Yazarlar Kudüs, Ümmetin Tek Millet Olduğunu Hatırlatıyor / VAHDET



ID:44187
Yayınlanma:
31 May 19

Sizlerden öncekiler bir takım uygulamalarla bu ümmeti parçaladılar. Size düşen onların bıraktığı mirası devam ettirmek değildir. Sizler Resul-i Kibriya’nın s.a.a varisleri olarak tıpkı onun gibi ümmeti tevhid bayrağının altına çağırabilirsiniz. Yıllardır bir takım sözlerden dolayı ayrı düşen elleri vereceğiniz mesajlarla birleştirebilirsiniz. Bundan böyle herkesin bilincine şu cümle kazılsın; madem küfür tek millettir, aziz İslam ümmeti de tek millet olacaktır.

Ruh-ul Qods… Kutsal ruh’un vücud bulduğu, ruh’un insan’da, insan’ın ruhen kıyama durduğu yerdir Kudüs. Ancak gasıp ve habis Siyonist terör rejimi giriştiği insanlık dışı yıkımları bu kutsal ruhu derinden incitmektedir. Öyle bir kavim düşün ki insanlık ruhuna saldırıda bulunsun. Öyle bir kavim düşün ki insan’ın canına kastederek insanlık âlemine acıların en acısını tattırsın. İnsanlığa düşman olan bir kavmin esareti altında aziz Ruh-ul Quds. Ve  öyle bir ümmet düşünün ki bütün bu olup bitenlerden habersiz ve duyarsız kalsın. Bu bizim canımızı yakıyor.

Allah’ın (c.c) Müslümanlara yüklediği sorumluluğun bilincinde olmayan bir ümmet maalesef işlenen cinayetlerin seyircisi konumunda kalmaya mahkûmdur. Kudüs’ü inananların gündeminden çıkarma çabaları ise içerden açık bir şekilde Ruh-ul Qods’a karşı sinsi bir girişimdir. İslam alemi’nin vahdete muhtaç olduğu şu günlerde bir takım çevrelerin alakasız konuları gündeme taşıması son derece manidardır. 

Çok küçük pürüzleri büyüterek ümmetin içinde çıkılmaz hale getirildiği bir takım meseleler nedeniyle ümmet ayrılma noktasına gelmiş; bu ayrılıkçı zihniyet içimizde ki hainleri rahatça hareket etmelerini sağlamış ve dışarıdan gelen her türlü saldırılar karşısında yetersiz bırakılmıştır. İslam âlemini her açıdan ilgilendiren konularda birleşmesi gereken Müslümanlar maalesef iç çekişmelerden dolayı bir araya gelemiyor. Ümmet, üzerinde farz olan gerekli duyarlılığı gösteremiyor. Gelinen nokta ne yazık ki bu iç çekişme ve ihanetler ümmetin kanserli yarası haline gelmiştir. Bu kanserli yaradan en çok Kudüs’ün ruhu incinmektedir.

En hassas ve en zayıf noktamız olan bu iç hastalığımızdan dolayı ne yazık ki dışarıdan gelen saldırı ve mikroba karşı koymamızı engelliyor. İçimizde bu kadar düşmanlık varken başka yerde düşman aramaya gerek var mı? Bir ümmet düşünün; kenetlenmiş, birlik ve beraberlik içinde. Bu tek yumruk olan ümmet değil sadece mescid-i aksa’yı kurtarmak; esaret altında olan her karış toprağı özgürlüğüne kavuşturacaktır. Böyle bir ümmet sadece İslam coğrafyasında değil, bütün insanlık âleminde adaleti sağlayacaktır. Ayrı dinlerden, farklı ırklardan olsalar da sığınacakları ilahi adalet İslam hukuku olacaktır. Ancak kendi iç âleminde adaleti, birliği ve barışı sağlayamayan bir topluluğa hangi gerekçeyle başkaları sığınsın?

