Röportaj Temel Karamollaoğlu: İstanbul'da tekrar seçim 'Zelzele oldu' demektir



ID:42547
Yayınlanma:
12 Nis 19

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İstanbul’da seçimlerin yenilenmesi kararına ihtimal vermediğini belirtirken, böyle bir karar verilirse bunun “zelzele oldu” anlamına geleceğini söyledi. Karamollaoğlu, “Bu, seçimin hiçbir kıymeti yok anlamına gelir. Çünkü bundan sonra iktidarı tatmin etmeyen bir seçim kabul görmeyecek demektir” dedi.

Saadet Partisi (SAADET), 16 Nisan Anayasa referandumunda aldığı “hayır” tutumundan bu yana iktidarın eleştirilerini hedefinde. Referandumun ardından 24 Haziran seçimlerinde Genel Başkan Temel Karamollaoğlu ile Cumhurbaşkanlığı yarışına giren Saadet Partisi, 31 Mart yerel seçimlerinde de ittifakların dışında kendi adaylarıyla seçime giren yegane parti oldu. Ancak bu tutum Saadet Partisi’ne dönük iktidar kanadından gelen eleştirileri sonlandırmadı. İktidarın seçim kampanyasında Saadet Partisi de hep CHP-İYİ Parti-HDP ile birlikte anıldı.

Seçim sürecinde konuşulan konulardan biri Saadet Partisi’nin Ankara Elmadağ adayının “bir şehit babası olarak, partisinin yer aldığı ittifaka tepki” göstererek adaylıktan çekilmesi açıklamasıydı. Erdoğan istifa eden adayı yanına alarak Elmadağ’da miting yaparken Saadet Partisi bunun tehdit ve şantajla gerçekleştiğini ileri sürdü. SAADET’in bu süreçte yaşadığı bir başka olayın adresi ise Malatya’nın Pötürge ilçesi oldu. Oy verme işlemi sırasında üç Saadet Partili sandık görevlisi AK Partili olduğu öğrenilen bir kişi tarafından tabancayla vurularak yaşamını yitirdi.

Saadet Partisi bu olay ve tartışmaların gölgesinde kendi adaylarıyla girdiği seçimde sadece 20 kadar ilçe-belde belediyesi kazandı ama İstanbul’da aldığı 100 binin üzerinde oyla sonucu belirleyen kilit partilerden biri oldu.

Seçim sonrası İstanbul seçimlerinin tartışması devam ederken Saadet Partisi’nin kapısını çaldık. Röportaj öncesi öncülü Refah, Fazilet Partisi’nin kullandığı Saadet Partisi Genel Merkezi’nin bulunduğu binanın bir gün sonra polis zoruyla tahliye edileceğini henüz bilmiyorduk. Böyle olunca Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile bu binadaki son söyleşiyi biz yapmış olduk.

Konuşmasında eşit, adil koşullarda bir seçim yapılmadığına dikkat çeken Karamollaoğlu, AK Parti iktidarının başlangıcı 2002 seçimlerine gönderme yaptı, “O günün koşullarıyla seçime gidelim. Hodri meydan” dedi.

Cumhur İttifakı’nın yüzde 53 oyu için “Bir güç var ama bu zorba bir güç” diyen Karamollaoğlu, “Doğu Anadolu’da hükümet hiçbir yerde sandıklara müdahale etmeden seçime gitse bugünkü aldığı oyun yarısını alamaz” iddiasında bulundu.

İnsanların korktuğu için oy verdiğini söyleyen Karamollaoğlu’na göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şu an kendisiyle kavga halinde, bir çıkmazın içinde. Karamollaoğlu’nun sorularımıza yanıtları şöyle oldu:

Seçim bitti, tartışması bitmedi. Hâlâ sonuçlar tam anlamıyla ortaya çıkmış değil. Ne oluyor?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan şu an kendisiyle kavga halinde. Bir tarafta tek adam öbür tarafta hukuku üstün tutan biri görünümü vermek zorunda. Bu çelişiyor. Bir denge kurmaya çalışacak. Buna mecbur ama problemleri çözemedikçe benim endişem, sertleşir.

Daha da sertleşen bir süreç mi bekliyorsunuz?

Özellikle ekonomi politikalarının tamamı, eğitim, adalet, hürriyetleri koruyan politikalar değişmek zorunda. Kendi isteğiyle öyle bir yönetim tarzı kurdu ki dünyada örneği yok. Sadece diktatör ülkelerde var böyle bir yönetim tarzı. Bir kişi var ve denetlenemiyor. Tablo bu. Bu değişmeden yol alınamaz. Kendisi bu ihtiyacı duyuyor. Benim kanaatim böyle. Yoksa her şeyi söyleyecek, baskı altında tutmaya çalışacak, ama sonra hukuk ne diyor, “son kararı YSK verir” diyor. Bitti. Onu da söylemek, ona da uymak mecburiyetinde. Kanunlar çok açık. Seçimle ilgili Cumhurbaşkanının yetkisi yok.

