetle durmalıdır.