Düşünce ve Alıntı Yazılar 'Erdoğan'ın Trump'a güveni nereden geliyor?'



ID:39376
Yayınlanma:
10 Oca 19

Türkiye ve ABD'nin Suriye eksenli görüşmeleri ve bundan sonra yaşanacak muhtemel gelişmeler köşe yazarlarının gündeminde: Erdoğan Trump'a neden güveniyor? ABD'nin 'Kürtlerin katledilmesine izin vermeyiz' açıklaması... ABD Türkiye'ye ilişkin ne düşünüyor?

Suriye konusundaki gelişmeler bugünkü köşe yazılarında ABD-Türkiye görüşmeleri, ABD’li yetkililerden ‘Kürtlerin katledilmesine izin vermeyiz’ şeklinde gelen açıklamalar, Erdoğan-Trump ilişkisi ekseninde tartışılıyor. İşte konuyla ilgili köşelere yansıyanlar:

Ahmet Taşgetiren/Karar:  ‘Kürtleri katletme’ söylemi devreye sokulmuş bulunuyor 

İçerdeki durum şudur:

PKK ile mücadele sürüyor. HDP bir yandan legal siyasi parti olarak varlığını sürdürüyor, bir yandan terör örgütünün siyasi temsilcisi olarak görünüyor-sunuluyor. Eski eş başkanları dahil bir çok HDP’li milletvekili içerde. HDP’den seçilen çok sayıda belediyeye kayyım atanmış durumda. FETÖ davalarında gerekçe olarak kullanılan “iltisaklı”lık burada da devreye sokulsa, HDP’ye oy veren milyonlarca insanın terör iltisaklısı haline gelmesi işten bile değil. Yerel seçim sürecinde HDP ile kurulacak her türlü iltisak, şeytanla işbirliği gibi sunuluyor. Tabii bu arada, HDP’ye karşı çıkan ve Ak Parti’yi destekleyen büyük bir Kürt nüfus da bulunuyor.

Dışardaki durum ise şöyle resmedilebilir:

Irak Kürtleriyle bir ara oluşan sıcak iklim bağımsızlık referandumu sürecinde dağıldı, henüz de toparlanma gerçekleşmedi. Suriye’de baskın Kürt görüntüsü PYD-YPG olarak öne çıkıyor, ancak önemli bir Kürt nüfusun da tıpkı Türkiye’de olduğu gibi bu yapıdan bizar olduğu ve Türkiye’den yardım beklediği biliniyor. İran Kürtleri ise, Türkiye’den çok İran’ın iç sorunu.

Sorun şu: Bu dört ülkedeki Kürt nüfuslar, o ülkelerin eşit vatandaşlık haklarından mı yararlanacaklar yoksa ayrı bir etnik topluluk olarak ayrı bir statüye mi sahip olacaklar? Aslında bu “ayrı statü” ifadesi, bazen hakim devletler tarafından “negatif” boyutta uygulamalar için de söz konusu edilebilir. Ama Kürt nüfusta, hangi ideolojik perspektifte olursa olsun “statü”nün bağımsızlığa giden bir arayışı ifade ettiği de biliniyor.

İşte Amerika-İngiltere kampının başını çektiği Batı dünyası bu potansiyeli diri tutuyor ve açılmış yara olarak oradan çalışıyor. Oradan ülkelerin kimyasını etkiliyor.

Türkiye’de Ak Parti, devlete bu meseleyi “Yeniden düşünme” imkanını getirmişti.

Suriye ile zehirlendi o süreç.

Ve şimdi Amerika’daki güç odaklarının hamlesiyle “Kürtleri katletme” söylemi devreye sokulmuş bulunuyor. Bunun nasıl bir imaj katli olduğunu anlatmaya gerek yok. Hiç şüphesiz bu, Batı kamuoylarında birbiri içine giren diasporaların çalışması ile oluşturulmuş bir alt yapıya dayanıyor. Bu noktada Batı kamuoyunun satın alacağı pek çok malzeme kullanılıyor.

Batı kamuoyu nasıl tamir edilir sorusunun cevabı başka, bölgemizde Kürtlerle ilişkinin nasıl sağlıklı yürüyeceği sorusunun cevabı başkadır. Bence öncelikle bu alanda çok çaba göstermek gerekiyor. (Yazının tamamı)

İhsan Çaralan/Evrensel: Erdoğan’ın Trump’a güveni nereden geliyor?

