Alıntı Yazılar Egemen Bağış elçi mi? Halep-İdlib Misaki Milli mi? / Mehmet Yuva



ID:46793
Yayınlanma:
23 Ağu 19

"Adaletin Sesi Hz. Ali’nin “bir devlet adamı yetkilileri, memurlarını nasıl ve kimlerden seçmeli” öğütlerini öğrenmediniz, benimsemediniz. Hâlbuki devleti yönetmeye talip her rical önce Ali’nin Mısır’a Vali tayin ettiği ve Muaviye’nin danışmanı Amr İbn el-As tarafından balına zehir koydurtarak katlettiği Malik El-Eşteri’ye hitaben kaleme aldığı nasihatlerini okumalı ve içselleştirmelidir."

Kendisini eleştirdiğim bir yazım üzerine Egemen Bağış’tan bir mektup almıştım. KKTC vatandaşlığı ile ilgili bir paragraftı. Mektubunda ülkesini seven, milliyetçi bir insan olduğunu ifade etmişti. İnşallah öyledir. Bu niyeti taşıyor olabilir. Ancak Sayın Bağış da bilir, Ainesi iştir kişinin lafına bakılmaz. Biz yetkililerin işine not veren bir meslek icra ediyoruz. Eylemlerini değerlendireceğiz. Söylemleri ile ne kadar uyumlu çalışma ortaya koyduğuna bakacağız. Hakaret etmeden, önyargılı davranmadan, iftira atmadan, fitne ekmeden ve adalet kılıcının kestiği parmak acımaz ilkesinden hareketle soru soracağız. İddiaları kamuoyu ile paylaşacağız. Cevaplar arayacağız.

Karalamayacağız ancak örtmeyecek, aklamayacağız. Zira devleti yönetenleri araştırmayan, sorgulamayan, eleştirmeyen, takdir edip övmeyen bir toplum zavallıdır. Vicdanı hür fikri hür insan ile de bağdaşmaz. Gazeteciliğin, öğretmenliğin keyfiyetçilerin kahvesi olmadığına müdrikiz. Partizanlık olmadığını da biliyoruz. Kalem erbabı olmak futbol kulüplerinin renklerine ölümüne bağlanmak misali lider tutmak, her şart ve koşulda ve ne pahasına olursa olsun dinimi, mezhebimi, partimi, örgütümü, ailemi vicdan yerine cüzdan zihniyetiyle temsil etmek ve savunmak değildir.

YÜCE DİVAN DOSYASI

Görevini kötüye kullanmak ve rüşvet almak sebebiyle Yüce Divan dosyası hazırlanan sonra Meclis'te çoğunluğu elinde tutan dönemin Ak Parti vekillerinin oylarıyla yargılanması engellenen Egemen Bağış’ın, Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag’a büyükelçi olarak atanacağı haberleri tedavülde. New York’ta işletme okumuş. İşletme uzmanı olmuş. Egemen Bey'i 2002 senesine kadar Türkiye sathında tanıyan yok. ABD’den zembille indi ve Büyük Meclis'te İstanbul’un vekili yapıldı.

BEYAZ SARAY TERCÜMANLIĞI

Türk-Amerikan derneğinde çalışmış. Derneğin başkanı olmuş. Ancak en önemli görevi Beyaz Saray’da Türkçe tercümanlığı yapmasıdır. Beyaz Saray adına tercümanlık görevini üstlenmiş. Bill Clinton, George W. Bush, eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, Colin Powell ile çalışmış. 7 Ağustos 1999'da meydana gelen deprem sonrası İzmit'e dönemin ABD Başkanı Bill Clinton gelmişti. Clinton’ın ve dönemin İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tercümanlığını yapmıştı.

