Röportaj ABD Arnavutluk'u uluslararası cihatçılık/terörizm için güvenli bir bölgeye çeviriyor



ID:39670
Yayınlanma:
19 Oca 19

"Eğer Birleşik Devletler ve İsrail İran'a karşı bir savaş başlatmak istiyorlarsa, bunu yasadışı ve terörist gruplar yoluyla yapmamalılar ve Arnavutluk'u bu tür suç faaliyetlerinde bir "haydut devlet" olarak kullanmamalılar."

İslam tarihi, Güneydoğu Avrupa'da milliyetçilik ve dini dönüşüm alanında uzman Kanadalı-Arnavut tarihçi Dr. Olsi Jazexhi, Balkans Post ile yaptığı ropörtajda, Amerika Arnavutluk'u uluslararası cihatçılık için güvenli bir bölgeye çeviriyor, dedi. Ropörtajın tam metnini aşağıda okuyabilirsiniz.

 

Navid Nasr: Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) Arnavutluk'a ne zaman geldi ve görünüşteki sebep ne idi?

 

Dr. Olsi Jazexhi:  Birleşik Devletler ve Kanada tarafından 2012 yılına kadar terörist organizasyon olarak tanımlanan İranlı Halkın Mücahitleri Örgütü 2013 yılında Arnavutluk'a gelmeye başladı. Obama yönetiminin terör listesinden çıkarmasından birkaç ay sonra Amerikalılar Arnavutluk'taki Sali Berisha hükümetinden Irak'ta kalamayan 250 İranlı HMÖ komutanına iltica izni vermesini istediler. HMÖ üyelerinin gelişi Arnavutluk'un kendi topraklarında uluslararası teröristlere ilk kez yer verişi değildi. 2010 yılında Arnavutluk Afganistan'da Taliban ile birlikte yakalanan beş Çin vatandaşı Uygur'a da iltica hakkı tanımıştı. Amerikalılar onları Guantanamo Bay'da hapsettiler ve sonra da Arnavutluk'a gönderdiler. Çin bu hareketi protesto etse ve Arnavutluk'u uluslararası hukuku ve sözleşmeleri ihlal etmekle suçlasa bile Amerika Arnavutluk'u bu yasadışı eylemi için savundu.

 

Edi Rama'nın Arnavut hükümeti, 15 Temmuz 2016'daki başarısız darbe girişimi sebebiyle Türkiye hükümetinin terörizmle suçladığı birçok FETÖ (Fetullah Gülen terörist organizasyonu) üyesine de ev sahipliği yaptı. Geçtiğimiz aylarda farklı medya organları ve Bulgaristan başbakanı, Edi Rama hükümetinin yalanlamasına rağmen, Arnavutluk'un IŞİD teröristlerine ev sahibi olmayı planladığını iddia ettiler.

 

Halkın Mücahitleri Örgütü Arnavutluk'un daha evvel hiç barındırmadığı en büyük yabancı savaşçı grubudur. Amerikalılar İranlı teröristlerin ilk grubunu Arnavutluk'a getirdiğinde İran hükümeti bu hareketi protesto etti. O zaman, Başbakan Sali Berisha İranlılara HMÖ üyelerinin Arnavutluk'ta sadece insani sebeplerle bulunduklarına ve İran'a karşı bir eylemlerinin olmayacağına dair garanti verdi.

 

Buna rağmen, zaman gösterdi ki, FETÖ üyelerine ve Uygurlara benzemeyen bir şekilde HMÖ Arnavutluk'a sadece iltica etmek için değil, Arnavutluk'u Avrupa'nın kalbinde ikinci bir Afganistan'a çevirmek için gelmişti. Şimdilerde HMÖ Arnavutluk'u İran'a karşı psikolojik, istihbarat ve hatta askeri eylemler başlatmak için bir üs olarak kullanıyor. 1980'lerde Afganistan'da Sovyetlere karşı savaşta desteklendikleri gibi, Arnavutluk'taki bu yasadışı faaliyetlerinde de Amerikalı senatörler tarafından destekleniyorlar.

 

Geçmişte uluslararası terörizmden acı çekmiş Çin, Türkiye ve İran, Birleşik Devletler'in Arnavutluk'u bu şekilde, uluslararası terörist grup ve organizasyonlara bir üs olarak kullanmasından büyük endişe duyuyorlar.

 

Navid Nasr: Şu an Arnavutluk'ta Halkın Mücahitleri Örgütü mensubu savaşçı, üye ve komutan kaç kişi var? Gerçek sayılarını bilen var mı?

 

Dr. Olsi Jazexhi: Halkın Mücahitleri Örgütü'nün çoğu üyesi Durres şehri yakınlarındaki Manza milis kampında yaşıyor.  Örgüt, halka ve gazetecilere kapalı olan bu kampa kamuoyundaki imajını geliştirmek için zaman zaman yabancı delegasyonları kabul ediyor. HMÖ; Struan Stevenson, Giulio Terzi, Alejo Vidal-Quadras, Robert Toricelli, Rudy Giuliani, Ingrid Betancourt, Jérard Deprez gibi örgütün açık, demokratik ve herkesin ziyaret edebileceği yapıda olduğuna dair iddialarda bulunan destekçilerine ödemede bulunuyor.

