İslam ve İbadet İmam Ali (as)'ın kelamında yaratılış baharı-2



ID:41958
Yayınlanma:
24 Mar 19

Nevruz bayramı tatilinde doğayı gezmek ve yüksek dağların zirvesine tırmanmak, en güzel turistik faaliyetlerden biridir.

Nevruz bayramı tatilinde kentlerin güncel kalabalığından ve gürültüsünden kaçmak ve farklı bir tatil deneyimini yaşamak isteyen insanlar doğada çeşmelerin aktığı dağların eteklerine sığınırlar. Yüksek dağlar ve karla kaplı zirveleri oldukça insanlara cazip gelen mekanlardır, öyle ki insanları adeta büyüler. Dağların arasında akan çeşmeler ve şelaleler ise bu alanlara ayrı bir güzellik kazandırır.

 

Evet, şimdi yaratılış alemi her dilde konuşan yeni bir kitap açtı. İnsanlar hangi dilden olursa olsun, bu kitabı okuyabiliyor. İnsanların her ne kadar yaratılış kitabında sırlarını fazla biliyorsa, bir o kadar alemleri yaratan Allah’ı tanımaları daha fazla ve daha mükemmel oluyor ve O’na hamd ediyor ve sonsuz nimetleri ve bereketleri için şükrediyor.

 

Bu arada dağlar yaratılış kitabını okumakta doğanın önemli bir nesnesi ve harikulade simgelerinden biridir. Yaratılış kitabında dağlarda akan şelalelere vardığınızda suyun hoş sesi, kuşların güzel ötmeleri ile duyulan musiki ile birlikte sizi doğa ziyafetine ve yaratılışı takdir etmeye davet ediyor. Hekim olan Allah bilimi ve gücü gereği, insanların yaşamı için gerekli olan her şeyi insanı yaratmadan önce yaratmış ve bu dünyadaki hayatını güvence altına almıştır. Dağlar da sırlarla dolu bu gereksinimlerden ve nimetlerden biridir. Kur'an'ı Kerim’de belirtildiği üzere, dağlara baktığınızda onları hareketsiz zannedersiniz, oysa dağlar da hareket halindedir ve bu da yüce Allah’ın yaratılışta hikmetlerinden biridir.

 

Günümüzde beşeri bilim, dağların yeryüzünde herhangi bir hareketliliği önlemekte etkili bir etken olduğunu ortaya koymuştur. Dağlar aynı zamanda her şeyi yakıp yıkan fırtınalara karşı da önemli bir engeldir. Dağlar yeryüzünde kullanılabilir alanların artmasına vesile olur ve bazı bölgelerde bu alanları bir kaç kat arttırır ve eteklerinde ve zirvelerinde sıcak farklılığı sayesinde ortamı çeşitli bitkilerin ve tarım ürünlerinin yetiştirilmesine hazır hale getirir.

 

Günümüzde jeolojik biliminin ortaya koyduğu bulgulara göre, yer kabuğu sıradağların ve zirvelerin ve yüksekliklerin altında daha kalın ve okyanus tabanlarında daha incedir, ki bu da yüce Allah’ın Kur'an'ı Kerim’de dağları yeryüzünde çivi gibi yerleştirdikleri ile ilgili buyruğunu bilimsel açıdan ispat etmiş oluyor. Nitekim günümüz bilimi dağların adeta birer çivi gibi yer kabuğuna batmış vaziyette durduklarını ispat etmiştir.

 

İmam Ali -s- yeryüzünde bu denli sağlam bir yapının duruşu hakkında şöyle buyuruyor:

Devasa kayaları ve yüksek tepeleri ve dağları yarattı ve onları yerinde sabit hale getirdi. Dağların zirvesi uzaya doğru uzandı ve kökleri suda kaldı. Allah teala dağları düz yerlerden yükseltti ve köklerini yerin derinliklerine uzattı, zirveleri yükseltti ve uzunluklarını arttırarak onları birer sütun yaptı ve çivi gibi yere çaktı. Böylece hareket halinde olan yer kabuğu sakinleşti ve üzerinde yaşayan insanları kaygılandırmaktan ve yerinden oynamaktan korundu. Yeryüzünü suları dalgalandıktan sonra koruyan ve ardından etrafındaki rutubeti kurutan ve onu halkın huzur içinde yaşamaları için bir halı gibi seren Allah münezzehtir. Allah teala sert rüzgarların altüst ettiği yeryüzünü hareketsiz olan derin ve durgun denizin üzerinde sabitleştirdi ve bol yağmurlu bulutları harekete geçirdi. Tüm bunlarda huşu etmek ve ibret almak için izler vardır.

