Düşünce ve Alıntı Yazılar ABD-İran gerilimi: Savaş çığlıkları mı, sert bir diplomasi mi?



ID:43843
Yayınlanma:
21 May 19

ABD, Irak savaşından 16 yıl sonra, yine bir ‘istihbarata’ dayanarak, bölgeye asker yığınağı yapıyor

ABD ile İran arasında tırmanan siyasi ve askeri gerilim, dünya gündeminin ilk sıralarına yerleşti. Birçok siyasetçi ve diplomat gelişmeleri ‘’yeni bir savaş’’ endişesiyle karşılarken, bazı isimler olanların sadece ‘sert diplomasi’ olduğunu düşünüyor.

Mevcut kriz, Mayıs ayı başında ABD Başkanı Donald Trump’ın “İran’ın Orta Doğu’da bir saldırı düzenlemesine’’ dair bir ‘istihbarat’ın ardından bölgeye savaş gemileri sokmasıyla patlak verdi. ABD, ‘İran tehditi’nin ne olduğuyla ilgili bir açıklamada bulunmadı. Olayın başlangıç noktası bu olsa da, kısa süre içinde ABD ile İran arasındaki gerilimi arttıran başka gelişmeler yaşandı. Gerilimin temelleri Donald Trump’ın Oval Ofis’e girmesinden kısa süre önce atıldı denilebilir. İlk döneminin yarısından fazlasını tamamlayan Trump, göreve gelmesinden bu yana ABD’yi İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekti, ağır yaptırımlar uyguladı, İran’dan yapılan petrol ithalatını kesti ve yakın zamanda Devrim Muhafızları’nı bir terör örgütü ilan etti. Trump’ın yemininden bu yana İran ile ilişkilerde ciddi bir kötüleşme yaşansa da, zaten iki taraf arasındaki ipler uzun süredir kopuk. İki ülke 1980’den bu yana doğrudan resmi diplomatik temas kurmuyor.

ABD’nin savaş uçağı taşıyan gemileri İran yakınlarına çekme kararlarının ardından, iki taraf arasında sözlü atışmalar başladı. İran, ABD’nin hamlesine karşılık olarak ilk başta bazı Avrupa ülkelerinden yaptırımlara karşı direnmek için destek istedi, aksi takdirde uranyum ve ağır su üretimini artıracağını açıkladı. Açıklamada Avrupa ülkelerine 60 gün süre sunan İran, daha sonra bu karardan vazgeçip Nükleer Anlaşma’nın bazı taahhütlerine uymamaya başladı.

                        Kaynak: Associated Press

ABD, Irak'taki devlet personelini tahliye etti

15 Mayıs’ta ABD ani bir kararla Irak’taki ‘acil durum personeli olmayan’ devlet çalışanlarını geri çağırma kararı aldı. Karardan kısa süre sonra ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yayınlanan ‘seyahat uyarısında’ vatandaşlara Irak’a gitmemeleri, gidenlerin de önceden vasiyetini hazırlamasının tavsiye edildiği açıklandı. Aynı gün içerisinde Almanya Irak’taki askeri eğitim programını durdurdu. Hollanda da Almanya ile aynı kararı aldı. Geçen hafta sonu da Iraklı yetkililer, ABD'li enerji devi Exxon Mobil'in Basra'nın güneyinde bulunan bir petrol sahasından personelini tahliye etmeye başladığını bildirdi. ABD, Hollanda ve Almanya’nın açıklamalarında gerekçe olarak ‘güvenlik endişesi’ gösterilirken kararın arkasındaki neden hakkında ayrıntılı bir açıklama yapılmadı. Irak’ın Moskova Büyükelçisi gerilimin yüksek olduğu aynı gün, ülkesinin Rus yapımı savunma sistemi S-400’lerden almak istediğini açıkladı. Kararın arka planı hakkında hâlâ bir açıklama yapılmazken, bazı analistler durumu olası bir savaşa hazırlık olarak yorumladı. The Guardian’ın 17 Mayıs tarihli bir haberi ise kararın arka planı ile ilgili bazı şeyleri ortaya çıkarmış olabilir. Habere göre geçen hafta yaşanan gelişmelerden üç hafta önce İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani Irak'taki milis kuvvetlerine "Bir vekalet savaşına hazır olun" dedi. Öğrenilene göre ABD'nin artan baskısı sonucunda İran, bölgedeki bağlı milislerini harekete geçirme kararı aldı. The Guardian bu görüşmelerin ardından Irak, ABD ve Britanya arasındaki diplomatik temasların yoğunlaştığına dikkati çekti. Bu gelişmeler ışığında ABD’nin ‘en yetkili diplomatı’ Mike Pompeo’nun Irak’a yaptığı ‘sürpriz’ ziyaret farklı bir anlam kazandı. Pompeo bu ziyarette Irak lideriyle “Ülkesindeki ABD’lileri koruyabilmesinin önemi hakkında konuştuk’’ demişti.

