ABD Trump, Amerika’da ırkçılığın yoğunlaşma müsebbibi



ID:46299
Yayınlanma:
04 Ağu 19

Texas eyaletinde El Paso kentinde bir alış veriş merkezinde yaşanan silahlı saldırı, Amerika’da yaşanan ilk kör saldırı değildir, hiç şüphesiz sonuncusu da olmayacaktır. Fakat olayda 20 kişinin Dallas’tan 21 yaşındaki Patrick Crusius’ın açtığı ateşin ardından Amerika’da ırkçılık ateşini alevlendirecektir.

Birkaç yıl öncesine kadar sosyal haklar hareketlerinin 1950 ve 60’lı yıllarda başarıları, Amerika’da ırkçılık cinini, tekrar sihirli lambaya geri götürdüğü izlenimini bırakmıştı. Fakat son yıllarda ve özellikle de Donald Trump’ın Beyaz Saray’da göreve başlaması ile birlikte Amerika toplumu hem de 21. Y.y.in 3. On yıllarına girerken yeni ırkçı saldırılara sahne olmaktadır.

Bu ırkçı saldırıların enson örneği ise Meksika sınırına yakın bir kentte yaşandı. El Paso Polis Şefi Greg Allen, saldırganın bir gün öncesinden bir manifesto yayımladığını ve nefret içerikli paylaşımlarda bulunduğunu, amacının illegal sığınmacılar ve mültecilerin özellikle Meksika sınırı olmak üzere güney sınırından ülkeye girelerini engellemek olduğunu belirttiğini açıkladı. Saldırgan ayrıca geçen sene Yeni Zelanda’da bir Avustralyalının 50 müslümanı öldürmesini de övdü.  Böylece El Paso saldırganı, Meksika karşıtı yabancı düşmanlığını İslam düşmanlığı ile düğümledi.

Beyaz ırk üstünlüğünü düşünen ırkçılar, ırk karışımı, din çeşitliliği, göçmenler ve mültecilerin Amerika’ya sığınmalarına yoğun şekilde muhalefet ediyor ırk çeşitliliği siyasetlerinin bu ülkede Anglosakson kimliğinin yok olmasına sebep olduğunu savunuyorlar. Bazı istatistikler 2050 yılına kadar beyazların Amerika’da, ülke tarihinde ilk kez %50’nin altına düşeceğini gösteriyor.

Bu mesele, Beyaz Saray’da başkanlık koltuğunda oturandan 21 yaşındaki Dallaslı bir gence kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan milliyetçilerin işe koyularak başkaları ile “savaşa” girmelerine sebep olmuştur. bu arada Amerika başkanı Donald Trump twittere sarılıp ırkçı söylemlerini buradan yayarken, Patrick Crusius’ın    da silaha sarılıyor. Fakat her ikisinin de sonucu aynıdır; bu çok ırklı ve çok kültürlü Amerikan toplumu her geçen gün ve her saldırı ile birlikte biraz daha ırk savaşları uçurumuna yaklaşıyor.

Son iki yılda Amerika başkanı kendi oy paydalarını korumak ve ülkede ırkçı kesimin desteğini kaybetmemek uğruna her geçen gün biraz daha ırkçılık ateşini alevlendirmektedir. Kendisi ilk başta Meksikalıları ruh hastaları ve cinsel saldırganlıkla lakaplandırdı; aradından bazı Müslüman ülke vatandaşlarının Amerika ziyaretlerini yasakladı. Sonra Amerika’nın hırsız ve suçlu göçmenlerin ayakları altında olduğunu iddia ederek, Meksika sınırında duvar inşa etmeye çalıştı ve en sonda da eşine rastlanmayan bir ırk savaşına girerek, bazı renkli derili Amerikan siyasilerine karşı bir savaş başlattı ve bu konuyu, temsilciler meclisinde 4 kadın temsilciye “ülkelerine dönmelerini” söyleyecek kadar ilerlettirdi. 

Tabi bu arada kendini insan hakları beşiği ve bayraktarı olarak tanıtan ülkenin başkanı Trump, Afrika ve Latin Amerika ülkelerini “lağım çukuru” tabirini kullanmaktan hiç çekinmedi ve genelde Amerikalı siyahilerin yaşadığı Baltimor kentini de “farelerin çöplüğüne” benzetti.
2020 başkanlık aday adaylarından  Beto O'Rourke, başkan Trump’ın ülkede ırkçılığı kışkırtığını söyledi.

Böyle gergin bir ortamda ırkçı teröristler silaha sarılarak ülkenin her bir köşesinde korkunç cinayetler işliyorlar. Amerika’da bireysel silahlanma serbestîsi varken, bu ülkede beyaz ırkın üstünlüğü terörizmin, ülkede köklü bir güvenlik sorununa dönüşeceğini beklemek gerekiyor; eğer bu hastalık tedavi edilmezse bu üke yine ırk savaşlarına sürüklenecektir.