Yazarlar Savaş olmayan Türkye’de gençler ölüyor!



ID:38468
Yayınlanma:
18 Ara 18

Silahsız bir savaşın içinde olan genç nesil, ölümle karşı karşıya… Gerek zihinsel gerek bedensel bir uyuşma ülkenin dört bir yanında her geçen gün etkisini gösteriyor. Yetkililer ise sadece izlemekle yetiniyor.

Elbette bu manzaranın temel sebepleri vardır. En başta ise eğitim geliyor. Maalesef eğitim sistemindeki çarpıklık hedefi olmayan bir nesil yetişiyor. Diplomalı ve fakat umutsuz, işsiz ve gelecek için bir planı olmayan bir nesil…

Nesiller, özelde toplumların, genelde insanlığın varoluşunun devamlılığıdır. Bu açıdan belki de günümüzde en önemli konu olmasına rağmen devletler tarafından göz ardı edilen bir durum.

21. yy. neslinin çok kötü bir durumda olduğunu sanki bir türlü kavrayamamaktayız. Üniversite hayatının başlamasıyla kafamda daha iyi oturan bizlerin, yeni neslin yok oluşunun nedenlerini anlamaya çalışıyordum.

Sadece gelişmiş Batı ülkelerinde değil bütün dünyada genç nesil, Amerikan medeniyetine maruz kaldığı oranda, atalarından ve ailelerinden gelen ahlaki değerlere karşı çıkıp isyan edecek. Bu değerlerin yitirilmesinin bedeli ise çok ağır: Bulaşıcı hastalık derecesinde yaygın bir narsisizm, hayali bir iyimserlik, gittikçe artan kaygı ve depresyon.” Evet, gerçek şu ki, böyle bir neslin bedeli çok ağır olacak. Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de böyle bir nesille karşı karşıyayız.

Şüphesiz bu nesil, dünyaya geldiğinde ne olacağını, kendisini nasıl bir dünya beklediğini bilmiyordu. Onların böyle olmasını sağlayan önceden oluşturulmuş dünya düzeni ve içinde bulundukları bu ülke ve toplumudur. Peki, ülkemizde böyle bir neslin oluşmasının nedenleri nelerdir, kabahat kimde ve neden?

Bu nesil ölüp de dirilen bir nesil: Nesiller toplumların devamlılıklarıyla birlikte dilinin, kültürünün, tarihinin ve inançlarının da devamını sağlar. Bu dört unsuru günümüz gençliği geçmiştekilerin aksine devam ettirmekten çok atalarının ve ailelerinin değerlerinden kopup uzaklaşmaktadırlar ve yeni bir doğuş gerçekleşmektedirler.

Kültürel ve dilsel kopuş: Birçok toplumda olduğu gibi Türkiye’de de kültürel değerlere yeni gençler arasında zayıflıyor. Gelenek ve görenekler yok oluyor. Bunda teknolojik gelişmeler ve yeni hayat şartları büyük etkiye sahip.

Kendi toplumuna güvensizlik: Yeni neslin yeniden doğmasının önemli nedenlerindendir. Gençlik artık toplumuna, ailesine gittikçe güvenmemeye başladı. Ülkemiz için güncel olan şu örneği verebilirim. Asırlardır devam eden Alevi-Sünni çekişmesi, Kürt-Türk çatışması. Zaman ilerledikçe gerek ailelerimizin gerekse bu toplumun bizleri aldattığını gördük. Bu grupların gençleri bir araya geldikçe, aynı sınıfta okudukça birçoğu Alevi ve Sünni ailelerinin ve toplumun kendilerine verilen bilgilerin, karşı taraf hakkında yanlış anlatıldığını gördü. Bundan dolayı gençlik birbiriyle hemhal oldukça ve araştırdıkça kendi değerlerinden kopuyor, topluma güvenmiyor.

İster sevelim ister sevmeyelim hangi inanç olursa olsun toplumu ayakta tutan en önemli unsurlardandır. Ülkemizdeki gençlerin gittikçe inançsızlaşması, yeni narsist doğuşu daha da hızlandırıyor.

Gençler yıllarca süren sınavlarla uğraşıyor, üniversite bitirmek iş garantisi vermiyor, artan eğitim masrafları ve gittikçe kızışan üniversite kazanma yarışı vb. Bu durumlar farklı biçimde aynı sonuçlarla bizim ülkemizde kat kat fazla. Gençlerin hayatı üç harfliler gibi korkulan, üç dört harflilerle (SBS, LYS, YGS, KPSS...) sarılmış, üniversiteyi bitiren binlerce işsiz, giderek artan eğitim masrafları. Bütün bunların yanında ülkemizin sürekli değişen eğitim sistemi ve kalitesizliği de eklenince gençler çoğu zaman hayal ettikleri meslekleri elde edemiyor, tam bir hayal kırıklığı yaşayabiliyorlar. Bu da kendi içine kapanık, bunalımlı bir hayat oluşturuyor.

