Röportaj Karamollaoğlu: Abdullah Gül ve Erdoğan'ın eski yol arkadaşları seslerini yükseltmeyerek hata yapıyorlar, korkuyorlar



ID:39746
Yayınlanma:
22 Oca 19

"Tek parti döneminin bile ötesine geçtik; AK Parti öbür dünyayı çoktan bıraktı bu dünyada bile hesaba çekilmekten korkuyor"

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce yaptığı açıklamalarla bazı ezberleri bozmuştu.

O dönem televizyonda kendisine ilk ben söz vermiştim ve büyük ilgi toplamıştı. Demokrasi, temel haklar, Kürt sorununun çözümü konularındaki açılımları, mesajları muhafazakâr bir liderden duymaya alışık olmadığımız türdendi. Yerel seçimler öncesi bir kez daha buluştuk Temel Karamollaoğlu’yla.

AKP, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, başta 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere Erdoğan’ın eski yol arkadaşları ve seçim güvenliği konularında önemli tespit ve açıklamalaru var Karamollaoğlu’nun.

Örneğin, “Abdullah Gül ve diğer Erdoğan’ın eski yol arkadaşlarının seslerini yükseltmeyerek hata yaptıklarını, üzerlerine gelinmesinden kortukları için konuşamadıklarını, ancak yanlışlara ‘yanlış’ demeleri gerektiğini” vurguluyor.

“Tek parti döneminin bile ötesine geçtik”diyen Karamollaoğlu’na göre “AK Parti öbür dünyayı çoktan bıraktı bu dünyada bile hesaba çekilmekten korkuyor.”

SP lideri; AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmasına rağmen TBMM Başkanlığı’ndan istifa etmeyen Binali Yıldırım’ın seçimi kazanamama endişesinden bahsederken “Bunun hesabı bugün sorulmazsa öbür dünyada sorulur” diyor.

AKP’nin “bütün seçim sandıklarına doğrudan doğruya müdahale edebilecek bir güce sahip” olduğuna, “sandık listelerine hayali seçmenlerin yazıldığına” curgu yapan Karamollaoğlu, seçmenleri oy kullanırken düşünmeye davet ediyor. Karamollaoğlu’na göre tabanını ve gençleri tatmin edemeyen AKP’nin oyları yüzde 30’lara düşmüş durumda. İnsanların, “Sen Müslümanım diyorsun, sonra İslam’ın emrettiği adaletten “İçerdeki çürümenin dışardan gelecek tehlikeden daha tahripkâr olduğunun” altını çiziyor.

Saadet Partisi’nin maddi destek sorununa özellikle değindi ve eskiden destek verenlerin bugün hiç ilgilenmediğini, destek istemek için yaptığı çağrıların boşa çıktığını söyleyen SP lideri, “Sıfıra sıfır, elde var sıfır” diye tanımlıyor durumlarını.
Manevi destek verenlerin, değişim isteyenlerin korktuklarını, korkutulduklarını söylüyor.

İşte Temel Karamollaoğlu ile yaptığımız sohbet:

- Binali Yıldırım Meclis Başkanlığı’ndan istifa etmiyor. Başka senaryolar da gündemde; aslında Cumhurbaşkanı’nın oğlunun yöneteceği, Belediye Meclisi’nde onun etkili olacağı vs .Bütün bu söylentileri nasıl değerlendiriyorsunuz ve Meclis Başkanlığı’ndan istifa etmezse ne olur?

Eğer kazanırsa tarihe çok ama çok çirkin bir davranış olarak geçecek. Zaten geçti bile. Şunu unutuyorlar; 70 sene, 80 önce yapılan hatalar bugün konuşuluyor. Hiçbir zaman konuşulmaz denen konular gündeme geliyor mu, geliyor. Yarın,  bugün yapılanlar da gündeme gelecek. Bizim inancımızda şu var:
Bunun hesabı bugün sorulmazsa öbür dünyada sorulur.
Hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Cenabıhak adildir. Siz haksızlık yaparsanız öbür dünyada karşılığını görürsünüz. İnanmayan için bunun hiçbir önemi yok. İnanan için, samimi olarak inanıyorsa bunun önemi var. Vatandaş bunu bilerek davranacak.