Her defasında ağızlara pelesenk hale getirilen “küfür tek millettir” sözü karşısında bir alternatif üretemeyen Müslümanlar, var olan alternatifleri de hiçe sayarak içerden parçalanmışlığı pekiştiriyorlar. Madem “küfür tek millettir” olabiliyorsa; neden “ümmet tek millet” olamıyor? Kim ne zaman bu ümmetin tek vücut olduğunu dile getirse, ya da ümmetin tek vücut olduğunu hatırlatsa mutlaka içerden bir saldırı gerçekleştiriliyor. Dilimizden düşürmediğimiz “bunlar hep batının oyunları” bahaneler ne kadar samimi? Hakikatten bütün bunlar sadece “dış mihraklar”ın işi mi? bana kalırsa biz sadece kendimizi kandırıyoruz. 

Ümmet bilincinden nasiplenmeyenlerin asırlardır sığındıkları bahanelerden başka bir şey olmamıştır. Bir kere olsun ümmetin sorunlarıyla ilgilenmemişlerdir. Bu nedenle en ön safta bulunarak ümmeti yanlış yöne yönlendirmişlerdir. Ümmetin yönünü tevhid binasına, yani Mekke’ye çevirememişlerdir. Eğer bu sözde âlimler, din bilginleri ümmeti ve İslami değerleri kendilerine dert edinmiş olsalardı kendilerini bu ümmetin ıslahatı için feda ederlerdi. Ancak kendi konumlarını ve birilerinin nazarında olan ve fakat köksüz olan itibarlarını daha önemli buluyorlar. Müslümanların bu halinden anlayıp ümmetin vahdeti için her türlü sıkıntı ve meşakkate girerlerdi. 

Bir türlü kafalarını kumdan çıkarmak istemeyenler son zamanda telaş içindeler. Dünyanın dört bir yanında yakılan meşale karanlığın bağrını yırtıyor ve aydınlanıyor karanlık ilişkiler. Öyle bir rüzgâr esiyor ki; kokuşmuş kafaları ulu ortada bırakarak sürüklüyor kumları.

Bu ümmetin yeniden bir Bedir, bir Hendek, bir Uhud savaşıyla karşılaşma gibi bir durumu yok, ama her çağda Huneyn savaşını bu ümmet yaşıyor. Bu ümmet Çeçenistan’da, Afganistan’da, Keşmir’de, Yemen’de, Filistin ve birçok cephede Huneyn savaşını tekrar tekrar yaşıyor. Ümmet bu cephelerde mücahidleri nasıl savaş alanında yalnız bıraktığını görüyoruz. Cihad eden aziz İslam kahramanlarını yalnızlığını ne kadar derinden hissediyoruz acaba? Ümmetin iftiharları olan bu kahraman mücahitlere sırtımızı çevirmemizin sebebi nedir? Bizim onlara sırtımızı çevirmemize, onları bu savaş meydanlarında (Huneyn) yalnız bırakmamıza sebep olan şey nedir? Huneyn üç cepheden oluşuyordu, bir cephe müşrikler, bir cephe müminler ve diğer cephe de ise müminlerin saffında yer aldığını gösteren münafıklar vardı.

Ve dönüp dolaştığımızda bu ümmetin yeniden Hayberi yaşadığını görüyoruz. İşte gazze, işte Kudüs… Korkaklar bu savaşa girmediği gibi menfaatleri ve dostlarının çıkarı için kirli oyunlar tezgâhlıyorlar. Gazze ve mescid-i aksa üzerinde oynanan oyunlar sadece Siyonist terör örgütünün bir oyunu değildir. Bu oyunun piyonları da vardır ve ne yazık bu piyonlar içerdendir.  Dolayısıyla içinde bulunduğumuz çağ yeniden bir Hayber sahnesidir. Bu sahne güçlü orduların iman karşısında nasıl yenildiklerini müjdeliyor. Bakmayın müşriklerin, Siyonistlerin söylemlerine, onlar en kutsal yerleri kendilerine mekân tutarlar ve her adımlarında ihaneti saçan eylemlerine bakın. İşte içerdeki ve dışarıdaki ihanet çeteleri fark edildiği takdirde, iman cephesi bir araya gelecektir, tek yumruk olacaktır, vahdet üzerine ümmeti tek parça haline getirecektir.

