Röportaj Seyyid Sinan Boztepe: “Ali’siz Alevilik” faaliyetler yürütülüyor



ID:40243
Yayınlanma:
06 Şub 19

Vatikan’ın Alevi projesi mi var? İran’ın Alevileri Şiileştirme dosyası gerçek mi? Ayetullah Sistani Aleviler için ne dedi? Ali’siz Alevilik akımının arkasında kimler var? Bu hükumet sorunları çözmede samimi mi? Aleviler cenazelerini nasıl kaldırıyor?

Türkiye’nin ileri gelen Alevi kanaat önderlerinden, Çerkezköy Ehlibeyt Dergahı Başkanı ve Dedesi “Seyit Sinan Boztepe” ile Aleviler ve gündeme dair çok önemli açıklamalarda bulundu.

Bir Alevi kanaat önderi olarak “Aleviliği” nasıl tanımlıyorsunuz. Alevilik nedir, Alevi kimdir?

– Alevi, yani İmam Ali’nin takipçisi. Şu halde İmam Ali üzerinden bir tanım yapmak zorundayız. İmam Ali; ittifak edilen rivayetlere göre Kâbe’de dünyaya gelmiş, mihrapta şehit edilmiştir. İmam’ın hayatı Kâbe ile mihrap arasında geçmiştir. Aleviliğin tanımını da böyle yapmalıyız. Alevilik Kâbe ile mihrap arasında bir inançtır.

 Çalışmalarınız ve hizmetleriniz hakkında biraz açıklama yapar mısınız?

– Trakya’da 2006 yılında derneğimiz kuruldu ve hizmete başladı. 2010 yılında dergahımızın temelini attık. 2015 yılına kadar inşaatle meşgul olduk. Son üç yıldır hizmet vermekteyiz.
Trakya’da, hatta Türkiye’de örnek olacak bir dergah yapmış olduk. Günlük namazların kılındığı, Cuma namazlarının kılındığı, Alevi örf ve adetlerinin yerine getirildiği, Perşembe Cem muhabbetlerinin icra edildiği, Muharrem programlarının yapıldığı, Ramazan ayında iftarların verildiği bir örnek dergah olduk.
içerisinde aş evi ve misafirhanesi olan bir yapı. Elbette sadece Alevilere değil tüm Müslümanlara kapımız açıktır ve hizmet etmektedir. Yaz aylarında çocuklara ve büyüklere Kuran kursumuz var.
Bu anlamda büyük bir boşluğu doldurduğunuza inanıyorum. Uzun yıllardır Alevi’nin Kuran’ı tanımadığı, hatta kabul etmediği iftiralarına da bu yolla cevap vermiş oluyoruz.

Ülkemizde İmam Ali’siz Aleviliğin karşılığı var mı?

– Maalesef üzülerek belirtmeliyim ki Türkiye’de de “Ali’siz Aleviliğin” karşılığı var. Buna yönelik değişik dernek ve kurumlar son dönemde çalışmalarını çoğalttı. Kendi fikirlerine uygun cem evleri yapmaya başladılar.
Özellikle gençlere yönelik temelinde ateizmin olduğu “Ali’siz Alevilik” faaliyeteler yürütülüyor. Üzülerek izliyoruz ve bunlara karşı mücadele de veriyoruz.

Ateizme kayan Aleviler var mı?

– Maalesef var! iddia değil gerçek. yıllardır Avrupa’da başlamış durumda. Özellikle ilk Ali’siz Alevilik iddiasında bulunan dernekler Almanya’da kuruldu. İddialar ve yazılan çizilenlere baktığımızda olayın arkasında Alman devletinin elini görmek mümkün.
Hatta daha büyük bir gerçeği söyleyeyim bu faaliyetlerin arkasında “Vatikan” bile var. Özellikle Avrupa’da ilk “Ali’siz Alevilik” iddiasında bulunan dernekler kültürel yardımlar adı altında finansa edildiler. Bunların eliyle cemevleri açtılar.
Allah’ın inkar edildiği, Peygamberin ve İslam dininin reddedildiği, 12 İmamların reddedildiği, tamamıyla temelinde Şamanizmin, Zerdüştlüğün barındırıldığı, hatta çeşitli yerlerde Hıristiyanlığın ve Müsavilğin de işin içine girdiği Oryantal bir inanç oluşturuldu Avrupa’da.
Bu faaliyetler daha sonra tüm ülkelere yayıldı. Önümüzde bir Avustralya örneği var. Bu guruplar, Avustralya’da devlete Aleviliğin ayrı bir din olduğunu kabul ettirdiler. Bu ülkede Alevi İslami dernekler ise ötekileştirildi. Özellikle Alevi gençler bu tuzağa düşmemeliler. Zaten biraz araştırsalar, Aleviliğin böyle uyduruk inançlardan uzak, kökleri 14 asır önceden gelen büyük ve asil bir temele sahip olduğunu anlarlar.