Irak’ın başkenti Bağdat’ta bulunan ‘Yeşil Bölge’ 20 Mayıs’ta bir katyuşa füzesiyle vuruldu. Yüksek korunaklı bölgede birçok ülkenin büyükelçiliği bulunuyor. Füzenin ABD’nin boşaltılmış Bağdat Büyükelçiliği’nden bir mil uzağa düştüğü ifade edildi. Saldırıdan kısa süre sonra Trump sert bir açıklamada bulundu: “İran bir savaş istiyorsa, bu İran'ın resmi olarak sonu olur. Bir daha asla ABD'yi tehdit etmeyin."

               Kaynak: Associated Press

"Çin ile Rusya'nın tavrı belirleyici olacak"

Pompeo, Irak ziyaretinden kısa süre sonra Rusya’ya gitti ve Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. Bu ziyaret, ABD'de 2016 yılında yapılan başkanlık seçimlerine Rusya'nın şaibe karıştırdığı suçlamalarından bu yana ABD'li yüksek düzeyde bir siyasetçinin Moskova'ya yaptığı ilk ziyaretti. Sovyetler ve Rusya uzmanı gazeteci Mahir Esen, 16 Punto’ya verdiği röportajda ABD'nin ‘kuşkusuz’ bir şekilde İran ile savaş istediğini ama asıl belirleyici faktörün Çin ile Rusya'nın tavrı olacağını ifade etmişti. Ek tarifelerle birlikte tekrar başlayan ticaret savaşın ardından ABD’nin Çin ile ilişkileri çok iyi bir noktada değil.

ABD basınında İran ile ilgili gelişmeler hakkında çok ciddi bir haber trafiği var. New York Times, ulusal güvenlik yetkililerine dayandırdığı bir haberde, ABD’nin Ortadoğu’ya 120 bin asker göndermeyi planladığını yazdı ancak ABD Başkanı bu haberi yalanladı ve ekledi, “Gerekirse çok daha fazlasını yollayabilirim.” 

Basra Körfezi'nde füze taşıyan tekneler

New York Times’ın 16 Mayıs tarihli sayısında yine önemli bir haber yer aldı. Bu habere göre İran, Basra Körfezi’ne ufak tekneler üzerinde füzeler yerleştirdi. Gazeteye konuşan yetkililere göre ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton bu gelişmeleri, "İran ABD'ye saldırmaya hazırlanıyor" diye değerlendirdi. İran’ın ABD’ye yapacağı olası bir saldırı, Kuzey Atlantik Anlaşması gereğince bütün NATO ülkelerine savaş ilan etmesi anlamına gelebilir.*

John Bolton Dünya’daki en tehlikeli insan mı?’’

