Gadir-i Hum ve bitmeyen Velayet rahatsızlığı...



ID:33903
Yayınlanma:
27 Ağu 18

"Emrettin, Allah'ın birliğine ve senin peygamberliğine şahadet ettik. Emrettin cihat, hac, oruç, namaz ve zekâtı kabul ettik. Bunlara razı olmadın şimdi de diyorsun ki, ben kimin mevlasıysam Ali'de onun mevlası'dır! Acaba bu senden mi yoksa Allah tarafından mı?"

Mustafa İslamoğlu’ndan, Alpaslan Kuytul hocaya, Abdulaziz Bayındır’dan Cübbeli’ye vs vs. Hocaların cemaat yada tarikat yetkililerinin istisnasız tüm Sünni ulemanın kesinlikle inkâr edemeyip bu olayın mütevatir olarak kabul ettikleri olaydır Gadir-i Hum.

Zira inkâr edemeyecekleri kadar bir hakikattir.

"Men Küntü Mevlâ haza Aliyun Mevlâ"

Veda haccından dönerken, "Allah tarafından sana verilen mesajı insanlara bildir, eğer bunu yapmazsan risalet görevini tamamlamamış olursun. Allah seni koruyacaktır." (Maide-67)

Ayeti inince, kızgın çöl sıcağında muazzam kalabalığı durdurup 120 bin civarında sahabe topluluğuna Okuduğu Hutbenin ardından, Hz Ali (a.s) yanına çağırak.

"Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır."

(Şunu da parantez içinde belirmek gerekirse, O kızgın çölün ortasında, yüzbinlerle ifade edilen sayıda, ki kadın, yaşlı, çocukların olduğunu düşünürsek, çok hayati ve önemli bir konu olmalıydı..)

Şimdi Ehlibeyt alimlerinin aksine bu olayı dezenformasyona uğrattıkları şey, tamamen kelime oyunuyla ve de velayeti saltanata indirgemeleri ile olmuştur.

Bu mantık ve insaf dışı düşünce ile bu olayı hakikatinden öneminden, uzaklaştırarak insanların velâyet inancına ulaşamamaları için bir çaba sarf etmişlerdir.

Bunu da neden yaptıklarını tahmin edebilir herkes...

"Vasiyete ve verilen emre itaatsizlik yapıp, Allah ve Resulünün seçtiği yoldan farklı bir yol seçenlerini yaptıklarını örtbas etmek..."

Zir bu çok ağır vebaldir ki Allah ayetinde buyuruyor;

"Allah ve Resulü bir şeye Hükmettiği zaman, inanan erkeklere ve inanan Kadınlara işlerinde başka yol seçmek yaraşmaz, Allah’a ve Peygamberine baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.!" (Ahzap 33-34)

Şimdi kelime oyunu dedik.

"Mevla" kelimesi..

Şöyle google bir "Mevla" ne demektir yazdığınız zaman, o kelimenin dost ile beraber, "Sahip sorumlu yardımcı lider" manasını da içerdiğini görürsünüz..

Ama alimlerimiz maalesef bu konuyu sadece "Dost" manasına indirgemişler.

Yani Ali sizin dostunuzdur...

Kendilerine değer verdiğim ve yeri geldiğinde birçok konuda takdir ettiğim Alpaslan Kuytul hoca ve Mustafa İslamoğlu şöyle bir açıklama yapıyorlar…

Alpaslan Kuytul Hoca diyor ki; "Mevla kelimesi dost demek, Peygamber s.a.a Ali sizin dostunuzdur diye buyurmuş.

Bunu da demesindeki maksat, o biliyordu kendisinden sonra Hz Ali'ye çok sıkıntılar çektireceklerini, ona karşı geleceklerini vs. ondan dolayı onu korumak için demiştir, yoksa kendisinden sonra ki kişi olduğunun manasına asla gelmiyor."

Peki sayın hocaya sormak gerek;  Allah resulü (s.a.a) buyuruyor mu "Ali hak iledir, Hak Ali iledir, bu ikisi asla birbirinden ayrılmaz"

Ya da, "Ali Bendendir ben Ali'denim, ve o benden sonra Bütün müminlerin velisidir."