Sayın dedem, Aleviler içerisinde İmamların türbesini ziyaret kültürünü yeterli görüyor musunuz, değilse niçin?

– Maalesef yeterli değil. Türkiye’de bu konuda istenilen seviyeye hala ulaşamadık. Ama eskiye nazaran bir ivme kazandı. Örneğin geçen yıl İmam Hüseyin’in Erbain ziyaretine takriben 10 bin kişi katıldığı söyleniyor. İllaki bunların bir kısmı da aynı zamanda ziyaret mazlumu olan Alevi canlardır.
Elbette 20 milyon Alevi’nin yaşadığı bir ülkede bu çok düşük bir rakam. Bu konuda biz de suçluyuz. Çünkü Alevilere Alevilikleri unutturuldu. Haremlerden koparıldılar. Bu şekilde inançlarından da uzaklaştırıldılar. Hepimiz bu taşın altına elimizi koymamız lazım. Alevileri inancın merkezi olan Mukaddes Haremlere ziyarete teşvik etmemiz lazım. Ama sayı şu an için istenile düzeyde değil.

Türkiye’de Alevi toplumunun sorunları var mı, varsa nelerdir?

– Çeşitli programlarla Alevlerin sorunları dile getiriliyor. Aleviler için en büyük sorun Cem Evleriymiş gibi gösteriliyor. Ben bu düşünceye katılmıyorum. Alevilerin en büyük sorunu ilimsizlik. İlmi olmayan bir gençlik ve toplum Aleviliği nere götürebilir ki!
Binaların yapılması Alevilerin sorunlarını çözmeyecek. Bunları devlet tarafında kabulü de çözemeyecek. O binaların elektrik ve sularının devlet tarafından ödenmesi Alevilerin sorunlarını çözecek mi?
Şu halde Alevilerin en büyük sorunu onların Ehlibeyt ilminden kopuk yaşamalarıdır. bunun için yetkin din alimlerinin yetişmesi lazım. Bunların Alevi kurumlarında görev almaları lazım. Ama maalesef Türkiye’de buna yönelik bir faaliyet yok.

Türkiye’de Alevi dede ve alimelerinin yetişeceği bir okul, fakülte, merkez yok mu?

– Yok! Bir Alevi medrese ve okulunun olmasını hepimiz arzu ediyoruz. Türkiye’de bir Alevi gencinin okuyacağı dini okullar olmadığında yurt dışına gitmek zorunda.
Önceden en çok Şam medreselerine gidiyorlardı. Şimdi genelde Irak’ın Necef veya İran’ın Kum medreselerine gidip okuyorlar. Oysa biz bu sorunun çözümünün Necef veya Kum’un Türkiye’de açılmasında olduğuna inanıyoruz. Yani Türkiye’de Alevilerin, dini alimlerini, dedelerini yetiştirecekleri bir medreselerinin olmasını istiyoruz. Bilgisizliğin yok edileceği yegane yerler, okullardır.

Alevi dedelerimizi ilmi açıdan yeterli görmüyor musunuz?

– Kendim de bir Alevi dedesi olarak buna açık sözlülükle cevap vereyim.
Alevi tarihinde Çaldıran savaşı önemli bir kırılma noktasıdır. Çaldıran savaşına kadar Aleviler Erdebil’e, yani Seyit Safiuddin’in Erdebil tekkesine gitmekteydiler. Orada medrese eğitimini tamamlayan Alevi dedeleri köylerine ve şehirlerine dönerek alimlik görevlerini yapmaktaydılar. Bu konuda elimizde yeterli belge de var.
Ama çaldıran savaşında sonra Alevilerin yenilmesiyle Anadoluda Alevilerin önüne büyük bir set çekildi. Alevilere ait Anadolu’daki dergah ve tekkeler de ya kapandı veya pasifize edildi. İçindeki eğitime engel konuldu, alimlerimiz ve dedelerimiz sürgüne gönderildi. Bunlar bir iddia değil Osmanlı arşivlerinde de bulunan belgeli gerçekler.
İşte bu yüzde Alevi dedelerimiz de Ehlibeyt sevgisini saf ve temiz kalplarinde yaşatmayı başardılar ama ilmi açıdan yetersiz kaldılar. Bunu zaten dedelerimizin kendisi söylemekteler.

