Alıntı Yazılar Babacan’ın hedefi Türkiye’yi dünyayla barıştırmak / Kadri Gürsel



ID:45774
Yayınlanma:
17 Tem 19

“Hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, denetlenebilirlik, şeffaflık... Evrensel değerlerle ve AB ile barışık bir siyaset. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Konseyi ile angajmanları var. Bireyin haklarını öne çıkaran bir bakış açısı, bu hareketin en önemli değerlerinden biri olacak.”

Haklı ya da haksız, Türkiye kamuoyunda, AKP’nin kurucusu ve Türkiye’nin eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, risk almaktan ve başarı garantisi bulunmayan girişimlerden kaçınan bir siyasetçi olduğu yönünde yerleşik bir kanaat mevcuttur. Abdullah Gül’ün, 8 Temmuz’da partisi AKP’den istifa ederek, uzun süredir konuşulan yeni partiyi kurma çalışmaları doğrultusunda ilk resmi kopuşu gerçekleştiren Ali Babacan’ın bu girişimindeki “rehber”i olduğu ise kanaatin ötesinde, bir gerçek.

Eski parlamenter rejim dönemindeki AKP iktidarlarının ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, istifa ederken yaptığı yazılı açıklamada, partisi AKP’yle “aklen ve kalben bir ayrışma yaşadığını ve Türkiye için artık yepyeni bir gelecek vizyonuna ihtiyaç olduğunu” belirtmişti. Babacan, açıklamasında yeni bir parti kurulacağının haberini ise şu iki cümle ile vermişti: “Türkiye’nin bugünü ve geleceği için yeni bir çalışma başlatmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Ben ve pek çok arkadaşım, böyle bir çalışma için büyük ve tarihi bir sorumluluk hissetmekteyiz.”

Yeni parti kurma çalışmalarına yakın kaynakların Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre, Ali Babacan’ın girişimde en ön safta yer alması, Abdullah Gül’ün arzusu neticesinde gerçekleşmiş bulunuyor. Abdullah Gül’ün bu girişimdeki pozisyonu ise Türkçede “büyük kardeş” anlamını taşımasının yanı sıra, “kıdemi, birikimi ve tecrübesine atfen görüşleri dikkate alınan ve tavsiyelerine uyulan kişi” anlamına da gelen “ağabey” sözcüğüyle tarif ediliyor. Gül’ün “ağabeyliği” modern dünyanın diline “mentorluk” ya da “rehberlik” olarak da çevrilebilir. 

Gül, ilerleyen yaşını ya da daha önce cumhurbaşkanlığı gibi yüksek bir pozisyonda bulunmuş olmasını yeni teşekkülün kurucu liderliğinden imtina etmek için mazeret olarak göstermiş olabilir. Ama Gül, ufuktaki yeni partiye “ağabey” olarak katkıda bulunarak neticede aktif bir tutum alıyor. Gül, politikada riskli teşebbüslerden uzak durmakla ünlenmiş bir siyasetçi olduğuna göre, kendisinin bu yeni oluşumda rehberlik ve kurucu başkan seçiciliği gibi çok önemli bir rol üstlenebilmesi, yeni hareketin başarı şansının çok yüksek olduğunun bir işareti mi?

Gül’ün siyasete nihayet müdahil olması önemli bir alâmettir elbette. 

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimi öncesinde Ali Babacan’la yaptığı görüşme hakkında daha sonra söyledikleri ise yeni oluşumun muhtemel etkisine dair belki de daha önemli bir göstergedir.

10 Temmuz’da Bosna Hersek seyahatinden döndüğü sırada, uçağında ağırlanan medya mensuplarına konuşurken sarf ettiği şu sözler, Erdoğan’ın yeni parti oluşumu karşısındaki gergin ruh halini yansıtıyordu: “Ben Ali Bey'in kendisine de söyledim. 'Yolunuz yolunuzdur eyvallah ama şunu unutmayın ki bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok. Siz bunu yapıyorsunuz. Bunun parçalanmasıyla da bir yere gidemeyeceksiniz' dedim.”