 

Ne var ki, GuardianChannel 4Al JazeeraTop ChannelTRTGazeta ShqiptareCNN Albaniagibi Arnavut ve yabancı yayın organlarından kampı ziyaret etmek isteyen bağımsız gazeteciler, HMÖ tarafından dövülüp İran ajanı olmakla itham edildiler ve kampa girişleri engellendi. HMÖ kampında bağımsız bir incelemeye izin verilmediğinden, gerçek sayılarını ve askeri yapılarını bilemeyiz. Örgütten kaçmayı başaran ve halen Tiran'da özgürce yaşayan pek çok mülteci, HMÖ'nün işlerini yürütmek için dışarıda dolaşan komutanlardan bazılarının isimlerini açıkladılar. Bununla birlikte, kaçanların çoğu sıradan milisler olduğundan, HMÖ'nün gerçek milis sayısı ile milis ve ideolojik komuta yapısının tümüyle çöküp çökmediğini bilmiyoruz.  Arnavutluk polisi HMÖ hakkında, sayıları ve Arnavutluk için oluşturdukları tehlikeye dair bir rapor hazırladı ama bu raporda yer alan rakamlar Arnavutluk'taki diğer devlet kurumlarının sağladığı rakamlarla eşleşmiyor.

 

Kesinlikle bildiğimiz şey Halkın Mücahitleri Örgütü'nün örgütün ölen lideri Mesud Recevi'nin ikinci eşi Meryem Recevi tarafından yönetildiğidir. Meryem Recevi kendisine dair bir imaj yarattı ve kendisini HMÖ milislerine doğaüstü güçleri olan kutsal bir kadın olarak resmetti. Bir yandan Meryem Recevi, örgüt üyeleri için kutsal bir kişi olarak tarif edilirken, öte yandan o kendisini, HMÖ serbest seçimler düzenlemeyen ve itaatsizliğin hiçbir şekline müsamaha göstermeyen despot bir örgüt olmasına rağmen, Batılı kitlelere İran'ın seçilmiş lideri olarak sunuyor.

 

Örgüt üyeleri son derece izole bir hayat yaşıyor ve tümüyle komutanlarının kontrolü altındalar. Telefonları yok, internete serbest erişim imkânları yok ve milis kamplarının duvarları arkasında hapishane benzeri bir hayatları var. Her gün radikalleştiriliyor ve eğer kampın dışına çıkarlarsa İran'ın onları öldüreceğine, tek kurtuluş yollarının İran'da kendi yönetimini kuracak olan Meryem Recevi'nin kutsal misyonuna inanıp bir asker gibi yaşamaya devam etmek olduğuna inandırılıyorlar. Evlenmelerine, aileleriyle konuşmalarına veya kampın dışına çıkmalarına izin verilmiyor. Eğer kaçmayı başarırlarsa, örgüt onları İran ajanı ve hain olarak yaftalıyor.

 

Arnavutluk polisinin 2018 tarihli raporuna göre, HMÖ radikallikten uzaklaşmak ve terörü terk etmek için kendinden ayrılanlara karşı çok acımasız davranıyor. Örgütü terk eden birçok kişi ölüm tehditleri aldı. Temmuz 2018'de, Kanada vatandaşı Mustafa Muhammedi HMÖ tarafından 1997'de kaçırılan kızı Sümeyye'yi görmek için Tiran'dayken, HMÖ üyeleri kendisine saldırıp hastanelik ettiler ve Arnavutluk kanunlarına aykırı olmasına rağmen, Sümeyye'yi tümüyle izole ettiler. HMÖ, üyeleri üzerinde tümüyle kontrol sahibidir ve onlara serbestçe ulaşmak sadece gazeteciler için değil, onların uluslararası destekçileri için de mümkün değildir.

 

2018 yılına kadar biz Arnavutluk'un 3 bin civarında HMÖ üyesi barındırdığını söylüyorduk. 2016'da Amerika'nın Sesi Radyosu Arnavutluk'un 20 milyon dolar karşılığında 2000 örgüt üyesini kabul edeceğini duyurdu. Ancak Arnavutluk İstatistik Kurumu'nun son rakamları Arnavutluk'un 2016'da 1.963 ve 2017'de 2.195 İranlıyı kabul ettiğini gösteriyor. Eğer buna 2013'te gelenleri de eklersek, 2017 itibariyle Arnavutluk'taki HMÖ üyesi kişilerin toplam sayısı 4.400 civarında olmalıdır. Bu rakama hala gizli olduğu için Arnavutluk'a 2018 boyunca gelenleri ilave etmiyoruz.

 

Medyadan Amerikalıların Arnavutluk hükümetiyle birlikte Arnavutluk'ta, Tiran ile Durres arasında yeni bir kamp inşa etmeyi planladığını öğreniyoruz. Bu kamp 4.000 civarında kişiyi barındıracak. Bu kampın halen Manza kampında yaşayan örgüt üyelerini veya Bulgaristan başbakanının Haziran 2018'de açıkladığı gibi, yenilgiye uğratılan IŞİD teröristlerini barındırmak için kullanılıp kullanılmayacağını bilmiyoruz.