Türkiye’den giden çeşitli devlet kademelerindeki bürokratlar ve bakanların Amerika'daki görüşmelerinde de hazır bulunmuş. Amerikan cezaevlerinden Beyaz Saray'a kadar çok farklı yerlere giren, ikili görüşmeleri izleyen Egemen Bağış 2002’de Meclise girdiğinde 32 yaşındaydı. Şüphesiz bu sahada çalışmak insana tecrübe ve uzmanlık kazandırır. Zira bu ilişkilerinden yararlanmak isteyen Erdoğan kendisini Amerika ile ilişkilerden sorumlu danışman, ardından AB’den sorumlu Bakan yaptı. Dünyayı yönetmeye tamah güden, tekelci hegemonya zirvesinde kalmak isteyen bir devletin zirve personeline, en hassas istihbarat kuruluşlarında görev yapmak için ABD’ye mutlak bağlılık yemini ve güveni sunulur. Sayın Erdoğan onu bakan yapmış ardından Prag’a elçi olarak münasip görmüşse onların bildiği, bizim bilmediğimiz vardır.

17-25 ARALIK'IN HEDEFİ ERDOĞAN

Şüphesiz ki 17-25 Aralık operasyonu bir CIA-FETÖ tezgâhıdır. Filhakika Reis Erdoğan’ı şahsında hedef almıştı. Eyvallah kumpastı. Dört rüşvetçi bakan üzerinden hedefte esas olan Erdoğan idi. Ama ve lakin üstat filozof Nasreddin Hocamızın ifadesiyle haraminin hiç mi suçu, günahı, sorumluluğu, rolü, payı, katkısı yok mu? Belki de tüm kabahat bu kumpasa araç olanlardı. Zira devleti müstevli veya menfaati için suistimal eden, ülke kaynaklarını, makamını zenginleşmek için kullanan henüz insan olamamış mahlûktur. Ülkesini, milletini, devletini, yeminini bencil çıkarları için kurban eder, satar. Onu o makama layık göreni de bozuk para gibi harcar.

Dört bakan hakkında Yüce Divan'da yargılanmaları için fezleke ve meclis soruşturma önergeleri hazırlanmıştı. Suçlama ağırdı. Reza Zarrab adında bir tüccar dört bakan dâhil birçok kimseyi kıssadan hisse devleti yüksek çıkarları için parasıyla satın almıştı. Bakanların arasında Egemen Bağış da vardı. Zarrab, örnek vatandaş ve hatta Türk ekonomisini kurtaran kahraman ilan edilmişti. Ödüller almıştı. Ardından Bakanları sattı. Bunların yaşanması gayet normaldi. Zira ayakların baş, rüşvetin helal olduğu kapitalist-emperyalist nizamda sihirli sözcük paradır ve para etmektir.

Reklamdan sonra devam ediyor 

 
ZARRAB ŞİMDİ BUZDOLABINDA

CNN International silah kaçakçısı ve terör finansörü Suudili Adnan Kaşıkçı’yı “ekonomi ve uluslararası ilişkiler uzmanı” olarak takdim etmişti. Kaşıkçı buysa, Zarrab’ın da ‘Türkiye Ekonomisi uzmanı, Bankalar mevzuat üstadı, örnek vatandaş, ekonomiyi kurtaran Süpermen ve uluslararası yatırım müsteşarı olması’ gayet normaldir. ABD için itirafçı oldu. En son New York Parkı'nda görülmüştü. Bir sonraki kumpaslar için kullanılmak üzere buzdolabına konuldu. Adı böyle bir rüşvet sarmalına, bir şaibeye karışmış olan, daha önce ABD devleti için çalışmış olan Egemen Bağış’ın ülkemizin Büyükelçisi olarak görevine devam etmesi kamuoyunu ve vicdanları rahatsız eder.

Adaletin Sesi Hz. Ali’nin “bir devlet adamı yetkilileri, memurlarını nasıl ve kimlerden seçmeli” öğütlerini öğrenmediniz, benimsemediniz. Hâlbuki devleti yönetmeye talip her rical önce Ali’nin Mısır’a Vali tayin ettiği ve Muaviye’nin danışmanı Amr İbn el-As tarafından balına zehir koydurtarak katlettiği Malik El-Eşteri’ye hitaben kaleme aldığı nasihatlerini okumalı ve içselleştirmelidir. Memur, bakan, komutan seçimi, ataması ve kontrolü nasıl yapılır bu eserinde ayrıntılı anlatılır. Diyeceksiniz ki kötülük ve şer kuvvetleri Ali’ye de üstün geldi. Hainlik ile dürüstlük, kötülük ile iyilik kavgası ezelidir var ve ilelebet olacaktır. Derviş dervişliğini akrep akrepliğini yapacaktır.