Şii-Alevi aynı anlama mı geliyor. Aralarında fark var mı?

– Özellikle Ali’siz Aleviler dediğimiz, İslamdan Alevileri koparmak için faaliyet gösterenlerin dillendirdiği bir konu bu. Osmanlı döneminde yaşayan Şair Agahi buna gözel cevap vermiş:
“Agahiyem Aleviyem, Mezhebin Şia Kızılbaşım ben” Aleviler aynı zamanda Şiidir yani taraftardır. Şiiler aynı zamanda Alevidir yani İmam Ali takipçisidir.
Dünyadaki Ehlibeyt metebine mensup olanlardan Alevileri koparmak için Şia ve Alevilerin ayrı olduğunu söylüyorlar. Bir de “Biz Anadolu Alevisiyiz” diye bir söz var. Alevinin Anadolu’su, Irak’ı, Şam’ı, İran’ı olmaz. Alevi her yerde Alevidir. Yani İmam Ali’nin taraftarı her yerde aynıdır, değişmez.
Zaten son 350 yıl önceye kadar Anadolu’da yaşayanlara Alevi’den çok Şii tabiri kullanılıyordu. Eski mecmua ve kayıtlardan da bu böyle geçiyor. Osmanlı döneminde özellikle Şiiler de dahil hepsine Alevi denildi. Alevi normalde Hz. Ali soyundan gelen seyyitler için kullanılan bir tabirdi.

Burada bir kelime oyunu var. Alevileri büyük Ehlibeyt ailesinden soğutmak ve uzaklaştırmak için bu kullanılıyor. Ama gençler son dönemlerdeki araştırmalarıyla bu oyunu kırmaya başladılar. Özellikle de Ehlibeytin ziyaret yerlerinde dünyanın dört bir köşesinden gelen Ehlibeyt taraftarlarıyla da tanışmaya başladılar. Bu son ve kesin sözümüz olsun ki “Alevilerin hepsi Şii, Şiilerin hepsi de Alevidir”

Mevcut hükumetin Alevilerin sorunlarını çözmede samimi olduklarına inanıyor musunuz, hükumetten beklentiniz nelerdir?

– Türkiye’deki siyasi partilerin Alevilerin sorunlarını çözme noktasında siyasi bir bakışa sahip olduklarına inanıyorum. Siyasiler hep kendi pencerelerinden olaya bakıyorlar. Alevi sorununu ya siyasi parti lobilerinde veya diyanet çatısı altında çözmeye çalışıyorlar.
Bu hükumet döneminde birçok Alevi Çalıştayı yapıldı. Bir oturumuna kendim de katıldım. Orada hükumetten mektep adına isteklerde de bulunmuştuk. En büyük talebimiz de, bir Alevi okulu ve medresesinin kurulmasını istemiştik. Ama bir sonuca ulaşamadık.
Şahsen siyasiler olaya samimi ve Alevilerin açısında bakarlarsa birçok sorunun çözüleceğine inanıyorum. Alevilik bir siyasi sorun değil ki siyasi başış açısıyla çözülsün. Alevilik bir itikati meseledir. İtikadi bir konuyu siyasiler nasıl çözecek o da ayrı bir konu. Siyasilerin bu konuda bir dosyaları olduğuna da inanmıyorum.

Türkiye’de 20 milyon Alevi olduğu doğru mu? Alevi kurumlarının uyumlu çalıştığına inanıyor musunuz?

– Türkiye’de 20 milyon Alevi nüfus, yaygın bir söz. Ama Türkiye’de kendine Aleviyim diyen, Trakya’da Bektaşiyim diyen, Kars Iğdır’da Caferiyim diyen, Mersin Hatay’a indikçe Arap Alevisiyim diyenlerin 15 milyon civarında olduğuna inanıyorum. Ayrıca yaklaşık 3 milyon Alevi de yurt dışında yaşıyor. Elbette bunların ne kadarı Aleviliklerini yaşayabiliyor, bu tartışılır bir konu.

İran’ın Alevileri Şiileştirme projesi var mı?

