Düşünce ve Alıntı Yazılar Patlıcandan Davos’a bir adaletsizlik seremonisi / Mühdan Sağlam



ID:40330
Yayınlanma:
08 Şub 19

Küresel gelir adaletsizliği 2018’de en yüksek düzeyine ulaştı. 2018’de dünyanın “en zengin yüzde bir”i servetine servet kattı, en yoksul 3.5 milyar insan daha da yoksullaştı. Durum öyle korkutucu hale geldik ki Davos Zirvesi konuyu görmezden gelemedi.

Türkiye gündemi ekonomik krizin patlıcan bibere yansımasını konuşurken alt gelirlerin bulunduğu semtlerde bu “lüks tüketim ürünlerinin” manav raflarında görülmeyeceği müjdelendi. “Ben zaten patlıcanı sevmem, hem kışın patlıcan mı olurmuş!” diye kendini avutanlara ıspanak ve pırasa, fiyat etiketiyle meydan okuyor.

Bütçeniz yeterken bir sebzeyi almıyorsanız bu tercihinizdir, ancak yoksulluksa boynunuzu büken, öncelikle bu dert sadece sizin başınızda değil. Aniden patlıcana dönük gelen kötüleme, bibere yönelik hınca bürünme, etten habersizlik belirtilerinize karışırsa, ekonomik krizdesiniz! Üstelik bu salgından sadece siz değil toplumun yüzde 90’ı muzdarip. Nedeni doğa ya da virüs değil. Hükümetler ve onların yanlış politikaları. Üstelik bu politikalar yalnızca Türkiye ile sınırlı değil. Bazıları patlıcana doyarken diğerlerinin sadece onu seyretmesi küresel bir sorun. Küresel adaletsizlik dünya genelinde yankı bulan konular arasında. Son olarak konu kapitalizmin en önemli zirvelerinden Davos’ta da gündemdeydi. 

DAVOS’UN GÜNDEMİ: NEREDEN ÇIKTI BU YOKSULLUK?

110 ülkeden 3 binden fazla iş insanın katıldığı, 350 panelin yapıldığı Davos Zirvesi’nin bu yılki konusu Küreselleşme 4: Dördüncü sanayi devrimi çağında küresel yapıyı şekillendirmekti. Dünya Ekonomik Forumu, zirve başlamadan bazı önemli raporlar yayınladı. Bunlardan biri de “Küresel Riskler Raporu”ydu.

Rapor küresel sistemde ekonominin gidişatına etki eden jeopolitik, jeoekonomik pek çok faktöre yer veriyor, ancak bu başlık içinde en dikkat çekeni küresel gelir adaletsizliğinin alarm verici boyutlara ulaşması. Konuyu detaylı biçimde ele alan Oxfam Küresel Eşitsizlik Raporuna göre dünyadaki en zengin yüzde bir, 2018’de yıllık servetini yüzde 12 ya da günlük 2.5 milyar dolar artırırken, en yoksul 3.5 milyar insanın gelirlerinde yüzde 11’lik düşük yaşandı. Ayrıca dünyanın en zengin yüzde bir’i küresel olarak üretilen servetin yüzde 84’ünü elinde tutuyor. Geriye kalan yüzde 16’nın çok küçük bir kısmı, 6 milyar insanca bölüşülüyor.

GELİŞMİŞ VE YÜKSELEN EKONOMİLERİN ADALETSİZ BÜYÜMESİ

Küresel gelir adaletsizliğinde bazı ülkeler giderlerinde daha dikkat çekiyor. Gelir adaletsizliğinin en çok yoğunlaştığı ülkeler, ABD ile Kanada ve yükselen ekonomiler Rusya, Çin ve Hindistan. Örneğin ABD ile Kanada’da 1980’de en zengin yüzde 10, toplam servetin yüzde 34’ünü alırken bu oran bugün yüzde 50 düzeyinde. Yükselen ekonomiler kategorisinde en çarpıcı veri Hindistan’a ait. Hindistan’da en zengin yüzde 10, 1980’de toplam servetin yüzde 34’ünü alırken bu oran bugün yüzde 56-60 bandında.

