Röportaj Bendiderya: “Erbain yürüyüşü İmam’a ve İslam’a bağlılık kongresidir”



ID:36199
Yayınlanma:
26 Eki 18

"Erbain Yürüyüşü, Resulullah ve Ehl-i Beyt’e gönül verenlerin kongresidir. Orada dünyanın dört bir yanından Ehl-i Beyt’e gönül verenler, İmam Hüseyin’i imam ve önder bilenler, onu örnek edinenler her yıl Erbain gününde Kerbela’da bir araya gelirler. Her ırktan, her yaştan, kadın-erkek ve her mezhepten insanlar bir araya gelir."

Bilindiği üzere her yıl milyonlarca insan Kerbela’ya akın ediyor. Her ırktan, her renkten, her coğrafyadan, hatta farklı din ve inançlara sahip insanlar bu kutlu yürüyüşe katılıyor. Mahşeri kalabalığı andıran bu muazzam kalabalığın vermek istediği mesaj nedir? Kerbela nerede ve ne gibi bir sırrı var ki, bu insanlar aşkla oraya koşuyor? Konuyla ilgili Araştırmacı-Yazar Cafer Bendiderya 7SABAH’a değerlendirmelerde bulundu.

7SABAH/ÖZEL: Aydın Altay

Bismillahirrahmanirrahim. 
İmam Hüseyin (as) şehit olacağını bildiği halde ölümün üzerine yürüdü. Ölüme meydan okudu. Bu aklen doğru mudur? 

“YEZİT GİBİ BİRİSİ MÜSLÜMANLARIN HALİFESİ OLARAK İSLAM’IN BAŞINA GEÇECEK OLURSA, İSLAM’IN FATİHA’SINI OKUMAK LAZIM.”

Bu soru İmam Hüseyin bu yolculuğa çıkarken gündeme geldi. “Ölüme gidiyorsunuz. Kufe halkının vefası yoktur. Şuan kıyam zamanı değildir. Mekke’ye gelin. Kufe’ye gitmeyin.” şeklinde bir sürü uyarıya rağmen İmam Hüseyin (as) önce Mekke’ye oradan da Kufe’ye hareket ediyor. “Niçin kıyam ediyorsun?“ diye sordukları zaman “Görmüyor musunuz? Helaller haram olmuş. Haramlar helal edilmiş. Allah’ın hükümlerine uyulmuyor. Kuran’a uyulmuyor. İslam tersyüz edilmiş. Böyle bir durumda mümine İslam’ı ihya etmek yakışır.” Diyor ve buyuruyor ki; “Ben ceddim Resulullah’ın dinini ihya etmek için kıyam ediyorum. Saltanat, koltuk, mal, mülk elde etmek için değil. Bunun için gerekirse Hüseyin kurban olur. Gerekirse bütün ailesi feda olur. Gerekirse kadınlar esir edilerek diyar diyar gezdirilir. Yeter ki Allah’ın dini ihya olsun. Tersyüz edilen hükümler aslına dönsün.” buradan da anlaşılıyor ki bize verilmek istenen mesaj budur. İslam’ın hükümleri değiştirdiğinde gerekirse can verilir, gerekirse aileni esir vereceksin. Ama İslam’ı ihya edeceksin. Bu intihar değil, fedakârlıktır. Kanı ile İslam ağacını sulayıp yeşertmektir.

Bunun içindir ki İmam Hüseyin (as) “Niçin kıyam ediyordunuz?” sorusuna şöyle cevap veriyor; “Yezit gibi birisi Müslümanların halifesi olarak İslam’ın başına geçecek olursa, İslam’ın Fatiha’sını okumak lazım. Artık İslam’ın adı ve insanlar üzerinde hiçbir etkisi kalmaz. Çünkü Müslümanların hâkimi olacak kişi Allah’a Kuran’a İslam’a inanmıyor. Yezit gibi şarap içen, kumar oynayan, fuhuş ve fesat ile uğraşan birisi Müslümanların başına geçtiği taktirde Müslümana kıyam yakışır. Aksi durumda İslam’ın yok olmasına razı olmak lazımdır.” 

