Analiz Güvenli bölge muamması / Hediye Levent



ID:47438
Yayınlanma:
12 Eyl 19

Güvenli bölgenin sınır boyunca uzunluğu ve Suriye içinde derinliği ne olacak?

Türkiye ve ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturulmasına ilişkin uzlaşması hâlâ belirsizliğini koruyor. 

Uzlaşma, Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye yönelik askeri operasyon hazırlığı yaptığını duyurmasının ardından gelmişti. İki taraftan heyetlerin birkaç öneriyi tartıştığı müzakereler sonucunda üç madde üzerinde anlaşıldığı duyurulmuştu. Aslında üç maddenin üçünün de oldukça belirsiz olduğu, güvenli bölgenin derinliği/uzunluğu gibi önemli unsurların neye göre belirleneceği gibi konular dahil uzlaşmanın nasıl pratiğe döküleceği baştan beri muammaydı. 

Nihayetinde üç maddelik uzlaşmanın sadece ortak harekat merkezi oluşturulması kısmı hayata geçirilebildi ve Şanlıurfa’da bir merkez oluşturuldu. 

Kısa süre önce de Türk ve ABD güçlerinin ortak devriye görüntüleri yayımlandı. Ancak bundan önce ABD’nin YPG ile ortak devriyeye çıktığını ve YPG flamalı askeri aracın ABD konvoyuna eşlik ettiğini gösteren görüntüler de gündeme geldi. Bir süre önce de Suriye Demokratik Güçleri (SDG), güvenli bölge uzlaşması çerçevesinde sınırdaki bazı bölgelerden çekileceğini duyurdu. Sahada bu gelişmeler yaşanırken Türkiye’den yapılan açıklamalarda ABD’nin niyetine ilişkin şüpheler sık sık dile getiriliyor.

Her ne kadar Türkiye basını Türk-ABD ortak devriyesi “Türkiye’nin istediğini aldığı” bir başarı hikayesi olarak yansıtmayı tercih etse de üç maddelik uzlaşmaya ilişkin belirsizlikler hâlâ sürüyor. Bu belirsizlikler ortak devriye konusunu da güvenli bölge oluşturulmasını da doğrudan etkileyecek kadar önemli unsurlara ilişkin. 

Mesela;

- Güvenli bölgenin sınır boyunca uzunluğu ve Suriye içinde derinliği ne olacak?

- Güvenli bölge ile Arap nüfusun yoğun olduğu Tel Abiyad gibi yerleri kapsayan birkaç cep mi oluşturulacak? Ki bu formül, Türkiye-ABD müzakerelerinin devam ettiği günlerde gündeme gelmişti ve aslında Kuzey Suriye Kürtlerinin önerileri arasında yer almıştı.

- SDG, Suriye’nin kuzeyindeki bazı bölgelerden çekileceğini duyurdu ancak sahadaki duruma bakıldığında Kürt askeri ve siyasi oluşumların yoğunlaştığı yerleşim birimlerinde ve şehirlerde değişen bir durum yok. 

- Güvenli bölgenin nereleri kapsayacağı henüz belirsizken Türkiye ve ABD ortak devriyesi nerelerde görev yapacak? Ortak devriyenin amacı ne olacak? Türkiye’den yapılan açıklamalarda Türkiye’nin hedefinin YPG başta olmak üzere Kürt askeri ve siyasi oluşumlar olduğu belirtiliyor. Ancak mevcut duruma bakıldığında ABD’nin Suriye Kürtleri ile yürüttüğü müttefiklik ilişkisinde veya Kürt oluşumlara bakışında bir değişiklik olmadığı anlaşılıyor.

- Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan güvenli bölge kurulması halinde Türkiye’deki Suriyelilerin bir kısmının bölgeye nakledileceğini bir kez daha dile getirdi. Erdoğan, “100-150 metrekare bahçe içinde 250-300 metrekarelik evler yapılabileceğini” söyledi. Bu açıklama bir kez Türkiye’nin güvenli bölge oluşturma girişimlerinin tek sebebinin (veya asıl sebebinin) güvenlik endişesi olmadığını ortaya koydu. Güvenli bölge oluşturulması halinde Suriye’nin kuzeyinde demografinin değiştirilmesinin amaçlandığı, El Bab ve Afrin’de olduğu gibi Türkiye’ye bağlı/bağımlı bir kuşak oluşturma niyeti güdüldüğü anlaşılıyor. Muhtemelen ABD, o bölgeye kimin yerleştirildiği ile ilgilenmez ve hatta Şam’a sürekli tehdit olabilecek bir kuşağın oluşturulmasından memnun olabilir. Ancak Türkiye’nin niyetleri Kuzey Suriye’deki Kürt nüfusu ve varlığını da etkileyecek. Bu duruma ABD’nin nasıl yaklaşacağı belirsiz. En azından mevcut duruma bakıldığında ABD’nin hâlâ ikna olmadığı anlaşılabiliyor. 

- Yukarıdaki sorulara ve belirsizliklere bakıldığında Türk-ABD ortak devriyesi güvenli bölge oluşturulması için ön hazırlıktan çok “Çok iyi anlaşıyoruz” görüntüsü vermekten ibaret bir hal alıyor. Ortak devriye, sahayı kontrolden çok sahadaki Türk-ABD güçlerinin karşı karşıya gelmesini engelleme amaçlı ve sadece iki ülke arasındaki koordinasyon görünümünde. 

- Bir kez daha Türkiye’den “ABD’nin oyalama taktiğine geçtiği” yönünde eleştiriler yükselmeye başladı ki benzer bir süreç Menbiç’te yaşanmıştı. Bu eleştirilerin devamında “Türkiye’nin gerekirse tek başına operasyon yapacağı” vurgulanıyor. Peki bu mümkün mü? ABD’nin silah vs. desteği sağladığı YPG/DSG’ye karşı Türkiye operasyon başlattı diyelim. Bu durumda ABD, kendi güçlerini sınırdan Suriye içlerine çekmeyi tercih edecek ve çatışmalara doğrudan dahil olmayacaktır. Ancak ABD, Türkiye’nin hava sahasını kullanmasına izin verecek mi? Türkiye’nin sadece kara güçlerini kullanabildiği bir operasyonda başarılı olma ihtimali nedir veya böyle bir operasyon ne kadar sürer?

- Fırat’ın doğusu konusunda sadece ABD’yi konuşuyoruz ancak sahada bir de Rusya var. Rusya’nın güvenli bölge girişimden hazzetmediğini ve cevabını İdlip üzerinden verdiğini biliyoruz ki, Türkiye’nin İdlip çevresindeki gözlem noktalarının bir kısmını taşımaya zorlayacak kadar kesin ve kararlı bir cevaptı. Bu gelişme ile birlikte Türkiye tarafı Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştirdi ancak eli boş döndü. Yani Rusya ne İdlip’ten vazgeçecek ne de güvenli bölgeye göz yumacak gibi görünüyor. Bu durum göz önüne alındığında yukarıdaki soruyu “Türkiye, ABD ve Rusya’ya rağmen Fırat’ın doğusuna operasyon yapabilir mi?” Hava sahası konusunda Rusya’nın izni olmadan hareket etmek mümkün değil. Rusya, Türkiye’nin İdlip’teki varlığından rahatsızken Suriye’nin kuzeyinde geniş bir bölgeye girmesine yeşil ışık yakar mı?  

- Daha önce gerçekleşen süreçlerde Türkiye, ABD ve Rusya arasında hamlelerle gelişmeleri kendi lehine çevirmeyi, fırsatları değerlendirmeyi kısmen başardı. Ancak Suriye sahasındaki şartların da zamanla değişmesi ile birlikte ABD-Rusya arasında manevra girişimleri iki ülke arasında sıkışmasına sebep olacak hale geldi. Sonuçta Türkiye İdlip’teki gözlem noktalarının güvenliği dahil her konuda Rusya’ya bağımlı halde. Fırat’ın doğusu için de ABD’den bağımsız adım atması veya atacağı adımlar için Rusya’dan aktif destek olması pek mümkün görünmüyor.

Velhasıl Türkiye-ABD ve Türkiye-Rusya arasında ajanda farklılıklarından kaynaklı makas kapanmadı ve giderek de açılıyor gibi görünüyor.Hediye Levent/Evrensel