Dünya ABD'nin İran'a yönelik ithamları ve bölgesel arzuları...



ID:39412
Yayınlanma:
12 Oca 19

Amerika, İslam İnkılabının zaferinden sonra İslam Cumhuriyeti düzeninin kurulmasının ardından son kırk yılda sürekli İran ile düşmanlık yapma yolunu seçmiştir. Bu yaklaşım Amerika Başkanı Donald Trump döneminde de devam edip daha da şiddetlenerek Washington’un açık bir şekilde İran İslam Cumhuriyetinin zayıflaması ve devrilmesini istemesini bildirmesi ile doruğa ulaştı.

Donald Trump Amerika’nın Bercam Nükleer Anlaşmasından çekildiğini ilan edip İran aleyhindeki nükleer yaptırımları tekrar devreye sokarak İran’da huzursuzluğu ve geniş çaplı yoksulluğa neden olmak için büyük bir ekonomik savaşa girmiştir. Ancak bölgesel boyutta da Trump Hükümeti 2017 Ulusal Güvenlik Stratejik Belgesi çerçevesinde, İran’ı kontrol etmek ve Ortadoğu’daki siyasetlerini ve girişimlerini değiştirmeye zorlamak amacı ile bölgesel koalisyonlar oluşturmaya geniş çaplı bir çaba göstermektedir.

Uluslararası meseleler uzmanı  Seyyid Ahmed Hüseyni bu konuda şöyle bir değerlendirme yapmaktadır:” “Amerika’nın hali hazırdaki dünyaya ve özellikle de Ortadoğu’ya tüccar gözü ile bakmasından dolayı İran, Washington’un bölgeye tehdit ve kaygı siyasetini aşılaması için kilit bir konu haline gelmiştir.”

Bu doğrultuda Amerika Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Perşembe günü Kahire’deki Amerikan Üniversitesinde yaptığı konuşmada Washington’un İran ve bölgesel siyasetleri aleyhindeki ittihamları tekrarladı. Gerçekte Pompeo, Trump’ın Amerika güçlerinin Suriye’den çekilme gibi kararlarını mantıklı bir şekilde izah etmekten daha ziyade sadece iddia edilen İran tehdidini büyük göstermeye odaklandı. Böylece Pompeo Amerika’nın bölgedeki siyasetlerini izah etmeye çalışıp bu siyasetlerdeki paradokslara hiç değinmedi. Buna ilaveten Mike Pompeo, stratejik bölgesel bir koalisyonun kurulmasını vaat ederek Trump’ın paradoks içeren beklenmedik kararından kaygı duyan Amerika’nın bölgesel ortakları ve müttefiklerini , Amerika’nın desteklerinin devam etmesine dair güvence vermeye çalıştı.

Bu doğrultuda Pompeo Amerika askeri güçlerinin Suriye’den çekilmesinin , Washington’un bölgesel görevinde bir değişikliğe yol açmayacağını iddia etti.

Pompeo Amerika’nın Bercam Nükleer Anlaşmasından çekilmesini ve İran aleyhine en ağır ve en kapsamlı yaptırımların uygulanmasını destekleyerek  şöyle bir iddiada bulundu:” Biz, İran’a , normal bir ülke gibi davranana kadar baskılarımızı günden güne daha da ağırlaştıracağız. “

Görünen o ki Amerika dışişleri bakanı, Washington’un İran aleyhine yaptırım siyaseti uygulamasının ilk kez olmadığını unutmuştur. Amerika son kırk yılda Tahran’a yönelik baskı siyasetini sürekli devam ettirmiştir. Ancak Bercam Nükleer Anlaşması konusunda Amerika sebepsiz  ve tek taraflı olarak bu anlaşmadan çekilmesi ile, sadece BMGK 2231 sayılı kararını ihlal etmiş olmadı bunun yanı sıra Avrupalı ortaklarından ve uluslararası camiadan gelen eleştirilere de yol açtı.

Pompeo konuşmalarının bir başka bölümünde de İran’ı Bercam Nükleer Anlaşması sonrası bölgesel nüfuzunu arttırması ile suçladı. Esasında Washington’un İran’a karşı yaptırımlarının asıl nedenlerinden birinin de İran’ın bölgesel siyasetlerini yürütmek için mali kaynaklarının engellenmesi olarak açıklanmıştır.

Amerika Dışişleri bakanı İran’ın jeopolitik ve bölgesel gücünün yanı sıra bölge halkları tarafından desteklendiğinden dolayı nüfuzunun arttığını göz ardı ederek İran’ın bölgesel nüfuzunu azaltmak ve engellemek gibi mantıksız ve imkansız boş bir girişime baş vurmuştur. Halbuki Avrupalılar bile İran’ın bölgesel denklemlerdeki inkar edilemez rolüne itiraf etmektedirler.

Değinilmesi gereken başka bir nokta da Amerika’nın İran ile mücadele etmek için stratejik bölgesel koalisyonlar oluşturma çabasıdır. Bu koalsiyon ise MESA adı ile de bilinen Stratejik Ortadoğu Birliği veya Arap Natosu’dur. Buna rağmen Amerika’nın bu hayali birçok sorun ve engel ile karşılaşmıştır. Buna ilaveten geçmişteki bu alandaki diğer girişimlere baktığımızda da Amerika’nın bölgesel ortaklarının kendi aralarında bile anlaşmaya varamadığı ve hatta kendi iç rekabetlerinde de boğulduğu açıkça gözlemlenmektedir. Amerika’nın bütün vaatlerine rağmen hala böyle bir koalisyonun oluşturulması için uzun bir yolun kat edilmesi lazım.