Röportaj Hakkı tanımak ve hakim kılmak için İmam Hüseyin’i tanımak ve anlamaktan geçer



ID:35865
Yayınlanma:
20 Eki 18

“Ey sevgili evladım! Ümmetin iyilerine selamımı ulaştır ve onlardan iste ki; ne zaman mazlum ve garip birini görseler benim garipliğimi ve mazlumluğumu hatırlasınlar.”

"Bütün insanlar yaratılış gayelerini, var olma sebeplerini unutabilir, herkes zulme ses çıkarmayıp gözlerini mazlumların gözyaşlarına kapatabilir. Bir zalim her istediğini sınırsız ve amaçsızca icra edebilir. Bütün aşağılık fikirler canlanmış, canlı putlar âlemi ele geçirmiş olabilir. Zalimler gücü avuçlarında tutuyor olabilirler. Yani hakikî Muhammedî İslâm’ın önüne perde gerilip her yeri karanlık sarabilir. Cehalet karanlık gece gibi Dünyanın üzerine çökebilir. Ama sen “İnsan”sın, fıtratına yakışanı yap ve susma ayağa kalk. Sadece Hakka dayanırsan darbenin önünde kimse duramaz. Zalimlerin tahtı paramparça olacaktır. Benim yaptığım benden öncekilerin başlattığı bir hareketin devamıydı, benden sonra da “Bana yardım edecek hiç kimse yok mu?” Hz. Muhammed’in getirdiği din’in gerçek İslâm’ın hakkıyla yaşanması için, zulümlerinin ve nefislerinin isteklerinin önüne Hakkın adını perde yapmalarına, gerçek İslâm’ın içeriğini değiştirmeye çalışmalarına fırsat verme." 

Röportaj: Aydın Altay

Muharrem ayı münasebetiyle tarihin en hazin olayını, Kerbela'yı, yani  İmam Hüseyin’i konuşacağız. O'nu tanımak ve anlamak için, onun kişiliğini ve hayat mücadelesini Tarihçi, Araştırmacı-Yazar Muharrem Uçan ile konuştuk. 

Kerbela… ya da başka bir bakışla Hüseyin! Tevhid ve şirkin iç içe sokulduğu bir süreç, vahyin ortadan kaldırıldığı bir komplo ve bu komploya karşı kıyam… bu kıyamın önderi İmam Hüseyin ve karşısında haramzade Emevi iktidarının zorbalığı… Tarihin bile utanç duyduğu bu süreci sizinle konuşacağız. Kerbela’da yaşananlara geçmeden evvel öncesinde neler yaşandı, konuyu bilmeyenler için bize o özetleyebilir misiniz?

Kerbela’ya giden süreç Hz. Muhammed Mustafa’nın şehadetiyle başlamaktadır. Hz. Muhammed Mustafa şehit olduğu zaman Gadir Hum ve benzeri birçok olayda Hz. Muhammed Mustafa tarafından yerine vasi olarak seçilmiş Hz. İmam Ali, Hz. Peygamberin şehadetiyle birlikte dışlanmış ve destekten yoksun bırakılarak uzlete çekilmeye mecbur bırakılmıştır. Bu süreci aydınlatacak birçok hadis ve tarihi rivayet Arapça, Farsça ve Türkçe kitaplarda 1400 yıllık süreçte yazılmıştır.

