Suriye ordusu adım adım İdlib’i özgürleştiriyor!



ID:46747
Yayınlanma:
21 Ağu 19

"Hatırlanacağı üzere; ‘İdlib-Han Şeyhun’a Esad rejimi tarafından düzenlenen kimyasal saldırı’ başlıklı emperyalist yalan kampanyasıyla birlikte ABD, Fransa ve İngiltere caydırıcı misilleme kurgusunu devreye sokmuş ve Humus yakınlarında IŞİD’e karşı etkin olarak kullanılan El Şayrat hava üssüne 7 Nisan 2017 tarihinde Tomahawk füzeleriyle saldırı düzenlemişlerdi. Suriye Ordusu, İdlib’in güneyinde elde ettiği askeri kazanımın ardından nasıl bir harekât planlaması ve icrasında bulunur doğrusu öngörmek zor."

ABD’nin başını çektiği koalisyon tarafından fiili olarak işgal altında tutulan Suriye’nin kuzeydoğusuna odaklı gerçekleşen görüşmeler ve yapılan açıklamalar gündemde tartışmalara konu olurken, batı bloğunun parçası iktidar ve güçler arasında uzlaşma noktaları mutabakat metinleriyle somutlaştırılmaya çalışılırken, İdlib meselesi yeniden öne çıktı ve saha beklenildiği üzere epey ısındı.

 
İdlib’de kümelenen, aldıkları dış destekle ili bir nevi selefistana çevirmeye soyunan El Kaide menşeli terör örgütlerine karşı Suriye Ordusu’nun icra ettiği hava ve kara operasyonları onun açısından tartışma götürmez bir haktır, ordunun anayasal yükümlülüklerden doğan zorunluluğudur ve hiçbir gerekçe mezhepçi terörün buradaki varlığını sürdürmesini haklı çıkartamaz.
Sözde ‘insani hassasiyet’ üzerinden kurgulanan kampanyalar emperyalizmin klasik saldırı aracıdır, ‘muhalifler’ vurgusu silahlı terör örgütlerini koruma ve kollama amaçlı onlara giydirilen yırtık dondur.
 
Suriye’nin anayasal-resmi tek bir ordusu var; o da Suriye Arap Ordusu.
Eli silahlı ‘muhalif’ olmaz, ülkenin bağımsızlığına, vatan savunmasına ve devletin egemenliğine karşı silah tutana müsamaha gösterilemez.
İpleri batılı emperyalistlerin, siyonistlerin ve bölge gerici rejimlerinin elinde olan mezhepçi teröristleri etkisiz hale getirmek, üstlenme ve barınma alanlarını yok etmek ertelenemez bir görevdir.
Suriye Ordusu, başta İdlib olmak üzere sorunlu alanların tamamında operasyonlarını sonuna kadar sürdürecek, sürdürmelidir de.
Başka türlü bir olasılık söz konusu edilemez.
 
Yetki ve sorumluluğu gayet açık; terörü ezmek, topraklarını özgürleştirmek ve güvenliği yeniden tesis etmek.
Şimdilerde Suriye Ordusu Hama’nın kuzeyinden İdlib’in güneyine bu minvalde yüklendiği görevi yerine getiriyor.
 
İdlib’i El Kaide ve Müslüman Kardeşler menşeli orta çağ kalıntısı artıklara, ruh hastası ve sapkın teröristlere kalıcı yuva olarak kurgulayanların tüm hesaplar bozulacak, bozuluyor da.
 
ABD, Fransa ve İsrail’in yön verdiği 80 devletli şer koalisyonuyla ‘’Şam’ı düşürmeyi’’ amaç edinen küresel saldırganlığın planları direnişin iradesiyle nasıl bozguna uğratıldıysa, yenik ve bitik terör aparatlarının zoraki toplandığı yer olan İdlib ve çeperi de adım adım özgürleştirilecek diyebiliriz.
 
Dışarıdan suni teneffüslerle yaşatılan, istihbarat servisleri aracılığıyla farklı kıtalardan taşınan çokuluslu şebekelerle iğreti bir kalıba sokulmak istenen ‘terör adacığı’ yok edilecek, İdlib ona biçilen bu uğursuz role daha uzun süreler katlanmayacaktır.
El Kaide’nin küresel patronları, finansörleri, cephe gerisi hizmetçileri ve terörist devşirdiği bildik bataklık İdlib’in vatan kucağına dönüşünü engelleyemez.
 
Suriye Ordusu’nun mayıs ayında Hama Gap ovasında yuvalanan, sivil yerleşim alanlarına ölümcül saldırılar gerçekleştiren teröristlere karşı başlattığı ve zamanla yaygınlık kazanarak Hama kuzey ve İdlib güney kırsallarını içine alan kademeli harekâtının gelinen aşamada büyük ölçüde hedefine ulaştığı görülüyor.
 