‘ERDOĞAN BİR ÇIKMAZIN İÇİNDE’

Cumhurbaşkanının seçim akşamı balkon konuşması ile bugünkü tavrı arasında farka dikkat çekiliyor. Kendisi ile kavga hali mi bu da?

Tayyip Bey’de özgüven var, kabul etmek lazım. 16.5 yıldır tek başına iktidar. Mustafa Kemal dahil bu kadar uzun süre iktidar kimsede yok. Hakkaten metal yorgunluğu, düşünce yorgunluğu var. Problemlerin üstesinden nasıl gelebileceğini şu anda göremiyor. Gittiği yolun yanlışlığını da göremiyor. Bu yoldan vazgeçmem de mümkün değil, diyor. Çünkü Tayyip Bey sorgulanmak istenmiyor. Onun için bir çıkmazın içinde şu anda.

‘CUMHURBAŞKANI BELEDİYE BAŞKANI ADAYINI REHİN ALIR MI?’

Örneklesek ne söylersiniz?

Avrupa Birliği medeniyet projesinden vazgeçemiyor ama AB’nin bugünkü şartlarda Türkiye’yi benimsemesi mümkün değil. Çünkü hukukun üstünlüğü lazım. Kafanızı kuma gömüp “Türkiye’de hukukun üstünlüğü var, nereden çıkardınız olmadığını” demek yetmiyor ki. Bunun uygulandığını görmek istiyorlar. Uygulama en açık nerede görülür. Muhalefete karşı tavırda görülür. Basın hürriyeti ile ilgili tutumunda görülür. Bugün ayakta durabilen var mı? Aslında Elmadağ’da Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı kabul edilebilir bir iş değil. Bizim bir belediye başkan adayını rehin aldı. Evine gitmesine izin vermedi. “SAADET’in terörün etkisinde kaldığını gördüğüm için ayrılıyorum” gibi konuşması için baskı yapılmış. Onu demedi, sadece “Cumhurbaşkanının yalnız kaldığını hissettim, yanında olmayı tercih ettim” dedi ama evdekilerin iki gözü iki çeşmeydi. Bunu iş olsun diye söylemiyorum. Aile gerçekten şoktaydı. Bu yapılacak iş mi? Bir Cumhurbaşkanı bir ilçe belediye başkan adayını rehin alır mı? Aldı. Onun için çelişki içinde. Tarihe bir nam bırakmak istiyor. Ama bu gidişle tarihe menfilikleriyle nam bırakacak hale geliyor. Tarih bunları görür, ihmal etmez.

‘HODRİ MEYDAN 2002 ŞARTLARINDA SEÇİME GİDELİM!’

Seçim sonuçlarına göre Cumhur İttifakı yüzde 53 oy aldı. Eleştiriyorsunuz ama bu güçlü bir desteğin devam ettiği anlamına gelmiyor mu?

Bir güç var ama bu zorba bir güç. Doğu Anadolu’da hükümet hiçbir yerde sandıklara müdahale etmeden seçime gitse bugünkü aldığı oyun yarısını alamaz. Benim iddiam, kanaatim o. Alamaz. Yüzde 53 oy ne manaya geliyor? Siz TRT’yi, bütün basını, problemleri nasıl çözeceğinizle ilgili değil, karşı tarafa yönelttiğiniz ithamlar için kullanıp, arkasından da “Bize güven var” diyemezsiniz. Ne güveni var? Korktuğu için oy veriyor millet. Sizden korkuyor. Korku o kadar ileri gidiyor ki canından bile korkuyor. Buna sandık başında öldürülen insanlarla şahit oluyoruz. Bu şaka değil ki. Üzülerek söylüyorum ama Türkiye bir “Korku İmparatorluğu”na dönüştü. Bu iki türlü bir korku. Biri “bana zarar gelir mi” korkusu. İkincisi “benim menfaatlerim elimden gider mi” korkusu. Kazanım dedikleri bundan ibaret. Bir de esir aldığı gariban kesim var. Cami cemaati gariban sadece inandığı gibi yaşamak istiyor. İnancının tezahürünü gördüğü hükümette, başörtülü bakanlar, milletvekilleri var. Başörtülü memurlar, polisler de görünce “Hay Allah razı olsun” diyor. Peki İslam sadece başörtüsü, imam hatip okulu, camiden ibaret bir inanç sistemi mi? İslam’ın temel değerleri var. Adalet nerede? Liyakat nerede? Devlet malına, mülküne yetim malına sahip çıkar gibi sahip çıkmak nerede? Yememek yedirmemek, rüşvet almamak, vermemek nerede? Hepsi bugünkü sistemin olmazsa olmaz parçası haline geldi. Gelin medya adil davransın, polis adil davransın, yöneticiler; vali kaymakam adil davransın öyle seçime gidelim. Hodri meydan. 2002 yılındaki seçim ortamı bugün yok. Bunların tamamı yıkıldı. Türkiye demokratik bir ülke değil. Şeklen demokratik. Türkiye bir hukuk devleti değil, şeklen bir hukuk devleti.

