Suriye Amerika'nın Suriye'den kaçışı / Buseyna Şaban



ID:38881
Yayınlanma:
29 Ara 18

Amerikalılar ister bugün ister yarın çekilsin, ya da bu çekilmenin tarihi, yolu ve teminatı ne şekilde olursa olsun, ABD güçlerinin Suriye'den kaçtığı ve bu toprakların asıl sahiplerine geri döndürüleceği kuşku götürmez bir gerçektir. Kaçtılar, çünkü biz dayandık. Bu kaçış isteğimiz şartları tam anlamıyla yerine getirmese bile, saldırı güçleri yenildi, çünkü biz feda ettik.

Amerikalılar ister bugün ister yarın çekilsin, ya da bu çekilmenin tarihi, yolu ve teminatı ne şekilde olursa olsun, ABD güçlerinin Suriye'den kaçtığı ve bu toprakların asıl sahiplerine geri döndürüleceği kuşku götürmez bir gerçektir. ABD güçlerinin mecbur kaldığı bu kaçışın, zayıflıktan değil güçten kaynaklandığına inandırmaya çalışan tüm diğer yorum ve açıklamalar, Suriye topraklarında gerçek hak sahiplerinin tarihi değiştirdiği ve saldırı güçlerini kaçmaya zorladığı gerçeğine kendini bile ikna edemeyen kişilerin yorumlarıdır.

Amerikalılar, İsrailliler ile müzakere masasına oturmak için Hizbullah'ı ikna etmesi umuduyla Hafız Esad'a saatlerce dil döktü. Bu arabuluculuk teklifi karşısında Hafız Esad'ın verdiği cevap ise şöyle oldu: “Onlar (İsrailliler), bu toprakları nasıl müzakere yapmadan işgal ettiyse, yine müzakere yapmadan terk etmelidir.”

O dönemde Hafız Esad'ın tarihi, kültürel ve siyasi derinliğini anlayamamıştım. Ancak daima onun hiçbir işinde acele ile karar vermediğini hissediyordum. O, hakkı savunmak ve geri kazanmak için çalışmak karşısında zamanın, çarkını hak sahiplerinin lehine döndüreceğine kuşkusuz bir şekilde inanıyordu. Hal böyle iken, yüzyıllardır onlarca kez işgalci saldırılara maruz kalan bu topraklar, nasıl olur da herkesi mağlup ederek asıl sahiplerine geri dönmez ki?

Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders ülkesinin askeri güçlerinin Suriye'den çekileceği ile ilgili açıklama yaptığı günden bu yana, Temmuz Savaşında Güney Lübnan'dan kaçan ve ajanlarını geride bırakan İsrail askerlerinin o fotoğrafı aklımdan çıkmıyor. Bu sahnede, efendilerinden ayrılan ve Lübnan topraklarında terk edilen ajanların görüntüsü de benim için çok önemlidir. Zira bu ajanlar, bağlılık ve aidiyet kavramlarının, silahları, paraları ve ırkçılıkları ile bu toprakları korumaya geldiklerine dair gerçek toprak sahiplerini ikna etmeye çalışan efendilerine değil, her şeyden önce tarih ve toprağa ait olması gerektiğini bugüne kadar hala öğrenemediler.

Amerikalılar ister bugün ister yarın çekilsin, ya da bu çekilmenin tarihi, yolu ve teminatı ne şekilde olursa olsun, ABD güçlerinin Suriye'den kaçtığı ve bu toprakların asıl sahiplerine geri döndürüleceği kuşku götürmez bir gerçektir.

Ne var ki, tıpkı 2000 yılında olduğu gibi, bu çekilme hakkında ortaya atılan bir takım spekülasyonların yanı sıra, çekilmeden önce yapılmış olabilecek anlaşmalar, çekilmenin nedenleri, bunu yöneten unsurlar ve takip eden süreçte meydana gelebilecek karmaşıklıklar hakkında sorular gündeme getirilmeye başlandı. Tüm bunlar, her adımı hesaplanarak atılan düşmanın güçlü kanaati dâhilinde geliyor. Düşman, ne yaptığını çok iyi biliyor. Attığı adımların, on yıllar boyunca bölgede ve dünyada felaketler yaşatan düşmanın hareketlerini bir bir kaydeden tarihin yazdığı başarılarını zayıflattığını da çok iyi biliyor. Suriye'ye saldıran güçler bu savaşa girmek için hata çukuruna sürüklenir, ülkeleri savaşı kazanmak için büyük paralar harcarken, Direniş Ekseni ise daha fazla güç ve dokunulmazlık kazanarak, gelecekteki dünya haritasının şekillenmesinde daha büyük rol oynamak üzere beklentileri karşıladı.

Siyonist rejim, ABD ve Katar, işgal edilmiş Golan tepelerini UNIFIL güçlerinden kurtarmak, kurdukları komplolarını nasıl sıkı bir şekilde planladıysalar, bölgeye sürdükleri terörizmin Suriye için zor şartlar yarattıktan sonra, tek egemen olarak Siyonist rejime mensup olacağını zannettiler.