 

Eldeki verilere göre Arnavutluk'un şimdiye kadar yaklaşık 4.500 HMÖ üyesini kabul ettiğine hükmedebiliriz. Bunlardan 400 kadarı HMÖ'den kaçarak, terörü bıraktı ve sivil bir hayat yaşamayı veya Avrupa'ya geçmeyi başardı. Kalan 4000 kişi hala radikalleştiriliyor ve Meryem Recevi'nin "Özgür İran" sloganıyla İran İslam Cumhuriyeti hükümetine karşı yürüttüğü teröre sadık.

 

Navid Nasr: Arnavutluk içinde hangi faaliyetlerde bulunuyorlar?

 

Dr. Olsi Jazexhi:  Meryem Recevi'nin Eşref 3 olarak isimlendirdiği Manza milis kampında yaşayan radikalleştirilmiş örgüt üyeleri birçok yasadışı faaliyet içinde yer alıyorlar. HMÖ'den kaçanların anlattıklarından örgütün Manza kampında bir milis organizasyonu gibi çalıştığını biliyoruz. Silahlara sahip olduklarına dair ispata yarar bir bilgimiz olmasa da, örgütten kaçanlar HMÖ kampının bir ordu gibi çalıştığını söylemektedir. Kamp silahlı bir özel Arnavut Güvenlik şirketi tarafından korunmaktadır. Kampta emirler veren ve örgüt üyelerinin günlük hayatını düzenleyen üst düzey bir komutan bulunmaktadır.  Örgütün en üst komutanı Meryem Recevi ve onun ölen kocası Mesud Recevi'dir. Meryem Recevi HMÖ üzerinde tümüyle kontrol sahibidir ve örgütü, örgüte danışmanlık yapan ilk eşi Mehdi Ebrişimçi gibi kişilerin bulunduğu bir komuta konseyi eliyle yönetmektedir.

 

HMÖ'nün sıradan milisleri kampın içinde tecrit edilmiş haldedir. Kadınlar kendi koğuşlarında ve erkekler kendilerininkinde yaşamaktadır. Karışık halde bulunmalarına izin verilmemektedir ve bir emir olmadıkça kadınlar ve erkekler birbirleriyle konuşamazlar. Sıradan milisler Mesud Recevi'nin öldüğünü söylemezler. HMÖ'den kaçanlar bana, Paris'ten periyodik olarak gelen, içeriğinde Mesud Recevi'nin sesinin bulunduğu mesajları dinlediklerini söylediler. Mesud milislere cihada başlayıp İran'ı mollalardan özgürleştirecekleri ana kadar beklemelerini söylemektedir.

 

Halkın Mücahitleri Örgütü kampında isimleri bilinmeyen başka komutanlar da bulunmaktadır. Zaman zaman onların komutanlarının Tiran'a geldiklerini ve hükümet yetkilileriyle görüştüklerini ya da Mustafa Muhammedi'nin dövülmesi olayında olduğu gibi, örgüt gangsterlerine muhaliflerinin dövülmesinde liderlik ettiklerini görüyoruz.  Behzad Saffari, Jila Deyhim ve Ahmed Taba Tiran'da gördüğümüz komutanlarından bazılarıdır. Bunlar Saddam Hüseyin'in istihbarat servisi (Muharebat) tarafından eğitildiler ve bazıları İran ve Irak'ta insanları öldürdüler veya işkence ettiler. Ferid Mahutçi gibi bazı komutanları geçmişte Irak'ta insanları öldürmek ve Kürtlere karşı tank tugaylarına öncülük etmekle suçlandıklarından, Arnavutluk'a geldikten sonra isimlerini veya soy isimlerini değiştirdiler.

 

Halkın Mücahitleri Örgütü analistleri örgüt kampında geçmişte büyük terörist saldırılar gerçekleştiren komutanların bulunduğuna inanmaktadır. Onların isimlerini ve görünüşlerini değiştirdiklerine ve şimdi eskiden işledikleri suçlardan dolayı cezalandırılmamış olmaktan mutlu olduklarına inanılıyor. Bundan ayrı olarak, Manza kampında sıradan milis olarak bulunan birçok HMÖ üyesi mevcut. Bunların çoğu bakım işlerinde, bazıları dişçi olarak, kimileri kendi kendini yetiştirmiş doktor ve bir kısmı da aşçı ve saire olarak çalışıyor. Bununla birlikte, bu milislerin 2 bin kadarı geçen aylarda kendilerini siber teröriste çevirdi. Yakın zaman evvel yayımlanan bir El Cezire belgeseline göre, Örgüt Manza kampından sahte haberler üretiyor, Twitter saldırıları düzenliyor, İran ve İran'la yapılan nükleer anlaşmayı destekleyen Avrupa hükümetlerine karşı propaganda ve istihbarat çalışmaları yapıyor. Halkın Mücahitleri Örgütü,  faaliyetleri Arnavutluk'ta terör suçu olarak kabul edilse ve bunları işleyen bütün örgüt üyeleri dört yıldan on yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilebilse bile, İran hükümetini devirmek için gece gündüz süren faaliyetlerini göstermekten çekinmiyor.

