Yazarlar Quincy Paktı sadece Arabistan Kralını koruyor, veliahdını değil



ID:36336
Yayınlanma:
29 Eki 18

ABD’nin memuru General Noriega’nın tutuklanmasını hatırlayan Panamalılar, Washington’un Suudi veliaht prensi için uygun gördüğü akıbet karşısında şaşırmadılar. Cemal Kaşıkçı olayı MBS’nin işlediği küçük cinayetlerden sadece birisidir, ama artık sonuncusu olmalıdır. Suud Ailesi, sadece kral için geçerli olan Quincy Paktı tarafından korunmamaktadır. ABD’nin bu işten milyarlarca dolar elde etmesi bekleniyor.

yazan Thierry Meyssan / voltairenet.org

kaşıkçı olayı, Batılıların değişken geometrili ahlakının sayısız örneklerinden biridir.

Suud’ların Arabistan’ı

Arabistan’ın diğerlerine benzeyen bir devlet olmadığı somut gerçeğini yetmiş yıldır görmezden geliyoruz. Devlet, kralın özel mülkiyetidir ve burada ikamet eden herkes onun kölelerinden başka bir şey değildir. Ülkenin ona sahip olanların, Suud’ların konağı, yani « Suudi » Arabistan olarak tanımlanması bu yüzdendir.

 

XVIIInci yüzyılda, bir Bedevi aşireti olan Suud’lar vahhabi mezhebine katılır ve Osmanlı İmparatorluğuna karşı ayaklanır. Medine ve Mekke gibi İslam’ın kutsal şehirlerinin de yer aldığı Arap Yarımadasındaki Hicaz bölgesinde bir krallık kurmayı başarırlar. Kısa süre sonra Osmanlılar tarafından bastırılırlar.

 

XIXncu yüzyıl başlarında, Suud aşiretinden hayatta kalmayı başaran bir kişi, yeni bir isyan başlatır. Ancak aile içi kavga patlar ve bir kez daha yenilir.

 

Sonuç olarak XXnci yüzyılda Britanyalılar, Osmanlı İmparatorluğunu devirmek ve Arap Yarımadasındaki hidrokarbür kaynaklarını sömürmek için Suud’lar üzerine oynarlar. Arabistanlı Lawrence’ın yardımıyla, aşiretin üçüncüsü olan, bugünkü krallığı kurarlar.

 

Foreign Office, Suud’ların ve vahhabilerin kölelerince nefret edildiklerini ve komşularıyla geçinmeyi başaramadıklarını düşünüyordu. Suudilerin süvari kılıçlarıyla Britanyalıların modern silahları arasındaki askeri güçlerin orantısızlığı nedeniyle, bu aile Batılı efendilerine hiçbir zaman karşı çıkamayacaktır. Öte yandan İkinci Dünya Savaşı sonunda ABD, Britanyalıların güç kaybetmesini fırsat bilerek onların yerini alır. Başkan Franklin Roosevelt, krallığın kurucusuyla Quincy Paktı’nı imzalar. ABD, hidrokarbür karşılığında Suud Ailesini korumayı taahhüt eder. Bunun dışında Suudiler Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasına karşı çıkmayacaklardır. Bu belge, Başkan George W. Bush tarafından yenilenmiştir.

 

Vahhabiliğin kurucusu Muhammed bin Abdülvahhab, mezhebe katılmayan herkesin ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyordu. Çok sayıda yazar, vahhabi yaşam tarzı ve bazı Ortodoks Yahudi mezhepleri ve aynı şekilde vahhabi dinbilimcilerle bazı püriten Hıristiyan rahiplerin akıl yürütme tarzları arasındaki yakınlığı ortaya koydular. Öte yandan Britanyalılar, Ortadoğu’daki nüfuzlarını korumak için Arap milliyetçileriyle mücadele etmeye ve Müslüman Kardeşler ve Nakşibendi cemaatlerini desteklemeye karar verirler. Bu nedenle 1962’de Suudilerden, Dünya İslam Birliği’ni (Rabıta) ve 1969’da da bugün İslam İşbirliği Örgütü olarak adlandırdığımız oluşumu kurmalarını isterler. Vahhabilik, o zaman kadar savaştığı Sünni İslam’ı kabul eder. Vahhabiller artık kendilerini Sünniliğin koruyucusu olarak sunmaktadırlar ama diğer İslam biçimleriyle mücadele etmekte ısrar etmektedirler.

