Röportaj/Söyleşi Yeni AB'de Türkiye'nin Yeri Ne Olacak?



ID:46272
Yayınlanma:
03 Ağu 19

Avrupa Birliği'nde uzun zamandır yaşanan politik gelişmeler 26 Mayıs'ta yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerine yansıdı. Aşırı sağ dalgadan, liberallere, Avrupa yanlılarından 'Euro-skeptiklere' kadar tüm eğilimler Avrupa Parlamentosu'ndaki yerini aldı.

AB'nin yasama organı Parlamento, yürütme organı AB Komisyonu'nun başına ilk kez bir kadın başkan seçti. Avrupa yanlısı Hristiyan demokrat Alman politikacı Ursula Von Der Leyen, deyim yerindeyse AB'nin 'başbakanlık' koltuğuna oturdu. Şimdi komiserlerin seçimi için kulis ve diplomatik temaslar sürüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, daha güçlü bir Avrupa için kolları sıvadı, zayıflayan ve koltuğu bırakacak bir Angela Merkel ile Brexit'i savunan Boris Johnson karşısında, Avrupa yanlısı liberal bir isim olarak, AB'nin liderliğine oynuyor.

Macron tutkulu biçimde AB'yi yenileme projesini hayata geçirmek için de alt yapı hazırlıyor. AP'deki Liberal grup ALDE'nin adını da "Renew Europe/Avrupa'yı Yenile" olarak değiştirmesinin nedeni de bu. Avrupa ordusu da kurarak, yeni ve güçlü bir AB ile İran, Suriye, ekonomik kriz, serbest ticaret gibi ulusararası dosyalarda ağırlığını koymak istiyor.

Peki bu yeni Avrupa'da Türkiye'yi nasıl bir gelecek bekliyor?AB, Türkiye olmadan bu dosyalarda ağırlığını koyabilir mi?

Kopma noktasına gelen müzakereler yeniden canlandırılabilir mi? Yoksa Avrupa Parlamentosu'nun "müzakereler askıya alınsın" önerisi Komisyon tarafından kabul mü görür?

Fransız Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Türkiye-AB uzmanı Didier Billion ile yeni AB'nin Türkiye'ye nasıl baktığını ve neler yapılması gerektiğini konuştuk.

"AB Türkiye ile ilişkileri yeniden rayına koymalı"

Yeni AB Türkiye'ye daha uzak. Türkiye'nin tam üyelik arzusu tümüyle sona erdi mi?

 “Politikada hiçbir zaman 'asla' dememek lazım. Yollar, birgün yeniden açılabilir. Ben Türkiye’nin, AB üyeliğini savunanalar arasındaydım, bu biliniyor. Ama Türkiye’nin AB üyesi olabileceğini söylemek bugün olanaklı değil. Nedenlerini artık herkes biliyor. Bugün, geldiğimiz noktada iki hatadan uzak durmak lazım. Birincisi 'Türkiye derhal AB üyesi olmalı, olabilir' demek. Bu durumdan üzüntü duyabiliriz ama bu bir gerçek. Türkiye şimdi bu haliyle üye olamayacak maalesef. Ama diğer taraftan 'Türkiye ile ilişkileri koparmak gerekir, Türkiye kendi hayatını yaşasın, artık Türkiye ile yapılacak bir iş kalmadı' demek de hata. Avrupa’nın yeniden yapılanmasından söz ediyoruz. Bununla beraber Türkiye ile de ilişkilerin yeniden yapılandırılması gerekir. Türkiye ile ilişkileri yeniden rayına koymalıyız.”

Ama AB içinde ağırlık Türkiye ile üyelik perspektifine tümüyle son vermek. Nasıl rayına oturtulacak?