 

Gökyüzü de doğanın sırlarının sahnesidir ve azametini ve yaratılış ihtişamını sergiler.

İranlı büyük şair Sadi yazdığı şiirlerden birinde varlık aleminde yaşanan değişimleri basiret ve görme yeteneği ile idrak etmenin mümkün olduğunu beyan ediyor. Nitekim ilahi peygamberlerin daveti de basiret ve görme yeteneği temelinde olmuştur. Uyanık ve gören insan basiret olarak adlandırılan gizli gücü ve kalbi kuvvetleri ile hakikatleri idrak eder ve derinliklerini anlar.

 

Yaratılış simgeleri ibret alma gözüyle bakılarak üzerinde durulduğunda, insanın basiretini ve görme yeteneğini geliştirir. Göklerin yaratılışı da bu acayip konulardan biridir. İmam Ali -s- bu konuda şöyle buyurur: şu göklerde gördüğünüz yıldızlar, yeryüzünde bulunan kentler gibidir ve her kent bir başka kentle, yani her yıldız bir başka yıldızla nurdan sütunlarla bağlantılıdır.

 

Gökyüzü de doğanın sırlarının sahnesidir ve azametini ve yaratılış ihtişamını sergiler. Hepimiz şimdiye kadar gökyüzünü seyretme ve bundan zevk alma fırsatını yakalamışızdır. Bu fırsat gece vakti çöllerde ve kentsel alanların ışıkların etkisi daha az olduğu için daha da güzel olur ve insan doğaya hakim olan düzeni ve güzellikleri daha iyi seyretme fırsatını yakalamış olur. Özellikle çölleri dolaşan insanlar gökyüzünün şeffaf rengi, ortamın sessizliği, yıldızların ışık saçması, düşen gök taşlarının çizdiği çizgileri izleyerek ayrı bir zevk alır, öyle ki bu zevki başka hiç bir ortamda tecrübe etmesi neredeyse imkansızdır. Gerçi bu duygu çok çabuk geçer.

İmam Ali -s- ise bu güzellikleri çeşitli tabirlerle anlatır ve daha da önemlisi dikkatimizi yaratılış aleminin gizli köşelerine çeker ve böylece insanlara, bu güzellikleri kalıcı yapmalarına yardımcı olur.

İmam Ali -s- vecizelerinde göklerin ve varlık alemi en başta yanan toz bulutlarından devasa bir kütle şeklinde olduğunu ve bu kütle içten yaşanan patlamalarla hareket etmeye ve yavaş yavaş parçalanmaya ve sonunda yıldızlar ve gezegenler gökte asılı vaziyette ortaya çıkmasına yol açtığına işaret etmiştir.

 

İmam Ali -s- yaratılış sürecini şöyle anlatır:

Allah teala gökleri toz duman ve buhar şeklindeyken  ona emretti, ardından aralarında ilişkiyi kurdu. Daha sonra onları birbirinden ayırdı ve aralarında mesafe koydu ve yedi kat göğü yarattı ve gökte her yola ve her çatlağa aydın gök taşlarından bekçiler koydu ve güçlü elleriyle onların dağınık hareketlerini tuttu ve kendisine teslim olmalarını buyurdu. O sırada gök hareket ederek çatladı ve yeri titretti ve çok sert titretti, dağlar yerinden koptu ve O’nun heybetli celali ile birbirine çarparak yerle bir oldu.

 

İmam Ali -s- bir başka yerde yaratılışın azametine işaret ediyor, ki bu da güçlü bir düzeni ve bu düzeni yöneten ve muazzam bir hikmetle tedbir eden Allah tealaya işaret ederek şöyle buyuruyor:

İrili ufaklı ve ağır hafif ve güçlü güçsüz tüm mahluklar, hepsi yaratılışta O’nun gücü karşısında birdir. Göklerin ve dünyanın yaratılışı da aynı şekildedir. Göklerin ve havanın ve rüzgarın ve suyun yaratılışına, güneş ve ay, bitki ve ağaç, su ve taş, gece gündüz farkı, denizlerin akıntıları, yüksek dağlar, yükselen zirveler, bunca farklı sözcük ve dile bak ki Allah’ı tanıyasın. Bunları inkar edenlerin ise vay haline.