Ruh-ul Qods, yani Kudüs, peygamberlerin şehri. Nasıl o peygamberler insanlık âlemini tevhide çağırdılar ise, bugün Kudüs de insanlık âlemini harekete geçiriyor ve ümmeti tevhid sancağının altına davet ediyor. Üstelik bu davet “ümmet” bilincini pekiştiren, “vahdet” olgusuyla peygamberi bir hayatı seçen kahraman mücahitlerin kıyamıyla gerçekleşiyor. 

Madem küfür tek millettir, neden İslam ümmeti de tek millet olamasın? Gerek Gazze’deki direniş, gerek Mescid-i Aksa’daki direnişin kıyam erleri, Allah yolunda savaşanlar bizleri de ümmetin birliğine davet ediyorlar, hem de aziz kanlarıyla. 

Bugün Kudüs ümmetin vahdeti için direniyor, bunu anlamak o kadar zor olmasa gerek, bugün İslam âleminin, hatta insanlık âleminin muhtaç olduğu tek şey ilahi nizamdır. Bu da ancak aziz İslam öğretisiyle mümkündür. Bu nedenle İslam öğretisinin olduğu her yerde kıyam vardır. Kıyamın olduğu her yerde vahdet için sonuna kadar açılmış kapılar mevcuttur. Bu kapılara yönelenler mutlaka özgürlüğe kavuşacaklardır. 

Hayber ve kerbela kıyamı ve bu kıyamların önderleri biz sadıklara bıraktıkları mirasın ne olduğunu biliyoruz. Böyle bir mirasa nasıl layık olunur, onu da biliyoruz. Ve biliyoruz ki; Ümmetin vahdeti kutlu bir savaşta hayat bulacak, işte o kutlu savaş peygamberlerin şehri olan Ruh-ul Qods’da gerçekleşiyor. O ruhun vücuda gelmesi yine orada aziz islamın ve Qods-i şerif müdafaasını kanlarıyla, canlarıyla veren bir avuç yiğidin kıyamıyla olacaktır. Bu kıyam yeryüzünde küfrün tek millet olduğunu kanıtlamış ve ümmetin de tek millet olması gerektiğini de ortaya koymuştur. 

Önümüzde iki yol var. İşinize hangisi geliyorsa onu seçmeye hakkınız var. Ancak biraz samimi olun ve saffınızı netleştirin, zira bu ümmet artık bu ihanetleri kaldıracak konumda değildir. Bu yola çıkanlar hiçbir şekilde mezhep tartışmalarını yanına almazlar, bu yola çıkanlar hiçbir şekilde fitneye hizmet eden davranışlara girişmezler. Bu yola çıkanlar günü-birlik hesaplarla uğraşmazlar. Bu yola çıkanlar yüksek kulelerden komut vermezler, bizzat en ön safta çarpışırlar. 

Burada iş hiç şüphesiz âlimlerimizin üzerine düşüyor. Bu son derece kolay bir iştir, verecekleri mesajlar bile bu ümmetin bir araya gelmesine yetecektir. Şimdi samimi olsunlar ve ümmeti tek millet haline getirsinler. Vallahi o din bilginleri, âlimler, şeyhler ve kitleleri peşinde koşturanların iki dudağı arasında çıkacak olan söze aklı başında hiçbir Müslüman duymazdan gelemeyecektir. Bu din bilginleri, âlimler, şeyhler ve şahsiyetler bir araya geldikleri takdirde ümmetin bütün fertleri de bir araya gelecektir. Bu nedenle vahdetin anahtarı Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın kapılarındadır. O kapıya yönelenler bu ümmetim birliğine hizmet edeceklerdir.

O halde bu önemli vazife boynunuza farzdır. Sizlerden öncekiler bir takım uygulamalarla bu ümmeti parçaladılar. Size düşen onların bıraktığı mirası devam ettirmek değildir. Sizler Resul-i Kibriya’nın s.a.a varisleri olarak tıpkı onun gibi ümmeti tevhid bayrağının altına çağırabilirsiniz. Yıllardır bir takım sözlerden dolayı ayrı düşen elleri vereceğiniz mesajlarla birleştirebilirsiniz. Bundan böyle herkesin bilincine şu cümle kazılsın; madem küfür tek millettir, aziz İslam ümmeti de tek millet olacaktır.