Karşılıklı açıklamalar sert. Özellikli Erdoğan, Bahçeli ve AKP sözcüleri kavgacı bir üslup kullanmayı da ihmal etmiyorlar. Ki, bu tutum; 31 Mart yerel seçimlerine giderken, iktidar çevrelerine avantaj sağlayacak yüksek gerilimli bir siyasi ortam oluşturmakla da sıkı sıkıya bağlı.

Ama Türkiye’den yapılan “ABD karşıtı” açıklamalara yakından bakıldığında, (Erdoğan ve yönetimi, Pompeo ve Bolton… ne derse desin) belirleyici olanın Trump olduğu görülür. Nitekim iktidardakilerin de Trump’ın Erdoğan’la konuşarak bütün bu sorunları Türkiye lehine çözeceği umudunu koruduklarını anlaşılıyor.

Kaldı ki, Erdoğan bir yandan “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganını yinelerken ve bölgeye askeri yığınak devam ederken; Trump’la her an görüşebileceğine de özel vurgu yapıyor.

Her sabah yeni bir fikirle kalkan ve “tutarsız davranışlarıyla” güvenilmeyeceğine artık bütün dünyanın ikna olduğu Trump’a Erdoğan ve yönetiminin güveni de yeni değil! Tersine Trump’ın seçilmesinden beri (Trump seçildiğinde bunu sevinçle karşılayan birkaç ülkeden biri Türkiye idi) Erdoğan ve yönetimi, Trump’a büyük bir yakınlık duymaktadır.

ARTIK RUSYA, İRAN VE SURİYE DE TARAF

Rahip Brunson kavgasında bile, Erdoğan ve Çavuşoğlu’nun Trump’a yönelik en ileri giden eleştirileri, “Trump’ın yanlış bilgilendirildiği” biçimindeydi. Bugün de Erdoğan ve yönetiminin Trump’ın Türkiye’nin söylediklerini anlayacağına inançları sürüyor!

Ancak, ABD’nin Suriye’deki askeri gücünü çekeceğini ilan etmesinden beri yeni gelişmeler de yaşanmaktadır. SDG’nin, kuzey Suriye’nin Suriye devletine entegre edilmesi için Suriye rejimi ve Rusya’ya bir yol haritası sunması ve Suriye ordusunun Menbic çevresine yığınak yapması; Türkiye’nin bölgeye müdahalesi konusunda artık sadece ABD’nin değil Rusya, Suriye ve İran’ın da taraf haline geldiğini göstermektedir.

Bu yüzden de bölgeye bir askeri müdahale sadece ABD ile anlaşıp anlaşmamayla bağlantılı olmaktan çıkmıştır. (Yazının tamamı)

Hediye Levent/Evrensel: ‘ABD, Kürtleri sattı’ yorumunun yanılsama olduğu teyit edildi

ABD’nin çekilme kararını Türkiye içinde geniş bir çevre “ABD, Kürtleri sattı” şeklinde yorumlamayı tercih etti. Ancak bunun yanılsama olduğu son olarak Bolton’ın açıklamaları ile bir kez daha teyit edilmiş oldu.
Rusya’nın Kürt başlığını Suriye’nin iç meselesi olarak gördüğünü, Şam’ın da diyalog yoluyla sorunu çözmeye çalıştığını hatırlamakta fayda var.