Batı Avrupa’ya mercek tutulduğunda durum biraz farklılaşıyor. Oxfam Raporu’na göre Batı Avrupa’da en tepedeki grup, 1980’de ulusal servetin yüzde 10’nu alırken 2016’da bu oran yüzde 11’e çıkmış. Avrupa’daki bu tablonun nedeni eğitim, sağlık ve vergi gibi konularda alt ve orta sınıfların haklarının gözetilmesi. Fransa’da Emmanuel Macron’un iktidara gelir gelmez servet vergisini sıfırlaması ve toplumsal olarak buna gösterilen tepki de Avrupa’da yerleşmiş bu ekonomi politikalarıyla ilişkili.

ADALETSİZLİK VE ÖZEL MÜLKİYET

Küreselleşmenin en fazla avantaj sağladığı alan, sermayenin serbest dolaşımı. Bu aynı zamanda neoliberal reçetenin özelleştirme politikalarıyla da kol kola giden bir süreç. Küresel gelir adaletsizliği ile özel mülkiyet arasındaki ilişki de raporda irdeleniyor. Rapora göre özel mülkiyetin artışı ile toplumsal eşitsizlik arasında doğru orantı var. Örneğin 1970’lerde kamu mülkiyetinin baskın olduğu toplumlarda refah uçurumu daha düşük. Özelleştirme politikası, verimlilik, rekabetçi koşuların artırılması ve hizmet kalitesindeki artışla ilişkilendiriliyor. Ancak bu politika, özel mülkiyetin sadece toplumsal değil küresel olarak yaygınlaşmasının da zemini. Örneğin yükselen ekonomiler olarak ele alınan Rusya, Çin ve Hindistan aynı zamanda bir dizi özelleştirme programını hayata geçirmiş ülkeler. Söz konusu ülkelerin gelir adaletsizliği ve sınıflar arası gelir uçurumunda listenin başında olmalarında ise hiç kuşkusuz, değeri kendinden menkul özelleştirme ve özel mülkiyet politikalarının etkisi var. 

Neoliberalizm ve küreselleşmenin topyekûn bir sarmaşık gibi yayılması, Dünya Ekonomik Forumu’nda bile “neden böyle oldu?” sorgulamasını tetikledi. Ancak gerçekleştirilen yüzlerce panelden yalnızca biri, devletin, zenginlere karşı sosyalist, yoksullara karşı bireyci ve kaderine terk etmeci yaklaşımını ele aldı. Devletin bu ikircikli tavrının en bariz alanı vergi politikaları. Örneğin dünyadaki en zengin yüzde bir, yalnızca 0.5 oranında ekstra vergi ödüyor.

Vergi konusunda şu veri daha açıklayıcı olacaktır. Dünya üzerinde her beş liralık vergi içinde zenginlerin ödediği servet vergisinin karşılığı yalnızca 25 kuruş(Bir dolarda 4 cent). ABD, Rusya, Çin ve birçok ülke, yüksek gelir gruplarına dönük yüksek vergi politikası konusunda sağıra yatıyor. Oysa devletin en önemli hedefi, yoksul ve orta gelirli bireylerin ekonomik, sosyal, eğitim, sağlık, çalışma, sosyal güvence gibi alanlarda korunmasını sağlamak. En azından sosyal devlet böyle… Türkiye dahil karşımızda olansa zenginlerin vergi afları, düşük vergi politikaları, kurtarma paketleri gibi adımlarla daha da güçlendirilmesi.

Özelleştirme pusulamız, sermayenin korunması mihenk taşımız, deyip yola koyulan bir sistemde “Hay Allah şimdi bu gelir adaletsizliği de nereden çıktı!” demek, bu patlıcan da kendini ne sanıyor diye sormak, en hafif tabirle tecahülüâriftir.Mühdan Sağlam/DuvaR