“TAKVA İLE İLERİ GÖRÜŞLÜLÜK, BASİRET İLE HER BAKIMDAN SEÇKİN VE ÖRNEK KİŞİLER…”

Evet. Kerbela’da tarihe yol veren başka kişiler de vardı. Kerbela şehitleri arasında öyle kişileri görüyoruz ki bu kişiler her bakımdan örnekti. Yani adeta bütün Müslümanlar arasından bunlar özenle seçilmiş arındırılmış kişilerdi. Takva ile ileri görüşlülük, basiret ile her bakımdan seçkin ve örnek kişilerdi. İmam Hüseyin bunları defalarca sınıyordu.  “Bırakın gidin. Bunların sizinle işiniz olmaz. Biatımı kaldırdım. Yoksa burada kalan herkes öldürülecek.” gibi sınamalar yapmasına rağmen o kişiler tüm samimiyetleriyle imam Hüseyin’e bağlılıklarını dile getiriyorlar ve âdeta şehadete gitmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. İmam Hüseyin’den ağlayarak ve yalvararak meydana çıkmak için izin istiyorlardı. 

Bu kişilerden örnek verecek olursak; onlardan biri olan Hür sıradan bir insan değildi. Arapların kahramanlarından birisidir. Ama o basireti, hak ve batıl arasında ki savaşı, bu savaştan galip gelişi onu zirvelere ulaştırmıştır. Onu ebedi kılmış ve imamın hayır duasını almasına vesile olmuştur. 

“ÖLÜM BENİM GÖZÜMDE BALDAN TATLIDIR…”

Diğer bir örnek de Ali Ekber konuşması, davranışı, ahlakı ve diğer her şeyi ile peygamber efendimize benzeyen istisna bir kişidir. Peygamber efendimizi özledikleri zaman ona bakıp onu dinlerlerdi. İmam Hasan (as)’ın küçücük yavrusu Kasım, yaşının küçük olmasına rağmen Aşura gecesinde ashaba şehit olacakları vaat edildiği zaman endişe ile “Sakın bende şehitler arasından istisna edilmiş olmayayım!?” diye imama soruyor ve ekleyerek; “Amcacığım canım kurban olsun size, bende şehit olacak mıyım?” diyor. İmam; “Ölümü nasıl görüyorsun ?” diye sorduğu zaman, “Ölüm benim gözümde baldan tatlıdır. “cevabını veriyor. Bu cevabi alan İmam Hüseyin (as), “Evet sen de şehit olacaksın.” diyor. Yaşı küçük olmasına rağmen aklı çok büyük biri...  Kerbela’da şehit olanların hepsi böyleydi.  Her türden, yaştan ve her kesimden insan vardı. Bunların hepsi birer mücahit,  takvanın zirvesinde ve her konuda seçilmiş, arınmış kişilerdi. İmam Hüseyin (as) bir yandan onları sınayarak gidin diyor,  bir yandan da seçkin kişileri de biatına çağırıyordu. Mesela Zuheyr bin Kayn bunlardan birisidir. İmam ashabına çekin gidin, biatımı kaldırdım derken, Zuheyr’e elçi yollayıp çağırın gelsin diyordu. Bir kaç dakika imam ile konuşan Zuheyr, bütün dünya süslerinden vazgeçerek imamın ordusuna katılıp burada destanlar yazmıştır. 

“HAZRETİ ZEYNEP KUFE’DE  ZİYAD’IN SARAYINI BAŞINA YIKIYOR”

Kerbela’da hayatta kalan iki önemli isim var. Biri Zeynel Abidin (as) diğeri de Zeynep Kübra  selamullah aleyha. İmam Zeynel Abidin (as)’ın Allah’ın takdiri ile hayatta kalması gerekiyordu ve öyle de oldu. Bu iki insan İmam Hüseyin’in mesajını diyar diyar başka insanlara taşımak için hayatta kaldı. Zulüm sarayını Yezit ’in başına yıkmak için hayatta kaldılar. Bu iki isim eğer hayatta kalmasaydı Kerbela olayı bu kadar gündemde olmazdı. Olay orada kapanır haberi hiç bir beldeye de ulaşamazdı. İmam Zeynel Abidin (as) hayatı boyunca gözyaşı dökmüştür. İnsanlara gözyaşları içinde mesajlar vermiştir. İmam Kerbela’dan sonraki ömründe hayatının o bölümüyle ilgili bize çok önemli bir eser bırakmıştır. Bu eser, Sahife-i Seccadiye adında dua kalıbında bir eser. 

