İslam ve İbadet Uzuuun ve çetin bir 40 yıldan geriye kalan / Selahaddin Eş Çakırgil



ID:40375
Yayınlanma:
10 Şub 19

...Ve nihayet, milyonlar, 11 Şubat 1979 sabahı, ‘Külli yevmin Âşûrâ, Külli arzin Kerbubelâ..’/Hergün Âşûrâ, heryer Kerbelâ..) şiarını yükselterek, fiîlen de bütün ülke ve devlet yönetimine, ‘Allah’u Ekber!’ nidâlarıyla el koyuyorlardı.

İran halkından milyonların 40 yıl önce, müthiş kararlı bir çetin mücadele ile dünyaya verdiği, hemen her Müslümanı düşündüren mesajlardan ve İslâm adına yapılan uygulamalardan geriye kalan, bugün bizzat İranlı bir kısım Müslümanlarca bile dile getirilen bir hayal kırıklığından mı ibarettir? 

Halbuki, İmam Khomeynî 1 Şubat 1979 günü Tahran’a gelişinde ne büyük hayaller vardı. Elbette halkın tamamının aynı beklentiler içinde olduğu söylenemez. Herkesin kendisine göre bir beklentisi vardı. 

***

Özellikle Marksistler/ komunistler, Şah rejimine karşı onyıllar boyu verdikleri mücadelede binlerce arkadaşlarını kurban vermişlerdi amma, halk kendilerine güven duymadığından halk desteğini kazanamamışlardı. Şimdi ise, milyonlar ‘Allah’u Ekber!’ diye ve her gün, binlerce kurban vererek ölüme gidiyorlardı, dalga dalga.. 

Komunistler ve onlara sempati besleyenler, bu durumda, ‘Hem Khomeynî yaşlı bir kişi, hem de mollalar devlet idaresini bilmezler; ülke birkaç sene içinde bizim elimize düşer.  Rusya’da, 1917’de, Çarlık yıkıldığında, Kerenskyliderliğinde iktidara gelen ‘Menşevik’lerin, kısa sürede çıkmaz’a saplanıp, Lenin ve arkadaşlarının, ‘Bolşevik’lerin iktidara gelişi’  gibi bir tablonun tekrarlanabileceği umudu içinde, milyonluk kitlelere katılmayı düşünüyorlardı. Ama, ‘Lâ Şarqıyye- Lâ Garbiyye! Hükûmet-i İslâmiyye! Allah’u Ekber!’  diyen halk kitleleri, ‘İş-Mesken-Özgürlük’ gibi günlük hedefleri haykıran bu kesimleri hemen dışlamışlardı. 

Çünkü, Müslüman halk kitleleri artık, sadece inançlarına uygun bir nizâm’ın gelmesini istiyorlar ve bunun nasıl olacağını bilmeseler bile, bütün ulemâ, molla, vsdiye anılanlara değil, İmam Khomeynî’ye ve onun öğrencisi olan ulemâ ve molla kesimine güven duyuyorlardı. Khomeynî, mezhebî anlayışlarına göre büyük bir müctehid olmanın ötesinde, silahsız mücadelesi ile Şah’ı ülkeden kaçmaya mecbur etmiş ve de, ‘Biz İslâmî Hükûmet istiyoruz.’  yazısıyla bütün İran duvarlarını donatmıştı. 

***

Ve daha da önemlisi, bu mücadele sırasında verilen 100 bini aşkın kurbanların ardından, hemen bütün İran bir mâtem diyarına bürünmüş ve ‘tâziye’ merasimlerinde, Hz. Huseyn’in 1350 sene öncelerde Kerbelâ’da Yezid bin Muaviye eliyle öldürtülüşünün mânâsı ve ondan kalan dâvaya bağlı kalmak şuûrunu kuşanmak çağrısı,  bütün toplumu yeniden yoğurup şekillendirmeye başlamıştı. 

***

İran’lı olup yıllarını Almanya’da geçiren, ama, Şah’ın ülkeden kaçmasından sonraki büyük sosyal çalkantılar içinde, -belki bir fırsat düşer de iktidara gelebiliriz- ümidiyle İran’a dönen Behram Nirumend isimli bir marksist sosyolog, hâtıratında, -özetle-, ‘…Şah gittikten sonra, biz ‘aydın’lar da, ister istemez İmam’ı kabullenmiştik. Onun İran’a döneceği açıklanınca, hepimiz onu karşılayıp, elini öperek bize sempati beslemesini sağlamayı umuyorduk. Havaalanına binler halinde gittik. Şeref Salonu’na giden yola kırmızı halılar serilmiş ve iki tarafına en nâdide güller serpilmişti.

Milyonlar ise karşı tarafta gözyaşları, hıçkırıklar  ve ‘Tekbîr’ sadâlarıyla liderlerini bekliyorlardı.