 

Etrafınıza iyice bakın, üzerinde yürüdüğünüz yeryüzüne de bakın. Yerküremiz güneşe yakınlığı bakımından üçüncü ve büyüklüğü bakımından da güneş sisteminin beşinci gezegenidir.

Yerkürenin iç yapısı diğer gezegenler gibi bir dizi reaksiyonlara şahit olan bir gezegendir ve böylece yeryüzünü bizim yaşayabilmemiz için uygun hale getirmiştir.

 

Gerçekte genellikle duyarsız olduğumuz yerküremiz nimetler ve güzelliklerle doludur. Bu güzellikleri idrak etmek için gözlerinizi kapatmanız ve çiçeklerin, toprakların ve bitkilerin kokusu idrak etmeniz yeterlidir. Kendinizi sevimli rüzgara bırakın ve ilkbahar melteminin sizi okşamasına müsaade edin. İlkbahar çiçeklerinin hoş kokusunu idrak edin, bu güzel çiçekleri ve öten kuşları seyredin ve bunca azameti hissetmeye çalışın.

 

Jeoloji bilimi, yerkürenin ortaya çıkışı üzerinden 4.5 milyar yıl geçtiğini belirtiyor. Üzerinde yaşadığımız şimdiki yerküremiz en başta oldukça yüksek sıcaklıkta erimiş maddelerden oluşuyordu ve zamanla soğumaya başladı ve ağır unsurlar ve metallerden oluşan çekirdeği oluştu. Bu süreçte aynı zamanda daha hafif unsurlar ve elementler yüzeye doğru hareket ederek yer kabuğunu oluşturdu. Milyarlarca yıl geçtikten sonra yerküremiz soğudu ve soğuması ile birlikte hayatın ortaya çıkması için gereken şartlar hazırlandı. Böylece yer kabuğu katılaştı ve ardından atmosfer ve okyanuslar oluştu.

 

Jeoloji bilimine göre yerkürenin evrimin halen devam ediyor. yer kabuğu okyanusların tabanında yer alan volkanların faaliyetleri sayesinde sürekli yenileniyor ve yer kabuğu da hareket ederek kıtaların değişime uğramasına yol açıyor. Öte yandan atmosferde yer alan gazlar da insanların müdahaleleri sonucu yavaş yavaş değişime uğruyor.

 

İmam Ali -s- Nehcül Belağa’da yerkürenin evrimi ve değişmesi hakkında önemli açıklamalarda bulunarak şöyle buyuruyor:

 

Devasa erimiş maddelerden yükselen dalgalar sürekli hareket halindeyken ve bu dalgalar birbirine çarparak birbirini bertaraf ederken, tabanda sertleşme başladı ve yavaş yavaş yer kabuğu şekillenmeye başladı. Yer kabuğu soğuduktan sonra hareketleri azalarak sabitleşmeye başladı. Bundan sonra yüce Allah yer kabuğunu sakinleştirerek dengeli hale getirdi ve çeşitli hareketlerini sabitleştirdi ve yeryüzü ile atmosferin arasında insanların ve canlıların nefes alabileceği havayı oluşturdu. Daha sonra bulutları yarattı ve böylece ölü toprakları yeniden diriltti ve bu topraklarında bitkiler yeşerdi. Bulutların çarpışmasından şimşekler çaktı ve bulutlar yağmurunu yeryüzüne bıraktı ve böylece bitkiler yalın dağlarda ve yerde yeşermeye başladı ve sonuçta yeryüzü yemyeşil oldu. Yer kabuğu oluşarak mahluklar için gıda maddeleri zinciri tamamlanıncaya kadar dört merhale geride kaldı.

 

İmam Ali -s- açıklamasının devamında bu dört merhaleye işaret ederek şöyle buyuruyor: Allah teala o kayaların ve dağların arasına bereketlerini yerleştirdi ve dört günde gıda maddelerinin yaratılmasını tamamladı.