 

Ama tahmin edebileceğiniz gibi, Amerikalılar Arnavutluk'a, Halkın Mücahitleri Örgütü'nü Arnavutluk kanunlarından korumak için baskı yapıyor. Örgüt bugün Sovyet savaşı dönemindeki "Mücahitler" gibidir. Büyük Amerikan vatanseverleridirler!

 

Navid Nasr: Halkın Mücahitleri Örgütü, İran hükümetini zayıflatma ve baltalama çabalarındaArnavutluk'u örgüte hem bölgesel hem de uluslararası alanda yardımcı olacak bir operasyon üssü olarak nasıl kullanıyor?

 

Dr. Olsi Jazexhi: Halkın Mücahitleri Örgütü Arnavutluk'tan İran hükümetine birçok yolla saldırıyor. Arnavutluk'a gelişlerinden bu yana, HMÖ destekçilerine yönelik büyük bir toparlanma hareketi başlattı. Para, hediyeler ve Meryem Recevi'nin İran'a karşı protestolarına destek olmak için Paris ve Roma'ya ücretsiz seyahat teklifleriyle ve masum Arnavutlara İran'a karşı nefret aşılayarak, İran hükümetinin suçlu olduğuna ve yıkılması gerektiğine inanan büyük bir taraftar kitlesi yarattı. Örgütün Amerikalı ve Avrupalı destekçileri Sosyalistler ve Demokratlardan oluşan büyük Arnavut siyasi partilerine üyelerini Meryem Recevi'nin Paris'teki toplantılarına gönderip İran aleyhine konuşmalarını sağlamak üzere birçok baskıda bulundular. HMÖ komutanları haftalık aktiviteler yapmakta ve Arnavut milletvekilleri, hükümet yetkilileri ve hatta yalan haberlerle İran'a karşı kışkırttıkları gençlerle buluşmaktadır. Aynı şekilde, IŞİD ve al-Nusra örgütleri de Esad kendi halkını öldürüyor diyerek Balkanlardaki pek çok Müslüman'ın beynini yıkayıp Suriye'deki Beşar Esad yönetimine karşı terör faaliyetlerine katılmalarını sağlamıştı. HMÖ de bunun aynısını yapıyor. NCRI gibi HMÖ tarafından idare edilen web sayfalarına bakarsanız, günlük olarak yalan haberler ürettiklerini görürsünüz. Bu yalan haberler Arnavutçaya tercüme ediliyor ve sonra Arnavutlara e-mail veya Facebook yoluyla gönderiliyor.

 

Halkın Mücahitleri Örgütü ürettiği haberlerde İran'ın kendi halkını öldürdüğünü, kadınları dövdüğünü, mahkûmları astığını ve işkence ettiğini ve benzeri şeyleri ileri sürüyor. Bu taktikler IŞİD tarafından kullanıldı ve birçok Batılı yayın organı bunları 2012'de kullanarak Beşar Esad'ın Suriye'de kendi halkını katlettiği fikrini oluşturdu. Aynı taktikler Libya'da Muammer Kaddafi hükümetine karşı da kullanıldı. Bunun bir sonucu olarak, binlerce Avrupalı Müslüman Suriye'deki terörist faaliyetlere katıldı. Şimdi, Halkın Mücahitleri Örgütü İran'a karşı bir "Cihat 2.0" hazırlıyor. Pek çok Arnavut'u, Avrupalıyı ve İranlı'yı İran'a karşı nefret ile doldurdular. Arnavutluk'ta Pandeli Majko gibi kendilerini Halkın Mücahitleri Örgütü ile bir tutan ve bir gün Tahran'a gitmeyi ve İran hükümetine karşı "cihat" yapmayı hayal eden bakanlarımız var. 

 

Halkın Mücahitleri Örgütü birçok Arnavut politikacıyı, yetkiliyi ve genci radikalleştirmekte çok etkili olduğunu ispatlıyor. Arnavutluk'u bir üs olarak kullanarak, Avrupa'da bile İran karşıtı kampanyalar başlatıyorlar. Avrupa Parlamentosu'nda, İtalyan ve Fransız senatolarında ve Avrupa'daki diğer parlamentolarda İran'ın bir diktatörlük içinde yaşadığına ve Halkın Mücahitleri Örgütü'nün demokratik bir organizasyon olduğuna inanan pek çok milletvekilini taraftar haline getirmeyi ve radikalleştirmeyi başardılar.

 

Örgüt, Irak'tan Arnavutluk'a gelerek İran'a karşı doğrudan terörist saldırılar düzenleme kapasitesini kaybederken, İran'a karşı terör faaliyetinde yeni zeminler geliştiriyor. Günlük olarak yalan haberler üretmek suretiyle İran'ı Avrupalıları öldürmek isteyen terörist bir ülke olarak gösteriyorlar. İleri sürülen bu hikâyelerden biri de örgüte karşı Arnavutluk'ta Mart 2018'de saldırı düzenleneceğiydi. Bu tarz yalan haberler Avrupa'da büyük bir düşmanlık ve nefret yaratıyor. CIA ve MOSSAD Halkın Mücahitleri Örgütünü Avrupa, İran ve Nükleer Anlaşma'ya karşı jeo-stratejik savaşlarında yoğun şekilde kullanıyor. Örgüt, maaşlı destekçileri ve yalan haberler yoluyla İran'la ilişkilerini ve ticaretini kesmesi için Avrupa'ya karşı şantaj aracı olarak kullanılıyor.

