Hayat ve seçim



ID:42777
Yayınlanma:
18 Nis 19

"Sözgelimi uygulanan siyaset ve yönetim, insan hayatını toplumsal, iktisadi, ahlaki, hukuki, estetik boyutlarıyla olumsuz etkiliyor ise, ya bu siyaset ve yönetim sanatını değiştirmek ya da bütün bunları daha uyumlu ve iyi yapabilecek bir yapıya kavuşturmaktır."

Hayatın her anında insan birtakım tercihler yapar, o tercihlerinin bir gereği olarak hareket eder, ona göre davranır. Tercih etmek, birden fazla seçeneğin bulunduğu durumlarda söz konusu olur. Tek bir seçeneğin bulunduğu halde tercih etmekten değil, o seçeneği kabul veya ret etmek söz konusudur.

Aslında tek seçenekli tercih etmeyi gerektiren durumu emir veya buyruk şeklinde tanımlamak daha doğru olur. Herhangi bir emir/buyruk karşısında da insan tercihte bulunmakta gibidir, ama bu görünüşte bir durumdur; dolayısıyla tercih etme de görünüştedir. Çünkü tercih etme durumunu meydana getiren esas unsur tam olarak gerçekleşmemiştir. O da iradedir.

Demek oluyor ki, insan herhangi bir tercihte bulunuyorsa, yani bu davranışı değil, şu davranışı yapıyorsa, o davranışı doğuran güç veya yeti iradedir. Bu bakımdan iradeyle tercih arasında anlamlı bir ilişkinin olması şarttır. Bu şart veya gereklilik, iradeyle davranışın uyumu halinde ortaya çıkan sonucun doğruluğunu ya da yanlışlığını belirler. Kuşkusuz iradeyle davranışın uyumu sadece doğru veya yanlış şeklinde nitelendirilmez. İyi veya kötü, güzel veya çirkin, hak veya haksız, adil veya adaletsiz gibi nitelendirmelerin de konusu olabilmektedir. Böylece hayatın her anında yapılan tercihler belirli ölçüler çerçevesinde gerçekleşmektedirler ve bunları kısaca değerler olarak da adlandırmak mümkündür.

Soyut anlamda hayat bakımından yapılan böyle bir gözlem, hayatın tezahür edebilme imkânı olarak nitelendirilecek çeşitli alanlar açısından da yapılabilir. Toplumsal hayat, iktisadi hayat, kültürel hayat, ahlaki veya dini hayat ve siyasi hayat bağlamında da benzer bir çıkarımda bulunmak mümkündür. Elbette hayatın tezahür edebildiği bu alanlarda tercih etme davranışının gerçekleşmesi değişik ve farklı biçimlerde ortaya çıkar. Sözgelimi kültürel veya ahlaki hayat alanlarında tercih etmeler, açık, görünür, kesin iradi davranışlar şeklinde değil, zımni veya özümlenmiş tarzlarda tecelli edebilmektedir. Bu durumlarda tercih etme durumu farklı bir süreç izleyebilir.

Siyaset veya yönetim alanında tercih etme davranışları, sadece ilgili olduğu alanla sınırlı değildir. Hayatın diğer alanlarıyla ilgili davranışlar ile sıkı bir ilişki içinde olması gerektiği gibi, örtük veya zımni nitelikte, ilk bakışta tercih etmeye ihtiyaç duyulmadan gerçekleştiği şeklinde bir algıyı doğuracak nitelikte görülebilir. Bu görünüş veya onunla ilgili algı yanlış bir değerden kaynaklanabileceği gibi, doğrudan değerin yanlış anlaşılmasından da beslenebilir.

Gerçekten siyaset veya yönetim sanatı çoğunlukla bir emirler/buyruklar dizisi şeklinde algılanageldiği için, insanın, özellikle birey olarak insanın varlığı, dolayısıyla tercihleri pek göz önüne alınmamıştır.

Hâlâ da dünyanın birçok bölgesinde ve birçok toplumda bu türden algı ve anlayışların egemen konumda bulunduğu gözlemlenmektedir.

Burada açık ve belirgin yanlış algı ve anlayış, siyaset ve yönetim olgularını salt iktidar, hatta mutlak maddi güç şeklinde görüp kabullenmekte tezahür etmektedir. Oysa siyaset ve yönetimde uyumlu olmayan bir davranış ve sonuç ortaya çıktığında, yapılması gereken şey bu davranış ve sonucun yanlışlığını herhangi bir gerekçeye başvurmadan kabul etmek ve tekrarlamaktan kaçınmaktır.

Sözgelimi uygulanan siyaset ve yönetim, insan hayatını toplumsal, iktisadi, ahlaki, hukuki, estetik boyutlarıyla olumsuz etkiliyor ise, ya bu siyaset ve yönetim sanatını değiştirmek ya da bütün bunları daha uyumlu ve iyi yapabilecek bir yapıya kavuşturmaktır. Aksi takdirde insanı da, toplumu da geri dönüşü olmayan bir tercihle baş başa bırakırsınız ki, bu siyasetin de, yönetimin de mahiyetine aykırı olur.