Hz. Peygamberin şehadetinden kısa süre sonra Hz. Fatıma şehit olmuş ve Kerbela’ya giden süreç hızlanarak devam etmiştir. Bu süreçte uzun bir süredir Şam’da siyasi etkinliklerde bulunan Emeviler ve liderleri Muaviye Şam valiliğine getirilmiş ve Ehl-i Beyt’e düşmanlık tohumlarını ekmekteydi. Hz. İmam Ali’nin siyasi liderliğe (Halifeliğe) halk tarafından seçilmesiyle birlikte uzun süredir maddî ve askerî açıdan güçlenen Muaviye isyan etti. İlk önce İmam Ali’ye karşı olanları para ve askerî açıdan sınırsız bir şekilde destekledi. Daha sonra Sıffin Savaşında bizzat askeri olarak açıktan savaş açtı. Kerbela için en önemli merhalelerden birisi Sıffin savaşında aşılmıştır. Çünkü İmam Ali’nin safında Muaviye’ye karşı savaşan bir grup Amr bin As’ın Kur’an’ı mızraklara taktırıp “Hüküm ancak Allah’ındır” ayetini söylemeleri üzerine Muaviye ile savaştan vazgeçmişler, İmam Ali’nin savaşa devam etmesi üzerine İmam Ali’yi tekfir ederek kılıçlarını İmam Ali’ye doğru çevirmişlerdir. Burada Kerbela için en önemli nokta şudur: Hariciler denilen bu topluluğun liderleri Sıffin’den Kerbela’ya kadar devam eden süreçte en canice eylemleri yapanlardır. İmam Ali’nin katili Abdurrahman İbn-i Mülcem haricilerdendir. Yine Haricilerin liderlerinden Eş’as bin Kays, İbn-i Mülcem’e Kufe mescidinde kılıcı veren kişidir. Eş’as’ın kızı Cade, İmam Hasan’ın eşidir ve İmam Hasan’ı zehirlemiştir. Eş’as’ın iki oğlu Müslim bin Akil’in şehadetinde başrol oynamış ve Kerbela’da Yezit ordusunun komutanlığı yapmıştır. İmam Hüseyin’in safında yer alan birçok kişiyi katledenlerdir. Yine Sıffin’deki haricilerden Şimr bin Zilcevşen, İmam Hüseyin’in katili olarak bilinmektedir. Amr bin Hureys, Haccar bin Ebcer ve Kerbela’da Yezit komutanlığı yapan birçok kişi Haricidir. İbn-i Mülcem dışındaki diğer kişiler İmam Hasan’ı katletmek için birçok defa girişimde bulunmuştur. Eş’as’ın bizzat kendisi İmam Hasan’ın zehirle şehit edilmesinde başrolü oynamıştır. İmam Ali’nin şehadetinden sonra İmam Hasan halifeliğe halk tarafından seçildi. Yardımcısız kalan İmam Hasan siyasi liderliği (halifeliği) Muaviye’ye vermek zorunda kaldı. Az önce bahsettiğimiz kişilerin entrikaları sonucu şehadet şerbetini içti. Muaviye’nin ölümü üzerine Yezit halifeliğini ilan etti. Yezit’in aşağılık vasıflarını bilen halk itiraz etmek istese de can korkusundan ya da dünya hırsından Yezit’e ses çıkarmadılar. Olayı kabullendiler. İmam Hüseyin, kendisi kıyam etmezse artık zulüm karşısında kimsenin ses çıkaramayacağını gördüğü için insanlığın fıtratındaki özgürlük ve direnişi meydana taşıma kararı aldı. Kerbela’ya giden süreç Hz. Peygamberin ve Hz. İmam Ali’nin savaş meydanlarında katlettikleri “canlı putlar”ın diriltilmesiyle hazırlandı. Bunu bizzat İmam Hüseyin de dile getirmişti. Kerbela yolu üzerinde putlara taş atması istendiğinde şöyle demişti: “Nasıl cansız putlara taş atayım, oysa canlı putlar yeryüzündeler.” 

Kerbela’da ne oldu, İmam Hüseyin burada nasıl bir direniş gösterdi ve şehit edileceğini bildiği halde vermek istediği mesaj neydi?
“Biz güzellikten başka bir şey görmedik” Hz. Zeynep böyle söylemektedir. Hz. İmam Hüseyin’in direnişinin, davasının ve davası uğruna her şeyini feda etmesinin güzellikten ve Hüseyin’den daha iyi bir tasviri olabilir mi? Hz. Zeynep’in bu cevabı Ubeydullah İbn-i Ziyad’ın söylediği: “Allah’ın Ali oğlu Hüseyin’e ne yaptığını gördünüz mü?” sorusuna cevabıdır. 