Biraz sonra uçak gözüktüğünde, Tekbîr ve hıçkırık sadâlarından başka bir şey duyulmaz olmuştu, hele de Khomeynî , uçağın kapısında gözükünce..

O, yüzünde hiçbir tebessüm olmaksızın, merdivenlerden yavaşça indi ve onu Şeref Salonu’na yönlendirildiğini anlayınca, biz aydınlara selâm vermeden, tebessüm bile etmeden, yönünü değiştirdi ve milyonların arasına karışıverdi..

Sosyolog olan hanımım da yanımdaydı, ona dedim ki: ‘Hanım, bu bizim zannettiğimiz gibi birisi değil, ne yapacağını biliyor ve biz zokayı yuttuk!..’

Ve hemen o anda, Almanya’ya geri dönmek kararı verdim..’

 

*****

Evet, 1 Şubat 1979 tarihi, İran Müslümanlarının yakın tarihindeki çok önemli bir büyük sosyal hadisenin, 40. Yıldönümü idi. Çünkü, İran’da Şahlık rejiminin zulmüne karşı, özellikle de 1977 ortasından itibaren İslâmî değerlerin hayata hâkim kılınması adına tekrar başlayan ve ‘Allah’u Ekber!’ ve ‘Lâ Şarqıyye/ Lâ Garbiyye.. Hükûmet-i İslâmiyye.. (Doğu -komunist blokuna da , Batı- kapitalist Bloku’na da Hayır!.. İslamî Hükûmet!) ‘ ve‘Lâ Şiîyye / Lâ Sunniyye, Vahdet-i İslâmiyye..’ (Şiîlik -Sünnîlik yok; İslamî vahdet/ birlik!’ gibi aslî şiarların hançerelerden yükseldiği ve yüzbinden fazla kurban verilen çetin bir mücadeleden sonra, o çetin hareketin lideri olan 79-80 yaşındaki bir yaşlı âlimin, Rûhullah Khomeynî ‘nin 16 yıllık bir sürgünden İran’a döndüğü gündü.   

*** 

Dünyanın bütün emperial, laik ve diğer şeytanî güçlerinin açık desteklerine; dönemin Amerikan Başkanı Jimmy Carter ve Sovyet Rusya lideri Leonid Brejnev’in, ‘İran çapulcuların, gerici güçlerin eline bırakılamaz!’ gibi saldırgan sözlerine rağmen, Şah M. Rıza Pehlevî’nin, 5 Ocak 1979 günü ailesi efradıyla birlikte, İran’dan ağlaya- ağlaya ve gizlice kaçmak zorunda kalışından 25 gün sonra, 1 Şubat günü de İmam Khomeynî, 1963’den beri sürgünde yaşadığı başka ülkelerden İran’a milyonların gözyaşları ve bütün dünyayı titreten ‘Allah’u Ekber!’ sadâlarıyla dönüyordu. (Ki, bu sürgün hayatının tamamının Paris’te geçtiği iddiasının yanlışlığını; ilk 11 ayının Bursa’da, 14-15 yılının Irak- Necef’de ve son 4 ayının da Paris’te geçirildiğini bilhassa belirtelim.)  

*** 

Evet, o büyük inkılab hareketi, verilen onca kurbanlardan sonra, bu kez de, Saddam Hüseyin liderliğindeki 35 yıllık Irak Baas rejiminin İran’a saldırısıyla başlayan ve iki taraftan yaklaşık 1 milyon insanın eridiği ve ümmetin manevî- maddî bütün değerlerinin tahrip edildiği 8 yıllık savaş ve de iç ve dış siyasette karşılaşılan nice çetin zorluklarla karşılaşmıştı. Şimdi, geriye kalan, nedir? 

Ancak, hemen belirtelim ki, Tahran’da 1 Şubat günü kılınan Cuma namazında Âyetullah Ahmed Cennetî, hutbesinde, ‘Halkımız açlığa, yoksulluğa tahammül edebilir; ama, inkılabın yenilgiye uğramasına asla!’ diyordu. 

Bu, bir temenni miydi, yoksa, nicelerine ‘Acaba..’ da dedirtiyor muydu? 

 

******

İran’da milyonların katılımıyla 40 yıl önce gerçekleşen ve Şahlık düzeninin tarihin dehlizlerine gönderildiği büyük inkılab hareketine bu sütunda geçen hafta iki yazıyla değinilmişti. Yarın ise, Şahlık düzeninin fiilen de son buluşunun tam kırkıncı yılı.. 

Sadece İran için değil, her toplum düzeni için ibretlik merhaleler aşılmıştır. 

