Politika Temelli: İhraç edilenlere maaşını bağışlayacakmış, bu zihniyetten çözüm çıkmaz



ID:45530
Yayınlanma:
09 Tem 19

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, isim vermeden Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç'ı eleştirdi. Temelli, "Bakın Yüksek İstişare Kurulu üyesi ne diyor? İşinden aşından edilmiş insanlara, KHK ile ihraç edilmiş insanlara maaşını bağışlayacakmış. Zihniyet bu, bu zihniyetten çözüm çıkmaz" dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu.
 
10 Ekim katliamının sorumlularının yargı önüne çıkarılmadığını belirten Temelli, “10 Ekim’de yitirdiğimiz canlarımızın ailelerinin kurduğu dernekten arkadaşlarımız da aramızda. O günün suçluları hâlâ adaletin karşısına çıkarılmadı. Hatırlıyorsunuz, bu katliamdan sonra ‘oylarımız arttı’ diye sevinenler vardı. Bu katliamın müsebbiplerini bildikleri halde bu işi ‘öfkeli çocuklara’ bağlayanlar vardı. Bugün çıkmışlar ortalıkta siyaset adına yine ahkam kesiyorlar, biz sizi de unutmadık” dedi.
 
Katliamla ilgili Ankara 17’nci İdare Mahkemesi’nin ihmal gerekçesiyle tazminat kararı verdiğini söyleyen Sezai Temelli, “Katliamda sorumluluğu olanlara dair, ihmal olduğuna dair bir ibare kayıtlara geçti. Evet ihmaliniz vardı, göz yumdunuz. Katliam geliyorum diyordu, siz oralı olmadınız. Hatta katliamdan medet umdunuz oylarınız artsın diye. Suruç’u da unutmadık” diye konuştu.
 
SETA Vakfı’nın “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” raporuna değinen Temelli, “Araştırmanın başlığı bile kendini ifade ediyor. Uzantı sözcüğü ile aslında bir tasviri, bir tanımı gerçekleştirmiş oldu. Fişleme peşinde, yani bildiğiniz andıç. Bu andıç hikayeleri üzerinden iktidara gelip bu meselelerle mücadele edeceklerini söyleyenlerin içine düştükleri hale bakın” ifadelerini kullandı.
 
Temelli’nin konuşmasından satır başları şöyle:
 
90’LARDA BU İŞİ KARARGAHLAR YAPARDI: Ne hazin tablodur; siparişle andıç hazırlatıyorlar, gazetecileri suçluyorlar. Haber yaparken aslında neye hizmet ettiklerini araştırıyorlar. Neye hizmet edecekler? Gerçek gazeteciler bu ülkenin demokrasisine, insan haklarına, hukukuna hizmet ediyor. Yandaş gazetecileri yanına almışsın bir tek sana hizmet etmelerini istiyorsun. Aykırı bir ses gördüğünde bir eleştiri gördüğünde onları kamuoyu önünde suçlayacak taktikler peşine düşüyorsunuz. 90’larda bu işi karargahlar yapıyordu. Şimdi araştırma kurumları yapıyor. Demek ki çağ atlamışız. Artık bu iş karargahtan alınmış, araştırma kurumlarına verilmiş. Saçma sapan raporlarla hedef gösteriyorlar gazetecileri.
 
‘HDP’YLE İLTİSAKLI OLMAK’ FİŞLENME SEBEBİ OLMUŞ: Raporun arasına HDP’yi de sıkıştırmışlar. Bizimle iltisaklı olmak -ki neyse bu- başlı başına fişlenme sebebi olmuş. Yani HDP hakkında haber yapmak ya da HDP’nin sözünü haber yapmak, HDP’nin dile getirdiği görüşleri haber yapmak neredeyse suç kabul edilecek. Bu gazetecilerin yaptığı haberler suç değil, suç sizin gazetecileri cezaevine göndermeniz. Bugün Türkiye’de 150’den fazla gazeteci cezaevinde. Bugün Türkiye basın özgürlüğü konusunda dünyada son sıralarda. Bugün bu ülkede basın ve ifade özgürlüğü yok.
 