Vasıflarını tasvir etmenin çok zor olduğu her konuda ve her alanda tam bir olgunluk ve olağanüstülük sahibi bir insanın kendisini ve en sevdiklerini, en kıymetlilerini ölüme atmasının, eşinin çocuklarının ve ailesindeki kadınların ve kendisine sığınmış olan kadınların esir edileceğini, katledileceğini, eziyet ve işkencelere uğrayacağını bildiği hâlde Kerbela’ya gitmesinin sebebi ne olabilir? Siyasi liderlik derdi midir? İktidarı ele geçirme derdi midir? Her şeyden önce savaşa giden kişi yanına katılacaklara siyasi menfaatler vaat eder. Böylece etrafında çok fazla sayıda kişi toplanır. Ordu ne kadar kalabalıksa başarı şansı o kadar yükselir. Siyasi liderlik için hareket eden bir kişi ise siyasi vaatler de bulunur, rakibine hile yapar, azı çok göstererek düşmanını kandırır, yalan ve hileden çekinmeden faydalanır. Bir gün dost olarak andığını siyaset gereği ertesi gün düşman gibi anabilir. Ama Hz. İmam Hüseyin ne yaptı? O siyasi menfaat bekleyen ve siyasi menfaat teklif edenleri daha Medine ve Mekke’de geri çevirdi. Savaşın kaçınılmaz olduğunu gördüğü hâlde siyasi menfaat için peşine düşenlere şehadete gittiğini söyleyerek kendisinden uzaklaştırdı. Ailesi olanları ailelerinin yanına, çocuğu ve ailesinden endişesi olanları evlerine, üzerinde borcu olanları borcunu ödemeye, tertemiz davasına leke sürebilecek kişileri bir bahaneyle geri gönderdi. 
Kerbela’da iki taraf savaştı. Cephenin bir tarafında Ömer bin Sa’d ki babasının Muaviye tarafından zehirlendiğini bildiği hâlde Muaviye’nin sofrasına oturmuş birisiydi. Muaviye ölünce Yezit’e ilk biat edenlerden, Yezit’in Kufe valisi haramzâde olan Ubeydullah İbn-i Ziyad’a itaate koşan birisiydi. Ömer bin Sa’d’ın yanında yer alanların her biri haram yemekle meşhur olmuş kişilerdi. İnsan türünün en aşağılık yaratıkları Kerbela’da bir cephede bir araya gelmişti. Tam karşılarında “İnsan” isminin sahibi ve ilk “İnsan “Hz. Adem”in varisi Hz. Hüseyin vardı. Bütün Peygamberlerin ve Velilerin varlığını kendi varlığında toplamış, hedeflerini gerçekleştirmek için hamle yapmayı bekleyen bir aslan gibi kendisine sığınan ve itaat edenlerin koruyucu olarak cephenin en önündeydi. Arkasında Hz. Ebu’l-Fazl Abbas (Aleviler Onu Celal Abbas diye tanırlar.) cesaretin ve tüm güzelliklerin simgesi gibidir. Ona “Haşim Oğullarının Ay’ı” diyorlardı. Karanlık gecelerin ışığıydı. Bunların yanında yer alanlar da olgunluk ve yaratılış itibarıyla tüm güzelliklere sahiplerdi. Bir an bile şüphe etmediler. Hz. Adem’in iki oğlu iyiliğin temsilcisi Habil ve kötülüğün temsilcisi Kabil arasındaki savaşın devamı gibidir. Hz. İbrahim ile Nemrud’un arasındaki düşmanlığın aynısı, Hz. Musa ile Firavun’un savaşının aynısı. Hz. Muhammed’in varisleriyle, Ebu Süfyan’ın ve Mekke müşriklerinin varisleri yeniden karşılaşmışlardı. 

Yezit, Şam’daki sarayında bir tepsiye konulmuş İmam Hüseyin’in başını görünce şöyle demişti: “Keşke Bedir’de öldürülenler kalksalar da ellerin var olsun. Ahmed’den intikamımızı aldın deselerdi” diyerek bunu itiraf etmektedir.

Hz. İmam Hüseyin’in bu direnişi Canlı Putlara karşıydı. Eğer siyasi iktidarı eline alsa hainler deşifre olmayacak, Müminler basiretle münafıkları göremeyecek, yeniden ihanetler ve Ehl-i Beyt hanedanının tamamının yok olması ve Allah’ın gazabıyla insan türünün varlığı belki de yok olacaktı. Eğer bugün “Eşhedü enne Muhammeden Resulullah-Tanıklık ederim ki Muhammed Allah’ın elçisidir” deniliyorsa bu İmam Hüseyin’in Kerbela’daki zaferinden dolayıdır. Bu yüzden Hz. Zeynep: “Biz güzellikten başka bir şey görmedik” dedi. Azıcık kalbinde merhamet olanların, sevgiye dair küçük bir parça da olsa nasiplenenlerin, Hak ve adalet davasını güdenlerin İmam Hüseyin’in ismini bayraklaştırıp davalarının sloganı yapmalarının sebebi hep Kerbela’da İmam Hüseyin’in darbesinin etkisidir. İmam Hüseyin’in sözlerinin özgürlük davalarına slogan yapan Onun öğrettiklerini uygulamaya çalışan ve Müslüman olmayan çok fazla kişi olmuştur. Bu da İmam Hüseyin’in eyleminin evrenselliğinin kanıtıdır. İmam Hüseyin insanlığın uykuya daldığını ve bu kalbî uykudan insanların ancak kuvvetli bir darbeyle uyanabileceklerini dedesi Hz. Muhammed Mustafa’dan annesi Hz. Fatıma, babası Hz. Aliyül Murtaza’dan ve ağabeyi İmam Hasan’dan öğrenmişti. Onlar da İmam Hüseyin’i bunun için hazırlıyorlardı. Çünkü basiretli ve uyanık (yakaza) olanlar ileri de olabilecekleri herkesten daha iyi görebilirler. Her şeyden önce Hz. Muhammed Mustafa vahiyle desteklenmişti. Hz. Muhammed uyandırdığı kalplerin uyumasını engellemek için herkesi İmam Hüseyin’in safında olmaya çağırıyordu.