Bugün Binali Yıldırım haksızlık yapıyor, yanlış yapıyor. Kendisi elinde bulundurduğu mekanizmayı kaybetmek istemiyor.
Bunun iki gerekçesi var. Bir; seçilemezsem ne olacağım? Seçilemezsem Meclis Başkanlığı’ndan olacağım.  Şimdi bir defa emin değil. Bu tereddütle gidiyor seçime. Seçilmiş olsa bile, Başbakanlık yapmış biri olarak itibarından genel manada bir şeyin kaybolmasını arzu etmiyor. İtibar öyle bir hale geldi ki Türkiye’de, sadece makam ve mevki ile ölçülüyor. Bir insanın dürüstlüğü, çalışkanlığı, bir prensibi benimsemesinden dolayı yeri geldiği zaman her türlü fedakârlığı, hapis yatmayı bile göze alması; bunlar kayboldu gitti, yok! AK Parti’de bu prensiplerin hiçbirisi yok. 

“AK Parti Türkiye’de bir korku imparatorluğu oluşturdu, ama aslında kendisi korkuyor”

Yarın muhalefet olursak, başımıza gelen insanlara karşı biz ne deriz, diye endişe var, korku var. AK Parti Türkiye’de bir korku imparatorluğu oluşturdu. Ama aslında korku kendi zihninde yatıyor, kalbinde yatıyor. Korkuyor. Hesaba çekilmekten korkuyor. Öbür dünyayı bıraktı zaten. Ama bu dünyada da korkuyor “ben hesaba çekilmek istemiyorum” diye. Onun için bunun karşısına çok daha güçlü çıkılır. “Haksızlık, karşısında susan dilsiz şeytandır.” bu inancımızın bir gereği.

- Dolayısıyla Binali Yıldırım’ın istifa etmemesinin nedenini de buna bağlıyorsunuz.

Tabii, tabii. Başka ne için olabilir?

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korkusuyla mı yaptığını düşünüyorsunuz?

Tabii, çünkü yani şu anda AK Parti dediğiniz zaman, AK Parti diye bir parti kalmadı. Çünkü AK Parti iki kelimeden oluşuyor. Bir “adalet”, bir de “kalkınma.” Ne adalet, ne kalkınma var. Bizim anladığımız manada bir kalkınma yok. Onun için AK Parti demek artık Sayın Erdoğan demek. Tayyip Erdoğan, AK Parti mefhumunun üstünde bir insan artık.

“Gül ve Erdoğan’ın esli yol arkadaşları seslerini yükseltmeyerek hata yapıyorlar, korkuyorlar”

- “Birlikte yola çıktığı yoldaşlarının” diyelim, yani Milli Görüş kökenli olan politikacıların hemen hemen hiçbiri kalmadı. 

Kalmadı evet.

- Orta dönemde birlikte yürüdüğü arkadaşları ya da siyasetçiler de artık AK Parti’de değiller; bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? İkincisi, mesela Abdullah Gül şu anda çok sessiz, siyasete girmiyor. Neden sessizler?

Bence hata yapıyorlar. Yani şu an, bugün AK Parti’de artık yerleri olmayan, Tayyip Bey’in yola çıktıklarındaki arkadaşları, aslında şu anda seslerini yükseltmeleri icap eder. Yapılan yanlışlara “yanlış” demeleri icap eder. Ama endişeliler. Çünkü Tayyip Bey bu gibi konularda affetmiyor. Nasıl ki ‘kriz’ kelimesini çıkardı sözlükten, ‘af’ kelimesini de çıkardı. Yok. Affetmiyor. Sen benimle beraber aynı düşüncelere sahip değilsen, “hainsin” diyorlar. Hain dedikleri insanın da tepesine binip, nesi varsa her şeyini ortaya dökmek istiyorlar. Bundan dolayı da korkuyorlar. Başka türlü izah edemiyorum ben. Yani bugün, hakikaten Tayyip Erdoğan’la beraber yola çıkan ve artık onun gidişatının ülkeyi iyi bir noktaya götürmeyeceğini gören arkadaşları, seslerini çıkarmıyor. Halbuki çıkarmaya ihtiyaç var. Bakın adım adım geldik. Düne kadar bunlar söylenebiliyordu. Artık söylenemiyor. Konuşamıyorlar. Yani ben bunu geçmişte söylüyordum. Yani bundan üç sene önce, “Ya başkan bu iş böyle gitmez” diyenler, şimdi yeri geldi tekrar vazife aldılar. Olmaz. Siz yanlışı gördüğünüz yerde, söylemek mecburiyetindesiniz. Söylemezseniz, yarın başınıza bugün korktuğunuzdan daha büyük felaketler gelebilir, Allah saklasın. Sadece şahıslar değil, toplum böyle bir şeyle karşı karşıya.