-Böyle bir şeye asla inanmıyorum. Aleviler zaten Şiidir. Alevi zaten İmam Ali’nin taraftarıdır,yani Şiidir. Alevi daha nasıl taraftar edilebilir ki bunu İran yapmaya çalışsın. Bu “İran Alevileri Alevileştirmek istiyor” anlamına geliyor ki gülünçtür.
İran devleti başka bir dinde olsa örneğin Hristiyan olsa, şu akla gelebilir; acaba Hristiyan bir devlet, misyonerleri ile Türkiye’deki Müslüman Alevileri Hristiyan mı etmek istiyor?
İran’la bir defa bizim gönül bağımız var. En büyük sebebi sekizinci İmamımız İmam Rıza alyehisselamın mübarek kabri şerifleri mukaddes Meşhet şehrindedir. Kız kardeşi Kum şehrindedir. İran’da binlerce İmamzade Seyyid türbeleri mevcuttur. Bunlar bizim İran’la gönül bağlarımızdır, Horasan’la gönül bağlarımızdır.
“İran Türkiye’deki Alevileri Şiileştirmek istiyor” sözü büyük bir oyun. Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. İran’ın bir kere bizim üzerimizde bir baskı, dayatma yapması söz konusu olamaz.
Bu iddianın altında Avrupa’daki “Ali’siz Aleviler” var. Onların da derdi başka. Hatta onların ağa babalarından biri “Cennetin yolu İran’dan geçse, sorarım başka yol var mı, alttan üsten yol var mı?” diyordu. Bunu söyleyen şahsın da bir CIA ajanı olduğunu bilmeyen kalmadı.
yani işin altında Şialık da söz konusu değil. Uluslararası bir üst akıl bunu yapıyor. Hatta emperyal güçlerin ve Siyonistlerin borazanını öttürenlerin en büyük sözü budur. İran Alevileri Şiileştiriyor diyorlar. Biz de onlara “Şii olan Alevi daha başka nasıl Şii olabilir?” diyoruz.

 Bu korkunun temeli nereye dayanıyor?

– İran’da gerçekleşen İslam İnkılabı devrimine dayanıyor. 1979 yılında gerçekleşen İran devrimi, İslam karşıtı uluslararası örgütleri harekete geçirdi. Anadolu’da yaşayan Alevilerin bu devrimden etkilenmemesi, mektepten uzak kalmaları, bilgisiz kalmaları için bu söz geliştirildi ve ortaya atıldı.

Muharrem ayı denildiğine ilk Alevi toplumu akla gelir. Sayın dedem Alevilerin muharrem etkinliklerini yeterli görüyor musunuz?

Görmüyorum tabi ki! Nedeni de bilgisizlik. Alevi canlarımızın acilen 12 imamla sözde değil özde tanışması lazım. İmam Hüseyin’in o büyük kıyamını ve musibetini bilen, hakkıyla okuyan, anlayan bir Alevinin bu meclislerden uzak kalması mümkün değil.
İlmi olarak donanmış bir Alevi toplumu her açıdan toplumda üst seviyelere gelecektir. Bunun da zamanla aşılacağına inanıyorum. Son dönemlerde gözle görülür bir ilerleme var elhamdulillah.

Türkiye’de Ehli Sünnet kardeşlerimizle Alevileri karşı karşıya getirmek isteyenler olduğunu hissediyoruz. Vahdet için mücadele eden bir Seyyidimiz olarak, buna katılır mısınız?

– Biz, Ehli Sünnet’le karşı karşıya getirildiğimiz günlerin tecrübesini vaktiyle yaşamış bir toplumuz. 80 darbesi öncesi ve sonrası Maraş’da, Çorum’da, Sivas’da, Malatya’da bu oyunlara çok teşebbüs edildi.
Fakat Anadolu’da yaşayan hem Alevilerin hem Sünnilerin bir ortak özelliği var. Kardeşlik bağlarını rahatlıkla yeniden onarabiliyorlar, sağduyulu davrananlarımız çok. Bu yüzden şer odakları bu bölge fitnelerini ülkenin geneline yaymaya muvaffak olamıyorlar.
Elbette burada bize de görev düşüyor. Ehli Sünneti sadece dilde değil özümüzde de kardeş olarak görmeli ve böyle ilan etmeliyiz. Aynı şekilde Ehli Sünnet de Aleviyi sadece dilde değil kalben de kardeş olarak görmeli bunu da ilan etmelidir.
Tabi ki şunu bilmek lazım, emperyalizmin oyunları bitmez. Onlar bu olayları kaşımak için elinden geleni yapacak, yani şeytan şeytanlığını yapacak. Biz Rahmani saftayız ve kardeşliği bozacak hiçbir meselenin içine girmedik ve girmeyeceğiz.