Seçmen bahsettiğiniz olumsuz tabloya karşın İstanbul, Ankara, Antalya gibi büyükşehirlerde başka bir tutum aldı. Bu sonuç ne anlama geliyor?

İllerin şartları birbirinden farklı ama insanoğlu fikir ve düşüncelerini ifade edemediği zaman sıkıntı doğar. Küçük mesele bile büyük mesele haline gelir. Bir ülkede geçim sıkıntısı zirveye çıktığında bunu baskıyla da tehditle de şantajla da önleyemezsiniz. Rüşvetle de önleyemezsiniz.

Bu sonuçlarda ana etken ekonomi mi oldu?

En çok ekonomi diyebilirim. Özellikle büyükşehirlerde bu çok hissedildi. Adaletsizliğin de, fikir ve düşünce hürriyetinin tam olarak sağlanamamasının da etkili olduğu kanaatindeyim. Ama insanın önce karnı doyacak.

İktidar bu sıkıntılı tablodan çıkamaz mı?

Çıkamaz. Üzülerek söylüyorum ama ben iktidarın bugünkü problemleri çözebileceğine inanmıyorum. Çıkamaz işin içinden. Çünkü suçlarını itiraf edemiyorlar. Etmeleri de bu bakışla mümkün değil. Tek başına Türkiye’de her şeye hükmeden bir kişi, diyecek ki “ben yanıldım” diyecek…

‘FETÖ MANTIĞI BUGÜNKÜ İKTİDARDA DEVAM EDİYOR’

FETÖ ile ilgili dedi…

El insaf! Onu kabul etti de 10 sene sonra kabul etti. Biz gidişat yanlış dedik. Ama gücü yetse bizi FETÖ’cülükle itham edecek. Çifte standart uyguluyor. Fetullah Gülen’le irtibatı olan kendi içlerinde bir sürü insan var şu anda. Ama “onlar masum, aldatılmış, şimdi doğru yolu buldular” diyor. Bu probleme çözüm yolu bulmak değil. Oradaki yanlış zihniyet bugün AK Parti’nin içinde farklı bir formasyonda aynen devam ediyor. FETÖ adalete müdahale etti, kendi menfaatlerine göre bir adalet anlayışı hakim kıldı. Şimdi aynı mantık bugünkü iktidarda da devam ediyor. Adalete müdahale hâlâ var. Tüm hakimleri aynı kefeye koymak istemem. Ama bir hakim dahi hüküm verirken “beni buraya tayin edenleri bu verdiğim hüküm memnun eder mi” endişesi ile hüküm veriyorsa orada adalet olamaz. Kimse böyle bir mekanizmadan adalet bekleyemez. Bunları değiştirebileceğini düşünmüyorum. Öyle olunca da problemler çözülmez.

‘İSTANBUL’DA YENİDEN SEÇİM ZELZELE DEMEK’

İstanbul seçimlerinin yenileneceğini düşünüyor musunuz? Böyle bir karar verilirse siyasete etkisi ne olur?

Benim kanaatim yüzde 99.9 seçimin yenileme kararı verilmez. Vermez bu mahkeme. Ben o kanaatteyim. Yüzbinde bir ihtimal belki olabilir, o zamanda “zelzele oldu” demektir. Bu, seçimin hiçbir kıymeti yok anlamına gelir. Çünkü bundan sonra iktidarı tatmin etmeyen bir seçim kabul görmeyecek demektir.

Böyle bir karar çıkarsa seçime girmemeyi tartışır mısınız?

Şartlar nasıl oluşur bilemem ama biz her şeye rağmen çözümün yine buradan geçeceğine inanıyoruz. Ancak böyle bir şey olursa Türkiye öyle bir noktaya gelir ki, iktidar mensupları kaçacak delik arar. İnsanlar çocuğunun karnını doyuramayacak durumda. İşsizlik yüzde 14.5 oldu. Giderek artacak. Ben hâlâ ekonomiden sorumlu bakanın çıkıp keyifli bir tarzda “öyle tedbirler alıyoruz ki kimse ümitsizliğe kapılmasın” demesini anlamıyorum. Yahu bir kere başını önüne eğ, öyle bir işin içine girdik ki nasıl çıkacağız de.

AK Parti’nin yeniden seçim konusunda ikiye bölündüğü söyleniyor. Siz böyle bir bölünme görüyor musunuz? Ya da böyle bir karar bölünmeye yol açar mı?

