Alıntı Yazılar 15 Temmuz’da kriz, silahlanma ve askeri harcama itirafları / İhsan Çaralan



ID:45811
Yayınlanma:
18 Tem 19

Cumhurbaşkanı 15 Temmuz konuşmasında, “kalkan uçaklar, helikopterler fıstık, leblebi mi dağıtıyor; bunların hepsi para, ekonomi değil mi" derken gerçeği, en katı gerçeklerden birini itiraf ediyordu.

15 Temmuz darbe girişiminin üçüncü yılında, tartışmaların merkezine, “Darbenin siyasi ayağı kim ve nerede?” sorusu oturdu.

Kılıçdaroğlu ve CHP sözcüleri “Darbenin siyasi ayağı kim?” sorusunu sorunca ve sorunun haklılığı etrafındaki tepki genişleyince, AKP Sözcüsü Ömer Çelik; “15 Temmuz Darbe girişiminin siyasi ayağının çıkarılmasını biz de istiyoruz. Elbet bir gün çıkacaktır!” dedi ve havlu attı!

Oysa AKP bu soruya daha önce “Darbenin siyasi ayağı kim diye soruluyor, biz partimize sızmış FETÖ’cüleri tasfiye ettik. Siz kendi içinizdeki FETÖ’cülere bakın!” diye yanıt vermiş ve ”siyasi ayak tartışması”nı gündeminden çıkarmıştı(!)

Son beyanı ile Çelik, “Darbenin siyasi ayağı kim ve nerede?” sorusu karşısında gerçeğin en azından “yarısını” itiraf etmek zorunda kaldı. Ama gerçeği itiraf eden sadece Ömer Çelik değildi.

MUHALEFETİN AÇMAYA CESARET EDEMEDİĞİ KONU TARTIŞMAYA AÇILDI
Ömer Çelik’in ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan da 15 Temmuz konuşmasında (ekonomik kriz eleştirilerine yanıt vereyim derken) önemli gerçekleri itiraf etti.

Ekonominin kötü gidişatını eleştirenlere yanıt verirken Erdoğan, "Ne diyorlar, ekonomi battı, ekonomi bitti. Bunlarda insaf yok. Bunlar nankör. Türkiye'nin dört bir yanında içeride dışarıda terörle bu denli büyük bir mücadele verilirken bu mermi, kurşun, kalkan uçaklar, helikopterler fıstık, leblebi mi dağıtıyor? Bunların hepsi para değil mi, ekonomi değil mi?" dedi.

Böylece Cumhurbaşkanı, muhalefetin dokunmaya cesaret edemediği konuyu, yani silahlanmanın, sınır içinde ve ötesinde yapılan askeri harekatın sadece askeri harekat değil aynı zamanda “ekonomi” olduğunu itiraf etmiş oldu.

Dahası Cumhurbaşkanı ekonomiyle ilgili kendilerini eleştirenlere; “Siz ekonomi, ekonomi diyorsunuz, bütçe açığı diyorsunuz, zamdan vergiden şikayet ediyorsunuz, ... ama S-400 alıyoruz, İHA, SİHA, tank, top üretiyoruz, sınır içinde ve ötesinde bitmez tükenmez askeri harekatlar yürütüyoruz, ...diye de bizi alkışlıyorsunuz“ demiş de oldu!

Kısacası Cumhurbaşkanı 15 Temmuz konuşmasında, “kalkan uçaklar, helikopterler fıstık, leblebi mi dağıtıyor; bunların hepsi para, ekonomi değil mi" derken gerçeği, en katı gerçeklerden birini itiraf ediyordu.

GENÇLİĞE ŞEHADETTEN BAŞKA BİR GELECEK VAADİ YOK
Aslına bakıldığında bu konu, milliyetçi baskı altındaki muhalefet, sendikalar ve emek örgütleri, hatta gazeteciler, aydınlar ve demokrat çevreler tarafından tartışılmaktan çekinilen bir konuydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sorunu böyle gündeme getirmesi, konuyu kaçınılmaz biçimde siyasetin tartışma gündemine getirmiş oldu.