Bir şey eklemek ister misiniz?

-Buradan Alevi kardeşlerime bir çağrı yapmak istiyorum. Allah için yüzlerini Kuran’a ve Ehlibeyt’e dönsünler. Üçüncü bir yolu söyleyenlerin arkasında değişik güçler olduğunu bilsinler. Bu işin üçüncü şıkkı yok. Kuran ve Ehlibeyt yani “Sakaleyn” Peygamberimizin bize emanetidir. Bunu öğrenmenin yolu da araştırmak, okumak ve İmamlarımızın mukaddes türbelerini ziyaret etmekten geçer.
Ayetullah Sistani‘nin Necef ziyaretinde kabul ettiği Alevi dedelerimize bu konuda çok mükemmel bir sözü var. Seyyidimiz buyuruyor “Siz Aleviler İmam Ali türbesinin güvercinleriydiniz. Uçurdular sizi buralardan. Artık geri dönme vaktiniz gelmedi mi?” Yani haremleri ziyret etmek, yüz sürmek vakti çokta geldi de geçti bile.
Özellikle Avrupa’da Türkiye’ye ihraç edilmek istenen “Ali’siz Alevilik” illetinden ellerinden geldiği kadar gençlerini uzak tutsunlar.
Bilmiyorum Alevi canlar farkında oldu mu? Geçenlerde Hacı Bektaş ilçesinde yaklaşık 250 değişik Alevi kurulundan oluşturulan bir platform bir deklarasyon yayınladılar. Açıkça ilan ettiler ki; “Dinimiz İslam değil, Kitabımız Kuran değil, hiçbir dine mensup değiliz. Ehlibeyt ile de sadece mazlum oldukları için bir bağımız var. Yoksa Ehlibeyt ile de hiçbir bağımız yoktur”

Bir kısım Cemevlerimizde cenaze namazı kaldırıldı. Alevi cenazeleri öylesine gömülüyor. Herhangi bir ayet yok, namaz yok. Cenazelerini bu Cem evlerine götüren kaç Alevi bundan haberdar? Kala kala elimizde bir cenaze namazı kalmıştı. Bu imansızlar ona da el attılar. Alevi doğ, Alevi yaşa, gider ayak da dinsizlik gemisine bindirilerek gönder, bu çok utanç verici bir durum.
Büyüklerimizden köylerimizde bunu hep duyardık “Allah rahmet etsin! Ruhu şad olsun, Ehlibeyt şefaat eylesin! Kabri cennetten bir bahçe olsun, mezarı nur olsun, İmam Zaman elinden tutsun” denilirdi.

Bunların yerini Ali’siz Alevilerin ihraç ettiği kelimeler tutmaya başladı. Sosyal medyada belki çok duyarsınız “Devri daim olsun” “Toprağı bol olsun” falan diyorlar.
Önceki saf kültürümüzde Ahiret inancı var, Allah Peygamber Ehlibeyt inancı var. ikincilerde ise Hurufilik, reankarnasyon, Zerdüştlük inançları var. Toprağın bol zaten, bırakın rahmet olsun, bağışlanma olsun. Eskiden batıl inançlarda insanları değerli eşyalarıyla gömüldüğünden mezarı çok derin kazılıyor, her cenaze defnine gelen yanında toprak da getirip mezara döküyormuş. Hırsızlar kazıp eşyaları almasın diye. Bu İslam öncesi dinlerden kalma bir söz.

Eskiden, Resulullah efendimizin vefatı, İmam Ali’nin onu gusletmesi, kefenlemesi, namazını kılması ve odasının bir köşesine defnetmesi, hep büyüklerimiz tarafından anlatıla gelmiştir.
Maalesef bazı cemevlerinde cenaze namazı yasaklandı. Yerine tabut öne indiriliyor. İnsanlar çember şeklinde etrafına toplanıyor ve saz çalınıyor.
İşte burada en büyük eksiklik Alevi canlarda, cenaze sahiplerinde. Önlerine gelen bu yeni icatları sorgulamaları lazım. İtiraz etmeleri lazım. Yoksa gençlerinize bırakacağınız hiçbir itikatları kalmayacak.
 

Kaynak:shafaqna.com