İmam bu kitapta geçen dualarla Yezid’in gerçek yüzünü insanlara tanıtmıştır. Onların zalim olduğunu dile getirmiştir. Bunun yani sıra “Müslümanların böyle bir zalim karşısında vazifeleri nelerdir? Onunla uzlaşıp hayatlarına devam mı edecekler? Yoksa ona karşı ayaklanıp kendilerini mi savunacaklar?” İşte imam dua kalıbında olan bu eserinde bunlardan bahsetmiştir. Müslümanların uyanıp harekete geçmesi için Allah’tan yardım istiyor. Birçok duasında zulüm ve Emevi sistemiyle mücadele ediyor. Çünkü İmam Hüseyin (as)’ın şehadetinden sonra İslam şehirlerinin hemen hemen hepsinde özellikle Medine’de çok büyük baskı vardı. Kimse kendisini ifade edemiyor, kimse Emevilere karşı konuşamıyor ve onların gerçek yüzleri hakkında ki görüşünü dile getiremiyorlardı. Biliyorsunuz ki bu süreçte birçok kıyam, tövbe edenler, Muhtarın kıyamı yezidin kıyamı gibi bir-çok olay oldu. Bu kıyamlar Emevilere karşı yapılmış hareketlerdi ve hepsi şehadetle son buldu bu kıyamlar. Bu da o dönemde ne denli bir baskının söz konusu olduğunu apaçık ortaya koydu. Zeynep selamullahu aleyha Aşura günü kıyamına başlıyor. Kufe’de  Ziyad’ın sarayını başına yıkıyor. Şam da Yezid’e karşı o keskin sözlerini dile getiriyor. Ümmü Gülsüm de aynı şekilde babalarının mesajını güzel bir şekilde kitlelere ulaştırmıştır. Emevi zehirlenmesinden etkilenen insanlar Yezid’i gerçekten bir halife olarak görüyorlardı. İmam Hüseyin (as)’ı meşru bir halifeye karşı kıyam eden bir kişi olarak görüyorlardı. Buda büyük suç ve günah olarak algılanıyordu. Şam halkı özellikle İmam Hüseyin (as)’ı tanımıyorlardı. İmam Hüseyin (as)’ın elçileri Şam’a geldiği zaman onlara hakaretler ediyorlardı. İmam orada kendilerini tanıtıyordu. Onlar adına inen ayetlerden bahsediyordu. “Bu sizin kutsal kitabınız değil mi? Bu ayetler bizim adımıza inmiştir. Bizim hakkımızda inmiştir. Biz işte o ehlibeytteniz.  Biz Ali (as)ile Fatıma‘nın çocuklarıyız.” demiştir. Ezan okunduğu zaman Yezid; “Ey Yezid, bu ezanlarda şehadet ettiğiniz peygamber senin mi deden yoksa bizim mi? Eğer senin deden olduğunu söylüyorsan yalan söylemiş olursun. Eğer bizim dedemiz ise bunu kabul ediyor isen neden ezanlarınızda dedemizin Allah’ın resulü olduğuna şehadet ederken onun yavrularını katlettiniz, çoluk çocuğunu esir ettiniz?“ şeklinde ifadelerle imam Ehl-i Beyt’in kendisini ve misyonlarını tanıtmış ve onların bütün planlarını suya düşürmüşlerdir. 

“İMAM HÜSEYİN, YEZİT’İN İSLAM’A KARŞI İSYANINA KIYAMLA CEVAP VERDİ…”