Mısır’ın dünyaya açılan laik ismi olarak ünlü Haseneyn Heykel’in hâtırâtında yazdığına göre Şah’ın ve düzeninin artık dikiş tutmayacağı kanaati zihinlere yerleşince, Amerikan Gizli Teşkilatı (CIA), aralarında kendisinin ve MOSSAD, MİT, SAVAK temsilcilerinin katılımıyla bir toplantı yapar ve Şah’a bir yol haritası çizer. 

Bu plâna göre, önce 12 yıllık başbakan Emir Abbas Huveydâ vazifeden alınır. Yerine, (İran masonluğunun lideri de) olan Şerif İmamî getirtilir. O, bir takım rahatlatıcı düzenlemeler yapar. Ama halk kitlelerinin durdurulması artık daha bir çetinleşir. Bunun üzerine, birkaç ay sonra, Şerif İmamî kenara konulur ve sert uygulamalara ağırlık verilmesi için, Genelkurmay Başkanı Gen. Gulam Huseyn Ezherî başbakanlığa getirilir. Ama halk kitlelerinin milyonluk, silahsız gösterileri hayatı felç etmiştir. (Şah’ın son son Genelkurmay Başkanı İsmail Karabagî’nin, ‘Hepimiz kar gibi eriyoruz..’ adıyla yayınlanan hâtırâtı da son derece ibret vericidir.) İki ay bile dolmadan Gen. Ezherî de kenara konulur ve yerine, Şah’ın 30 yıl boyunca en şiddetli muhalifi olarak bilinen Şahpur Bahtiyar, Şah’ın elinden başbakanlık hükmünü alır ve hemen ardından da Şah, 5 Ocak 1979 günü, ailesi efradıyla birlikte ağlayarak Mehrâbâd Havaalanı’ndan uçağa biner ve ülkeyi terk eder. O ânı yaşayan Amerikalı General Huyser‘İran’lı kocaman generallerin, başlarını kendi omzuna koyarak, ‘Bizi bırakmayın..’ diye hüngür hüngür ağladıklarını’ yazmıştır.   

***

Ama, Şah gittikten hemen sonra Bahtiyar, ‘Biz tufanların içinden geçen mücadele erleriyiz ve Şah bir daha gelmeyecek şekilde İran’dan çıkarılmıştır..’ gibi hamâsî sözler ediyordu. Ama halk hemen yeni bir slogan bulmuştu: ‘Bahtiyar, bahtiyar! Âdemek-i, bî-ihtiyar!.’ (Bahtiyar.. İradesiz kukla..’ )

*** 

Ve 1 Şubat 1979 sabahı milyonların ‘Allah’u Ekber!’ sadâları ve gözyaşları arasında İmâm Khomeynî, son 3,5-4 ayını geçirdiği Fransa’dan İran’a dönmüş ve doğru, ‘Beheşt-i Zehrâ Mezarlığı’na gitmiş ve orada, ‘Şah insanı öldürdü, mezarlıkları âbâd eyledi’ demiş ve kendisinden çok şey bekleyen kitlelere, ömründe bir gün bile devlet idaresinde bulunmamış 79-80 yaşındaki bir ‘molla’ olarak, ‘Ben Hükûmet kuracağım..’ vaadinde bulunmuştu. 

Ve sonra, İmam Khomeynî, Güney Tahran’daki bir ilkokula yerleşmiş ve orada 10 gün beklemişti. Bu, ilginç bir noktadır. Evet, milyonların kendisinden çok şeyler beklediği kişi, 10 gün orada bekliyordu! 

Bunun sebebi veya sırrını anlamak için, ‘Fecr Sûresi’nin ‘10 geceye yemin olsun..’ diye başlayan ilk âyetlerine bakmak gerekir. Bu âyetlerde, geçmişin görkemli şehirlerini kurmuş olan Âd veSemûd kavimlerinin, azgınlıklar içindeki Fir’avun’un, Rabbin azâb kırbacından geçirildikleri anlatılır. Ve işte, İran’daki tâgûtî rejim de aynı merhaleden geçmekteydi. 

Ve nihayet, milyonlar, 11 Şubat 1979 sabahı, ‘Külli yevmin Âşûrâ, Külli arzin Kerbubelâ..’/Hergün Âşûrâ, heryer Kerbelâ..) şiarını yükselterek, fiîlen de bütün ülke ve devlet yönetimine, ‘Allah’u Ekber!’ nidâlarıyla el koyuyorlardı.   

*** 

Amma, bu hareketin yenilgiye uğratılması ve İslâm adına yapılan bir inkılabın başka Müslüman toplumlara örnek teşkil edememesi, en azından sınırlı bir coğrafyaya veya mezhebe ait bir hareket olarak kalması için, emperial güçlerce iç vedış savaş da dahil, her türlü şeytanî planlar tezgâhlanacaktı. 

(Bu konuyu yarınki yazıda noktalayalım, inşaallah..)

Selahaddin Eş ÇAKIRGİL/Star