Kitap Yakamıza yapışan cümleler kitabı ötekiler günü



ID:33907
Yayınlanma:
28 Ağu 18

Ötekiler Günü konularına ve ritimlerine göre bir araya getirilmiş yirmi sekiz denemeden oluşan yüz kırk dokuz sayfa bir kitap. Karakum yayınevi, Tekin Şener’in Ötekiler Günü’nü geçtiğimiz aylarda neşrederek esaslı bir işe imza atmış görünüyor.

Edebiyatla felsefenin, akıl yürütmeyle iç çekmenin, olumlamanın ve reddetmenin bir arada bulunduğu sıkı dokunmuş tam yirmi sekiz metin karşılıyor bizi. Sarıcı ve sarsıcı duygu esintilerinin olduğu kadar, kavramsal düşünüşün de hemen her cümlesinde etkisinin hissedildiği damıtılmış cümleler karnavalı. Benim meselelerimi mesele edinmiş olanların, benim sorularıma cevap arayan kitapların peşindeyim doğal olarak, ben de her okur gibi. İşte, Ötekiler Günü hem içerdikleri ve tartıştığı konular bakımından hem de konularını ele alışı bakımından üzerinde durulmaya değer bir nitelik gösteriyor benim için. ‘Sokak, şiir, eski fotoğraflar, sürekli değişen ve çoğalan gündelik hayat nesneleri; yürümek, kırılmak, acı çekmek’ gibi aşina olduğumuz bahislere dairse de… Yazgımızın eskimeyen ve değişmeyen kadim yüklerini hangi kelimelerin sırtına yüklediğimiz, vazgeçilemez değerdeki bu varoluş içeriklerini hangi kavramsal kişiliklerle ilişkilendirdiğimiz de ayrı bir önem taşıyor.

İlk karşılaşmalar ülkesi
Dünyanın en naif, en masum sözcüklerinin en sefil çıkarlar uğruna hoyratça berhava edildiği bu zamanda hakikatin belini büküp düşünceyi mecalsiz bırakan ve gittikçe bir hırgüre dönüşen meselesiz kavgaların uzağında, başka bir seviyeden ve sözcükleri kirlenmeden de mücadelenin sürdürülebileceği bir imkâna kapılar aralıyor Ötekiler Günü. Hem çocukla ve çocuklukla başlayan bir kitap bu. Bu yönüyle hayata öykünen bir tarafı bulunuyor. Çocukluğun ‘ilk karşılaşmalar ülkesi’ olarak nitelendiği kitapta, dünyayı çocukların bakışlarının (çocukça bakışların) kurtaracağını dillendiren yazar; çocuğu ve onların dünyasını yetişkinler için bir imkân olarak önermekle kalmıyor, çocukların dünyasına yetişkin tasallutunun olası mahzurları konusunda da bizleri uyarıyor.

Tırnak içindeki Türkiye
Tekin Şener Ötekiler Günü’nde, terimin içerdikleriyle olduğu kadar çağırdıklarıyla da hepimizi bir amansız hastalığın pençesinde kıvrandıran kollektif derdimizin, adına Türkiye de denilen en esaslı meselemizin nesnesini temyiz ediyor bir bakıma; onu temize çekiyor. Tırnak içindeki Türkiye’yi. Tüm cümlelerimizin vazgeçilmezi olan o ‘yalnız ve güzel ülke’yi. Temize çekme ifadesini bilhassa ve kasten  kullandığımı belirtmeliyim. Diyelim ki bir tane soru var ve bu soru etrafında öteden beri oluşmuş yüzlerce binlerce cevap bulunuyor. Ciltlerce kitap.Ötekiler Günü’nde bu bakkal defterini andıran  cevaplar kataloğuna bir satır  daha eklenmiyor; sorunu yeniden vazetmek deneniyor, diyebiliriz.İçeriği belirsiz bir tasavvura, bir boş kavrama  dönüşme tehlikesi taşıyan memleketle ahdini yeniden tazeliyor yazar.Hazır cevaplardan, hamasi nutuklardan hareketle değil; zamandan, insandan, mekandan, mefhumdan ilham alarak…Anlıyoruz ki sözcükler kurtulmadan çocuklar kurtarılamaz. Tertemiz dereler, yemyeşil ormanlar… 

“Kelime dilin yapı taşı, cümle sözün evidir”
Kitabın ikinci ekseni ise cümle. Ayrı ayrı bahisler açılıyor kitapta. Bu bahisler okurun da katılabileceği, tamamlayabileceği, nüfuz edebileceği metinler hâlinde sunuluyor. Metin örgüsünün başrolünde cümle yer alıyor. Kitabın alt başlığı ya da başka bir deyişle ikinci başlığı, Dil Bahçesinde Cümle Tarhları zaten. Cümlelerin bağları kadar sesleri de öne çıkıyor. Tek başına ses veren cümleler bu kitapta alışılagelenden bir hayli fazla. Onları hem metin içinde konumlandıkları yere göre hem de tek başlarına okumak mümkün! Ve senin elinde… Yazar bizimle aynı caddede dolaşmıyor mu, aynı şehrin sakini değil miyiz onunla, aynı ülkede yaşamıyor muyuz? O, ya bir şey kaybetmiş onu arıyor ya da kendi kaybolmuş da evini arıyor. Bizi ötekiler haline getiren yabancılaşmayı sorguluyor, diye-biliriz. Aynı unutkanlık çiçeğini koklamış insanlar; suyundan bir yudum içildiğinde akıllı kimseleri bile bir mecnuna çeviren o efsunlu pınardan kana kana içmişler. Bir bağı, bir irtibatı yitirmiş olmalıyız önce; bizi birbirimize rapteden sağlam bir irtibatı. Başlangıç noktamızı, odağımızı. Betonun, hurda yığınlarının zaptı rapt altına aldığı şehri kaybetmek üzereyiz; çocukluk ülkemizi, yetişkin bahçemizi. Az kaldı! Bir kıyametin şafağındayız. Artık yok olmak üzere olan bu şehre, her gün ateşlere verilen bu Roma şehrine son kez bakar gibi, son kez bakar gibi giden bir sevgiliye... Onu tamamen yitirdiğimizde onu bütünüyle hatırlatacak bir resmi hafızamıza nakşetme çabası bizimkisi. Öte yandan bunlar olmuyor, aslında böyle değilmiş de her şey yolundaymış ya da çok daha iyi olacakmış gibi aleladeliğin, boş beleş uğraşların ortasına yayılmış serkeşliğimiz...Sevinçli koşuşturmalarımız, telaşlı yoğunluklarımız içinde her birimiz az biraz mesut değil miyiz sanki? Say ki gün bizim günümüz... Ötekilerin… Ben Ötekiler Günü’nün bana açılan kapılarından adımını attığımda temaşa edebildiklerimden çok azını dile getirebildim yalnızca. Kitabın farklı iklimlere açılan yirmi sekiz ana kapısı, her bir kapısının açıldığı daha nice kapısı var.