ABD, Suriye’deki askeri varlığını tamamen çekse bile Suriye Kürtleri ile ilişkilerini koparmayacaktır ki ABD’nin hedefleri çerçevesinde tamamen çekilmesi de en azından yakın dönemde pek olası görünmüyor.
Bolton’ın Ankara ziyaretinin yankıları sürerken Ankara’dan “Fırat’ın doğusuna yönelik bir operasyonun her an başlayabileceği” yönünde açıklamalar geliyor. Operasyon yapılır mı? Türkiye, ABD ve Rusya’ya rağmen operasyona girişme riski alır mı? Alırsa bunun sonuçları neler olur? Bekleyip göreceğiz.
Aslında Türkiye, Fırat’ın doğusuna operasyonu tartışırken Suriye sahasında çok önemli gelişmeler yaşanıyor.
Suriye’nin 2011’de üyeliğinin askıya alındığı Arap Birliği’ne geri dönmesi konusunda Arap ülkeleri arasında yoğun bir diplomasi trafiği sürüyor. Yine, ayaklanmanın başlamasının ardından Şam’daki elçiliklerini kapatan bölge ülkelerinin bazıları geri dönmeye hazırlanıyor. Şam’ın artık yavaş yavaş savunma pozisyonundan bölge siyasetinin önemli aktörlerinden biri olduğu bir dönem başlıyor.
Trump’ın çekilme kararını açıklaması bu süreci de hızlandırmış gibi görünüyor. “ABD çekildikten sonra uygulanacak B planı ne?” sorusuna karşılık öne çıkan iddialardan biri tam da bu süreçle örtüşüyor.
Arap basınında geniş yer bulan iddialara göre, ABD çekildiğinde yerine Suudi Arabistan’ın desteklediği, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yer aldığı bir oluşumun geçmesi olasılığı var. Her ne kadar Suudi Arabistan Suriye’deki savaşın finansörlerinden biri olsa da Sisi yönetimindeki Mısır, Şam ile diyaloğunu korudu.
Bölge basınında öne çıkan iddialara göre, Mısır-BAE ve Suudi Arabistan ile Şam’ın birleştiği noktalardan biri Katar ve Türkiye’nin bölgede nüfuz alanını genişletme hamleleri. Türkiye ve Katar’ı İhvan (Müslüman Kardeşler) saflarında değerlendiren bu ülkelerin rahatsız olduğu bir diğer ülke İran.
Şam’dan “İran ile ilişkilerini bazı alanlarda kısıtlama ve İran’ın Suriye’deki varlığını sınırlama” talebinde bulunulduğu öne sürülüyor.
Süreçler pazarlıksız, pazarlıklar tavizsiz olmaz. Önümüzdeki günlerde bu girişimlerin nereye evrileceğini kestirmek güç. (Yazının tamamı)

Serdar Turgut/Habertürk: Amerika, yeni yaklaşımlar oluşturma aşamasında

Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton Washington’a döndü. Bölgedeki turu süren Pompeo’nun da mesajları buraya iletildi.

ABD’nin ulusal güvenlik camiası yeni bir Türkiye stratejisi oluşturmanın aciliyetini görmüş durumda.

Belki de bu yazı yayınlanmadan önce yapılması beklenen Başkan Erdoğan-Trump telefon görüşmesi gerçekleştirilmeden Türkiye için yeni bir bakış açısı oluşturulması gerektiğini görüyor bu camia.

Bolton, Ankara ziyaretinde Türkiye’nin kırmızı çizgilerini net gördü. Yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu ve eski tavırlarla bunu götüremeyeceklerini anlamış durumda.

Trump zaten bu fikirdeydi.

Yani anlayacağınız Amerika, Suriye temel alınarak Türkiye ile ilgili yeni yaklaşımlar oluşturma aşamasında. Beyaz Saray’ın da Başkan’ın, Erdoğan ile görüşmesinden önce net fikirler istediği belirtiliyor burada. (Yazının tamamı)

Sedat Ergin/Hürriyet: Erdoğan’ın önerisi çözümle nasıl ilişkilendirilecek?

Buradaki önemli bir konu, Erdoğan’ın önerdiği “Türkiye’nin gözetimindeki” yönetim modelinin ileride Suriye’ye bulunacak nihai siyasi çözüm ile nasıl ilişkilendirileceğidir.

Bunun gibi hesaba katılması gereken bir ihtimal, ABD’nin Fırat’ın doğusundan çekilmesi halinde, Esad rejiminin ülkenin egemen otoritesi olduğunu belirterek bu coğrafyaya askeri gücüyle doğrudan girmeye teşebbüs etmesidir. Bu ihtimal, Türkiye ile Suriye’yi sahada karşı karşıya getirebilir.

Keza, Esad rejiminin baş destekçileri olan Rusya ve İran’ın Türkiye’nin planı karşısında nasıl bir tutum alacakları sorusu da kuşkusuz önem taşıyan bir diğer başlıktır. Bu iki ülkenin Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin Astana sürecinde yakın bir şekilde çalıştığı ortakları olduğunu hatırladığımızda, Türkiye’nin çözüm planının bu formattaki bir istişareye konu olması da kuvvetle muhtemeldir. (Yazının tamamı)