İslam ve İbadet İmam Ali (as)'ın kelamında yaratılış baharı-1



ID:41875
Yayınlanma:
22 Mar 19

Bitkilerin yeşermesi ve doğanın yeniden doğuşu, yeni yılın ve ilkbaharın geldiğini müjdeliyor. Gerçi her mevsim ve her değişim güzeldir, ancak insanlar nedense doğanın ilkbaharından daha çok zevk alır.

Bu arada mevsimlerin değişmesi ve biri gidip ötesi mevsimin gelmesi yeni algılamalara vesile olduğu gibi, ilahi kitabın ve Ehl-i Beyt -s- rivayetlerinin yeniden okunması da her seferinde yeni algıları ve yeni öğretileri beraberinde getirir.

İnsanlar ilkbahar mevsiminde güzel doğaya daha çok ilgi duymaya başlar ve güzellik anlayışları daha fazla tahrik olur. Buna göre ilkbahar mevsimi ve doğanın güzellikleri ile ilgili Ehl-i Beyt -s- rivayetleri ve Kur'an'ı Kerim ayetlerinin gözden geçirilmesi de insanların önünde geniş bir ufkun açılmasına vesile olur ve böylece onlara bu açıdan doğaya bakmaları ve güzelliklerini idrak etmelerine zemin hazırlar.

Bir kez daha güzel ilkbaharın ilk günü ile birlikte gelen Nevruz bayramını kutluyor ve söze, Allah’ı ve güzellikleri tanımanın mazharı olan Emirülmüminin Ali’nin -s- dünya görüşü ile devam ediyoruz.

 

İmam Ali’nin -s- dünya görüşünde yüce Allah varlık alemindeki tüm mahlukları güzellik bilimi ilkelerine uygun olarak en iyi biçimde yaratmıştır. Kur'an'ı Kerim de Secde suresinin 7. ayetinde şöyle buyuruyor: O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.

 

İmam Ali -s- bu istidlale dayanarak varlık alemi acayip şeylerle dolu olduğunu ve her açıdan en mükemmel alem olduğunu ve en iyi olma yönlerinden biri, varlık aleminin her açıdan güzel yaratılmış olmasından ibaret olduğunu vurguluyor.

 

İmam Ali’ye -s- göre, ilahi sanat, yaratılışta tecelli etmiştir ve güzellik hissi sadece mahlukların dış görünüşü ile sınırlı değildir. Güzellik bir ayet ve bir işarettir ve onun üzerinden her mahlukun aslını ve hakikatini idrak etmek gerekir.

 

İmam Ali -s- pak ve münezzeh olan Allah tealayı tanımak, marifetlerin en yücesi sayılır ve bu yüzden insanlara, doğada manzaralardan zevk almak ve neşelenmenin yanında bu güzelliklerin üzerinde düşünmelerini tavsiye ediyor.

 

İmam Ali -s- ünlü bir vecizesinde şöyle buyuruyor:

 

Bakın, güneşe ve aya bakın, bitkilere ve ağaçlara, akan sulara, taşlara, kaynayan çeşmelere ve yeryüzünde her tarafa dağılan dağlara bakın. Gerçekte İmam Ali’nin -s- burada bakma fiilinden maksadı, doğada bulunan nesneleri gözlemlemek ve üzerinde düşünmektir. Böylece insan varlık hakikatlerini idrak edebilir.

 

Yağmur, yüce Allah’ın insanlara sunduğu en büyük nimetlerden biridir ve özellikle ilkbahar mevsiminde bu güzel nimeti daha fazla idrak ediyoruz, nitekim yağmur ilkbahar mevsimine ve şükufelerine özel bir tazelik kazandırır. Yağmur bereketi sayesinde ırmaklar, çeşmeler, barajlar ve denizler su ile dolup taşar ve yeryüzünde canlılar hayatını sürdürebilir. İmam Ali -s- bir hutbesinde bulutların oluşmasını ve yağmur yağmasını şöyle beyan ediyor:

 

Ve Allah, yükseklikleri yüzünden çeşmelerin ve nehirlerin suyu ulaşmayan toprakları kuru ve verimsiz bırakmadı. Ardından bulutları yarattı ve böylece o ölü bölümleri ihya etti ki rengarenk bitkiler yeşersin ve bu uğurda yer yüzünde hiç bir yüksekliği gözardı etmedi. Büyük bulut parçalarını birleştirdi ve harekete geçirdi ve bulutların çarpışması ile şimşekler çakmaya başladı ve dağ gibi gür bulutların parlayışından hiç bir şey eksilmedi. Bulutları art arda gönderdi ki yeri sarsınlar ve rüzgarlar yağmur sütünü bulutlardan sağdılar ve şiddetle yere döktüler ve böylece yerin bitkisiz yerlerinde çeşitli bitkiler yeşerdi ve dağların eteğini yeşillikler sardı. Ve meraları ise süslenen yer mutlu oldu, zira çiçeklerden ve şükufelerden parlayan bir giysi giyinmiş ve övünmeye başlamıştı. Allah o bitkileri insanların ve hayvanların yemi yaptı ve her tarafta yollar açtı ve o yolları katedenlere işaretler yerleştirdi.