Ya da, "Ammar bin Yasir (r.a) Hitaben, "Ey Ammar! Birgün Ali bir vadiden diğerleri başka vadiden giderse sen Aliyi takip et, o seni asla yanlışa götürmez."

Ya da, "Ben ilmin (kimi rivayetler hikmetin diyor) şehiriysem Ali Kapısıdır, bana gelen ondan geçmesi gerek."

Ya da, “Ali’yi seven beni sever, beni seven Ali’yi sever, Ali’ye buğz eden bana buğz eder, bana buğz eden Allah'a buğz eder."

Ya da, Aylar sürecek tebük seferinde  İslam devletinin başına geçmesi için Ali’yi yerine tayin ederek; "Ey Ali senin bana yakınlığın kardeşim Harun'un kardeşim Musa’ya yakınlığı gibidir, ancak benden sonra peygamberlik yok artık.."

Oysa ki savaşta bir komutanın en çok ihtiyaç duyduğu şey; sadık cesur, güçlü bir askerinin olmasıyken, istisnasız herkesin kabul ettiği Ali gibi bir yiğit nasıl olurda sefere götürülmez..

Ali'yi götürüp Hz. Ebubekir'i de bırakabilirdi devletin başına...

Vs.vs.vs. onlarca "Mütevatir" kabul edilen hadisler varken Hz Ali (a.s) hakkında, Gadir Hum olayını basit bir dosta indirgemek akla vicdana sığar mı?

Hocamız konuşmasında diyor ki, ona yapılacakları kötülükleri engellemek içindi…

Peki, Ali ne yaptı ki onlara bu kadar ona kin güttüler? Ta ki Peygamber vefat etmeden onu koruma ihtiyacı hissetsin?

Dikkat edersek maide 67 de; "Allah seni koruyacaktır" güvencesini Allah neden veriyor?

Demek ki hesaplarına gelmeyecek bir şeydir.

Yani sizce kabul ettiğiniz, Ali sizin dostunuzdur sözü neden onları kızdırmış olsun?

Allah Neden Peygamberine seni koruyacağız güvencesi veriyor?

23 yıllık mükemmel risalet görevinde ne eksik kaldı da, ahirinde o mesajı insanlara bildirmezsen görevini tamamlamamış olursun" diye uyarıyor Allah?

Demek ki o mesaj Kuranda geçmeyen, Allah ve Resulü arasında önceden özel olarak bildirilmiş bir konudur.

Hani Allah buyuruyor ya; "O Hevasından konuşmaz, o ne dediyse Vahiyledir!" Necm-3

Demek ki Peygamberimiz ne demişse neyi tavsiye etmişse, Allah istediği için demiş.

Peygamberden önce Allah’ın isteğidir, ki Allah’a resulüne sorgulamadan emirlerine itaat her Müslüman için farzdır..

Yukarda bahsettiğimiz mütevatir hadislerin bazıları, genelde Gadir Hum’da önce söylenen sözlerdir ve sahabeler Allah Resulünün ne diyeceğini gayet iyi biliyorlardı, bundan dolayı bir çok kişinin hesabına gelmeyeceğinden dolayı, Allah öyle bir güvence veriyor Peygamberine (s.a.a..)

Gadir-i Hum mesajı bittikten sonra, Allah Resulü bulunanlar bulunmayanlara aktarsın diye emretmişti, bundan mütevellit orada bulunmayan, sonrasında duyar duymaz Peygamberin (s.a.a) yanına alel acele gelen Haris bin Numan adında bir sahabe Hz. Peygambere (s.a.a) şöyle dedi; "Emrettin, Allah'ın birliğine ve senin peygamberliğine şahadet ettik. Emrettin cihat, hac, oruç, namaz ve zekâtı kabul ettik. Bunlara razı olmadın şimdi de diyorsun ki, ben kimin mevlasıysam Ali'de onun mevlasıdır! Acaba bu senden mi yoksa Allah tarafından mı?