İmam Hüseyin’in vermek istediği mesaj her hareketinde kendini gösterse de babasının söylediği şu sözde aşikârdır: “Allah, seni hür yaratmıştır başkasının kölesi olma.” Yezit zulmetmektedir ama ona bilerek (onu kabullenip maddî menfaat için susanlar) ya da bilmeyerek (can korkusu ve başka sebeplerden ona katlananlar) destek olanlar, onun zulümlerine ortaktır. Mazlumlara zulümde onun kölesi-hizmetçisi konumundadırlar. Hz. Fatıma’nın İmam Hasan’ı eğitirken söylediği şiirin iki dizesi bize çok şey anlatmaktadır: “Babama benze ey Hasan/ Hakkın boynundan yuları çıkar!” İmam Hasan da İmam Hüseyin de bu sözlerin hakkını vermişlerdir.

İmam Hüseyin için bedeninin dünyadan kaldırılması değil hedefinin gerçekleşmesi her şeyden daha çok önemliydi. Çünkü hedefi Allah’ın istediğinin, Hz. Muhammed Mustafa’nın uyguladığının aynısıydı. Bu yüzden her ne şekilde şehadete ulaşırsa ulaşsın amacının gerçekleşmesi daha önemliydi. 

Kerbela’da sadece şehit olan İmam Hüseyin değildi. Elbette başka isimler de vardı. Özelikle tarihe yön veren isimler vardı. Biraz da bu isimlerden bahsedebilir misiniz?

Kerbela’da İmam Hüseyin ile birlikte şehadet şerbetini içenlerin hepsi zamanının her alanda en iyi insanlarıydı. Hazreti Hür’ü anlatmak gerekirse Kerbela’nın ilk şehididir. Hazreti Hür, Ubeydullah bin Ziyad’ın askerlerinin öncü komutanıydı. İmam Hüseyin’in yolunu kesmek için gönderilmişti. Hazreti Hür, Kufe’den ayrılırken bir ses duydu: “Cennet sana hayırlı olsun ey Hür.” Hazreti Hür şaşırmıştı. Çünkü İmam Hüseyin’in yolunu kesmek için yola çıkıyordu. İmam Hüseyin ve kafilesinin Kerbela’ya konmalarına sebep olan kişiydi. Ömer bin Sa’d’ın ve adamlarının Kerbela’ya gelmesiyle durumun kötüye gittiğini ve İmam Hüseyin’in ve yakınlarının katledileceğini anlayınca bir süre pişmanlıkla düşünceye daldı. Öyle bir devrim gerçekleşti ki içinde eğer yapabilecek olsa koşa koşa İmam Hüseyin’e giderdi. Atlara su verme bahanesiyle uzaklaştı Yezit ordusundan. Onun ne yaptığını anlayan kardeşi ve oğlu da ona katıldılar. Üçü birlikte İmam Hüseyin’e teslim oldular. Az önce Yezit ordusunda yer alan Hür, İmam Hüseyin’e şöyle seslenebiliyor: “Sizi buraya ben sürükledim, sizin uğrunuzda ilk can veren de ben olmak istiyorum.” Bir saat önce Yezit ordusunun komutanı, maddi hiçbir sıkıntısı olmayan, hâli vakti yerinde bir Kufeli komutan şimdi aciz bir köle gibi efendisinin uğrunda can vermeyi ve eşsiz bir davanın ilk şehit’i olup dünyadan gitmeyi istemektedir. Tövbekârın nasıl tövbe etmesi gerektiğinin örneği Hazreti Hür’dür. Samimi tövbekârların piri Hz. Hür’dür. Kufe’de niye cennetle müjdelendiğini o zaman anlamıştır. Şehit olmak üzereyken İmam Hüseyin yanına gelip sarılmış, yüzünü yüzüne sürmüş ve şöyle demiştir: “Ey Hür! Sen, annenin seni isimlendirdiği gibi Hür’sün.” İsimlerin insanın üzerinde ne kadar etkisi vardır. Hür’den sonra Hz. Ebu’l-Fazl Abbas (Celal Abbas)’tan bahsetmek istiyorum. Abbas’ın anlamı aslan demektir. İmam Ali’nin evladıdır. İmam Ali, Abbas’ın nasıl birisi olacağını ve ne yapacağını önceden bildiğinden adını Abbas koymuştu. Aktarıldığına göre Hz. Abbas dünyaya geldiğinde İmam Ali ağlamış. Abbas’ın annesi Ümmül Benin, İmam Ali’ye dönerek: “Ey İmam! Çocukta bir eksiklik mi gördün?” İmam Ali: “Hayır!” cevabını vermiş. “Ama O, Hüseyin’in yolunda kollarını ve canını verecek. O günü düşündüğüm için ağladım.” Hz. Abbas, bir kardeşin kardeşine gösterebileceği en eşsiz vefa örneğini göstermiştir. Kerbela’da Hz. Abbas’ın annesiyle aynı kabileden Yezit ordusunun komutanı Şimr bin Zilcevşen, İmam Hüseyin’in bulunduğu yere gelip Hz. Abbas’ı çağırmalarını istemiştir: “Kız kardeşimizin oğlu Abbas ve kardeşleri için amannâme (güvence) aldım.” Hz. Abbas görüşmek bile istemez. İmam Hüseyin, Hz. Abbas’tan cevap vermesini ister. Şimr, getirdiği mektubu gösterir: “Ey kız kardeşimin oğlu sana ve kardeşlerine amanname aldım. Güvenle Hüseyin’den ayrılıp Medine’ye gidebilirsiniz. Sizi ben ve kabilem koruyacak.” Hz. Abbas’ın cevabı ne kadar güzel: “Sana da getirdiğin mektuba da lanet olsun. Peygamberin oğluyla savaşacak bize de aman mı vereceksin.” Ehl-i Beyt’in Sakka’sı (su taşıyanı, susuzlara su vereni) olan Hz. Abbas, inanılmaz bir savaşçıdır. Yezit ordusunu defalarca perişan etmiştir. Hatta Fırat’a ulaşıp su tulumunu su ile doldurmuştur. Yezit askerleri Hz. Abbas’a tuzaklar kurarak ve ok yağdırarak karşı koymaya çalışmıştır. Tuzak kuranlardan birisi bir ağacın arkasına gizlenerek saldırdığında Hz. Abbas’ın sağ kolunu kesti. Hz. Abbas savaşmaya devam etti. Başka bir haramzade sol kolunu kesti. Hz. Abbas, su tulumunu ağzıyla tutarak taşırken bir haramzade Hz. Abbas’ın ağzıyla tuttuğu su tulumunu vurmuş ve su dökülüp akmıştır. Hz. Abbas, şehit olana kadar savaşmaya devam etmiştir. O “vefa” kelimesinin anlamını veren kişi ve vefanın kendisi olmuştur. 
Hz. İmam Hüseyin’in Kerbela’da yanında olan 6 aylık ya da iki yaşında olan Ali Asgar (Asıl adı Abdullah’tır) adında bir oğlu vardır. Susuzluğun en çok yaraladığı kişi doğal olarak O’dur. Hz. Hüseyin, Yezit ordusuna göstererek, bebeğe su verilmesini istemiştir. İmam Hüseyin’in eliyle tuttuğu Ali Asgar’ı, Hermele bin Kahil Esedi adında bir münafık, Ömer bin Sa’d’ın isteğiyle üç başlı okla boğazından vurmuştur. İmam Hüseyin, Ali Asgar’ın kanını göğe savurarak yüksek sesle şöyle haykırmıştır: “Allah’ım bu kurbanı yüce dergâhında kabul buyur.” Yezit ordusuna seslenerek şöyle demiştir: “Dinden bir nasibiniz yoksa bari dünyada hür kişiler olun. Çünkü hiçbir dinde bebeği oklamak yoktur.” Kerbela’da bebeğinden 90 yaşındaki ihtiyarına kadar herkes kendi destanını yazmıştır. 