Bazı analistlerin ifade ettiği haliyle “Fırat’ın batısı konulu ABD-TC mutabakatına verilen cevap” varsayımı hem eksik hem de hatalı okumadır.
 
Suriye Ordusu, ABD ile Türkiye arasında kotarılmak istenen mutabakat hali gündemde değilken operasyona başlamış ve epey mesafe almıştı.
 
Burada eksik bırakılan yön; İdlib’in güneyinde bitirici hamlenin geldiği zamana dikkat çekip öncesini yok saymaktır.
Ezber okumalar yapanların bir bölümünün güdümlü yaklaşım sergileyen, Suriye Ordusu’nun rolünü basitleştirmeye gayret edenlerden oluştuğuna vurgu yapmalıyız.
 
ABD-Türkiye veya ABD-SDG ilişkilerinin niteliği Hama kuzey-İdlib güney harekâtına etkisi sanıldığından daha azdır, bir neden-sonuç ilişkisi aranacaksa öncelikle Soçi mutabakatına bakılmalıdır.
 
Hatırlanacak olursa; 17 Eylül (2018) günü Soçi’de buluşan Rusya Devlet Başkanı V. Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı RT Erdoğan arasında 4 saat süren görüşmede varılan anlaşma çerçevesinde Suriye Ordusu’nun hazırlıklarını büyük ölçüde tamamladığı olası İdlib operasyonu başlamadan durmuştu.
 
Taraflar 15 Ekim (18) öncesi ve sonrası atılacak kısa vadeli adımlarla İdlib, Lazkiye kuzeydoğu, Hama kuzey ve Halep güneybatı kırsallarını kapsayan 20 km’lik derinlikte ağır silahlardan ve teröristlerden arındırılmış ‘gerginliği azaltma bölgeleri’ kurulacağını ilan etmişti.
 
Soçi mutabakatının pratik değer kazanabilmesinin yolu Türkiye’nin altına imza attığı şu maddelerle anlam kazanacaktı:
-İdlib’i çevreleyen alanlarda 20 km içeriye doğru ‘ağır silahlardan ve selefi teröristlerden arındırılacak bölgeler.’
 
-M4 ve M5 otoyollarının diğer illerle karasal bağlantının sağlanacağı şekilde 2018 sonuna doğru ulaşıma açılması.
 
-Silahlı grupların saldırılarının Türkiye tarafından engellenmesi ve gerginliği azaltma bölgesinde karşılıklı Türk-Rus devriyelerinin atılması.
 
Mutabakat maddelerinden anlaşılacağı üzere AKP iktidarı üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmedi, bir yıla yakın süre boyunca işi yokuşa sürdü ve silahlı örgütlere kol kanat germeyi sürdürdü.
 
Sözde ‘gerginliği azaltma bölgelerinde’ El Kaide menşeli örgütlerin varlığı bu bir yıl içinde eskiye oranla daha çok arttı, irili ufaklı farklı çetelerden çok sayıda silahlı unsur, selefi yapılarla aralarına mesafe koymayı bir yana bırakalım bu süreçte peş peşe El Nusra-HTŞ’ye biat etti.
 
20 km içeriye doğru çekilen herhangi bir silahlı örgüt olmadığı gibi ellerindeki ağır silahların sayısında ciddi oranda artış oldu ve Türkiye-Katar ortaklığıyla kendilerine yeni ZPT’lerin yanı sıra çeşitli ebatlarla ısı güdümlü füzeler verildi.
 
Sözde ‘gerginliği azaltma bölgesi’ olarak çizilen alanlara Çin-Uygur, Özbekistan, Çeçenistan uyruklu yeni terör kafilelerinin gidişine göz yumuldu, Cisr-i Şuğur ve Han Şeyhun gibi yerleşim alanları bu yabancı uyrukluların beraberinde getirdikleri aileleriyle birlikte dilediğince at koşturduğu korunaklı alanlara çevrilmek istendi.
 
2018’in sonuna kadar şehirler arası M4-M5 otoyollarının geçtiği yerlerde kümelenen El Nusra tasfiye edilecek, otoyollar trafiğe açılacak ve Suriye devleti kendi otoyolları üzerinde her türlü tasarruf hakkını kullanacaktı.
 
Peki bu konuda mutabakata denk düşen somut bir adım atıldı mı? Cevap: hayır.
 
El Nusra, kendisine bağlı sözde İdlib kurtuluş hükümetiyle ilgili otoyolların geçtiği yerlerde haraç toplamaya devam etti, El Nusra otoyolların hakimiyetiyle alakalı sorun yaşadığı diğer silahlı örgütleri şiddet uygulayarak bastırdı.
 