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: Kendisinden başka ilah olmayana yemin ederim ki, bu Allah tarafındandır. Numan Bin Haris döndü, bir taraftan da kendi kendine; Allah'ım eğer bu konu doğruysa gökten üzerimize taş yağdır… diyerek, Peygamber'imizin huzurundan çıktığı an, başına birşey düşerek öldüğü yine Ehlisünnet kaynaklarında geçiyor. Bu olay üzerine Mearic suresinin ilk 3 ayeti iniyor;

"Birisi, gök katlarının yüksekliklerinin sahibi olan Allah’ın katından inkârcılara gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabı istedi!”

Şimdi sayın Alpaslan Kuytul hocam, bu hakikatler sizin amel ettiğiniz, kabul ettiğiniz kaynaklarda geçen olaylardır, bunlara rağmen Gadir Hum olayını sadece tabiri caiz ise, "Ali sizin dostunuzdur ona sakın karışmayasınız" gibi düşünmemiz akla ve vicdana sığmıyor.

Sırf birilerini aklamak adına hakkı hakikati gizlemenin Allah katında vebali vardır...

İkinci olarak Sayın Mustafa İslamoğlu hocamızda, hem olayı "Dost" boyutunda ele almış, ikinci olarak ta her zaman ki tavırı olan mağrur bir üslup ile olayı hakikatinden uzaklaştıran diğer bir yorumu ise, konuyu saltanata çekerek sulandırılması..

Yani imametten bahsedilince bu saltanat mıdır düşüncesi…  Acaba muhterem, Ehlibeyt İmam'larının hayatına baktığında, bir tek İmam’ın saltanat şatafat içinde yaşadığına şahid olmuş mu?  Hepsi kendi dönemlerinde, en adil, en alim, en takvalı, en mütevazı ve en cömert insanlar olduğunu görmüyor mu?

Onların davası saltanat olsaydı, Ümmeyye oğullarının (emeviler) liderlik, krallık teklifine o zaman "Ayı sağıma, güneşi soluma verseler yine davamdan vaz geçmem" diyen Büyük peygamber En büyük imam olan Hz Muhammed kabul eder, saltanatı hayli kolay bir şekilde Kardeşi Ali’ye evlatlarına aktarırdı...

Peygamberin s.a.a kendisinden sonra birini yerine tayin etmemiş anlayışı ne akla, ne insafa, ne vicdana sığmıyor.

"İki kişi dahi olsa yolculuğa çıkarsanız biriniz diğerini imam olarak seçsin!" Diyen ve o hassasiyet içinde olan bir peygamber, kendisinden sonra birini tayin etmemiş olması mümkün müdür sizce?

Ümmeti kendi haline bıraktı, alın size Kuranı o size yeter deyip, adeta ne haliniz varsa görün dedi, öylemi?

Allah’ın Ehlibeyt’i seçmesi üstün görmesi neden bu kadar zorunuza gidiyor anlamıyorum, bu saltanat mıdır, krallık mıdır? diye sulandırıyorsunuz…

Mesele Kuran ise Ehlibeyt’in vahiy ahlakı ile doğup büyüdüklerini ve hepsinin birer canlı Kuran olduğunu biliyorsunuz…

Mesele sünnet ise, Vahiy ahlakı ve Peygamberin yetiştirdiği yaşayarak öğrettiği insanların, yaşayarak öğretmeleri en doğru olan değil mi? Ehlibeyt’ten daha iyi Kuranı ve sahih sünneti yaşayan bir başka örnek var mıdır?

Bundan dolayı "en iyi “Nasihat” iyi örnek olmak iken"

Onlardan başka Kuran ve sünnet-i peygamberimizden yokluğunda kim anlata bilirdi?

Bu Konuda İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyuruyor;

"Allaha andolsun ki, kaldığımız evlerin odalarına baksanız halâ vahyin kokusunu alırsınız. Ceddim Muhammed’in sünnetini ayakta tutan bizleriz.!"