“Tek parti döneminin ötesine geçildi”

- 16 yıldır geleneksel tabanınınız (Milli Görüş), ANAP’ın, DYP’nin tabanından da eklenerek AKP’ye gittiler. Bugün neden AKP seçmeni dönüp bu seçimlerde sizin adayınıza oy versin? Nasıl ikna edeceksiniz onları? Çünkü orada oluşturulmuş bir politika var ve tabanı bir şekilde konsolide ediyor Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Üzerine durduğumuz konu orada şu; toplum şu anda kendilerine yapılan hizmetleri görmezden gelmeyerek... Toplumun geldiği noktaya baktığımız zaman ihtiyaçlarının daha iyi karşılanması icap ediyor. Yani toplum bir defa “adalet “istiyor. Bunu AKP’liler de istiyor. AKP tabanına baktığınız zaman kendi manevi değerlerini muhafaza etmek, bugüne kadarki kazanımlarını hangi sahada olursa olsun, ister  eğitimde, ister sosyal hayatta olsun,  kendi değerlerini muhafaza etmek istiyor. Aynı zamanda da ekonomik yönden kendi ihtiyaçlarını başkasına muhtaç olmadan giderecek bir seviyeye gelmesini istiyor. Toplumda bu ihtiyaç herkes gibi AKP’lilerde de var. Bir olgu oluşturuyorlar “evet,  bunu başaramadılar ama yine de biz bu kadarına da razıyız “ noktasına getirmek istiyor AK Parti. Çünkü  başaramadığını biliyor. Sosyal adalette sınıfta kaldı. Adalette sınıfta kaldı. İnsanlara hürriyetlerini bahşediyorlar adeta. Hürriyeti temin etmek, insanların kendi fikirlerini, düşüncelerini söylemesi bu gibi konularda  sınıfta kaldı.

Tek partili yönetimin biraz daha  ötesine geçti. Devlet mekanizmasının tamamı AK Parti’nin olacak. Böyle bir anlayışla hareket ediyorlar. Oysa devlet  mekanizması iktidarda bulunanların fikirlerini beğenmeyenlerden de oluşabilmeli.

AKP neden oy kaybediyor? Kaybediyor, bunu son seçimde gördük. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 42 oy aldı. Gerisini MHP tamamladı. Şimdi bu yüzde 42, yüzde 30’lara doğru iniyor. Kaybediyor. Seçmeni tatmin edemiyor. Genç seçmeni tatmin edemiyor. Çünkü adalet hakikaten kayboldu. 

- “Tek parti yönetimi var” der misiniz şu an?

Var şu anda. 

- AK Parti’nin en fazla dile getirdiği, muhalefeti suçlarken kullandığı o dönemin uygulamaları. Siz bu dönemi daha mı kötü görüyorsunuz? 

Onun ötesine geçti, ama bir fark var. O dönemde inançlı kesime, hanımların başörtülü olanlarına  baskı vardı. Bu dönemde o yok. Eğitimde bir değişiklik yaptılar. İmam-hatip  okullarının sayıları artıyor ama buna rağmen, bunun dışındaki düşünceye, inanca  sahip olan insanlar, yaşantısı, fikirleri farklı olan insanlar  ülkenin yönetiminden dışlanıyor, dışlıyorlar.

“Müslümanım diyorsun, sonra İslam’ın emrettiği adaletten uzaklaşıyorsun, bu ne biçim iş”

- Yapılan araştırmalar giderek daha fazla gencin deizme kaydığını, muhafazakâr ailelerin çocuklarının giderek daha fazla dinden uzaklaştığını söylüyor. AK Parti’nin tabanında bir kısım da artık dindarlıktan uzaklaşıyor gibi durum ortaya çıktı. Başını açanların sayısı artmakta. Muhafazakâr, dindar, koyu dindar tabanda farklılaşma  mı var ?