ESAD'A DA TAVSİYE ETMİŞTİM

Bunu sadece Devlet Başkanı Erdoğan’a tavsiye etmiyorum. Bunu yıllar önce Esad’a da tavsiye etmiştim. Esad da bu öğretilere uygun davranmadı. Zira liyakat yerine yalakalık, yakınlık, biat ve itaat esas alındı. Bölgemizin yaşadığı felaketlerde sadece siyonist-emperyalist projeler, tamahlar ve tekelci hegemonya arzusu sebep değildir. Bu müdahaleye ortam hazırlayan, dış müdahaleye kapı aralayanlar en az dış aktörler kadar sorumludur. Hatta daha fazla sorumludur.

HUDUTLARI TARTIŞMAYA AÇAR

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Salı akşamı Habertürk’te gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “Unutmayalım ki ülkemizdeki Suriyelilerin büyük bir çoğunluğu Misakı Milli hudutlarımızdan geliyorlar. Halep’ten İdlib’ten geliyorlar” ifadesinde bulundu. Sayın Bakan birçok doğru iş yapmaktadır. Ancak bu açıklaması hem çok tehlikeli hem de çok sakıncalıdır. Kıssadan hisse bunlar zaten Türkiye topraklarına ait bölgelerden geliyorlar diyor. Zafer sarhoşluğu mu bilgisizlik mi yoksa kendine yüksek güven mi bilemeyiz. Ayrıca bu ifadeler bizatihi Misak-ı Milli konusunu tartışmaya açar.

Zira biz 'Halep, İdlib, Afrin bizim' diye başlarsak, henüz sınır antlaşması yapmadığımız ve yapmaya yanaşmayan Suriye’nin misak-ı milli hudutları Hatay diye başlar, Torosları aşar, Bizantum’da bile bitmez. Geçmişte hangi coğrafyalar bizimdi diye başlarsak sınıfta kalırız. İstanbul bile Yunanların değil Suriyelilerin olur. Zira Biz-nattum yani Bznatum yani Bizans yani Bizanta Suriyecedir. İki kelimeden oluşur; Biz ve Nat. Halen bugün günlük Arapça'da kullanmaktayız. Biz 'Meme' demektir. Nat 'kalkık, dik' manasındadır. Bizantıum 'kalkık, dik, iri memeliler şehri' demektir.

Sayın Soylu'nun tarih danışmanlarına ihtiyacı var. Halep 1000 sene önce tarihte kurulmuş ilk Alevi Hamdani Hanedanlığı Devletinin başkentidir. Mardin, Diyarbakır, Hatay, Mersin, Adana, Karadeniz coğrafyası, İdlib, Hama, Humus havzası bu devletin egemenliğindeydi. Geçmişte böyle olduğu için Anadolu, Suriye ve Dünya Alevileri, 'Halep misakı Alevi hudutlarımızdır' mı desin? Mustafa Kemal ve Milletin 1923’te kurduğu ve ilan ettiği Cumhuriyetin Misak-ı Milli hudutları uluslararası hukuk ve yasalarca kabul edilmiştir. Bunu tartışmaya açmak İdlib meselesini, Fırat’ın doğusu meselesini çözmez. Hep iddia ettiğiniz Suriye’nin toprak bütünlüğü açıklamalarınıza da gölge düşürür. İnandırıcılığınızı zedeler.

İdlib’teki son gelişmeler üzerine Ulusal Kanal, televizyon gazetesi programının sunucusu Halil Nebiler’e yaptığım açıklamaları linkten dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=CRV0ro27fT8

Mehmet Yuva/Aydınlık