Bugün ise, aracı olarak kullandıkları teröristlerin Suriye'nin hem güneyi hem de diğer bölgelerinde yer alması olanağından ümidi kesen Siyonist rejim ve ABD, UNIFIL güçlerinin geri dönmesi için çalışmalara başladı. Suriye savaşının sonuçlarının, tahmin ettiklerinden de daha kötü bir şekilde kendilerine geri dönmesine engel olabilmeyi ümit eden saldırı güçleri, yeni senaryolar ve stratejiler hazırlıyor. Suriye'de göz göre göre sebep oldukları acılar, yaralar, kayıplar, zarar ve yıkıma rağmen, bu küçük ülke azmi, iradesi, fedakârlıkları, dostları ve müttefiklerinin desteği ile onların planlarını boşa çıkarmayı ve yüzbinlerce teröristin üstesinden gelmeyi başardı. Bundan daha da önemlisi, gerçek hak sahiplerinin ne kadar adaletsizlik ve şiddet rüzgârları ile karşı karşıya kalsa da dayanarak zafer kazanabileceğini tüm dünyaya kanıtladı.

Bu örnek, başlı başına zalimleri başarısız kılıyor, mazlumları güçlendiriyor ve gelecekteki deneyimleri için onlara ilham veriyor. Dünyanın yeni temeller, kurallar ve modellerle kendini yeniden oluşturduğu tarihi bir noktada olduğumuzu kabul edersek, Suriye örneğinin boyun eğmeyi ve teslim olmayı reddeden halkların tecrübeleri arasında ön sırada yer alacaktır. Bu örnek, hiç şüphesiz dünyanın dört bir yanında farklı bölgelerde yaşayan tüm halklara, ilham verecektir. Bu durum on yıllar boyunca işgalciler, sömürgeciler ve tamahkârların eylemleri ile planları üzerinde yankısını gösterecektir. Gerçek şu ki, Filistinlilerin ırkçı İsrail işgali ile deneyimleri olmasa, Paris'teki sarı yelekliler polise taş atabilir miydi? Turuncu devrim, ya da emperyalistlerin Rusya'ya karşı geliştirdiği renkli devrimler olmasa, Parisliler sarı yelek giyer miydi?

Trump'ın aylar öncesine dayandığı belli olan kararının arkasındakilere, zamanlamasına, kaç gün süreceğine ve bu süreci nelerin takip edeceğine dair konulara hiç girmeyeceğim. Çünkü tüm bu soruların cevabı, çok taraflı ve karmaşık siyasi, askeri ve ekonomik gerçeklere ve aynı zamanda eski dünyanın yok olması ve yeni dünyanın doğuşu ile ilgili stratejilere dayanıyor.

Batı'nın kendisi ve başkaları hakkında sözünü ettiği şeylere bağlı kalmak, zaten utanç verici bir bağlılıktır. Şehid ve yaralı anneleri ile bu savaşta büyük kurbanlar vererek ağır fedakârlıklar yapanların metanetine rağmen, bazılarımızın hala denklemi çevirmeye cesareti olmaması veya açık yüreklilikle bunu yazmamaları bana kalırsa hayret vericidir: Kaçtılar, çünkü biz dayandık. Bu kaçış isteğimiz şartları tam anlamıyla yerine getirmese bile, saldırı güçleri yenildi, çünkü biz feda ettik. İstediğimiz şartları elde edene ve tüm dünya bu torağın sahiplerinin ve haklı olan tarafın yenilmediğine emin olana kadar, çalışmaya ve feda etmeye devam edeceğiz.

ABD güçlerinin mecbur kaldığı bu kaçışın, zayıflıktan değil güçten kaynaklandığına inandırmaya çalışan tüm diğer yorum ve açıklamalar, Suriye topraklarında gerçek hak sahiplerinin tarihi değiştirdiği ve saldırı güçlerini kaçmaya zorladığı gerçeğine kendini bile ikna edemeyen kişilerin yorumlarıdır. Bundan sonra askeri kazanımların yanı sıra, düşünceye dayalı savaşlarımıza odaklanmalı, kendimize güvenmeli ve işe güç faktörlerimizden başlamalıyız. Düşünce ve medya sömürgesi, askeri ve siyasi sömürgeden daha az tehlikeli değildir. Dünya şekli, içeriği ve gelecek beklentilerine dair büyük değişimler yaşarken, bizler şehitlerimiz ile yaralılarımızın fedakârlıklarına ve halkımızın umutlarına karşı vefa göstermeliyiz. Düşünce, söz, eylem, güven ve yeterlilik konusunda bu yeni dünyanın temel bileşenlerinden biri olmalıyız.

Buseyna Şaban
Kaynak: el-Meyadin
Çeviri: Merve Soydaş/İntizar