 

XIXncu yüzyılda İbn Suud, ailesinin tarihine damgasını vuran bölünmelerden kaçınmak kaygısıyla kardeşler arasında bir halefiyet sistemi kurar. Krallığın kurucusunun, kendisine 53 oğlan ve 36 kız doğuran 32 eşi bulunuyordu. Bunların hayatta kalanlarının en yaşlısı 82 yaşındaki Kral Selman’dır. Aile Konseyi, Krallığı kurtarmak için 2015’te bu adelfik kurala son verilmesini ve Prens Nayif’in ve yeni Kral Selman’ın çocuklarını geleceğin veliahtları olarak belirler. Sonuç olarak Muhammed bin Selman, Nayif’in oğlunu saf dışı bırakır ve Suudi Arabistan’ın tek veliaht prensi olur.

 

Suud’ların örf ve adetleri

Antik dönemde « Arap » sözcüğü, Fırat’ın Suriye yakasında yaşayan Arami halkları tanımlıyordu. Bu anlamıyla, Suud’lar Arap değildirler. Bununla birlikte Kur’an Şam’daki Halife tarafından bir araya getirilirken, « Arap » sözcüğü bugün Kur’an’ın dilini konuşan, dolayısıyla Hicaz’daki halkları tanımlamaktadır. Bu jenerik deyim, çöldeki Bedevilerin ve Atlantik Okyanusundan Basra Körfezine kadar uzanan bir coğrafi bütünde yer alan kentlerdeki halkların çok farklı medeniyetlerini gizlemektedir.

 

Deve sırtından birden özel uçağa geçen Suud Ailesi, çölün ilkel kültürünü XXInci yüzyıla taşımıştır. Örneğin tarihe karşı duydukları nefret. Ülkesinde bulunan her türlü tarihi kalıntıyı yok etmektedirler. Irak ve Suriye’deki cihatçılar da aynı mantıkla iş görüyorlardı. Suud’ların Muhammed’in evini ya da IŞİD’in Sümerlilerin idari tabletlerini yok etme gerekçesi aynıdır.

 

Batılılar Osmanlıları kovmak için Suud’ları nasıl kullandılarsa –ki bugün bunu herkes kabul etmektedir–, bugün Irak ve Suriye’yi yıkmak için Suud’lar tarafından finanse edilen ve vahhabiler tarafından eğitilen cihatçıları kullanmaktadırlar.

 

Artık aklımızdan çıkmış olsa da, Suriye’ye yönelik saldırının başlangıcında, Batı basını « Arap Baharı »nı icat ederken, Suudi Arabistan sadece Devlet Başkanı Beşar Esad’ın iktidardan uzaklaştırılmasını şart koşuyordu. Riyad, şikayet edeceği hiçbir şey bulamadığı danışmanlarının, hükümetinin, ordusunun ve gizli servislerinin yerinde kalmasını kabul ediyordu. Sadece Esad’ın kellesini istiyordu, çünkü o Sünni değildi.

 

Prens Muhammed bin Selman (« MBS » olarak anılan) dünyanın en genç Savunma Bakanı olduğunda, ülkesiyle Yemen arasında yer alan Rübülhali Çölü bölgesindeki petrol sahalarını işletme talebinde bulundu. Yemenlilerin bunu reddetmesi karşısında, büyükbabası gibi zaferle donanmak için savaşa girişti. Aslında ne Yemen’de, ne de Afganistan’da kimse tutunmayı başaramadı. Ancak buna rağmen veliaht prens 7 milyon kişiyi gıdadan mahrum bırakarak gücünü göstermektedir. Her ne kadar Güvenlik Konseyinin tüm üyeleri insani kriz konusunda kaygılansalar da, kimse çok saygın prens MBS’yi eleştirmeye cüret edememektedir.