 “Bunun yapılması, söylenmesinden daha zor bir iş. AB içinde Türkiye ile tüm işbirliğini reddedenler var. Türkiye’de de bunu istemeyenlerin çoğunlukta olduğunu biliyoruz. Benim sözünü ettiğim her iki tarafta da yürütülmesi gereken bir politik mücadele. Türkiye ile çalışmaya devam etmek, projeler yapmak gerekir. Bazıları 'Türkiye terörle mücadele için önemli' diyor. Ama herhalde Türkiye gibi büyük ve stratejik bir ülke ile ilişkileri terörle mücadele seviyesine indirmeyeceğiz. Konuyu sakince, kararlı bir şekilde ele almalıyız. Sadece ekonomik ve askeri alanda değil, Türkiye ile binlerce proje planlayabiliriz. Ekonomi, enerji, kültür... Mesela İran dosyası, bu geleceğin önemli dosyası, endişe verici. İran konusunda Türkiye kilit öneme sahip. Türkiye’nin İran konusundaki pozisyonunu görüyorum. 28 ülkeyi birden aynı masada toplamak olanaksız. Ama 3-5 AB ülkesinin Türkiye ile İran dosyası üzerinde uzlaşması pekala olanaklı. Buna benzer pek çok ortaklıklar, işbirliği modelleri geliştirebiliriz.”

Yani tam üyelik yerine yeni bir ilişki modeli öneriyorsunuz?

“Tam üyelik önümüzdeki 5-10 yılda olmayacak ama bu süre içinde en büyük hata Türkiye ile köprülerin atılması olacaktır. Türkiye ile ilişkilerimizi yeniden ete kemiğe büründürmeliyiz.”

"Macron ve diğer AB liderleri Türkiye'nin önemli bir ortak olduğunu kabul etmek zorunda"

 Fransa da dahil, pek çok ülke, mevcut hükümet ile AB değerlerinin çakışmadığını açıkça söyledi. Ne Fransa, ne de Türkiye, AB yolunda bir ilerleme öngörmüyor ama.

“Bize Türkiye ile ilişkilerin gelişmesinde kamuoyunun hazır olmadığını açıklıyorlar. Ama kamuoyları, hem bu konuda, hem de diğer pek çok konuda, gelişme ve ilerlemelerle çok hızlı değişebilen yapılar. Önemli kararları almak için fazla da kamuoyunu temel almamak lazım. Macron, Büyükelçiler Konferansı'nda Türkiye'de pan-İslamist bir hükümet olduğunu söyledi. Ama aynı konuşmada, Türkiye'nin vazgeçilmez bir stratejik ortak olduğunu da vurguladı. Rusya ile birlikte, ayrıcalıklı bir ortaklık önerdi. İşte çelişki burada. Sanırım Macron, bu konuşmayı AP seçimleri öncesi bir gruba mesaj vermek için yaptı. Pek daha fazla tam üyelikten söz edilmiyor. Sanırım acil gündemde tam üyelik yok, bu bir gerçek, Türkiye 2005 yılındaki Türkiye değil. Bu olumsuz bir gelişme ama durum bu. Ama Macron ve diğerleri, Türkiye'nin çok önemli bir ortak olduğunu kabul etmek zorunda. AB'nin bölgedeki politik ve ekonomik çıkarları, Türkiye'nin katkısı olmadan savunulamaz. İşte bu noktadan hareketle mantık yürütmek gerekir. Bunun dışındaki sözler edebiyattır.”

AP'nin demokrasi ve özgürlükler konusundaki eleştirilerine, Kıbrıs konusundaki yaptırımlara rağmen böyle bir diyalog sağlanabilir mi?

 “Eğer Türkiye'nin önemli bir ortak olarak kalmasını istiyorsak, diyaloğu korumak gerekir. Şartlar çok zor olsa bile. Bu elbette, Türkiye'de olup bitenleri kabul etmek anlamına gelmiyor. Türkiye'den beklenen ilerlemeler konusunda beklenti seviyesini yüksek tutmaya devam etmek gerekir. Ama diyaloğu koparmamak lazım. Bu elbette, Erdoğan'ın yaptıklarını ya da istediklerini kabul etmek anlamına gelmiyor. Pozitif ve gerçekçi bir diyalog olmalı. Mesela, Suriye konusunda, İdlib için Almanya, Fransa, Rusya ve Türkiye'nin İstanbul'da biraraya gelmesi gibi ortaklık ilişkileri önemli. Bu her alanda tekrarlanabilir. Avrupa savunması konusunda AB'nin, iki büyük NATO ülkesi olan İngiltere ve Türkiye'ye ihtiyacı var. Bunlar gerçekler. Her iki ülke ile de köprüler atılmamalı. Aksi taktirde hem AB, hem de bu ülkeler kaybeder.”

Arzu Çakır/VOA