 

Halkın Mücahitleri Örgütü Arnavutluk'u -Saddam Hüseyin Irak'ı gibi- oradan İran'ı taciz ettikleri ikinci bir Irak'a çevirdi.  Amerikalılar Arnavut yetkililere örgütün işlerine karışmamalarını emrediyor. Arnavut hükümetinde bir bakan olan Pandeli Majko 15 Aralık'ta Meryem Recevi'ye Arnavutluk'un HMÖ için bir kale olduğunu söyledi. Onlar burada canları her ne isterse yapabilirler.

 

Navid Nasr: Arnavutluk'un Halkın Mücahitleri Örgütü'nü kendi topraklarında barındırmasında bir menfaati var mı?

 

Dr. Olsi Jazexhi: Arnavutluk'un örgütün yaptıkları sebebiyle kötü şöhret, skandallar ve baş ağrısından başka bir menfaati yok. Balkanlardaki ve Sırbistan'dan Yunanistan, Makedonya ve İtalya'ya kadar bölgedeki medya örgütün Arnavutluk'a gelişini büyük bir endişe ile haber verdi. Avrupalılar da Arnavutluk'un yaptığı şeyden üzgünler.

 

Halkın Mücahitleri Örgütünün barındırılmasından menfaat sağlayanlar sadece suç organizasyonları ve uyuşturucu çeteleriyle birlikte çalışan bazı Arnavut politikacılardır. Başbakan Edi Rama, Diaspora Bakanı Pandeli Majko gibi birçok Arnavut siyasetçi John Bolton, Rudy Giuliani ve Patrick Kennedy gibi kendilerine Washington kapılarını açan Amerikalı politikacılarla kişisel ilişkiler kuruyor.  Halkın Mücahitleri Örgütü'nün her yıl Paris'te düzenlediği "Özgür İran" toplantılarında Meryem Recevi pek çok yozlaşmış Arnavut siyasetçiye başlıca Avrupalı ve Amerikalı neo-con politikacı ile görüşme fırsatı sağlıyor. Bu onlar için çok bile!

 

Navid Nasr:  Ülke içinde bu örgütü barındırma konusunda herhangi bir tartışma oluyor mu? Arnavut halkı tüm bu olanlar hakkında ne düşünüyor?

 

Dr. Olsi Jazexhi: 2016 yılında Halkın Mücahitleri Örgütü'nün Arnavutluk'a gelişine dair haberler patlak verdiğinde,  birçok Arnavut analist, gazeteci ve genel olarak halk onların gelişini protesto etti. Arnavutlar Halkın Mücahitleri Örgütü'nü IŞİD ile kıyasladılar ve ülkeye gelmesini istemediler. Niçin biz yabancı bir çatışmayı ülkemizden ihraç edeceğiz ve terörist bir örgütün ülkemizde ne işi var, dediler.

 

Örgüt geçen birkaç yılda, Vizon+News 24 ve benzeri büyük televizyon kanallarında yer alan gazetecilere kendilerini "zararsız" savaş mültecileri, iltica hakkı arayan kişiler ve "İran rejimi kurbanları" olarak tanıtmaları için ödeme yapmak suretiyle çok para harcadı. Örgütün gelişine dair halk hoşnutsuzluğu Arnavutlara HMÖ'yü kabul etmelerini emreden John McCain, John Bolton, Rudy Giuliani ve benzeri birçok Amerikalı senatörün Arnavutluk'a gelmesiyle susturuldu. Pek çok siyasetçi tarafından yöneltilen, Amerikalıların örgütü Amerika'ya götürmek yerine niçin Arnavutluk'a getirdikleri sorusuna verilen cevap şu idi: Amerika bize Kosova'yı verdi ve biz de onlara bir şeyler vermek zorundayız.

 

John McCain ve John Bolton gibi savaş kışkırtıcısı senatörler tarafından Arnavutların HMÖ'ye dair korkularını bastırmak için yürütülen kampanya oldukça başarılıydı. Ne var ki, Temmuz ve Ağustos 2018'de, Arnavut halkı, Sümeyye Muhammedi örneğinde olduğu üzere,  HMÖ'nün kampta rehineler tuttuğunu öğrendiğinde,  şoka uğradı. Örgüt, Channel 4 muhabiri olayındaki gibi, gazetecilere saldırmaya başladığında birçok televizyon kanalı ve haber portalı dehşete düştü. Halk, Mustafa Muhammedi'nin kızı Sümeyye Muhammedi'yi tecrit edilmiş ve Ferid Tütüncü gibi örgüt komutanlarıyla birlikte kamera önünde babasını İran ajanı olmakla suçlar halde görmekle şok oldu. Arnavutlar komünizm dönemi boyunca böyle televizyon suçlamalarına şahit olmuşlardı ve böylelikle Halkın Mücahitleri Örgütü'nün korkunç tabiatını anladılar.