AKP bir bakıma inançlı kesimin temsilciliğini üstlendiği için politikaları bu tabanı, gençleri  tatmin etmiyor artık. Çünkü insanlar sadece bir kelimeyle, yani şöyle anlatayım, bizim dinimizde zorlama yoktur... Kimse “ille de Müslüman olacaksın” diye zorlayamaz. Bu dinin temel kurallarından birisidir. Tarihe bakarsanız toplumları zorla  Müslüman yapmamışlar. İnsanlar Müslümanların güzel ahlakını gördükçe İslam’a yönelmişler. Şimdi bu ortadan kalkıyor. Yani siz toplumda baskı uygulamaya kalkarsanız  elbette dirençle, reaksiyonla karşılaşırsınız. Çünkü insanlar, gençler  diyor ki “ya sen Müslümanım diyorsun, e sonra İslam’ın emrettiği adaletten uzaklaşıyorsun, bu ne biçim iş. Müslümanım diyorsun kamu malına el uzatıyorsun. Müslümanım diyorsun israf aldı başını gidiyor, bu ne biçim Müslümanlık” diyor gençler de, herkes de. Yanlışlık burada. Türkiye’yi neredeyse 3-5 şehre toplayacaksınız geri kalana ne haliniz varsa görün diyeceksiniz. Olmaz.

Ne gelir dağılımında adalet var, ne de fikir hürriyetinde. Hükümet gibi düşünmeyenler, daha doğrusu artık  hükümet filan da kalktı ortadan... Sayın Cumhurbaşkanı gibi düşünmeyenler, hükümet kadrolarından da, üniversitelerden de, kamudan da, her yerden uzaklaştırıyorlar. Devlet kadroları için şunu anlarım elbette, bir bütünlük  olmalı. Ama sadece fikrini ifade eden insanlar, farklı fikirde olanlar elimine edilirse, işler ehline verilmezse, ehliyetsiz insanlar iş başına gelirse, senden başka olanın kafasına vurulduğu bir durum olur. Ehliyetsiz insanlar yönetimin  çekici olur. Darbe vururlar...

“16 yıl önce olmayan beka problemi bugün niye ortaya çıktı?”

- AK Parti’nin Afşin Belediye Başkanı  “Eğer biz seçilmezsek, işte diğer taraf sizleri kazığa oturtacak” dedi, ne dersiniz?

Siz bu denetimleri ortadan kaldırırsanız, iktidar bile aşağıda kimin hangi numaraları çevirdiğini bilmez. O zanneder ki benim dediğim istikamette işler yürüyor. Halbuki herkes burada benim payım ne olacak, diye kendi cebini  doldurmaya kalkar. Onun için kaos artar. Onun için yolsuzluk artar. Haksız kazanç artar. Şu anda böyle bir durumla karşı karşıya bu memleket. Yani biz aslında dışarıya karşı, işte durmadan Sayın Bahçeli “beka “ probleminden bahsediyor. 16 yıl önce olmayan beka problemi bugün niye ortaya çıktı? E sizin yaptığınız yanlışlardan ortaya çıktı. Durduk yere çıkmaz. Beka problemi diye bir problem varsa, içerdeki çürüme dışardan gelecek tehlikeden daha tahripkârdır.

- Herkes bir şekilde sosyal yardımlara bağlanmış, iş adamları ihalelere bağlanmış, esnaf TOKİ’ye bağlanmış, TOKİ krediye bağlanmış, deniyor; nasıl kırılacak bu zincir. 

Bu zincir dediğiniz gibi, kırmak zor da bu menfaatlerden yararlananlar bile rahatsızlar. Çünkü hiçbirisinin problemi çözülmüyor. Devamlı bir takıntı var, ellerinde tutmak için. “Sana şunu veririm ama bir yerden de ipini elimde tutarım” Bu insanları rahatsız ediyor. İnsanlar hakikaten kurtulmak istiyor. 

“İş çevrelerinde, esnafta, sendikalarda, bürokraside, her yerde korku var”

- Sizce AKP’ye oy veren seçmen alternatifi olmadığı için mi sizce vermeye devam ediyor? Yoksa bir sıkışmışlık, tıkanmışlık, bağımlı hale gelmişlik durumu mu var?

Bunların hepsinden bir parça var. Onu görmemiz lazım. Tek bir sebebe bağlamamamız lazım. Korku var. Ciddi bir korku var. “Ben farklı bir kanaat belirtirsem bundan zarar görürüm. Bana zarar verir, yakınlarıma zarar verirler, menfaatlerimi  yok ederler.”