 

İmam Ali’nin -s- Nehcül Belağa’da sözleri, gözlemlemenin insanların idrak yapısında özel bir yeri bulunduğunu ve insanı hidayete erdirebileceğini gösteriyor.

 

Evet, şimdi ilkbahar mevsimi, çiçekler ve filizlerin açtığı mevsim. Derelerde, tepelerde, ovalarda, dağlarda, her tarafta çiçeklerin hoş kokusu ilkbaharın geldiğini müjdeliyor.

İlkbahar gelince meltem uykudan uyanıyor, toprak harekete geçiyor ve yeni bir canlılık kazanıyor. Bahçeler yeniden diriliyor ve ağaçlar yeniden yeşeriyor. Bu güzel doğa yüce Allah’ın varlık aleminde en güzel ve en muhteşem cilvelerinden biridir ve bu güzellikleri seyrederek mana alemine bir yol açmak ve Allah tealaya doğru ilerlemek ve derin bir tanımla yüce Allah’ı seyretmeye oturmak mümkün.

 

Allah’ı tanımak insanda düşünme gücü ile kopmaz bağı söz konusudur, nitekim insan düşünmeden tanıma kavuşmaz ve öte yandan tanımı da insanoğlunun hislerinden ayrı göremeyiz. İnsan hisleri bilgi alemine giriş kapısıdır ve bu hislerde idrak edilen bilgiler iç hislerde depolanarak saklanabilir.

 

Biraz önce de belirtildiği üzere, İmam Ali’nin -s- Nehcül Belağa’da sözleri, gözlemlemenin insanların idrak yapısında özel bir yeri bulunduğunu ve insanı hidayete erdirebileceğini gösteriyor. Buna göre Nehcül Belağa’da gözlemleme özelliklerinden yararlananlara Basr ehli, yani gözlem ehli adı verilir. Bu insanlar aynı zamanda sabır ve ilimle donanmıştır. Gerçekte insan bu yeteneğini kullanarak ilim öğrenebilir ve idrak yolu ile de batınî görme yeteneğini zahirî görme yeteneğine ekleyebilir. Bu yüzden İmam Ali -s- vecizelerinde iki çeşit görmeye işaret eder. Bunlardan biri başımızdaki gözümüzle görmek ve diğeri kalp gözüyle görmektir.

 

Her insan görme yeteneğinden yararlanarak kalbî gözlem yeteneğini de aktif hale getirebilir ve sonuçta kalp gözüyle gördükleri sayesinde gaybi aleme ve Allah teala katına bir yol bulabilir.

İmam Ali -s- kelamında bu şekilde görmekle elde edilen sonuca basiret adı verilir. O hazrete göre her insanın değeri marifeti ve basiretine bağlıdır ve iman da ancak basiret nuru ile beraber olursa mümin kula fayda sağlayabilir.

 

Bu noktayı Kur'an'ı Kerim’de de görüyoruz. Kur'an'ı Kerim köklere ziynet verme sözcüğü ile insanlarda görme ve uyanma hissini uyandırıyor ve onlara yön veriyor.kuran geceleyin gök yüzünün güzelliklerine ve yıldızlarla bezenmesine işaret ediyor ve bir başka yerde de gök yüzünün görece güzelliğini işaret ediyor ve gökte bazı kuleler yaparak onları izleyenler için bezediklerini buyuruyor.

 

İmam Ali -s- da doğanın hayranlık uyandıran güzelliklerine işaretle herkesi bu basireti elde etmeye davet ediyor:

 

O’nun yaratılış işaretlerinden biri gökleri hiç bir sütuna dayanmaksızın yaratmasıdır. Allah gökleri itaate çağırdı ve onlar hemen icabet ettiler. Eğer göklerin O’nun yaratan Rab olduğunu itiraf etmeseydi ve eğer O’na itaat ettiklerini itiraf etmeseydi gökler asla O’nun Arş’ı ve meleklerin mekanı ve salih kulların pak sözleri ve iyi amellerinin yükseldiği mekan olmayacaktı. Allah yıldızları çölde yolunu kaybedenlere yol gösterici olarak belirledi. Gece karanlığı bu yıldızların nur saçmasına mani olamaz  ve ayın geceleri nurun saçmasını engelleyemez.

 

İmam Ali -s- bir başka hutbesinde de şöyle buyuruyor:

 

Allah tealanın iktidarının azamet işaretlerinden biri de kurak yeri derin deniz suyundan yaratması ve ardından bu sudan bazı katmanlar yaratmasıdır. Ardından yedi göğü birbiriyle bütünleştirdikten sonra birbirinden ayırdı. Gökler O’nun fermanı üzerine kendilerini tuttular ve onlar için belirlenen düzeyde kuruldular.