Ayakları yere basmayan sadece kendisi için özgürlük isteyen ve bencil bir nesil: Günümüz gençliği özellikle lise yıllarında çok iyimser ama bu hayali bir iyimserlik. Çoğu, üniversitede çok iyi bir bölümü okuyacağını, sporcu, ünlü olacağını düşünür ama bunun için genelde pek bir şey yapmaz. Çünkü günümüz sinemasının, bazen ailelerin; istediğin her şeyi yapabilirsin psikolojisini onlara aşılamalarıyla tembel kişilikler oluşmaktadır. Bu bireyler üniversiteden sonraki hayatla baş başa kaldıklarında havada uçan ayakların derinlere saplandığını görüyorlar. Sinema, TV dizilerinin, müziklerin vb. unsurlar etkisiyle gençlerin çok benimsedikleri cümlelere bakalım: “Aşkların en büyüğü kendini sevmektir, kendim olmaktan gururluyum, hayat bireyin ihtiyaçlarına odaklanmalı, yaptığım hiçbir şeyden pişman olmam” bunlar birçok şeyi açıkça ortaya çıkarmıyor mu?

Bunların dışında, medya, toplumun bazı kesimlerinde ve gençler gençlik özgür olmalı hastalığına kapılmış. Gençler tabi ki özgür olmalı ama nereye kadar? Gençlik toplumun düzeni, diğer insanların özgürlükleri sınırlamayan yere kadar özgür olmalı. Maalesef benim de içinde olduğum gençlik sadece ben özgür olayım da öbürleri umurumda değil tavrı içinde

Hayat ve ekonomik koşulların gittikçe zorlaşması: eskiden bir tarlanız, birkaç hayvanınızın olması ya da çok basit bir memur olmanız sizi çok rahat geçindirebiliyordu. Yapılan araştırmalarda eskiden evlenme yaşı 18-22 arasıydı, günümüzde çoğu genç bu yaşlara kadar eğitimlerini bile bitirmiyor. Bu büyük bir tezat, dünya en varlıklı çağını yaşıyor ama hayat şartları gittikçe zorlaşıyor.

Bütün bu çarpıklığın içinde bocalayan genç nesil alternatif yollara sapıyor. Eskiden uyuşturucu denilince akla gelen tek yer Beyoğlu’nun arka sokaklarıydı. Ancak ne yazık ki bugün bu zehir ülkenin en ücra yerinde bile temin etmek hiç te zor olmuyor. 

Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) 2017 Uyuşturucu Raporu’na göre, Türkiye sentetik uyuşturucu kullanımı sonucu ölümlerde, Avrupa ülkeleri içinde ilk sırada yer alıyor. Yine aynı raporda, yüksek dozda uyuşturucu kullanımı nedeniyle 2017 yılında Türkiye’de 580 kişi’nin yaşamını yitirdiği ve Türkiye’de Bonzai kullanımının 5 yılda 15 kat artış gösterdiği ifade ediliyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu ve Suçla Mücadele Dairesi’nin verilerinde de durum farklı değil. Dünyada 29,5 milyon bağımlı olduğunu belirten BM, uyuşturucuya bağlı ölümlerde Türkiye’nin Avrupa birincisi olduğunu söyleyerek EMCDDA verilerini destekliyor. 

Türkiye’de 1990 yılında yaklaşık 381 bin 200 kişi madde kullanım bozukluğuna sahipken, 2016 yılında bu sayı 664 bin 906 kişiye yükselmiştir. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, yalnızca gümrüklerde bir önceki yıla göre 2017’de 8 kat artışla 26.4 milyon ton uyuşturucu yakalandığını açıklamıştır. Son 10 yılda madde bağımlılığı ve uyuşturucu kullanımı nedeniyle tedavi görenlerin oranının 25 kat arttığı belirtilirken, yapılan araştırmalara göre 15 yaş altı madde kullanımının yüzde 92 yükseldiği ifade edilmektedir.

Son 10 yıl içinde uyuşturucudan yatan hasta sayısı yüzde 380 oranında artmıştır. Uyuşturucu tedavisi için hastaneye yatan hastaların yüzde 40’ının 15-19 yaş aralığında, yüzde 30’unun 20-24 yaş aralığında, yüzde 11’nin ise 25-29 yaş aralığında olduğu belirtilmektedir

İstanbul’da lisede öğrenim gören gençler arasında yapılan araştırma, bağımlılık yapıcı özelliği bulunan Ecstasy, esrar, sakinleştirici ilaç, uyuşturucu hap ve Eroin kullanımının üç yıl önceye göre ürkütücü oranlarda arttığını gözler önüne serdi.

Gençliği bitiren zehir bonzai!