SİSTEMİN MR’INI ÇEKECEKLER NE MÜTHİŞ BİR SÖZ: Bütün özgürlüklerin lağvedildiği bir süreç yaşıyoruz. Nedeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. Böyle garip uydurma bir sistem var, bu sistem ayakta durabilmek için demokratik yaşama dair ne varsa onları yok etme, demokratik siyaseti tasfiye etme peşinde. Özgürlükleri yok sayma, tasfiye etmek peşinde. Sonra çıkıyorlar aklımızla alay eder gibi. Bir rehabilite yapacaklardı geçen hafta. Herhalde rehabiliteden sonuç alamayacaklarını anladılar ki sistemin MR’ını çekeceklermiş. Sistemin MR’ını çekecekler, ne müthiş bir söz. Bence siz bu sistemin bir yıllık kısa filmini çekin, çekin ki bütün tarihe not olarak düşsün. Bu yaptığınız hukuksuzluklar tarihe not olarak düşsün.
 
ÜLKE HER GÜN YENİ BİR KRİZE SÜRÜKLENİYOR: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi nedir diye sorarsanız, bunun yanıtı basittir; yönetememe halidir. Yönetememe halinden dolayı da ülke her gün yeni bir krize sürükleniyor. Bizzat krizi doğuran bir mekanizmaya dönüşmüş durumdasınız. O denli bir kriz girdabındasınız ki kendi bürokratlarınızı bile beğenmez haline geldiniz. Hani talimatla hareket ediyordu ya Merkez Bankası Başkanınız. Bir de bugünlerde bu tartışma var; Merkez Bankası Başkanı bağımsız olmalıymış. Ne zaman bağımsız oldu ki. İktidarın talimatlarıyla hareket eden payandalaşmış bir Merkez Bankası Başkanı vardı karşımızda. Şimdi görevden alındı.
 
MERKEZ BANKASI BAŞKANININ GÖREVDEN ALINMASI SUÇTUR: Görevden alınması hukuksuzluktur, suçtur. Görevden alma nedeni hedefleri tutturamamak. Hedef ne? Enflasyonu düşürememiş, enflasyonun düşmesi için faizlerin düşürülmesi gerekiyormuş. Bu yasa dışı kararname ile Merkez Bankası Başkanı görevden alınıyor ama gerekçesi çok daha beter. Bütün iktisatçılar aslında şimdi bu konuyu araştırıyorlar. Yani “faizleri düşürerek enflasyon nasıl düşer” konusunda tez yazıyorlar. Kendisi tez yazmayan ama yazılmış tezlerden çalıntı yapan bir Merkez Bankası Başkanımız olacak şimdi. Bakalım faizleri düşürerek enflasyonu nasıl düşürecek. Haydi düşür bakalım faizleri 5 puan, enflasyonu nasıl düşüreceksiniz, görelim. Böyle bir vaka yok.
 
BÖYLE BİR VAKAYI ÇİLLER’LE YAŞADIK: Geçmişte böyle vaka yaşadık. Kiminle mi? Çiller’le yaşadık. 5 Nisan 1994 krizi. Bizdeki hafıza fil hafızası, unutmayız ki Çiller iktisat profesörüydü. Ülke inanılmaz bir krize sürüklendi. Şimdi bir kriz sarmalı içinde olan bu ülkede bu tür hamlelerle içinden çıkılmaz bir yere sürüklenmeye devam edeceğiz. O yüzden diyoruz ki Merkez Bankası özerk olmalıdır. Ne Merkez Bankası bağımsızlık lafı altında IMF’ye bağlı çalışan bir kurum olmalı ne de iktidarın payandası haline dönüşen bir kurum olmalı. Merkez bankalarının topluma karşı sorumluluğu olan özerk bir yapısı olmalı ve para politikaları olan bir bir pozisyonu olmalı.
 
ENFLASYONU DÜŞÜRMEK İSTİYORSANIZ YAPISAL SORUNLARI ÇÖZÜN: Hedef ancak o zaman gerçekçi olur, toplum yararına, ülke yararına olur. Yoksa “Bizim müteahhitler zorda, faizi indir” ile ekonomi politikası olmaz. Bunu yapana da Merkez Bankası denmez. Faiz meselesi önemli ama faiz de bir fiyat. Kredinin fiyatı. Fonun fiyatı. Fiyatları düşürmek istiyorsanız, enflasyondan kurtulmak istiyorsanız ekonomide yapısal sorunlara ciddi çözümler üretmelisiniz. Siz bırakın ekonomide ciddi çözümler üretmeyi, ekonomiyi fazlasıyla içinden çıkılmaz bir yere sürüklemeye devam ediyorsunuz. Tam 17 yıldır devam ediyorsunuz.
 