 

Bu skandallara karşı HMÖ medyayı susturmak ve kendini İran İstihbarat Bakanlığı tarafından hedef alınan demokratik bir organizasyon olarak sunmak için çok para harcadı. Arnavut halkını HMÖ'nün iyi/zararsız olduğuna ikna etmek üzere bazı emekli Avrupalı ve Amerikalı misafirleri kamplarına getirdiler. Ödeme yaptıkları bazı gazetecilerle kampta röportajlar yaparak, kamptaki herkesin örgütün Manza'daki "tatil yeri"nde mutlu olduğunu göstermeyi denediler.

 

Halkın Mücahitleri Örgütü'nün geçmişteki suçlarını ve şimdiki izolasyonları ile üyelerinin beyinlerinin yıkanmasını haber yapan bazı gazeteler ve televizyon kanalları daha sonra susturuldular. Örgüt komutanları medya sahipleriyle görüşüp onların susmasını sağlamak üzere "sponsorluk sözleşmeleri" teklif ederken, bazı gazeteciler HMÖ'nün kendilerine şantaj yaptığını ileri sürdü.

 

Navid Nasr: Arnavut medyasının Halkın Mücahitleri Örgütü'ne karşı pozisyonu nedir? Sizin dışınızda muhalif sesler var mı ve şayet varsa yayın imkânı buluyorlar mı?  

 

Dr. Olsi Jazexhi: Mustafa Muhammedi'nin dövülmesi ve Sümeyye Muhammedi'nin rehin alınması vakası Arnavutluk'taki birçok medya organında genel olarak isabetli bir şekilde gösterildi. Suriye'deki teröre katılan Arnavut vatandaşların pek çoğu meseleyi anlayamadı ve HMÖ'nun genç İranlılarla yaptığı şeye müsamaha gösterdi.

 

Birçok Arnavut gazeteci HMÖ'nün ne olduğunu biliyor. Örgüt aleyhine yazan bazı gazetecilere HMÖ komutanları veya medya patronları tarafından şantaj yapıldı. Ama Arnavutluk gerçek bir bağımsız medyaya sahip olmadığından ve Arnavutluk'un iki büyük partisine, Demokratik Parti ve Sosyalist Parti, Amerikalılar tarafından Halkın Mücahitleri Örgütü'nü destekleme emri verildiğinden, toplumsal tartışma en yukarından bastırıldı. Örgüt onları İran ajanı olmakla suçlayacağından, Arnavut politikacılar HMÖ'ye saldırmaya cüret edemez ve büyük medya organları HMÖ'yü açıkça eleştiremez.

 

Diğer yandan, HMÖ kendisini halktan ve medyadan gizlemektedir. 4.000 üyesi Manza'daki kampta izole bir halde yaşamaktadır ve halk içinde bulunmalarına izin verilmemektedir. Arnavutlar onları sokaklarda görmezler. Bir hapishanede, tecrit şartlarında yaşıyorlar ve Arnavutlar Manza kampında ne oluyor bilmiyor.

 

Her ne zaman uluslararası medyada örgüt aleyhine haberler çıksa, HMÖ'nün Struan Stevenson, Giulio Terzi, Alejo Vidal-Quadras, Ingrid Betancourt, Jérard Deprez, Rudy Giuliani ve benzeri destekçileri Arnavutluk'u sıkıştırır veya HMÖ tarafından yazılan, örgütü savunup İran, İran İstihbarat Bakanlığı ve İranlı ajanları suçlayan yazılar yayımlarlar. Örgüt bu yazıları tercüme eder ve HMÖ ile birlikte çalışan bazı büyük gazetelerde yayımlar, mesele bu şekilde atlatılır. Eli kanlı örgüt komutanları kendilerini kamuoyunda göstermiyor. Söylemek istedikleri şeyleri kendi yerlerine söyleyen Struan Stevenson, Giulio Terzi, Alejo Vidal-Quadras ve benzeri kişileri kullanıyorlar. Faaliyetleri ve tabiatlarına dair açık bir demokratik tartışmayı kabul etmiyorlar. Birçok Arnavut medyası onları Arnavutluk'taki faaliyetlerine dair açık bir tartışmaya davet etti ancak onlar asla ortaya çıkmadılar. Struan Stevenson, Giulio Terzi, Alejo Vidal-Quadras, Ingrid Betancourt, Jérard Deprez, Rudy Giuliani gibi paralı destekçileri bile Halkın Mücahitleri Örgütü meselesini Arnavutlarla tartışmaya yeltenmediler. Bu kişiler Arnavutluk'a geldiklerinde sadece monolog yapıyorlar. Parasını ödedikleri stüdyolara gidip İran'a saldırıyor, örgütü savunuyor ve sonra da kaçıyorlar.

 

Arnavutluk demokrasinin işlemediği bir Amerikan kolonisidir. Amerikalılar ülkemizde bir şeyin tartışılmasını istemediğinde, bunu yapabilecek ve engelleyecek imkânlara sahip. Maalesef Arnavutluk, Diaspora Bakanı Pandeli Majko'nun 15 Aralık 2018'de Meryem Recevi'ye deklare ettiği gibi Halkın Mücahitleri Örgütü için bir kale oldu.

 

Navid Nasr: Yakın zaman evvel İranlı diplomatların Tiran'dan çıkarılmasında Halkın Mücahitleri Örgütü'nün oynadığı rolü açıklar mısınız?