Bonzai, sentetik kannabinoid veya Spice K2 gibi farklı adlarla anılan ve esrara alternatif olarak üretilen bir çeşit uyuşturucu maddedir. Esrara alternatif üretildi demiştik ancak Yeşilay tarafından yapılan açıklamaya göre bonzai, esrardan “100 kat daha tehlikeli” bir maddedir. Tek kullanımda dahi sonu ölüme varabilecek etkiler meydana getiren bu madde, özellikle gençleri etkisi altına alarak, kullanıcıya ciddi zararlar vermekte ve ülkemizde bonzai sebebiyle gerçekleşen ölümlerin artması da durumun vahametini ortaya koymaktadır.

Uyuşturucu İle Mücadele Yüksek Kurulu’nun raporuna göre, sentetik uyuşturucu ‘bonzai’nin Türkiye’ye girmesinin ardından ölümler 4 yılda 6 kat arttı. Vahim tablo, özellikle bonzainin ucuz olması ve kolay temin edilebilmesiyle ortaya çıktı.

Genç nesli hedef alan bu zehirle ilgili çokça detay vermek mümkün, ancak genç neslin tek sorunu bununla sınırlı değildir. Bu durum aynı zamanda aileleri de etkiliyor. Evlilik müessesini de ciddi bir şekilde tehdit ediyor. Geçimsizlik, şiddet ve boşanmaların artışı gençleri bu yola sevk ediyor.

Uyuşturucu artık Ortaokul kapılarında temin etmek mümkündür. “Torbacı” olarak tanımlanan satıcılar ile ilgili sunulan raporlar ise ürkütücü boyuttadır. Bir türlü kontrol edilemeyen veya göz yumulan bu zehir tacirleri ile ilgili dehşete düşüren iddialar var. Gönümüzde ki imkânlarla bunlar önlenebilir, ancak ne yazık ki elini kolunu sallayan bu temin edicilerle ilgili nasıl bir tedbir alındığı konusunda kaygılar var.

Genç nesli hedef alan bir diğer tehlike ise TV dizileridir. Bana göre bu diziler toplumu hedef alan bir planın hayata geçirilmesidir. Kendi köklerinden uzaklaştıran, onları zayıf bir noktaya çekmek ve bataklığa çekmektir. Toplumu ve özelikle gençleri hedef alan bu dizilerde aşırı ve bunalıma sürükleyen aşk dizileridir. Bir dönem dışarıdan ithal edilen bu dizi çeşitleri aile kurumunu direk hedef alıyor. Bu aşk dizilerinde zengin bir yaşamı dikte ediyor. Zengin olunca her şeyi elde edebileceği inancı aşılanıyor. Bu dizilerde aşk en küçük yaşlardaki çocukları da hedef alıyor. Ortaokul öğrencisi ağır bir aşk etkisinde can çekişirken, aldatma-aldatılma acısı en belirgin bir şekilde sahneleniyor. Düşünün ki 13 yaşlarında eğitim, öğretim ve gelişim çağındayken bu sahnelerle geleceği ile ilgili daha faydalı sahneler sergilenmezken, onları alttan altan farklı mecralara yönlendirebiliyor.

Mafya dizileri… Kolay kolay insan öldürme sahneleri, kısa yoldan zengin olmak ve kendi egemenliğini sağlama öğretileri sahneleniyor. “Milli duygular” adı altında reyting rekorları kıran dizilerle ilgili söylenecek çokça şey var, sadece bir ayrıntıyı belirtip konuyu kapatacağım; bir milletin tarihi mücadelesi ve başarısı sahneye konulan barbarca görüntülerle yerle bir ediliyor. TV ekranlarında kafa kesme sahneleri bunun en büyük delilidir, deyip takdiri size bırakıyorum…

Evet, durum bu kadar vahim… eğer acil tedbirler almazsak gittikçe yalnızlaşan, aşırı bencil, zevkperest, kaygılı, öfke ve nefret dolu bir insanlığa doğru doludizgin gidiyoruz. Bu çocuklar evlenmeyecek, aile kurmayacak, istikrarlı bir şekilde çalışmayacak ve medyanın kendilerine sunduğu hayali değerlerle yetinecekler. Tüm dünya sessizce ama kesin bir şekilde bir “açıkhava tımarhanesine” dönüşüyor. Bunda en büyük pay devlet ve toplumundur. Gelecekte bilinçli, tarihini, değerlerini bilen nesillere sahip devletler dünya yönetiminde önemli bir yere sahip olacaklar. Bundan dolayı devletimizin en önemli konusu ve çabası gençlik olmalı.

Siyasi çekişmelerin gölgesinde ihmal edilen bir nesil hızlı hızlı ölüyor. Bu ölümü sadece bedensel bir ölüm olarak düşünmemek gerekir. Ruhsal bunalıma giren bir nesil ruhsal bir bunalıma ve devamında uyuşturucu batağına düşmeye mahkûmdur.

Bana göre ülkenin en önemli gündemi bu olmalı!