Bolton’un tavrı da ABD basınında geniş yer buluyor. Mevcut kriz ortaya çıkmadan bir yıl kadar önce Bolton İran’da 2018 sonuna kadar rejimin değişeceğine dair söz vermişti. Ayrıca Bolton, 2015 yılında New York Times’a “İran’ın bombalarını durdurmak için İran’ı bombalayın” başlıklı bir köşe yazısı yazdı. The Guardian’dan Ben Armbuster’ın “John Bolton Dünya’daki en tehlikeli insan mı?’’ başlıklı yazısına göre, Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı yaklaşık 20 senedir ABD’nin İran ile bir savaşa girmesini istiyor. ABD basınına göre Bolton’un bu duruşu bugün hâlâ aynı, Trump’ı İran’la bir savaşa girmeye ikna etmeye çalışıyor.  New York Times’ın 17 Mayıs’taki sayısı, “Başkan İran ile savaş istemediği konusunda ısrarcı’’ manşetiyle çıktı. Diğer Amerikan gazetelerinde yer alan haberler de bunu doğruluyor; Trump şu ana kadar danışmanının baskısına dayandı. Ancak Bolton’un Trump’ın dış politikasını şekillendirmede önemli bir rol oynadığı biliniyor. Bu haberler direkt yalanlanmadı, ancak Trump 17 Mayıs’ta Twitter’da “O kadar çok uydurma ve yalan haber yapılıyor ki İran’ın ne olduğunu anlaması mümkün değil’’ yazdı.

Süreçte aktif bir rol üstlenen İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, yaptığı sosyal medya paylaşımlarında da ABD hükümetinin kendi içinde yaşadığı fikir ayrılıklarına dikkat çekti;

"B Takımı** başka bir şey yapıyor, Trump başka bir şey söylüyor, görünüşe göre ABD ne düşüneceğini bilmiyor.

İran ise ne düşüneceğini bin yıldır biliyor, özellikle 1953'ten beri ABD konusunda.

Bu noktada, bu kesinlikle iyi bir şey!"

Geçen hafta Bağımsız Vermont Senatörü Bernie Sanders, “Bolton tıpkı Irak’ta yaptığı gibi yalan söyleyerek bizi savaşa sokmak istiyor’’ demişti. Bolton, ABD’nin Irak’a girme kararında büyük rol oynamıştı, George W. Bush yönetiminin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi olarak savaşın en büyük destekçilerindendi. Bush bile bir süre sonra kendisine görev vermesinin “büyük bir hata” olduğunu söyledi.

"ABD sahte istihbarat raporlarıyla olası bir çatışmanın bahanelerini arıyor"

İran ile savaş olasılığı birçok ABD’liye Irak savaşını anımsattı. İran BM Daimi Temsilciliği geçen hafta "ABD sahte istihbarat raporlarıyla olası bir çatışmanın bahanelerini arıyor" açıklaması yaptı. ABD, 2003’te ‘gelen bir istihbaratın ardından’ Irak’ı işgal etmişti, sonra da bu istihbaratın gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştı. Birçok ABD’li İran ile bir savaşın Irak’takinden çok daha yıpratıcı olacağını düşünüyor. Sanders, “İran ile bir savaş Irak savaşını parkta bir yürüyüş kadar basit gösterir. Tam anlamıyla bir felaket olur’’ yorumunda bulundu. İran, Irak’a nazaran çok daha güçlü bir orduya sahip. 

Şu ana kadar iki taraftan da “Savaş istemiyoruz’’ şeklinden açıklamalar yapılıyor, ama aynı zamanda bu açıklamalarda açık tehdit unsurları da bulunuyor. İki tarafın bir savaş içine girip girmeyeceğini bilmek zor, kesin olan şeyse Orta Doğu’yu sıcak ve gergin günler bekliyor.


*Editörün notu: Kuzey Atlantik Anlaşması Madde 5 - Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası'nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi bir saldın ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir.

 

 **Editörün notu: Zarif'in Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid'e 'Trump'ın B Takımı' diye hitap ettiği biliniyor.

Metin Kaan Kurtuluş/T24