Daha önceki ifadelerimde de belirttim. İmam Hüseyin (as) genel kurallardan bahsediyor. Buyuruyor ki; “Benim gibi birisi izzet ve onur sahibi, Müslümanlara örnek ve önder olan bir kişi Yezit gibisine, hiçbirisine biat edip teslim olamazlar.“ Bu birinci mesajdı. İkinci mesaj “Nerede ve ne zaman olursa olsun, Allah’ın dinini ihya etmek için gerekirse candan, çoluk çocuğundan ve malından/mülkünden vazgeçeceksin.“ olmuştur. Üçüncü olarak İmam Hüseyin (as) bize, “Her zaman ve mekân diliminde herkes vazifesine göre hareket etmelidir. Vazife neyi gerektiriyorsa önce vazifeyi teşhis etmek lazım sonra o vazifeye uygun olarak hareket etmek gerekiyor, mesajını vermiştir. İmam Hüseyin’den önce İmam Hasan ve İmam Ali (as) vardı. Hatta Muaviye döneminde İmam Hüseyin (as) vardı. Ama o dönemde kıyam etmemişti. Çünkü o dönemde vazifesi kıyam değildi. Ama Yezid başa geçince isler değişiyor. Yezid’e artık tahammül etmek mümkün değildi. Çünkü Muaviye görünüşte de zahirde de İslam’ın bir takım kurallarını uyguluyormuş gibi gözüküyordu. Dışarıdan çok dindar görülseler de özünde durum hiç öyle değildi. Yezid açıkça içki içiyor, peygamberi dini tanımadığını dile getiriyor, helalleri haramları hiçe saydığını sözleriyle dışarı vuruyordu.  Böyle bir durum karşısında İmam Hüseyin (as) ve Müslümanların sessiz kalması yakışmaz. 

“ERBAİN YÜRÜYÜŞÜ İMAM’A VE İSLAM’A BAĞLILIK KONGRESİDİR”

Erbain Yürüyüşü, Ruhullah ve Ehl-i Beyt’e gönül verenlerin kongresidir. Orada dünyanın dört bir yanından Ehl-i Beyt’e gönül verenler, İmam Hüseyin’i imam ve önder bilenler, onu örnek edinenler her yıl Erbain gününde Kerbela’da bir araya gelirler. Her ırktan,  her yaştan, kadın-erkek ve her mezhepten insanlar bir araya gelir. Bu bir Ehl-i Beyt, bir Müslüman kongresidir. 30-40 milyonları buluyor bu kongre. İmam Hüseyin’in “Acaba Allah’ın dinini savunacak bir er yok mudur?” nidasına “lebbeyk” söylemek için “Biz varız, biz senin mesajlarını aldık. Onları canı gönülden kabullendik. Biz Allah’ın dinine yardım için her şeyimiz ile hazırız. Senin yolunda ve çizginde, hedeflerini amaçlarına ulaştırmak için hareket etmeye hazırız. Taşıdığın sancağı kıyamete kadar taşıyacağız. Biz zalime karşıyız. İslam dininin hükümlerinin kaybolmasına karşıyız. Gerekirse bu yolda can vereceğiz.” demek için gidiyorlar. 

Erbain Yürüyüşünün anlamı; “Biz hangi ırktan, dilden, yaştan ve kesimden olursak olalım Hüseyniyiz. Birlik olduk. Tüm kültür farklılıklarımıza rağmen Hüseyin ve Ehl-i Beyt inancında, Resulullah’ın getirdiği hükümler doğrultusunda hareket etmeye söz veriyoruz. Biz eğer Aşura gününde olsaydık safımız bellidir. Keşke bizde sizinle olsaydık ve sizinle birlikte o yüce saadete ulaşsaydık.“ ifadesini dile getiriyorlar. 

“ERBAİN ZİYARETİNİ MUTLAKA YAPIN…”

Ehl-i Beyt’in çektiği musibetlerin bir nebzesini sadece bizde çekmek istiyoruz. O atmosferi bizde solumak istiyoruz. Onların ayaklarının değdiği bu sahraya bizde gezinmek istiyoruz. Erbain bize bu mesajları veriyor. Birçok hadiste Erbain Ziyareti’ne teşvik ediliyor. “Attığınız her adımda bir günahınız silinir, attığınız her adım için defterinize bir haneye yazılır.” şeklinde birçok hadis ve rivayet vardır. Bunların tümü insanı ilahi bir hedef için Erbain’e yönlendiriyor. Ne pahasına olursa olsun bunu ihya edin, ayakta ve canlı tutun, bu yolda ailenizden canınızdan ve malınızdan gerekirse vazgeçin,  zahmetlere tahammül edin, bununla bütün dünyaya Hüseyin (as) ve onun şiarları yaşıyor mesajını verin...”