Erdoğan’ın bir siyasi parti olan AKP’yi ve seçmen tabanını, İslam’da “Müslümanların tümü” anlamına gelen “ümmet” sözcüğüyle tanımlaması, Türkiye’de dinin siyasete alet edilmesinde varılan aşırılığın mükemmel örneklerinden birini oluşturuyor. Partisini “ümmet”le özdeşleştiren AKP Genel Başkanı’nın bundan dolayı kendisini de zımnen “ümmetin lideri” konumuna yüceltmiş olmasıyla tamamlanan bu ifratta bir siyasi maksat var: İslam’la özdeşleştirilen AKP’ye olumsuz etkide bulunabilecek siyasi gelişmelerin parti tabanında din karşıtlığı olarak algılanmasını sağlamak. Erdoğan, bu bağlamda yeni hareketin “ümmeti parçalayacağını” ileri sürerken kullandığı “parçalanma” sözcüğüyle AKP’nin yüz yüze kalabileceği bir sonuca dair gerçekçi endişesini de dile getirmiş oluyor. Yeni parti hareketinin AKP’de bir “parçalanma”ya yol açması ihtimalinin varlığı Erdoğan’ın ağzından böylece teyit ediliyor.

“Parçalanma”dan önce, Ali Babacan’ın yeni bir parti kurmak için AKP’den istifası, iktidardaki bir “çözülme”yi işaret ediyor. Bu bakımdan Babacan’ın, AKP’nin tarihi bir hezimete uğradığı 23 Haziran İBB seçimlerinden iki hafta sonra istifa etmesi bir tesadüf olamazdı. Lakin, “çözülme”den önce, AKP içinde, Erdoğan’a karşı Gül ve Babacan isimleri etrafında oluşan itirazın ekseninde, mazisi yıllar öncesine giden bir ayrışmanın yaşandığı da muhakkak.

Babacan partisinden durup dururken istifa etmedi. Misal, Babacan bundan beş yıl önce, 8 Temmuz 2014’te henüz Başbakan Yardımcısı olarak aktif görevde iken basına açık bir toplantıda Erdoğan’ın siyasi kültürü ve siyaset etme tarzıyla ters düştüğünü şu sözlerle ifade etmişti: “İçe kapanmacı, yabancıları dışlayıcı ya da dışarılarda bazı hayali karşılıklar arayıcı yaklaşımların ekonomimiz açısından son derece riskli yaklaşımlar olacağını vurgulamak istiyorum. (...) Açık bir ekonomi olmaktan başka çaresi yok Türkiye’nin şu anda. Dolayısıyla dünyayla uyumlu, dünyayla entegre ve güven üzerine, kredibilite üzerine inşa edilmiş bir ekonomik yapı, bir finansal yapı... Siyasette popülizm çok doğal bir hastalık; bu tuzağa düşmemek gerekiyor.”

Beş yıl sonra bugün Türkiye’nin ekonomisinde ve dünya ile ilişkilerinde yaşadığı krizler açısından bakıldığında, Babacan’ın zamanında yaptığı bu uyarıların isabetsiz olmadığı görülüyor.

2001’de AKP’yi kurarak Türkiye’deki ana akım siyasal İslamcı hareketi dönüştüren Erdoğan ve Gül ikilisi hiçbir zaman bir elmanın iki yarısı gibi olmadılar. Aralarında net bir üslup ve yaklaşım farkı hep olageldi. Erdoğan’ın Türkiye’yi AB’den uzaklaştıran siyaseti karşısında Gül AB perspektifini savundu. Gül, Erdoğan’ın kutuplaştırıcı dilini, aşırıcı ve baskıcı politikalarını genellikle benimsemedi; ılımlı, sorumlu ve birleştirici bir siyasi hat üzerinde kalmayı tercih etti. Gül’ün bu tutumuna rağmen bugüne kadar Erdoğan otoriterliği üzerinde kayda değer bir frenleyici etkisi olduğunu söylemek mümkün değil, yarın ne olacağı hakkında görüş belirtmek için ise henüz çok erken.