 

Dr. Olsi Jazexhi: Arnavutluk'a gelişlerinden bu yana HMÖ sürekli olarak İran'ın Tiran'daki elçiliğine saldırdı. Yayımladıkları yalan haber ve makalelerde İran Elçiliği'nin HMÖ'ye saldırmak ve onları öldürmek için terörist saldırılar başlatmak isteyen bir yılan yuvası olduğu iddia edildi. Buna binaen sürekli olarak Arnavutluk hükümetinden İran elçiliğinin kapatılmasını istediler. Bu isteklerini Avrupalı ve Amerikalı destekçilerine de ilettiler.

 

Örgüt ve Meryem Recevi İran'ın Arnavutluk veya Balkanlardaki faaliyetlerinden çok rahatsızdı. Mart 2018'de Arnavutluk Bektaşi Toplumu Tiran'da İmam Ali için bir program tertip edip kendi Bektaşi toplumu ve İranlı diplomatlarla birlikte Nevruz Bayramı'nı kutladığında, HMÖ Arnavut yetkililerden, terörist olduklarına dair yalan bir iddiayla, bu dini programı kesmesini ve programa katılan İranlı iki gazeteciyi tutuklamasını istedi.

 

Arnavut Bektaşiler ve İranlılar arasında herhangi bir terörist bulmakta başarısız olunmasının ardından, kendisini İran'ın seçilmiş lideri olarak gören ve İran Elçiliği'nin Tiran'daki varlığını kıskanan, İran hükümetinin değil, kendisinin İran'ın Arnavutluk'taki temsilcisi olduğunu iddia eden Meryem Recevi Tiran'daki İran Elçiliği'nin kapatılması ve "Mollaların diplomatları"nın Tiran'dan çıkarılması taleplerini sürdürdü.

 

Halkın Mücahitleri Örgütü İran'ın Tiran'daki varlığından iki temel sebepten dolayı endişelidir. Birincisi, Örgüt Tiran'daki İran Elçiliği'nin HMÖ üyelerine kendilerini terörden uzaklaşmaları ve örgütü terk edip İran'a dönmeleri hususunda yardım ettiğinden şüphelenmektedir. Birçok üyesi yaşadıkları askeri hayattan yorulduğundan, bu durum HMÖ için bir kâbus senaryosudur. Örgütün yorulan üyeleri artık özgürlük ve sivil hayata geri dönmek istiyor. Örgüt'ten kaçanlar bana, kampta HMÖ'yü terk etmek ve kamptan kaçmak, evlenmek, bir iş bulmak ve geçmişteki terörist hayatlarını unutmak isteyen yüzlerce kişinin bulunduğunu söylediler. Bu sebeple HMÖ üyelerini İran'dan ve onların İran'daki ailelerinden tecrit etmek için elinden gelen her şeyi yapıyor.

 

İkinci sebep ise İranlı ailelerdir. Örgüt Amerikalılardan, Arnavut hükümetine İranlı ailelerin Arnavutluk'a gelerek, HMÖ ile birlikte bulunan, köleleştirilmiş çocuklarını görmek istemelerini durdurması yönünde talimat vermesini istedi. HMÖ komutanları üyelerine eğer ailelerinizle konuşursanız siz de mollaların ajanı sayılırsınız, dediler. Aileler ve İran Elçiliği HMÖ üyelerini terörden uzaklaştıran ve onları barışçıl normal hayata dönmeye ikna eden iki önemli faktördür. Bunun için Meryem Recevi İran Elçiliği'nin Tiran'daki faaliyetlerini küçük düşürmek için yapabildiği her şeyi yaptı ve militanlarını İran'daki ailelerinden tecrit edebilmek için Amerikalılarla birlikte tüm gücünü kullandı.

 

John Bolton'un 20 Aralık 2018'de Twitter üzerinden Arnavutluk hükümetine İran Elçisi ve diğer diplomatların Arnavutluk'tan çıkarılması için verdiği emir Meryem Recevi için büyük bir zaferdi. İran Elçiliği'ne karşı saldırı İsrail ve Edi Rama'yı İranlı elçiyi uzaklaştırdığı için öven Benjamin Netanyahu'nun ofisi ile tam bir koordinasyon içinde yapıldı. Amerika ve İsrail'e "hayır" diyemeyen Arnavutluk hükümeti Meryem Recevi'nin talebine itaat etti ve elçiyi ülkeden uzaklaştırdı.

 

Bununla birlikte, Arnavutluk hükümeti John Bolton ve Meryem Recevi'nin Arnavutluk'u içine sürükledikleri bu büyük skandaldan dolayı mutlu değildi. Şu ana kadar Başbakan Edi Rama, Cumhurbaşkanı İlir Meta ve Dışişleri Bakanı Ditmir Bushati İranlı diplomatların uzaklaştırılmasına dair bir açıklama yapmadılar. Onlar Halkın Mücahitleri Örgütü'nün kendilerini yapmaya zorladıkları şeyden memnun değiller ve nihayet örgütün Arnavutluk'ta neler yapabileceğini anladılar.