 

Babası Kral Selman’a öğüt veren MBS ona ülke içindeki muhalefetin lideri Şeyh Nimr Bekir el-Nimr’in ortadan kaldırılmasını önerir [1]. Nimr, barış yanlısı biri olmasına karşın vahhabilerin bakış açısıyla bir kafir, bir Şii idi. Batılılarda büyük bir tepkiye yol açmaksızın başı kesildi. Ardından MBS Katif bölgesindeki Musavere ve Şuveykat’ı haritadan sildi. Bunların tümü de Şii mahalleleridir! Burada da yine Batılılar tankların yerle bir ettiği kentleri de, katledilen köleleri de görmezden geldiler.

 

Hiçbir itiraza tahammülü olmayan MBS, Haziran 2017’de, Babasını, Suudi Arabistan’a karşı İran’ın yanında yer alma yürekliliğini gösteren Katar ile ilişkilerini kesmeye ikna eder. Tüm Arap ülkelerini aynı şekilde davranmaları konusunda uyarır ve Emirliğe geçici olarak geri adım attırmayı başarır.

 

Başkan Trump, Beyaz Saray’a geldiğinde kısmen ödün verir. Riyad’ın cihatçılara verdiği desteği sonlandırması koşuluyla Yemenlilerin can çekişmesine izin verir.

 

Bu arada Başkan Trump’ın danışmanı Jared Kushner’in aklına ABD ekonomisini yeniden canlandırmak için petrolden elde edilen parayı ele geçirmek gelir. Suud’ların devasa serveti, genelde Batılıların ve özelde ABD’lilerin hidrokarbürleri karşısında mekanik olarak ödediği paradan başka bir şey değildir. Bu para emeklerinin karşılığı değil sadece mülklerinden elde ettikleri bir ranttır. Dolayısıyla genç adam Kasım 2017’deki saray darbesini örgütler [2]. Fadh çetesinin gayrimeşru çocuğu Lübnan Başbakanı Saad Hariri dahil, Kraliyet ailesinin 1 300 üyesi ev hapsine alınır. Bunlardan bazıları ayaklarından asılır ve işkence görür. Hepsinden veliaht prense servetlerinin yarısını « armağan » etmeleri istenir. « MBS » bizzat kendi adına nakden ve hisse olarak en az 800 milyar dolar tahsil eder [3]. Bu ölümcül bir hatadır!

 

Bugüne kadar kendi içlerinde herkese dağıtılan Suud’ların serveti, Kral ve dolayısıyla da devlet dışında tek bir elde toplanmış oluyordu. Dolayısıyla parsayı ele geçirmek için bu eli bükmek yeterli olacaktır.

 

MBS aynı şekilde sınırdaki petrol kaynaklarını kendine vermemesi durumda Kuveyt’i Yemen’le aynı akıbetle tehdit eder. Ama zaman hızla akıp gitmektedir.

 

Kaşıkçı Operasyonu

Biraz beklemek yeterli olacaktı. MBS, 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda, Konsolosluk İlişkilerine Dair Viyana Sözleşmesi’nin 55nci maddesini ihlal ederek, Prens el-Velid bin Telal’ın adamlarından biri olan gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı öldürtür [4].

 

Cemal Kaşıkçı, Kral Abdülaziz’in özel doktorunun torunuydu. Suudi Hava Kuvvetlerini donatan, ardından Pentagon adına Sünni Irak’a karşı Şii İran’a silah tedarik eden silah tüccarı Adnan Kaşıkçı’nın yeğeniydi. Halası Semire Kaşıkçı silah tüccarı Dodi el-Fayed’in (kadın arkadaşı İngiliz Kraliçesi Lady Diana ile birlikte ortadan kaldırılan [5]) annesidir.

 

Cemal, yaşlı prens el-Velid’in MBS’ye karşı hazırladığı saray darbesi içerisinde yer almıştı. Kiralık katiller parmaklarını kesti ve efendileri MBS’ye kellesini sunmadan önce vücudunu parçalara ayırdı. Operasyon Türk ve ABD gizli servisleri tarafından titizlikle kayıt altına alındı.

 

Washington’da ABD basını ve parlamenterleri Başkan Trump’tan Riyad’a karşı yaptırım uygulamasını istedi [6].

 

MBS’nin danışmanlarından Türki el-Dahil, ABD’nin krallığa karşı yaptırım uygulaması durumunda Suudi Arabistan’ın dünya düzenini altüst etmeye hazır olduğu konusunda gözdağı verdi [7]. Çünkü çöl bedevilerinin geleneğinde bedeli ne olursa olsun her türlü hakaretin intikamı alınmalıydı.