MÜTEAHHİDİN MALİYETİNİ VATANDAŞA YIKMAYA ÇALIŞIYORLAR: Bu torbacılar gene torba getirmişler Meclis’e. Doldurmuşlar içine yine bir sürü şey. Baktılar ekonominin içinden çıkamıyorlar, halkı daha fazla nasıl sömürürüz peşindeler. Bir ülkede vergi adaleti yoksa o ülkede adaleti tesis etme, yaşamın herhangi bir yerinde adaleti tesis etme şansınız yok. Bu torba içinde de verginin tabana yayılmasını göreceksiniz. Verginin tabana yayılmasından anladıkları şey şu; toplumsal maliyetleri, çarçur ettikleri şeylerin maliyetini, hani borcunu sildikleri müteahhidin maliyetini vatandaşa yıkmaya çalışıyorlar. Bunların anladığı bu. Adaletsizliğe adaletsizlik katmak.
 
BU SİSTEMDEN BİR AN ÖNCE KURTULMALIYIZ: Bugünkü sistemin yarattığı bu tahribatı aşmanın yegane yolu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden bir an önce kurtulmamızdır. Onlar bu sistemden kurtulmak yerine bu sistemin MR’ını çekmeye devam ediyorlar. Bu MR’dan neler mi çıkıyor? Mesela Yüksek İstişare Kurulu çıkıyor. Bakın Yüksek İstişare Kurulu üyesi ne diyor? İşinden aşından edilmiş insanlara, KHK ile ihraç edilmiş insanlara maaşını bağışlayacakmış. Zihniyet bu, bu zihniyetten çözüm çıkmaz. Ünlü yazar Marquez’in dediği gibi “Kötülük dünyamızda değil bunların yüreklerindedir”.
 
JAPONYA’DA KADIN ÜNİVERSİTELERİNİ KEŞFETMİŞ: Bugün Türkiye’de eğitimin geldiği durumu görüyorsunuz. Nasıl kurtulacak Türkiye bu sistemden? Bunu da bulmuş. Japonya’ya gitti ya Japonya da bunu keşfetmiş. Kadın üniversiteleri. YÖK Başkanı’na da hatırlatmış, çalışmanı buna göre yap. YÖK Başkanı da işini gücünü bırakmış, zaten bir işi olduğu da söylenemez. Kadın üniversitesi konusunda çalışacakmış. Nedir bu kadın üniversitesi. Japonya’da 8 üniversite varmış. Oradaki kadın üniversitesinin adının üniversite olması onun üniversite olduğunu göstermez. Üniversite bilimsel özerkliğe sahip olduğunda üniversite olur. Ve bütün bilim alanlarının buluştuğu yerde olur. Dolayısıyla üniversite böyle bir ayrımcı anlayışla kurulamaz. Bunların aklı fikri nasıl ki eğitimde toplumsal bir ayrışmayı öne koyuyorsa, burada da cinsiyetçi bir ayrışmayı dayatıyor.
 
BAŞÖRTÜLÜ ÖĞRENCİLER MÜCADELE EDERKEN BUNLAR TOZ OLMUŞTU: 90’ları hatırlayın, Beyazıt Meydanı’nda başörtülü öğrenciler mücadele ederken bunlar orada yoktu hepsi toz olmuştu. Biz oradaydık. Çünkü onların eğitim hakkı vardı. O öğrenciler ayrı bir üniversite istemiyorlardı. Eğitim haklarının engellendiği üniversitede eğitim hakkı mücadelesi veriyorlardı. Farklı kimliklerimizle bilimi özerkleştirmek için mücadele ediyorduk. Eğitim hakkımız nedeniyle o faşist rektörlere karşı biz o mücadeleyi yükseltirken bunlar ortada yoktu. Şimdi çıkmış yok kadın üniversitesi, yok kadına yönelik ayrımcı politikalar diyor.
 