Gül’ün ağabeyliğinde ve Babacan’ın başkanlığında kurulacak partinin daha ziyade, ülkenin gidişatından endişeli taşralı ve kentli muhafazakar orta sınıflar ve Anadolu burjuvazisine hitap edeceği tahmin edilebilir. Bu oluşumun hangi kesimlerden ne oranda destek bulacağını görmek için parti olarak ortaya çıkmasını beklemek gerekiyor.

Babacan’ın parti kurma çalışmalarına yakın kaynaklar, “2019’un sonuna gelinmeden partinin ete kemiğe bürünmesini arzu ettiklerini” söylüyorlar. Çalışmaları yürütenler, kendilerine katılan isimleri partinin kuruluşuna kadar hassasiyetle gizleme eğilimindeler. Gül ve Babacan’ın yanı sıra dört eski AKP’li bakanın parti kurma çalışmalarında yer aldığı kamuoyu tarafından biliniyor: Beşir Atalay (İçişleri), Sadullah Ergin (Adalet), Hüseyin Çelik (Eğitim), Nihat Ergün (Sanayi ve Ticaret).

Aynı kaynaklar, “beyaz sayfalarla başlamak istediklerini” ve bu amaçla “toplumun reddetmeyeceği tipte, vicdanlı, iyi ve liyakatli insanlarla, velhasıl doğru aktörlerle birlikte” hareket etmeyi gözettiklerini söylüyorlar. Bu ifadelerinden, mümkün mertebe yeni isimlerden oluşan kurucu üyelerle yola çıkarak “AKP’den kopmuş bir grup” izlenimini vermekten kaçınacaklarını, yeni bir başlangıcı kurgulamak istediklerini anlıyoruz. Yeni parti, lider değil kadro partisi olacak.

Siyasi yelpazenin neresinde yer alacakları hakkındaki soruları, “henüz siyaset setlerini oluşturup sınırları çizme aşamasında olduklarını” söyleyerek cevaplıyorlar. Mamafih, izleyecekleri siyaseti adlandırmasalar da aşağıdaki tariflerinden, “merkezde” yer alacaklarını anlıyoruz: “Hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, denetlenebilirlik, şeffaflık... Evrensel değerlerle ve AB ile barışık bir siyaset. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Konseyi ile angajmanları var. Bireyin haklarını öne çıkaran bir bakış açısı, bu hareketin en önemli değerlerinden biri olacak.”

Merak edilen bir konu, yeni partinin, AKP’nin “Cumhur İttifakı”nı oluşturduğu MHP ile birlikte çoğunluğa eriştiği Meclis’te aritmetiği değiştirip değiştirmeyeceği. Al-Monitor’un görüştüğü kaynaklar bu hususta, kendilerinin parlamentoda bir siyasi parti grubu kurmak amacıyla temas arayışında olmadıklarını, ancak yeni oluşuma ilgi duyan milletvekillerinin bulunduğunu ve bu vekillerle temas edildiğini aktardılar. Meclis’te grup kuran siyasi partiler komisyon çalışmalarına katılabiliyorlar. Bunun için en az 20 sandalyeye sahip olmak gerekiyor.

Bütün bu verilerden hareketle bugünden şu öngörüde bulunmak mümkün: Babacan’ın Gül’ün desteğinde kuracağı parti, Türkiye’de orta vadede mevcut iktidarın yerini alması muhtemel, demokrasinin ve kurumların onarımını ve toplumsal barışı hedefleyen geniş tabanlı bir ulusal mutabakat hükümetinin önemli bir üyesi olmaya namzettir.Kadri Gürsel/Al-Monitor