Bir defa bu korku genel manada iş çevrelerinde , esnafta, bürokraside ,sendikalarda, çalışan kesimde, her yerde bu korku var. Ama bunu kırmazlarsa buradan kurtulmaları mümkün değil. Öbür taraftan da insanlara artık bıkkınlık gelmeye başladı. İşte bu bıkkınlık sandıkta “yeter artık” dedirttirebilecek gibi geliyor kısmen.

- Bugün mesela Saadet Partisi’ne Abdullah Gül dönseydi , Abdullah Gül’den bahsediyorum, çünkü sembolik bir isim haline geldiği için, onun gibi pek çok başka isim  dönseydi bugün çok daha güçlü bir hareket olurdunuz...

Evet tabii.

- Bunu niye sağlayamıyorsunuz? 

Haa, onu gidip onlara sormamız lazım. Bizim kapımız herkese açık. Biz aslında bugün, yani düne kadar AK Parti’nin  içinde olan birçok arkadaşın bizimle beraber olmasını, hatta işte milletvekili seçimlerinde de bizim listelerimizden aday olabileceklerini, bugün yeri geldiği zaman belediye başkanı adaylıklarını kendilerine teklif edilebileceğini… Biz bunların hepsini açıkça söylüyoruz. 

“Gül ve diğer arkadaşlar geç kalıyor; biraz daha gecikirlerse hiç konuşamayacaklar”


- Abdullah Gül’e mesela İstanbul Belediye Başkanlık teklif eder miydiniz?

Etmezdik. Yani şık olmazdı, onun için etmezdik. Çünkü biz kendisine Cumhurbaşkanı adayı olmasını teklif ettik. Ama o zaman bir  konsensüs olmadığı için, riskli olacağı için alenen çıkmadı . Arkadaşlar geç kalıyorlar. Bu arkadaşlar biraz daha geciktikleri takdirde, hiç konuşamayacaklar diye korkuyorum. Çünkü AK Parti’de yola beraber çıktılar. Ha onlar geçmişte Erbakan hocamızın icraatının bir kısmını belki tasvip etmediler. Belki, Erbakan hocamızın oluşturduğu hava, belli çevrelerde öyle bir intiba uyandırdı ki “Biz size hayat hakkı tanımayacağız” dedi bazı çevreler. 28 Şubat bu neticeden doğdu. 28 Şubat’ı yapanlar da bugün pişmanlar. Ama aynı şekilde 28 Şubat’ı yapanların bile, bize destek vermesi icap eder. Yanlışlıklarını görerek yapacaklar ama. Öyle sadece AK Parti’nin karşısında bir hareket olduğumuz için değil.

28 Şubat aktörlerine ‘SP’ye destek’ çağrısı

- Yani şöyle mi diyelim o zaman; askerler o dönemki…

Yargı organları, o dönemki STK temsilcileri, o dönemin etkili iş adamları.. Onların hepsinin aslında şu anda çıkar yolu bize destek vermekten geçiyor.

- Mesela İstanbul adayınız belli mi?

Hayır.

- Sürpriz bir isim olabilir mi?

Olabilir. Başlangıçtan beri şunun üzerinde durduk. Biz ille de teşkilat içinden bir aday çıkarma yolunda değiliz. Biz seçilebilecek bir aday arıyoruz. Tabii bu adayın bizim şartlarımıza, prensiplerimize uygun bir aday olması lazım. Herkesin kabul edebileceği, adil, dürüst, çalışkan olması, yememesi, yedirmemesi tabiri caizse.  Bu konularda ve herkesi kucaklayabilmesi.

- İstanbul’un birçok semtinde ya da ilçesinde Saadet Partisi’nin gücü etkili olabilir. Buralar için konuştunuz mu? CHP biraz daha düşük profilli bir aday çıkarsın, siz daha güçlü bir aday çıkarın diye? 

Yok. Öyle bir görüşmemiz yok. Ama biz herkese açığız. Bizim açık olmadığımız bir kesim yok. Çok ciddi bir sürpriz yapıp kimsenin beklemediği kadar yüksek oy alabiliriz.

- O kadar eminsiniz yani. Bunun nasıl bir matematiği var, nasıl olacak o sürpriz?

Türkiye’de ciddi bir değişikliğe ihtiyaç var. Zihinsel bir değişikliğe ihtiyaç var. Herkes bunu arıyor, ama ben size bu noktada iddialı olabilirim ,kimseyi küçümsemek için de söylemiyorum; sosyal demokrat anlayışa sahip tabanı da, milli değerlere önem veren milliyetçi geçinen tabanı da, Kürtlerde adaleti bekleyen seçmen tabanını  da, öbür tarafta sağda kendilerine göre artık başörtüsü vs. gibi konularda üzerimizdeki baskının olmayacağı bir ortamın oluşturulmasını arzu eden tabanı da ancak biz tatmin edebiliriz. Onun için bizim söylemlerimiz herkesle, her grupla bağdaşabilir,  ama bazen ayrı da olabilir.