Kerbela şehitlerinden birisi de Habib bin Mezahir’dir. O, Peygamberimizin sahabesidir. Kerbela’da 90 yaşından fazlaydı. O yaşında aslanlar gibi savaştı ve şehadet şerbetini zerre kadar şüphe etmeden içti. 

Kerbela’da İmam Hasan’ın iki tane evladı vardı. Bunlardan büyüğü Kasım’dır. 13-14 yaşlarında olan Kasım, İmam Hüseyin’den savaşmak için izin istedi. İmam Hüseyin, ona izin vermek istemedi çünkü İmam Hasan’ın sadece iki yadigârı kalmıştı. Kasım’ın ısrarına dayanamayan İmam Hüseyin, izin vermek zorunda kaldı. Kasım çok genç olmasına rağmen İmam Ali’nin ve babasının kanını taşıdığını ispatlarcasına cesaretle ve yiğitçe savaştı. Sonunda babası İmam Hasan ve dedesi İmam Ali’nin yanına ulaştı. İmam Hasan’ın Kerbela’da şehit olan diğer oğlu 11 yaşlarındaki Abdullah’tır. Ne kadar güzeldir ki İmam Hüseyin’in safında yer alan bebeğinden ihtiyarına kadar birçok kişinin adı Abdullah’tır. Abdullah, Allah’ın kulu demektir. Ali Asgar’ın asıl adı da Abdullah’tır. Bu yüzden İmam Hüseyin’in lakabı daha çocukken dedesi Hz. Peygamber tarafından Ebu Abdullah yani Abdullah’ın babası olarak seçilmiştir. Yani Allah2ın kullarının babası. Kerbela’da gerçekleşen çatışmanın iki tarafı vardır zaten Allah’ın kulları ve Dünyanın kulları. 

