Yazarlar Tek kişilik parti



ID:45784
Yayınlanma:
17 Tem 19

Uzatmaya gerek yok. Siyaset Bilimi bakımından örnek olay olarak incelenecek düzeyde gözükmesine rağmen, iktidar partisi kurum olma niteliğini tek kişinin eylem ve söyleminde sürekli başkalaştırılan bir varlık metaforuna dönüşme tehlikesinden kurtulamamaktadır. Sonuçta, bilinen meçhul olan tek kişinin emelinin gerçekleştiricisi bir ağda kütlesi olarak durmaktadır adeta söz konusu parti.

Siyaset biliminin siyasetin somut bir kurumunu oluşturan siyasi partiler alanı heyecanı yanında en çok tartışmayı kaldıran alanıdır. Ayrıca siyaset olgusunun güç boyutunun en rahat tezahür imkânı bulduğu bir siyasi kurumdur siyasal partiler. Siyaset olgu ve düşüncesinin, bir anlamda soyut niteliğe kolayca bürünmesine ve kendisini gizleyebilmesine karşılık, siyasal partiler, kurum olma niteliklerinin gereği olan zaman ve mekân şartlarıyla bağlarını kestikleri anda hayat ve varlıklarını sonlandırırlar ya da başkalaşarak değişirler. Tıpkı Kafka'nın "Değişim" hikâyesindeki başkahraman Gregor Samsa'nın yaşamakta olduğu değişimin trajedisini alınyazısız bir boyutta algıladığı şeklinde bir duruma düşerler. Bazen dıştan bakanların bu trajik değişimi normal algılama konusu olarak görmelerinden dolayı kahırlara sürüklenilir. Bazen değişimin içte yol açtığı normali dehşet olarak algılama cinnetine yol açması biteviliğe dönüşür. 

Kuşkusuz parti tipolojileri ya da sınıflamaları siyasal partilerin iç dokularında meydana gelebilecek değişimleri, dönüşümleri, duyarlığın asla nüfuz edemeyeceği çelik zırhlar misali bilimin nesnellik ölçüsüne bırakılır. Sözgelimi ileri partiler-tutucu partiler ya da gevşek ve disiplinli partiler ayrımı, kurum olarak partilerde bu tasnifi besleyen düşünceleri örter, başkalaştırır, dönüştürür ve değiştirir ama içteki algılama ve duyarlığı çoğu kez hesaba katmaz, hatta boğar veya soğurur.

Türkiye’deki siyasal partilere bakıldığında, bu kadar yaşanan tecrübelere rağmen, siyasetin mahiyetine uygun bir kurumlaşmanın ve uygulamanın pek gerçekleşmediği rahatça söylenebilir. Bunun temelinde siyasetin, ilkel denebilecek algılanmasının dönüştürülemediği yatmaktadır, denebilir. Bu ilkel siyaset algısı, siyaset ile iktidarın soyut ve manevi içeriğini kaba bir güçte somutlaştırmakta ve eşitlemektedir. Bundan dolayı, asıl kaynağı olan ve felsefi söylemle sistemleştirilen, aynı zamanda sistemleştirilebilecek olan siyasetin ahlaki temeli, ilkel kaba gücün potasında yok edilmektedir. 

Bugün siyasal partiler, özellikle iktidar partisi düzleminde ortaya çıkan görüntü, Siyaset Bilimi ve Siyasal Partiler disiplini açısından gözlemlediğimizde benzer bir değişim, dönüşüm sürecinin yaşandığı izlenimi ağırlıklı olarak görülmektedir. Mesela, özellikle ideolojik, katı yapıya sahip partilerde başat özellik olarak ortaya çıkan parti disiplini, söz konusu parti bakımından hemen belli olmaktadır. Bu disiplinin kaynağı partinin bizzat kendi varlık ve bünyesinden çok, tek kişinin tezahür eden kişiliğinde aynileşerek somutlaşmaktadır. Ama söylemi, beklenti ve özlemlerinin ifade edilişinin aksine, hatta rağmına bakımından gevşek yapılı kitle partisi olma imkânı, kurum olarak partinin bünyesine sirayet ve nüfuz etmede yetersizliğe düşerek tek iradenin sıcak demirden ocağında boğulmaktadır.

Uzatmaya gerek yok. Siyaset Bilimi bakımından örnek olay olarak incelenecek düzeyde gözükmesine rağmen, iktidar partisi kurum olma niteliğini tek kişinin eylem ve söyleminde sürekli başkalaştırılan bir varlık metaforuna dönüşme tehlikesinden kurtulamamaktadır. Sonuçta, bilinen meçhul olan tek kişinin emelinin gerçekleştiricisi bir ağda kütlesi olarak durmaktadır adeta söz konusu parti.

Ne var ki, görünüşte güç yoğunlaşmasını sağlar gibi dururken, gerçekte içten içe bir yozlaşmanın, giderek çürümenin ve dağılmanın kaçınılmaz bir akıbet olduğu bir türlü kabul edilemese de değiştirilemez. Hele düşünce yetersizliğinin aslında yoksunluk olduğu günden güne kendini açığa vurmaya başlamışsa, durum daha acıklı bir sona sürüklenmekten kurtulamaz.