 

Ona göre, kraliyet en dikkat çekenleri aşağıya sıralanan otuza yakın önlem alma hazırlığındadır:

- Petrol üretiminin günde 7,5 milyon varile indirilmesi, böylece varil fiyatının 200 dolara kadar yükselmesine neden olunması. Kraliyetin kendisine ödemelerin dolar dışındaki bir para birimiyle yapılmasını şart koşması ve böylece doların hegemonyasının sonlandırılmasına yol açılması;

- Washington’dan uzaklaşılması ve Tahran ile yakınlaşılması;

- Rusya ve Çin’den silah satın alınması. Kraliyet tarafından, Rusya’ya ülkenin Kuzey-batısında, yani Suriye, İsrail, Lübnan ve Irak’a yakın konumdaki Tebük’te bir askeri üs armağan edilmesi;

- HAMAS ve Hizbullah’ın kısa süre içerisinde desteklenmesi.

 

Yırtıcı hayvanın yaratabileceği hasarların farkında olan Beyaz Saray, ganimeti paylaşma çağrısı yapmaktadır. « İnsan Hakları » ile ilgili şirin söylemlerini geç de olsa anımsayan Batılılar, koro halinde bu Ortaçağ zalimine katlanamadıklarını ilan etmektedirler [8]. Bütün ekonomik liderleri birer birer, Washington’un talimatlarına uydular ve Riyad Forumuna katılımlarını iptal ettiler. Kaşıkçı’nın « ABD’de yerleşik » olduğunu anımsatan Başkan Trump ve danışmanı Kushner, öfkelerini dindirmek için mallarına ABD adına el konulacağından söz etmektedirler.

 

Tel Aviv’de panik havası hakimdir. MBS, Binyamin Netanyahu’nun en iyi ortağıydı [9]. Ondan Yemenlileri ezmek için Somaliland’ta ortak bir karargah oluşturulmasını talep etmişti. 2017 sonunda bizzat gizlice İsrail’e gitmişti. ABD’nin eski Tel Aviv Büyükelçisi Daniel B. Shapiro İsrailli dindaşlarını uyarmaktadır: böylesi bir müttefikle Netanyahu ülkeyi tehlikeye atmaktadır [10].

 

Quincy Paktı sadece Kralı korumaktadır, tacına göz koyanları değil.


[1] “Seyh El Nimr’in ölümü Suud rejimini sarsıyor”, yazan André Chamy, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı , 5 Ocak 2016.

[2] “Riyad’ta saray darbesi”, yazan Thierry Meyssan, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı , 8 Kasım 2017.

[3] “Saudis Target Up to $800 Billion in Assets”, Margherita Stancati & Summer Said, Wall Street Journal, November 8, 2017.

[4] « Convention de Vienne sur les relations consulaires », Réseau Voltaire, 24 avril 1963.

[5Lady died, par Francis Gillery, Fayard éd., 2006. « Francis Gillery : "J’ai étudié le mécanisme du mensonge d’État dans l’affaire Diana" », par Thierry Meyssan, Réseau Voltaire, 23 août 2007.

[6] “The disappearance of Jamal Khashoggi”, by Manal al-Sharif, Washington Post (United States) , 9 October 2018. “Letter by the Senate Foreign Relations Committee on the disappearance of Jamal Khashoggi”, 10 October 2018.

[7] “US sanctions on Riyadh would mean Washington is stabbing itself”, Turki Al-Dakhil, Al-Arabiya, October 14, 2018.

[8] « Déclaration conjointe des ministres des affaires étrangères d’Allemagne, de France et du Royaume-Uni sur la disparition de Jamal Khashoggi », « Déclaration de la France, de l’Allemagne et du Royaume-Uni sur la mort de Jamal Khashoggi », Réseau Voltaire, 14 et 21 octobre 2018.

[9] “İsrail ve Suudi Arabistan’ın gizli projeleri”, yazan Thierry Meyssan, Medyasafak.net (Türkiye) , Voltaire İletişim Ağı , 22 Haziran 2015.

[10] “Why the Khashoggi Murder Is a Disaster for Israel”, Daniel Shapiro, Haaretz, October17, 2018.