Sanat ve Metafizik



ID:43696
Yayınlanma:
15 May 19

Gerek sanat, gerek düşüncenin kaynağı, mahiyetine ilişkin tanımlamalarda, değerlendirmelerde ve yorumlarda, gerçekçi, metafizik vb. nitelendirmeler bir dereceye kadar zorunludur denebilir. Anlamayı, kavramayı, açıklamayı kolaylaştırma bakımından böyle adlandırmalar yapılmasına gerek vardır. Aksi takdirde, sanat alanında ortaya konulmuş bir ürünün diğerlerinden farklılığını tam olarak ifade etmede güçlükle karşılaşmak kaçınılmaz olabilir.

Sanatın kaynağı, mahiyeti ve adlandırılması gibi hususlarda tanımlamalar, değerlendirmeler ve yorumlar yapılmak istendiğinde gerçekçi, metafizik gibi nitelendirmelerde bulunulmaktadır. Benzer durum düşünce bakımından da söz konusu olmaktadır. İdealist düşünce, gerçekçi düşünce veya maddeci düşünce gibi ayrım yapılmaktadır, sözgelimi. Biraz karışık görünse bile, dinin içeriğinde olan bir konu hakkında, mesela “…metafiziği”, “…gerçekçiliği” şeklinde nitelendirmelere de rastlanabilmektedir.

Gerek sanat, gerek düşüncenin kaynağı, mahiyetine ilişkin tanımlamalarda, değerlendirmelerde ve yorumlarda, gerçekçi, metafizik vb. nitelendirmeler bir dereceye kadar zorunludur denebilir. Anlamayı, kavramayı, açıklamayı kolaylaştırma bakımından böyle adlandırmalar yapılmasına gerek vardır. Aksi takdirde, sanat alanında ortaya konulmuş bir ürünün diğerlerinden farklılığını tam olarak ifade etmede güçlükle karşılaşmak kaçınılmaz olabilir. 

Diyelim ki, Cemal Süreya şiirinde sevgi ya da aşk soyutlanmış imgelere başvurulmuş olsa da gerçekçilik sınırları içinde düşünülebilir. Mesela, “Kırmızı bir kuştur soluğum / Kumral göklerinde saçlarının / Seni kucağıma alıyorum / Tarifsiz uzuyor bacakların” (San, Üvercinka, de yayınevi, İstanbul 1966, s.5).

Burada gerçekçiliği konusunu tensel boyuta indirgeyerek ortaya koymak istediği bağlamında tanımlayabiliriz. Fakat gerçekçi nitelendirmesi, yapılan benzetmeler, benzetmelerde başvurulan nesnelerin, varlıkların mahiyetleri derinlemesine yorumlanmak istendiğinde, belli belirsiz bir özelliğe kayar gibi de oluyor. Kuş ile soluğun gerçekçiliği, verilecek anlam ve yorumlara göre, bütünüyle gerçeklik sınırı içinde tutulamaz bir hâl alabilir ihtimaline kapı aralıyor.

Bu bağlamda, sanatın metafiziği ile sanat ürününün metafiziği arasında bir ayrım yapılıp yapılamayacağının ne kadar mümkün, ne ölçüde anlamlı, hangi açıdan işlevsel olup olamayacağı biraz sorunlu gözüküyor. Sorunu belirgin hale getirebilmek için, sanıyorum, “metafizik” kelimesinin kavram haline dönüştürülmesi olayını tespit etmek yararlı olabilir (mi?) 

Felsefe tarihinde “metafizik” kelimesinin kavram haline dönüşmesi, Aristoteles’in eserlerinin tasnif edilme işlemiyle ilgili olduğu bilinmektedir. Romalı asker ve siyasetçi Sulla, Aristoteles’in eserlerini Yunanistan’dan Roma’ya götürür (M.Ö. I.yüzyıl) ve konularında uzman kişilerce, içeriklerine göre sınıflandırılır. İlk kitaba “Physika”, onu izleyene, “Ta meta ta physika”, yani “Metafizik” adı verilir. Fakat bir başka iddia daha vardır: Bu ad, Aristoteles’in tüm eserleri bakımından işgal ettiği konum ile ilgilidir ve adlandırma da bir Peripatetik’ten (Meşşai, Yürüyenler) kaynaklanmıştır. O ise, Aristoteles’in felsefi sisteminin hocası Platon’dan farklılığını göstermek için, “metafiziğini” fiziğinin üzerine temellendirdiğini vurgulamak istemiştir. Oysa Aristoteles, “metafizik” kavramının kapsadığı konulara “prote philosophia” (İlk Felsefe) adını vermişti. Bu konular evrenin veya varlığın ilk ilkelerinin bilimiydi. Elbette felsefe alanında söz konusu olan kavramlar, konular, sorunlar hep aynı, herhangi bir değişikliğe uğramadan kalamazlar. Felsefeye, bazen ve bazı yazarlarca bir eleştiri, hatta noksanlık olarak izafe edilse de, felsefe bu tür değişiklikler, farklılıklar, yerine göre çelişki ve çatışkılar ile vardır, varlığını sürdürür.

Doğal olarak, felsefe alanında her ne halde ortaya çıkmış olursa olsun, bizzat onda bile metafizik kavramı her yazara, düşünüre ve filozofa göre belli farklılıklar göstermiştir. Sanat ve sanat ürünleri bakımından ise, metafizik kavramının felsefe alanındakinden hayli farklılık ve değişkenlik göstereceğini söylemek yerinde olur. Buna rağmen, sanat ve sanat ürünü açısından metafizik kavramının çok belirgin, çok açıklayıcı ve genellikle pratik yönden işlevsel olup olmadığı tartışmaya değer gibi gözüküyor bana.