Mesela geçenlerde bir grup arkadaşla konuşuyoruz. ‘Biz solcuyuz’ dediler. ‘Ben bunu yeniden tarif etsem olur mu’ dedim. Siz solcu değil belki sosyal demokratsınız gibi geliyor bana, dedim. Siz sosyal adalet arzu ediyorsunuz. Doğru, dediler. O zaman ben de size solcu demiyorum, sizi sosyal adalet arayan bir grup olarak ifade ediyorum, dedim. Doğru haklısınız, dediler. Siz Türkiye’de insanları solcu diye bir gruba ayırdığınız zaman insanların zihnine hemen daha eskiler, uygulanan baskılar,  başörtüsü yasakları, insanlara inançlarından dolayı tavır sergileyen insanlar anlaşılıyor. Hâlbuki sosyal demokrasi peşinde koşan insanlarla oturup konuştuğunuzda “bizim aslında böyle bir derdimiz yok. Biz adalet arayışı içindeyiz. Biz Türkiye’de adalet olsun istiyoruz. Herkese adil davranılsın istiyoruz “diyorlar. E tamam işte o zaman anlaştık! 

“İnançlı bir insan, bugünkü tabirle sosyal demokrattır”

- Şu anda Türkiye’nin gerçek sosyal demokrat partisi Saadet Partisidir mi diyorsunuz yani?

Ben bunu yanlış anlaşılmamak kaydıyla diyebilirim. Çünkü inançlı bir insan aslında bugünkü tabirle sosyal demokrattır. İnançlı bir insan herkese adil davranmayı kendi inancının bir gereği olarak görür. Özellikle ekonomik sahada. Ekonomik sahada adil paylaşım olmadan bizim inancımızın gereği yerine gelmez ki. Nedir o? Mesela asgari ücret açlık sınırındaysa, o ülkede adalet yok demektir. Sosyal adalet hiç yok demektir. Ama Türkiye’de sosyal demokrat gözüken iktidara geldi, hiçbir değişiklik yapmadı. Hiçbiri bu dengesizliği ortadan kaldıracak hiçbir adım atmadılar. Ama biz bunu olmazsa olmaz görüyoruz.  Asgari ücret deyince sanılıyor ki sadece asgari ücretle geçinen insanları kapsıyor. Hayır. Memur bugünkü şartlarda yoksulluk bir sınırının altında bir maaş alıyorsa o da mağdurdur. Emekli eğer yoksulluk sınırının altında bir maaş alıyor ve geçinemiyorsa o da mağdurdur. Esnaf da, çiftçi de eğer bir yıllık bir faaliyet neticesinde kendi geçimini sağlamaktan acizse veya sermayesini yemişse o da aynı şekilde mağdurdur. İşte biz bunun tamamını sosyal demokrasinin bir gereği olarak, sosyal adaletin bir gereği olarak öne çıkarmak istiyoruz. Sosyal demokrasi dediğiniz zaman da demokratik yaklaşımda herkesin fikir ve düşünce hürriyetinin sağlanması icap eder. Biz insanları zorla aynı düşünceye sahip, tabiri caizse at gözlüğü ile dünya meselelerini yorumlayan insan olarak görmüyoruz.

“Toplumu ayrıştırmak için büyük gayret harcıyorlar, bu güzel bir ahlak değil”

- Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

Kendimizi tanımlarken doğrudan doğruya biz “Milli Görüş’çüyüz” desek geçmişten kaynaklanan yanlış anlaşılmalar yüzünden tam anlaşılamayız. Bazıları bizi bağnaz bir topluluk olarak görmekte. Adalet; özgürlükleri ve hakları korumak için vardır. insanlara mesela devlette görev verilirken ehliyetlerine bakılarak görev verilmeli. Aile bağları veya etnik şartlarına göre görev verilmemelidir. İstişare olmazsa olmaz. Devlet yönetiminde bir kişinin vereceği karar istişare neticesinde verilmelidir. Kamu malına hangi şartlar altında olursa olsun kimse el uzatmamalıdır. Gerek şahsi menfaat temin edebilmek, gerekse israf anlamında. Topluma yön veren liderlerin yaşantısıdır. Kullandığı ifadelerdir. Bugün bakın özellikle iktidar partisinin başındakilere, iktidarı destekleyenlere bakın, toplumu ayrıştırmak için çok büyük bir gayret harcıyorlar. Bu güzel bir ahlak değil. Kendisi gibi olmayanı en ahlaksız, en kötü, millî değerlere sahip olmayan, şer ittifakı diye suçluyor. Nerden çıktı bu? Niye böyle konuşuyorsunuz? Bir lidere bu yakışmaz. Ha onlar doğru kabul ediyorlar kendilerini.

- Peki yine de üst bir başlık koyarsanız; inançlı muhafazakâr sosyal demokrat bir parti, der misiniz kendinize?

Hayır. Bunların tamamı zaman içinde birtakım yanlışlıkları düzeltmek için toplumun çıkardığı tabirlerdir. O tabirler bizim söylediğimizi yüzde yüz karşılamıyor. Millî Görüş tabiri onun için çıktı. Biz milli deyince ırkçılığa dayanan bir inanç anlayışı değil. Biz değerler manzumesine önem veriyoruz. Ekonomi ve siyasette değerler manzumesi. Biz buna Milli Görüş dedik. Ama Milli Görüş tabiri vatandaşta bu etkiyi meydana getirmiyor ne yazık ki .

- Tarihsel sürecinden dolayı...

Tabii. Ama bizim demin saydıklarımız milli ve manevi değerlere sahip çıkmak, ama aynı zamanda kalkınmayı da ihmal etmeden. Yani hem manevi yönden toplumun ahlaki değerlerini yükseltmek, hem de maddi ihtiyaçlarının tamamını en mükemmel şekilde karşılayacak bir ortam oluşturmak. Bizim söylediğimiz “Milli Görüş” budur.

İstanbul Belediye Başkanlığı için, toplumun seküler, Kemalist veya Ulusalcı tabanına hitap edecek, ama sizin geleneksel ve muhafazakâr tabanın da evet diyeceği bir isim mi çıkaracaksınız?

5-6 tane aday adayımız var. Yani bizim belediye başkanımız ayrıştırıcı olmayacak. Hizmet götürürken bir yere sen bana oy vermemiştin, gibi bir anlayışla konuya yaklaşmayacak, insanların tamamını kucaklayacak farklı görüş ve kanaatte olan insanlara daha sıcak bir yaklaşım içinde olacak, onların ihtiyaçlarıyla kendisine destek verenlerin ihtiyaçlarını aynı muameleye tabi tutacak, adaleti gözetecek. Ben buna bir isim koysam adayımız şöyle olacak diye, tek kelimeyle anlatmaya çalışsam herkes bir tarafından eğip bükmeye çalışabilirler. Ama anlayışı saydığım gibi olacak.

“Ağırlığı sosyal medyaya verdik, genç seçmene böyle ulaşmayı düşünüyoruz”

- Seçim çalışmalarının engellenmesinden muhalefet partisi endişeli. HDP’nin de gündeme getirdiği hayalet seçmenler, seçim, sandık güvenliği konusunda neler yapacaksınız? 

İki şeyi birbirinden ayırarak söyleyeyim. Ağırlığı biz sosyal medyaya verdik. Bununla ilgili arkadaşlarımız çok ciddi çalışma yapıyorlar. 35 yaş altı seçmene böyle ulaşmayı düşünüyoruz. Ben şahsen konferanslarla anlatıyorum. Şunu gördük. Bizim mesajlarımız yayılıyor, karşılık buluyor. Ekonomi en ciddi meselelerden şu anda. Sorunları tek tek anlatıyor çözüm öneriyoruz. Seçime kadar gitmediğimiz il kalmayacak.

“Olmayan seçmenler sandık listelerinde var”

- Seçim güvenliği konusu nasıl halledeceksiniz?

Ben şahsen AK Parti iktidara gelene kadar Türkiye’de en güvenilir seçim sistemi olduğunu kanaatindeyim. Üç bakan; Adalet, İçişleri, Ulaştırma bakanları seçim öncesi mutlaka değişir, buralara bağımsız isimler atanırdı. Sonradan bu iş değişti, kendi yakın adamlarını, müsteşarları atadılar. Seçime giderken şikâyet olduğu zaman adalet mekanizması tarafsız şekilde değerlendirsin diye yapılmıştı bu, kayboldu. Sandık kurullarında, seçim kurullarında bütün siyasi partiler etkin bir şekilde temsil ediliyordu, bunu da kaldırdılar. Şu anda devlet tayin ediyor.