Mutabakat, El Nusra’nın zayıflatılmasını öngörürken örgüt sınır kapılarını kendisine bağlı sözde kurtuluş hükümetiyle kontrol altında tutmaya, her türlü kaçakçılıktan beslenmeye devam etti.
 
Maddeler arasında yer alan ‘gerginliği azaltma bölgelerinden’ doğru Suriye Ordusu’nun kontrolü altındaki yerleşim alanlarına düzenlenebilecek saldırıların engellenmesi taahhüdü kâğıt üzerinde kaldı.
 
Soçi mutabakatının imzalandığı günden bugüne teröristler tarafından Lazkiye, Hama ve Halep’i hedef alan yüzlerce füze, roket, İHA ve havan saldırısı gerçekleşti, çok sayıda sivil vatandaş hayatını kaybetti ve yaralandı.
 
TSK tarafından kurulan 12 gözlem noktası radikal selefi örgütleri takip etmek yerine Suriye Ordusu’na karşı gözetleme-karşı istihbarat noktası işlevi gördü.
 
İşte tüm bunlar Şam’ın sabrının taşmasına yol açtı, terör örgütlerinin İdlib’in iç kesimlerine doğru kovalanması kararı aldırdı.
Suriye Ordusu’nun savaş deneyimi yüksek olan elit Kaplan Kuvvetleri, Cumhuriyet Muhafızları ve farklı kolordulara bağlı birliklerin müşterek harekâtı sahada karşılığını buldu, Hama’nın kuzeybatısından başlayan temizlik operasyonları kademeli olarak genişleyerek geniş bir bölgenin özgürleştirilmesine vesile oldu.
 
Ağustos ayının başında Türkiye’nin Rusya aracılığıyla ilettiği talep doğrultusunda alınan şartlı ateşkes kararı terör örgütlerinin saldırılarına devam etmesi nedeniyle uygulanmadan ortadan kalktı ve Suriye Ordusu çekilmemekte direten örgütleri tepelemeye hız kazandırdı.
Şam’ın ateşkese şartlı olarak evet demesi, Soçi’ye işaret etmesi ve Ankara’ya yerine getirmediği sorumluluğunu hatırlatması talep edenin samimiyetine güvenmediğinin ilanıydı.
 
Ankara bir müddet daha muhataplarını oyalayabileceğini, bu süre zarfında örgütlere nefes alabileceği konjonktür yaratabileceği hesapladı ama güdümü altındaki örgütlere taktiksel saldırılarına devam etmeleri yönünde verdiği telkin öngöremediği stratejik yenilgiye dönüştü.
 
Siyasal İslamcı mantalite gereği bir taraftan Rusya aracılığıyla oyalama maksatlı şöyle-böyle adımlar atalım önerileri, sahadaki siyasal İslamcı örgütlere tiyatral oyunlar sergilemeleri yönünde yazılmış senaryolar ezberletmeleri ve diğer bir taraftan nihai olarak Suriye Ordusu’na zarar verebilecek tüm imkanların seferber edilmesi taktiği oyunu gören Şam tarafından hızlıca bozuldu.
 
Ateşkes için şartların yerine getirilmemesi İdlibistan projesinde büyük gediğin açılması sonucunu doğurdu, silahlı örgütlerin Hama’nın kuzeyi ile İdlib’in güneyini kaybetmelerinin önünü açtı.
 
Güncelde İdlib’in iç kesimlerine açılan kapı vazifesi gören Han Şeyhun kentinin özgürleştiriliyor olması süren harekatın başarısını özetliyor.
 
Han Şeyhun’un stratejik öneminin yanı sıra sembolik bir yönü de vardı.
 
Burası düşman devletlerin sahada kullandığı Beyaz Baretliler (White Helmets) şebekesi ile bağlantılı olduğu El Nusra’nın kimyasal saldırı kampanyasını tezgahladığı psikolojik savaş merkeziydi.
 
Hatırlanacağı üzere; ‘İdlib-Han Şeyhun’a Esad rejimi tarafından düzenlenen kimyasal saldırı’ başlıklı emperyalist yalan kampanyasıyla birlikte ABD, Fransa ve İngiltere caydırıcı misilleme kurgusunu devreye sokmuş ve Humus yakınlarında IŞİD’e karşı etkin olarak kullanılan El Şayrat hava üssüne 7 Nisan 2017 tarihinde Tomahawk füzeleriyle saldırı düzenlemişlerdi.
 
Suriye Ordusu, İdlib’in güneyinde elde ettiği askeri kazanımın ardından nasıl bir harekât planlaması ve icrasında bulunur doğrusu öngörmek zor.
 
Elbette durmayacak ve adım adım topraklarını işgalden arındırıp özgürleştirecektir.
 
Olası yeni hedef sahası İdlib’in batısında bulunan ve El Kaide’nin farklı ülkelerden gelen azılı üyelerinin yuvalandığı Cisr-i Şuğur ilçesi olabilir.