 

Amerikalıların İranlı diplomatların Tiran'dan uzaklaştırılması için gösterdikleri sebep İranlıların HMÖ'ye karşı bir terörist saldırı başlatmayı planladıklarıydı. Bu, Meryem Recevi'nin aylardır söylediği şeydi. Meryem Recevi'nin bir sonraki hayali muhtemelen Tiran'daki İran Elçiliği'ni ele geçirmek ve orayı kendisi için bir ikamete çevirmek olacaktır. Amerikalılar ve onların Arnavut vasallarının Meryem Recevi'nin sıradaki diplomatik skandalına imkân sağlayıp sağlamayacağını zaman gösterecek.

 

Navid Nasr: Amerikan hükümetinin Arnavut hükümeti üzerindeki nüfuzu ne kadardır? Halkın Mücahitleri Örgütü'nü barındırmaları için Arnavutluk hükümetine bir tehditte bulunmuşlar mıdır? Arnavutluk "hayır" deseydi Amerikan hükümeti gerçekten ne yapabilirdi?

 

Dr. Olsi Jazexhi: Eğer Arnavutluk Amerikalıların Halkın Mücahitleri Örgütü veya IŞİD teröristlerini barındırma isteğine "hayır" derse, Arnavutluk'un başbakanı ve cumhurbaşkanı İran'daki Musaddık gibi bir sonla yüzleşebilir. Arnavutluk bağımsız bir ülke değildir. Tiran'daki Amerikan Elçiliği ve onun elçileri Arnavutluk'un dini liderleridir. Wikileaks'te yayımlanan Arnavutluk ile ilgili belgeleri okursanız, Amerikalıların Arnavutluk'taki neredeyse her siyasetçiye dair nasıl bir dosyaya sahip olduğunu göreceksiniz.

 

Navid Nasr: Arnavutlar veya diğer ülke vatandaşları için,  Halkın Mücahitleri Örgütü konusundaki politikaları sebebiyle Arnavut hükümetinden memnuniyetsizlerini dile getirmelerinin en iyi yolu nedir?

 

Dr. Olsi Jazexhi: Arnavutluk vatandaşları olarak bizler ve hatta diğer ülkelerin vatandaşları, Amerika Birleşik Devletleri'nden IŞİD, al-Nusra ve Halkın Mücahitleri Örgütü gibi terörist organizasyonları finanse etmeyi ve desteklemeyi durdurmasını istemek zorundayız.

 

İstediğini yapmakta özgür olmayan Arnavutluk hükümeti Avrupa Birliği kurumları, sivil toplum örgütleri, medya ve diğer uluslararası organizasyonlar yoluyla Halkın Mücahitleri Örgütü ve diğer terörist gruplara verdiği desteği sonlandırmaya zorlanmalıdır. Arnavutlara kendi bağımsızlıkları için ayağa kalkmalarını ülkelerinin bir Amerikan kolonisi gibi davranmasına izin vermemelerini söylemek zorundayız.

 

Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Arnavutluk'ta olanlardan memnun değiller ve bunlardan da Halkın Mücahitleri Örgütü'nün faaliyetlerine karşı seslerini yükseltmeleri istenmelidir. Bu üç kurum de-radikalizasyon programlarını Halkın Mücahitleri Örgütü'nü kapsayacak şekilde genişletmek ve bu programları sadece Suriye'deki teröre katılmak isteyen Arnavut Müslümanlar için kullanmamak zorundalar.

 

Avrupa Birliği organları Arnavut ve Amerikalılardan Halkın Mücahitleri Örgütü'nü terörden uzaklaştırmak için,  tutuklayarak ve de-radikalizasyona tabi tutmak suretiyle IŞİD sempatizanlarına yaptıkları gibi bir aksiyon planı istemelidir.  Fransa aynı şeyi yapmalıdır. Meryem Recevi'ye İran'a veya herhangi bir ülkeye karşı terörist şiddet propagandası yapmak üzere Fransa topraklarını bir üs olarak kullanma izni vermemelidir. Avrupalılar Örgüt'ten kampı açmalarını, üyelerini de-radikalize etmesini, terör propagandasına son vermesini ve üyelerinin evlenmesine, iş bulmasına ve özgür bir sivil hayata başlamasına izin vermesini istemelidir.

 

Uluslararası medyadan da Arnavutluk'a gelmesini, Halkın Mücahitleri Örgütü'nü araştırmasını, Arnavutluk hükümetine HMÖ kampını medyaya ve halka açması için baskı yapmasını istemeliyiz. HMÖ terörist şiddetti terk etmeli, entegre ve de-radikalize olmalıdır. Avrupalıların radikal Vahabi Müslümanlara karşı uyguladığı aynı politikalar HMÖ'ye karşı da uygulanmalıdır. HMÖ laik bir demokrasi içinde yaşamayı ve yasadışı faaliyetlerini durdurmayı düşünmelidir.

 

Eğer Birleşik Devletler ve İsrail İran'a karşı bir savaş başlatmak istiyorlarsa, bunu yasadışı ve terörist gruplar yoluyla yapmamalılar ve Arnavutluk'u bu tür suç faaliyetlerinde bir "haydut devlet" olarak kullanmamalılar.

 

 

Çeviri: Gürkan Biçen/Medyaşafak