Bu şekilde vasiyetin imametin önemi ortada iken, nasıl olur da bunu “saltanat” kılıfına sokarak, özellikle tabanınızın aklını bulandırıyorsunuz?

Neden Ehlibeyti’n üstün olmasından bahsedilmesi, velayet’ten söz açıldığında zorunuza gidiyor?

Allah Kuranda söyle buyuruyor;

"Yoksa Allah'ın bol nimetinden verdiği kimselere mi hased ediyorlar? Oysa daha önce İbrahim ailesine de kitap ve hikmet verdik, onlara büyük hükümranlık bahşettik. (Nisa 54)

Ki Nisa süresinin bu ayeti ile ilgili imam Caferi sadık a.s şöyle buyuruyor; "Vallahi hased edip çekemedikleri bizleriz. Vallahi bir gün o mülk ve hükümranlık bize geri dönecek."

"Allah birbirinden gelme bir nesil olarak Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi ile imrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı. Allah işiten ve bilendir." (Ali İmran 33-34)

Peki, bunlar saltanat mıydı?

A-li İbrahim, A-li imran vs denince kabul ediyorsunuz da, Ali Muhammed deyince neden zorunuza gidiyor?

Her şeyi siz biliyorsunuz değil mi?

Sizden daha iyi Kuranı kavrayan anlayan yaşayan yok, öyle mi?

Buhari’de sahih olarak geçen tarihte ilk Peygamberimize, ” hasta yatağında ateş başına vurmuş sayıklıyor. Kuran bize yeter.”  diyerek Peygamberin (s.a.a) vasiyet yazmasını engelleyen Hz Ömer’in, o tavrından sonra ne kadar Kuran ile hükmettiler de günümüze bu kadar bidatler hurafeler bel-am'lar oluştu?

Siz bu yazıda temel konuları ele alarak belirttiğim mütevatir hadisleri muhtemelen inkar edecek, yok sayacaksınız…

Sebep, “Allah öyle birşey olsaydı Kuranda belirtildi…” diyeceksiniz.

Size soruyorum;  Allah Kuran’da bir kez dahi Hz. Ali'nin ismini açıkça velayetini belirtseydi, sizce Hz Muhammed (s.a.a), bu ismiyle müsemma olan unutkan sürekli sapan, insanların zihninde son Peygamber olarak kalır mıydı?

Buna rağmen görüyorsunuz ki Ali’yi bırakın Peygamber ile kıyaslamayı, haşa Allah ile kıyaslayan sapkın Gulat ehlinin türediğini..

Evet, biz diyoruz ki Kuran bizim ölçümüz, hakkı batıldan doğruyu yanlıştan ayıran önderimizdir, ama bu ümmet Kuranı ne kadar biliyor, sizin zihninize göre Kuran sadece yetiyorsa, açıklama gerektiriyorsa, neden çıkıp bu kadar Kuran tefsiri yapıyor, kendi hesabınıza geldiği şekilde anlayıp, insanları o algıya çekiyorsunuz?

Bırakın o zaman gerek yok, herkes okusun kendileri anlar zaten..

Tabi okurlarsa!!

Son olarak Allah Resulünün Mütevatir hadisi ile bitirmek istiyorum;

"Benden sonra size iki ağır emanet bırakıyorum, ikisi kıyamete kadar birbirinden kopmaz, bunun ilki Allah’ın kitabı, ikincisi ise ıtretim (Ehlibeytim) bu ikisine sıkı sıkıya sarılırsanız asla dalalete düşmezsiniz!"

Eğer dalalete düşen bir Şii varsa, demek ki Kuran’dan uzak kalmış, sadece Ali denince Kuran ile mihenge vurmamıştır.

Dalalete düşen Sünni ise, Ehlibeyt’i hakkıyla tanıyamamış Kuran’dan birşey anlayamamış, Emevi dini ve sünneti ile amel etmiş olanlardır..

Allah bizleri Kuran ve Ehlibeyt’i hakkıyla tanıyan, anlayan, kavrayan ve yaşayanlardan eyle…

Selam ve dua ile...