Kerbela’dan sağ kurtulan iki önemli isim; İmam Zeynel Abidin ve Hazreti Zeynep validemiz. Bu iki isim de çok önemli ve tarihin seyrini değiştirecek isimlerdir. Bu iki ismin üstlendiği misyon neydi? Önce İmam Zeynel Abidin’den bahsedelim…

İmam Ali Zeynelabidin, Cemel Savaşının bittiği gün dünyaya gelmiştir. İsmini dünyaya gelmeden çok önce Hz. Muhammed Mustafa koymuştur. Dedesi İmam Ali’ye benziyordu. Bilindiği gibi Kerbela’da hastaydı. İlk dönem tarih ve hadis kaynaklarına göre lakabı Ali Ekber’dir. Bu konu tarihî detaylar içerdiği için başka bir platformda tartışılabilir. İmam Ali Zeynelabidin’den aktarıldığına göre İmam Hüseyin oğluna şöyle vasiyet etmiştir:

“Ey sevgili evladım! Ümmetin iyilerine selamımı ulaştır ve onlardan iste ki; ne zaman mazlum ve garip birini görseler benim garipliğimi ve mazlumluğumu hatırlasınlar.”

Kerbela’da kılıçla ve amelle gerçekleşen destandan sonra İmamet görevi yani toplumun önderliği İmam Zeynelabidin’e geçti. Kanla indirilen darbeyle uyandırılan (aslında tamamıyla bir uyanış olmasa da halkta bir kıpırdanma söz konusuydu) halkı Hakka yöneltmek ve zalimlerin zulmünü aşikâr etmek için İmam Hüseyin’den sonra sıra aynı anda İmam Zeynelabidin ve Hz. Zeynep’teydi. İmam Zeynelabidin hem kadınların hem de erkeklerin İmamıdır. Fakat Kerbela yadigârları içinde O erkeklerin temsilcisiydi. Halk için Kerbela’da ne olduğu çok net değildi. Halk Hak inançtan kopmaya başladığı ve fıtratına yabancılaştığı için onlara Kerbela’daki Hakkın temsilcisi olan Hz. İmam Hüseyin’i hakkıyla anlatacak kişi İmam Zeynelabidin’di. O eşsiz nur olayı tüm çıplaklığı ve ayrıntılarıyla anlatıyordu. Kur’an’dan ve Hz. Peygamberin öğretilerinden zalimlere farkında olmadan yardım eden cahilleri bilgiye doyuruyor. İbadeti ve ihlasıyla halkın uzun yıllarca yaralanmış ve kopmuş iman damarlarını onarıyordu. Halka kulluğu hakkıyla gösteriyor. Kulların ne yapması gerektiğini özgürlerin diliyle anlatıyordu. Asla baş eğmedi ve diz çökmedi. Çünkü kullar içinde Hakkın temsilcisiydi. Kufe’nin sisleri içinde ve Şam’ın karanlık gecelerinde, korku, para ve güce teslim olmuşların yeniden görmelerini sağlayacak bir deniz feneri gibi Hakka giden yolu aydınlatıyordu. Görmeye başlayanlar O eşsiz nimetten yararlanabildikleri kadar yararlanıp gözyaşlarına ve matemine ortak oldular. Çok geçmeden Yezit’in tahtını ve Yezidî anlayışı sarstılar. İmam Zeynelabidin dua, ibadet ve gözyaşıyla toplumu diri tutmaya çalıştı. Bunda da büyük bir başarıya ulaştı. Çünkü hem öğretmenler güzeldi hem de öğrenci eşsizdi.

Ve Hazreti Zeynep validemiz…

Hz. Zeynep’e gelecek olursak. İsimlerin insanlar üzerindeki etkisinden bahsetmiştim. Bir örneği de Hz. Zeynep’tir. Çünkü Zeynep, babasının süsü, hazinesi demektir. O Kerbela’nın kadın yüzüdür. İmam Hüseyin’in nefesinin taşıyıcısı, feryadının dengidir. Hayatı boyunca yanından ayrılmadığı ağabeyi İmam Hüseyin’i nasıl yolcu ettiğini bütün Yezit ordusu görmüştü. Şecaat ve yiğitlik örneği bu eşsiz hanım başı kesilmiş, bedeni atlara çiğnetilmiş, kum ve kan içindeki İmam Hüseyin’in bedeninin yanında Allah’a yönelerek: “Allah’ım bu kurbanı bizden kabul et!” demiştir. Tarih böyle bir destanı daha önce yazmamıştır. Ne de bu olayın bir benzeri o günden sonra gerçekleşecektir. Benzersiz bir kulluk örneği. Kurban’ı sunanın ve temsil ettiklerinin cömertliğine ve Kurban’ın yüceliğine bakar mısınız?