KOLLUK GÜÇLERİ PARTİ MENSUBU GİBİ KARŞIMIZA ÇIKIYOR: Üniversite demişken iki gündür ODTÜ’yü de izliyoruz. Ben şuna karar verdim. Bunların ağaçla bir sorunu var. Ağaç alerjisi mi ya da çocukken bir şey mi oldu ağaçtan mı düştüler, ne oldu? Nerede ağaç görseler onun yerine inşaat yapıyorlar. Koskoca Ankara’da KYK inşaat yapacak yer kalmamış, kaldı ki ODTÜ’nün 19 yurdu var, gitmişler ağaç kesmeye. Gerçekten ciddi bir vaka bu. Bunu yaparken kolluk güçleri ile gittiler, arkadaşlarımıza ve öğrencilere saldırdılar. Kabul etmiyoruz. Kolluk güçleri iktidarın emrinde, fakat ortaya koymuş oldukları şiddet bir parti mensubu, bir parti yandaşı gibi sürekli olarak hakaretler, saldırı şeklinde karşımıza çıkıyor. Aynı şekilde yine dün Diyarbakır’da gençlere yönelik, orada barış isteyen gençlere yönelik aynı şiddeti gördük. Bir kez daha kınıyoruz, bir kez daha güvenlik güçlerini sorumlu olmaya ve kanunlara uymaya çağırıyoruz.
 
HOCALARIMIZI SERBEST BIRAKIN: Üniversite sorunu anlatmakla bitmez. Hazır üniversiteden bahsetmişken cezaevinde olan Füsun Üstel, Tuna Altınel hocalarımızdan da bahsetmek istiyorum. Hocalarımızı bir an önce serbest bırakın. Suçları yoktur, barış talepleri vardır. Onların talebi hepimizin talebidir. Şiddetten, savaştan, çözümsüzlükten beslenen bir iktidar.
 
KÜRT SORUNU KÜRESEL BİR SORUNDUR: Erdoğan gene geçen gün “Kürt sorunu yoktur” dedi. Kürt meselesinin yokluğundan dem vurarak ülkeye çözümsüzlüğü dayatmaya devam etti. Biz de diyoruz ki “Kürt sorunu vardır ve bu sorun küresel bir sorundur”. Küresel siyasetin merkezi bugün Orta Doğu ise, bu Kürt sorunundan dolayıdır. Kürtler bu sorunun çözümü için mücadele etmekteler, bunu artık görmek zorundasınız, Kürt halkının taleplerini görmek zorundasınız. Türkiye toplumu, Türkiye halkları bu konuda inisiyatif almalıdır. Barıştan, demokrasiden yana inisiyatif almalı ve gerçek sahici çözümü üretmelidir.
 
S-400 VE F35’LERE SAĞLIK BÜTÇESİNİN YARISI KADAR HARCAMA YAPILDI: Bu ülkede barış istiyoruz. Kaynaklarımızın, emeğimizin silah harcamalarına gitmesini istemiyoruz. “Kürt meselesi yoktur” diyenler hâlâ S-400’leri F35’leri Bu ülkenin kaynakları ile alma peşindeler. S-400’leri nereye koyacaklarmış? Şimdi bakarlar yukarıdan nerede bir orman var onu kesip oraya koyacaklar. Ankara’ya getirmeyi düşünüyormuş. Getirsin, Saray’ın bahçesine koysun, her sabah çıkıp sevsin biraz. 3,9 milyar dolar. Yani neredeyse 24 milyar lira. S-400 ve F-35’e bugüne kadar harcanan para Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin yarısı. Bu parayı sağlığa harcasanız sağlıktaki sorunları çözebilirdiniz.
 
KAYYIMLARIN RÖVANŞINI ALMAK İÇİN BELEDİYEMİZİ SALDIRDILAR: (Diyadin Belediye Eşbaşkanlarının darp edilmesi) Diyadin’de belediyemize saldırdılar. Saldırdılar hem de kolluk güçleri ile. Ortada bir sebep yok, saldırmak için saldırıyor çünkü biz oradan kayyımları kovmuşuz ya onun rövanşını almak için saldırıyor. Bunu kolluk güçleri yapıyor, bunu yaparken de gidiyor orada ben devletim diyor. Bize saldıran herkes karşımıza ben devletim diye çıkıyor, sen devlet falan değilsin. İktidarın seçimde yaşadığı mağlubiyetin hesabını sormak adına belediyelere saldıramazsınız. Sadece Diyadin Belediyesi’ne saldırılmadı, halkın iradesine saldırıldı. İstanbul Belediyesi’ne, Uşak, Mersin, Ordu Belediyesi’ne saldırıldı… Seçilmişlere saldırmak aslında demokrasiye saldırmaktır.