Devlet demek AK Parti demek şu anda. AK Parti bütün seçim sandıklarına doğrudan doğruya müdahale edebilecek bir güce sahip. Hâkimler hükümet yetkililerin gözünün içine bakarak hüküm verirse, adalet olmaz o ülkede. Âlimler de hükümetin yanlışlarına bir kılıf bulmaya kalkarlarsa orada da huzur ve barış olmaz. Biz adalet mekanizmasında hâkimlerin etki altına alınmalarına şahit oluyoruz maalesef. Çıkmaması icap eden kararlar çıkıyor. Şu anda da  doğrudur bizim arkadaşlar da bakıyorlar. Olmayan seçmenler sandık listelerinde var. 

- Peki ne yapabilirsiniz? 

Her parti sandık listelerini baştan sona kadar incelemek ve buldukları hataları da seçim kurullarına iletmek mecburiyetinde. AK Parti’nin bu durum umurunda değil, onu söyleyeyim, çünkü bu bilerek yapılan bir işlem.

Şu anda Türkiye demokratik prensipleri benimsemiş bir ülke. Demokrasi ve mekanizmaları içinde bu sorunları çözmeye çalışacağız. Nasıl çözeceksiniz, hadi ayaklanalım, basalım, hadlerini bildirelim diyemezsiniz. Ama Kılıçdaroğlu ve diğer partilerin yaptığı açıklamalar bu durumla ilgili tarihte bir vesika olarak kalacak. 

“AK Parti’nin uluslararası kavgalarını da, dostluklarını da suni buluyorum”

- Mesela Amerika’nın Suriye’den çekiliyor olması Fırat’ın doğusuna operasyonun tam da seçim öncesine denk gelmesi, bunların hepsini Amerika’yla danışıklı dövüş diye mi görüyorsunuz?

Yani ister istemez insanda bu kanaat doğuyor. Doğmuyor mu? Yani seçim haline girerken biz dışardaki birileriyle, stratejik müttefik kabul ettiğimiz birileriyle kavgalı hale geliyoruz. Ben bunu samimi bulmuyorum.  bugün AK Parti uluslararası bir konjonktürde oynuyor. Ben kavgalarını da, dostluklarını da suni buluyorum, maalesef.

- Şu anda Amerika’yla kavgalı gibi görünüp, kendi tabanını konsolide ediyor, diyebilir miyiz?

O intiba doğuyor herkeste. Bende doğuyor o intiba. 

- Sloganınız ne olacak...

En genel manada sloganımızı söyledik: “Çare var.”


- “Çalmadan çalışacaklar da var galiba?

Evet o da var. Seçim sloganlarımızı 27’sinde açıklayacağız inşallah.

Türkiye’de seçmeni Türk seçmen, Kürt seçmen bilmem Alevi seçmen, Sünni seçmen diye ayırmayı doğru bulmuyoruz. Biz, herkesin kendi inançları doğrultusunda, adaletin olduğu, fikir ve düşünce hürriyetinin kâmil manada sağlandığı bir ülkede yaşayabilecek ortamı oluşturmayı vadediyoruz.

- Şimdi bitirelim. Ama şöyle bitirelim istiyorum; bugün için bir manşet atacak olsanız, bu seçimler köprüden önce son çıkış mı dersiniz; bu seçimler bir referandum niteliği mi taşıyor dersiniz?  Bu seçim sadece bir yerel seçim midir? Siz manşetinizi atın.

Son çıkış, ifadesini doğru bulmam çünkü her zaman bir ümit olmalı. Ancak bu seçimler, hakikaten bir referandum mahiyetinde olacak. Hükümetin toplumu yönlendirmek için başvurduğu yolların artık para etmediğini, etkili olmadığını milletimiz bu seçimde göstermeli. Lütfen neden bir tercihte bulunduğunuzu iyi düşünerek tercihinizi yapın. Yoksa hissiyatla, eskiden beri şu istikamette oy verdik, dedemizden beri, biz şimdi de öyle oy vereceğiz. Öyle oy verirseniz bugün şartların hiçbirisi değişmez. Şirin Payzin/T24