Başka bir örneği daha var mıdır yeryüzünde.

Kerbela’ya giden yolda İmam Hüseyin’in yanındaki kadınlar dışında geriye kadınlar da Kerbela sınavını geçememişlerdir. Çünkü İmam Hüseyin’in Kufe elçisi ve temsilcisi olan Hz. Müslim bin Akil, Ubeydullah İbn-i Ziyad’a karşı kıyam ettiğinde yanında binlerce kişi vardı. İbn-i Ziyad, kadınları çeşitli tehditlerle korkuttuğu ve çeşitli vaatlerle kandırdığı için Kufeli kadınlar, eşlerini, kardeşlerini ve çocuklarını Hz. Müslim’den ayırarak koparmıştır. Hz. Müslim’in şehadetine giden kapıyı Kufeli kadınlar açmıştır. Bu yüzden belki de Ehl-i Beyt esirleri Kufe’ye geldiğinde ve Hz. Zeynep’in feryad ve figanlarında en çok azabı Kufeli kadınlar çekmiştir. Hz. Zeynep’in kızkardeşi Hz. Ümmü Gülsüm’ün ve İmam Hüseyin’in kızlarının konuşmaları Kufeli kadınların ve erkeklerin pişmanlıklarını göğe kadar çıkartmıştır. Muhtar Sakafi, Yezit ordusuna karşı savaş açtığında Kufeli kadınların çok fazla destek vermelerinin ve Muhtar’ın başarılı olmasının altındaki sebep Hz. Zeynep’in Kerbela’dan hemen sonraki Hüseynî nefesle kadınları irşat etmesidir. Hz. Zeynep günümüze kadar her onurlu hareketin arkasındaki itici güçtür. 

Hz. Zeynep, Yezid’in sarayında şöyle seslenmektedir:

“Ey Yezid! Seni bu makam ve koltuğa oturtarak Müslümanların boynuna bindirenler ve seni bu yola sürükleyenler de çok yakında yaptıklarının cezasını bulacaklar. Zalimlerin önünde çok kötü bir cezanın olduğunu bilecekler ve hanginizin daha bedbaht, kimin ordusunun daha zayıf olduğunu anlayacaklar. Yakında göreceksin ki asıl bedbaht, kimsesiz kimdir? Ve kim kötü bir akıbete sahiptir?
Her ne kadar zamanın musibetleri, beni buraya çekmiş, seni sözlerimin muhatabı yapmış ve senin gibi biriyle konuşmaya mecbur etmişse de bu, seni konuşmaya değer gördüğümden değildir. Senin değer ve makamını çok alçak görüyorum. Bu sertliğini kınıyor, eleştiriyor ve lanetliyorum.

Fakat ne yapayım gözler ağlamaklı, yürekler yaralıdır. Yorgunluğumuz ve güçsüzlüğümüz, senden korktuğumuzdan değil, bu ayrılıktan dolayıdır! 

Bil ki senin aklın kıt, görüşlerin zayıf ve tutarsızdır. Fazla geçmeden ömrün tamam olacaktır. Zamanın parmak sayısı kadardır. Etrafındakiler dağılmaya yüz tutmuş ve o zaman Allah’ın meleği; ‘Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun’ diye seslenecektir!”
Hz. Zeynep ve İmam Zeynelabidin, Yezit’in sarayını başına yıkmıştır. Cesaret ve hamasetle yaptıkları konuşmalar yıllarca Ehl-i Beyt’e düşman olarak yetişmiş Şamlıların bile gözyaşlarıyla İmam Hüseyin’e yas tutmalarına ve Emevilerin yalanlarının ve uzun yıllarca kurdukları iktidarın yıkılmaya başlamasına sebep olmuştur. Kerbela bir bütündür. Kerbela’nın öncesi, Kerbela katliamı ve Kerbela’dan sonra Hz. Zeynep ve İmam Zeynelabidin’in hareketi hepsi bir bütünün parçalarıdır.  

Bütün bunları konuştuktan sonra biraz da konuyu günümüze taşımak istiyorum. Toparlayacak olursak, İmam Hüseyin’in evrensel mesajı neydi, günümüze uyarlandığında bizim nasıl bir ders çıkarmamız gerekir?