Nitekim, CHP Sözcüsü Özgür Özel Cumhurbaşkanının bu açıklamasını, Hitlerin; “Alman çocuklarının tereyağına ihtiyacı yok. Alman tanklarının gres yağına ihtiyacı var” demesiyle benzeştirdi. Umalım ki; CHP bu yaklaşımı politikasına da yansıtır ve S-400 alımına, silahlanma harcamalarına, içerde ve dışarıda ucu sonu belirsiz “terörle mücadele” maskeli askeri operasyonlara “açık çek vermeyen”, konuyu kamuoyunda tartıştıran bir çizgiye geçer!

Öte yandan Erdoğan ekonomiyi böyle açıklarken ekonominin gerektirdiği vatandaş (“ümmet” demek daha doğru) tipini de tarif etmiş olacaktı. Bunun için en iyi ortam da 15 Temmuz’da hayatını kaybedenlerin anıldığı etkinlik olabilirdi. Zira konuşmasında Erdoğan; “Bu aşkla toprağa girmek var ya bu bambaşka. Rabbim hepimize şehadet nasip etsin” dedi ve az çok demokrat bir devletin vatandaşların “yaşama hakkını korumayı” esas alan görevini reddederek tüm vatandaşlara Allah’tan şehadet nasip etmesini diledi!

ŞEHADET VE DÜNYAYA MEYDAN OKUMA HANGİ İDEOLOJİDEN BESLENİYOR?
Erdoğan bununla da yetinmedi. Tüm komşu ülkelerle hatta dünya ile sorunların ancak silahla halledilebileceğini ima ederek hamasete devam etti: “Ey İstanbul, 566 yıldır olduğu gibi ilelebet İslam'ın ve Türk milletinin şehri olarak dünyaya meydan okumaya hazır mısın?”

Türkiye’yi dünyaya meydan okuyan bir ülke olarak göstermekten başka bir şey olmayan bu çağrı sadece bir tören konuşması olsaydı “hamaset” der geçerdik. Ama önüyle arkasıyla, AKP’nin amaçlarıyla birleştirildiğinde Erdoğan’ın bu sözleri çok açıktır ki cihadizmin AKP ideolojisinin ana damarı olduğunun da itirafı mahiyetindedir. Çünkü “şehitlik” ve “bütün dünyaya karşı savaş içinde olmak” bütün cihadist örgütlerin ideolojisinin ortak temelidir. Nitekim iki yıl önce, TBMM Eğitim Komisyonu’nun AKP'li üyesi Ahmet Hamdi Çamlı, “Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok” diyerek AKP’de cihadist damara dikkat çekmiş, CHP Milletvekili Metin Lütfi Baydar ise “Milis yetiştirip bu milislerle dünyaya savaş açmak mı istiyorlar?” diye sormuştu. Erdoğan 15 Temmuz konuşmasıyla Baydar’ın bu sorusunun yanıtı da verilmiş oldu.

KONU TARTIŞMAYA AÇILMIŞTIR AMA...
Özetlersek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz darbe girişiminin üçüncü yıldönümünde yaptığı konuşmadan anlaşılmaktadır ki;

- Türkiye’nin komşularıyla, hatta dünya ile çatışma içinde olması, silahlanmaya aşırı önem vermesi tesadüf değil, yeni Osmanlıcı ve cihadizmden beslenen dış politikasıyla yakından bağlantılıdır.

- Silahlanma, askeri harekatlar, silahlanma amaçlı yapılan yatırımlar, yatırımların nasıl ve hangi firmalar tarafından yapıldığı sadece siyaset değil ekonominin de sorunu haline gelmiştir.

- Kriz ve krizden çıkmak için devreye sokulan ekonomik önlemlerin, silahlanma ve askeri masraflarla bağlantısının tartışmaya açılması, ekonomi ve siyasetin başlıca sorunu olarak önem kazanmıştır.

Cumhurbaşkanı konuyu gündeme getirerek aslında kamuoyunda tartışılması için de bir vesile yaratmıştır. Ancak tartışmanın sağlıklı bir biçimde yürütülmesi elbette ki muhalefet partilerinin, ilerici demokrat güçlerin, aydınlar, sendikalar ve emek örgütlerinin tutumuna bağlıdır. Bu tartışma önemine uygun biçimde sürdürüldüğü ölçüde anlamlanacaktır.İhsan Çaralan/Evrensel