AK Parti sürekli kabuk değiştiriyor. Bir 2002 kadrolarına bir de bugünkü kadrolarına bakın. Değişiklikler gerçeği, daha iyisini bulmak için yapılmıyor. Bir böyle gözüksün isteniyor. Değişim yapılınca da kabahat eskilerin üzerine atılıyor. Ama politikalar değişmiyor. Bugün kabuk değiştirmeden farklı da bakmak lazım. Şimdi kavağa tırmanan adam gibi görüyorum. Kavak uzun bir ağaç. Dalları budakları hep aşağıda. Yukarı çıktıkça dalları keserek çıkıyorlar. Tepeye çıktıkları zaman tutunacak dal kalmıyor, kalmayacak. Tepeden düşmek korkunç netice doğurur.

Sizce nasıl çıkılır bu durumdan?

İktidar ortağı da olduğumuz geçmişten bu yana ortaya koyduğumuz politikalar uygulanmadıkça Türkiye’nin düzeleceği kanaatinde değilim. Ekonominin tüm çarkları üretime dönük ayarlanmalı. Üretim olmadan güçlenme olmaz. Üretim olmadan büyüme olmaz. Turizm, hizmet sektörü ile kalıcı büyüme olmaz. Üretimin de bir numaralı ayağı da tarım. Bizim için tarım en büyük hazinedir. Tarımda yapılacak iş de üreticiye verilecek destekten ibarettir. Tarımsal destek için milli gelirin yüzde biri diyoruz ama o bile ödenmiyor. Sermayedar Türkiye’yi terk ediyor. Ne yapıyor Hazine garantili köprü yapıyor. Bunun dışında yatırım yok. Siz soğan ekicisine neden Hazine garantisi veremiyorsunuz. Ziraat Bankası çiftçiyi unuttu. Kusura bakmasınlar adını “Rantiye bankası” olarak değiştirebilirler.

‘DİZİLERDEKİ KAHRAMAN: ERDOĞAN’

Peki anlattığınız olumsuz tabloda muhalefet neden karşılık bulmuyor? Cumhurbaşkanının “Manşetlerle çarpışa çarpışa geldik” sözü vardır. Siz neden çarpışamıyorsunuz?

16 yıllık bu hükümet başka bir hükümete benzemiyor. 1950’lerde benzerini Demokrat Parti denedi. Muhalefeti baskı altına almayı. İnönü’nün Kayseri’ye giderken trenden indirilmesi olayı vardır. Sonra yeni anayasa yapıldığında Ulaştırma Bakanlığı seçime giderken bağımsız olmalı denildi. İçişleri, Adalet Bakanlıkları bağımsız olmalı denildi. Bu arkadaşlar bugün bunun 100 mislini yapıyor. Basın yüzde yüz kontrol altında. Erdoğan, “Ne yapacaksınız, nasıl yapacaksınız” diye sorgulanıyordu ama 2002’de TV’lere çıkıyordu. Beni konuşturan televizyonlarsa bugün cezalandırılıyor. Kaç kere randevu verilip iptal edildi. Ayıp değil mi? Kimse bize “Siz de muhalefet misiniz” diyemez. Erdoğan için “muhtar bile olamaz” denilirken önünün nasıl açıldığını gördük. Dış destekle açıldı, iç değil. Bugün o görüşmelerin nasıl, kimlerle yapıldığı konuşuluyor. Bakın tüm basın kontrol altında, şimdi de dizilerle kahramanlar oluşturuluyor. İnsanlar bir de dizilerle yönlendiriliyor. Sultan Abdülhamit, Diriliş. Hep aynı kahraman, bizim kahramanımız!

Kim o kahraman?

Çok açık Cumhurbaşkanının kendisi. Bu bir senaryo. Uluslararası bir senaryo. Üretilmiş bu senaryo. Bizim imkanlarla onların imkanlarına bakınca, Allah’tan korkmak lazım. Aynı gün 7-8 kez ekranlarda arzı-endam edecek ama bize bir kez yer verilmeyecek. Son seçime bakalım. Onlar değiştirdi. Sandık kurullarında üstünlükleri var. Bu da planlı bir iş. Devletin valisi, kaymakamı, jandarması kendi parti elemanı gibi kullanılıyor.

‘ERKEN SEÇİM RİSKİ ALAMAZ’

Cumhurbaşkanı 31 Mart akşamı 4.5 yıl seçim yok dedi. Erken seçim olasılığı siz görüyor musunuz?

Ne kadar baskı kurarlarsa kursunlar bundan sonraki seçim çok daha zor şartlarda gerçekleşebilir. Daha büyük tepki alabilirler. Riske girmeyi göze alamayacakları için benim kanaatim erken seçime gitmezler.DuaR

Röportaj/Nergis Demirkaya