Soru zor ve cevap kısa olacak. Allah’ın başarı vermesini umarak diyebilirim ki İmam Hüseyin bize şunu anlatmak istiyordu: 
Bütün insanlar yaratılış gayelerini, var olma sebeplerini unutabilir, herkes zulme ses çıkarmayıp gözlerini mazlumların gözyaşlarına kapatabilir. Bir zalim her istediğini sınırsız ve amaçsızca icra edebilir. Bütün aşağılık fikirler canlanmış, canlı putlar âlemi ele geçirmiş olabilir. Zalimler gücü avuçlarında tutuyor olabilirler. Yani hakikî Muhammedî İslâm’ın önüne perde gerilip her yeri karanlık sarabilir. Cehalet karanlık gece gibi Dünyanın üzerine çökebilir. Ama sen “İnsan”sın, fıtratına yakışanı yap ve susma ayağa kalk. Sadece Hakka dayanırsan darbenin önünde kimse duramaz. Zalimlerin tahtı paramparça olacaktır. Benim yaptığım benden öncekilerin başlattığı bir hareketin devamıydı, benden sonra da “Bana yardım edecek hiç kimse yok mu?” Hz. Muhammed’in getirdiği din’in gerçek İslâm’ın hakkıyla yaşanması için, zulümlerinin ve nefislerinin isteklerinin önüne Hakkın adını perde yapmalarına, gerçek İslâm’ın içeriğini değiştirmeye çalışmalarına fırsat verme. 

Herkes kendini bu davetin muhatabı olarak görmeli ve ona göre hareket etmelidir.

Eğer bu anlaşılırsa İmam Hüseyin’in varisi zaten Hak aşıklarına önderlik yapacaktır. Çünkü her zamanın bir Hüseyin’i vardır. Zamanımızın Hüseyin’i de Sahibi Zaman, 12. İmam Mehdi-yi Muntazar’dır. Herkes şüphe edebilir ama sadece aşık-ı sadıklar onun varlığına inanabilir.

Son olarak erbain konusuna değinmek istiyorum. Her yıl milyonların yürüdüğü, tabiri caizse Aşka yürüyüş olarak da bilinen bu kutlu yürüyüşü nasıl okumalıyız, milyonlar akın akın katıldığı erbain bize neyi anlatıyor?

Erbain bildiğiniz gibi kırk demektir. Yeryüzündeki maddî ve manevî hemen hemen her şeyi olgunlaşması için gerekli süreyi ifade eder. Erbain’in bizim için ne ifade etmesi gerektiğini anlamamız için İmam Hüseyin’in Medine’den yani Hz. Peygamberin ve Hz. Fatıma’nın ocağından ayrılıp Mekke’ye sonra Kerbela’ya, Kerbela’dan sonra kırk günü tamamlayan süreci çok iyi anlayıp kavramamız gerekiyor. Erbain, İmam Hüseyin’e verilen sözün (ki Hakk aşıklarına has bir sözdür) asla bozulmayacağına dair biatlarını yenileme törenidir. Necef’ten Kerbela’ya Hakkın temsilcisine biz sözümüzde duruyoruz, ahdimize sadığız nidasıdır. Gözümüzle seni görüyor, sesini duyuyor ve yemin ediyoruz. Senin davanı yaşatmaya, hedefini devam ettirmeye, fikrinin ve zikrinin daim olması için can ve baştan geçtik demenin tezahürüdür. Kalbimiz ve varlığımız yoluna feda olsun seslenişidir. Erbain’i hakkıyla yerine getirenlerin amacı sadece budur. 
Pakistan’ın millî şairi Muhammed İkbal bizim burada açıklamaya çalıştığımız şeyi şiirleştirmiştir. Şiirin adı İslam’da Özgürlüğün Önemi ve Kerbela Olayının Sırrı’dır. Uzun yıllardır zihnimde yer eden ve çok sevdiğim o şiirden bazı dizeleri bu sözlerimizi okuyacak herkesi okumasını istiyorum:

“Mümin aşktandır, aşksa müminden 
Aşkla mümkün olur imkânsız görülen

Duymadın mı şu büyük çatışmada (Kerbela olayı)
Nasıl davrandı aşk, gururlu akla?

Allah Allah! Kurban olmanın ilk örneğini büyük dede verdi.
En açık anlam ve önemini torun gösterdi.

Aşkın ulu yüzü parlar onun kanından 
Bu dizenin rengi onun şehit oluşundan

Hüseyin ve Yezit, Musa ve Firavun 
Çarpışan güçleridir ancak hayatın

Hilafet Kur’an’dan koptuğu zaman
Özgürlük zehirlendi kanından

Kul olmaz Allah’tan başkasına Müslüman 
Boyun eğmez bir Firavun’a hiçbir zaman.”

10 Muharrem’de doğmuş birisi olarak yazdıklarımla İmam Hüseyin’in davasına hizmet etmeye çalışıyorum. İnşallah buradaki kelimeler de İmam Hüseyin’i anlamaya çalışanlara ve Onu arayanlara az da olsa faydalı olur. Bu imkânı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Allah, sizin ve tüm Müminlerin kalbini İmam Hüseyin’in nurunun parlaklığıyla aydınlatsın ve İmam Hüseyin’i hakkıyla kavrayıp, Kerbela şehitleriyle haşretsin.